İdari Yargılama Usulü Kanunu
- Kanun Numarası
- 2577
- Kabul Tarihi
- 6/1/1982
- Resmî Gazete
- 20/1/1982 · Sayı 17580
- Düstur
- Tertip 5 · Cilt 21 · Sayfa 147
Metin mevzuat.gov.tr'deki resmî kaynağından birebir aktarılmıştır; sadeleştirilmemiş, kısaltılmamış, değişiklik şerhleri yerinde bırakılmıştır. Her maddenin şerhi ve emsal kararları kendi sayfasındadır.
Kâr amacı gütmeyen bir çalışmadır: erişim ücretsizdir, reklam ve ödeme duvarı yoktur, takip çerezi kullanılmaz. Ayrıntı.
Genel gerekçe
Aşağıdaki metinler, kanunun ve onu değiştiren kanunların kendi genel gerekçeleridir. Tek bir maddeyi değil, düzenlemenin tümünü gerekçelendirirler.
Kanunun kabulü (6/1/1982)
“İdari Yargılama Usulü Kanunu, Danıştay Kanunu ve Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemeleri Kanunuyla birlikte idari yargı reformunu oluşturmaktadır.”
“İdari yargılama usulü ile ilgili hükümler 521 sayılı Danıştay Kanununun yargılama usulü bölümünde yer almaktaydı. Bölge idare, idare ve vergi mahkemelerinin kurulması ile ortaya çıkan yeni usul konularının (görev, yetki, bağlantı vb. gibi) düzenlenmesi ve daha önce Danıştay Kanununda bulunan hükümlerin gözden geçirilerek hem Danıştayda hem de idare ve vergi mahkemelerinde uygulanır hale getirilmesi sonucunda bağımsız bir usul kanunu olan bu Kanun hazırlanmıştır.”
Millî Güvenlik Konseyi S. Sayısı 312 (1/254) · tarama · 2577 sayılı Kanun TBMM'de görüşülmemiştir; tasarı doğrudan Millî Güvenlik Konseyine sevk edilmiş ve orada kabul edilmiştir.
3622 sayılı Kanunla yapılan değişiklik (5/4/1990)
“20 Ocak 1982 tarihinde yürürlüğe giren İdarî Yargılama Usulü Kanununun bugüne kadar yapılan uygulaması sonucu, işleri uzatan bir takım eksikliklerinin ve boşluklarının bulunduğu görülmüş, idarî yargının kendi kural ve usulleri ile işleyebilmesi için bu eksikliklerin giderilmesi ve boşlukların doldurulması mecburiyeti hâsıl olmuştur. Bu Tasarı; idarî yargının kamu hukuku kural ve usulleri içinde işleyebilmesi, ayrıca, İdarî Yargılama Usulü Kanununun davaların uzun zaman sürüncemede kalmasına ve hemen yürütülmesi lüzumlu bulunan idarî işlemlerin askıda tutulmasına sebep olan hükümlerinin değiştirilmesi amacıyla hazırlanmıştır.”
TBMM S. Sayısı 120 (1/415) — Hükümet tasarısı ve Adalet Komisyonu raporu · tarama
4001 sayılı Kanunla yapılan değişiklik (10/6/1994)
“2577 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 20.1.1982 tarihinden sonra, Kanunun aksayan yönlerinin giderilmesi, uygulamada ortaya çıkan boşluklarının doldurulması ve yargılamanın hızlandırılması amacı ile 5.4.1990 tarihinde kabul edilen 3622 sayılı Kanunla değişiklik yapılmıştır. Bu değişiklikler, idarî yargının iş yükünün yeterli düzeyde azalmasını sağlayamamış, idarî yargı mercilerindeki tıkanıklık büyük boyutlara ulaşmıştır. Bu Tasarı; idarî yargı mercilerindeki tıkanıklığa neden olan hükümlerin değiştirilmesi suretiyle yargının hızlandırılması ve dava dosyalarının bir an önce çözüme ulaştırılmasının sağlanması amacıyla hazırlanmış bulunmaktadır.”
TBMM Tutanak Dergisi, Dönem 19, Cilt 62, 115 inci Birleşim, 10 Haziran 1994 (S. Sayısı 409 ve 409'a 1 inci Ek tutanağa eklidir) · tarama
4577 sayılı Kanunla yapılan değişiklik (8/6/2000)
“Danıştayın iş yükü yıllar itibarıyla artış göstermektedir. Dava dairelerinin her birinin sonuçlandırabileceği dosya sayısı yılda 3000-3500 civarındadır. Oysa bazı dava dairelerinde mevcut dosya sayısı 10 000’in üzerindedir. Bu durum, Danıştayın görülmekte olan davaları ancak ortalama 2-3 yıl arasında sonuçlandırabileceğini göstermektedir. Bu nedenle, Tasarıyla 2577 sayılı İdarî Yargılama Usulü Kanununda değişiklik yapılmak suretiyle, Danıştayın temyiz incelemesine esas olan bazı idarî uyuşmazlıklar, niteliğine göre ayrılarak bölge idare mahkemelerinin itiraz incelemesine tabi kılınmakta, böylece, Danıştayın iş yükünün azaltılması amaçlanmaktadır.”
TBMM S. Sayısı 376 (1/536) — Tutanak Dergisi, Dönem 21, Cilt 35, 107 nci Birleşim, 8 Haziran 2000 tutanağına ekli · tarama
6545 sayılı Kanunla yapılan değişiklik (18/6/2014)
“İdari yargı ilk derece mahkemelerince verilen nihai kararların bir kısmı bölge idare mahkemesince, kalan kısmı ise Danıştay tarafından denetlenmektedir… Bu uygulama sebebiyle idare ve vergi mahkemelerinin nihai karara bağladığı dosya toplamının yaklaşık yüzde yetmişi Danıştay’da yüzde otuzu ise bölge idare mahkemelerinde denetlenmektedir. Anılan iş yükü sebebiyle Danıştay’a gelen dosyaların kesinleşme süresi uzamaktadır. Bu bağlamda idari yargıda istinaf kanun yolunun getirilmesi konusu öteden beri yargı paydaşları arasında tartışılmaktadır. Tartışmaların sonucunda varılan mutabakata bağlı olarak Tasarıyla bölge idare mahkemeleri istinaf mercii olarak yapılandırılmaktadır… Böylece Danıştay’ın temyizen karara bağladığı iş yükünün yaklaşık yüzde seksen oranında azaltılarak Danıştay’ın içtihat mahkemesi rolünün güçlendirilmesi amaçlanmaktadır.”
TBMM S. Sayısı 592 (Dönem 24, Yasama Yılı 4) — Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu · tarama
Kanunu değiştiren diğer kanunların genel gerekçeleri henüz derlenmemiştir. Maddelerin kendi gerekçeleri her madde sayfasındadır.
Birinci Bölüm — Genel Esaslar
Kapsam ve nitelik
1. Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare mahkemeleri ve vergi mahkemelerinin görevine giren uyuşmazlıkların çözümü, bu Kanunda gösterilen usullere tabidir.
2. Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare mahkemeleri ve vergi mahkemelerinde yazılı yargılama usulü uygulanır ve inceleme evrak üzerinde yapılır.
Madde gerekçesi
Tasarıdaki karşılığı: 1'inci madde.
Tasarının 1 inci maddesi aynen benimsenmiştir.
Millî Güvenlik Konseyi S. Sayısı 312 (1/254) · tarama
Kararlar
1/1 Kanunun kapsamı: uyuşmazlık idari yargıda mı#
Kamu görevlisinin ölümünde idare mahkemesi görevli
Kurul, davayı 2918 sayılı Kanun'daki sorumluluk davasından ayırmıştır. Uyuşmazlık “olay tarihinde davacılar yakınının kamu görevlisi olduğu ve olayın gerçekleşmesinde davalı idarelerin sorumluluğunun bulunduğu iddiası”ndan doğduğu için idare mahkemeleri görevli görülmüştür.
İş sözleşmesinin feshi iş mahkemesinin görevinde
Kurul, taraflar arasındaki ilişkiyi İş Kanunu'na tabi hizmet sözleşmesi saymıştır. Fesih, “idarenin yetkili organı tarafından işveren sıfatıyla tesis edilmiş bir özel hukuk işlemi olduğu açıktır” denilerek uyuşmazlık iş mahkemelerine bırakılmıştır.
Sözleşmenin uygulanması aşaması adlî yargıda
Daire sınırı sözleşmenin imzalandığı ana koyar: o ana kadarki işlemlerde idari yargı, sonrasında “sözleşmenin uygulanması aşamasında, idarenin sözleşmenin tarafı olarak hareket ederek yaptığı iş ve işlemler bakımından” adlî yargı görevlidir. Fesihten doğan tazminat davası bu ikinci kümededir.
Kayyım işlemlerinden doğan uyuşmazlık adlî yargıda
Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun kayyım sıfatıyla tesis ettiği işlemler dava konusu edilmişti. Daire, “kayyım işlemlerinin idare hukuku ilkelerine göre değil ticaret hukuku ilkelerine göre tesis edildiği” saptamasıyla uyuşmazlığı adlî yargıya bırakmıştır.
1/1 Uygulanacak usul: ivedi yargılama ve genel usul#
Usulü kanun belirler, dosyanın gidişatı değil
Daire, uyuşmazlığın ivedi yargılama usulü kapsamında olmadığını saptamış; “genel yargılama usulü yerine ivedi yargılama usulü uygulanarak karar verilmesinde usul hükümlerine uygunluk bulunmamaktadır” diyerek kararı bozmuştur.
Özel hukuk tüzel kişisinin işlemi ivedi usule girmez
Daire, kanun yolunu davalının hukuki niteliği üzerinden belirlemiştir. Türk Ticaret Kanunu uyarınca kurulan şirketin işlemi idari işlem olmadığından dava “ivedi yargılama usûlü kapsamında bulunmadığından” temyiz istemi görev yönünden reddedilmiştir.
İhale uyuşmazlığında ivedi usul: mahkeme kendi usulünü seçemez
Daire, kapsam hükmünü 20/A maddesiyle birlikte okuyarak ihale işlemlerinden doğan uyuşmazlığın ivedi yargılama usulüne tâbi olduğunu belirtmiş; usul hükümlerine uymayan İdare Mahkemesi kararını bozmuştur.
Aynı gerekçe altmış dört kararda; madde 1'in uygulamadaki en yerleşik hattı.
Benzer yöndeki kararlar
İvedi usule girmeyen işte doğrudan temyiz yapılamaz
Daire, ivedi yargılama usulü kapsamında olmayan uyuşmazlıkta doğrudan temyiz incelemesi yapılamayacağını yineledi.
Kapsam hükmü, idari dava türleriyle birlikte okunur
Daire, kapsam hükmünü idari dava türlerini ve yargı yetkisinin sınırını düzenleyen hükümle birlikte ele alarak uyuşmazlığın çözüleceği usulü belirlemiştir.
Ivedi usule tâbi işte genel usul uygulanamaz
Kapsam hükmü uyarınca uyuşmazlık ivedi yargılama usulüne tâbi görülmüş, aksi yönde kurulan karar bozulmuştur.
1/2 Yazılı yargılama usulü#
Kararı, görüşme tutanağında imzası olanlar imzalar
Daire, yazılı yargılama usulünü düzenleyen kapsam hükmünü 22, 23 ve 24. maddelerle birlikte okumuş; “kararda imzası bulunması gereken başkan ve üyelerin, kararın verildiği toplantıya katılan ve bu toplantıda düzenlenen tutanakta imzası bulunan başkan ve üyeler olması gerektiği” sonucuna varmıştır.
Özel kanun ile genel kanunun ilişkisi#
İYUK özel kanundur, düzenlediği yerde önce gelir
Dava dilekçesindeki adrese tebligat yapılamayınca 7201 ve 2577 sayılı kanunlar farklı sonuca götürüyordu. Kurul, 2577 sayılı Kanun'u “usul kurallarını belirleyen özel bir kanundur” sayıp “Özel kanun olması dolayısıyla da düzenlediği hususlarda öncelikle uygulanması gerekmektedir” demiş ve 26. maddeyi uygulamıştır.
Vergi uyuşmazlığında Vergi Usul Kanunu'na gidilir
Kurul, dava açma ehliyetini belirlemeden önce hangi usulün uygulanacağını saptamıştır. 1. maddeden 31. maddeye giden zincir, “vergi uyuşmazlıklarının çözümünde Vergi Usul Kanununun ilgili hükümlerinin uygulanacağı” kuralına ulaşır; ehliyet de oradan belirlenmiştir.
Maddenin geneline ilişkin
Benzer yöndeki kararlar
Uyuşmazlık adli yargıya aitse görev yönünden ret gerekir
Daire, uyuşmazlığın görüm ve çözümünde adli yargının görevli olduğunu belirterek davanın görev yönünden reddi gerektiğini söylemiş, aksi yönde kurulan kararı bozmuştur.
Değişiklik geçmişi
Bu madde 6/1/1982'de kabul edildiği hâliyle yürürlüktedir; bugüne kadar değişikliğe uğramamıştır.
Tarih sütunu kanunlarda kabul, Anayasa Mahkemesi kararlarında karar tarihidir; yürürlük ise hükmün uygulanmaya başladığı tarihtir. Kanun metnindeki değişiklik şerhleri ile mevzuat.gov.tr metninin sayfa altı dipnotlarından ve yürürlük tarihleri tablosundan derlenmiştir.
İdari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı
1. (Değişik: 10/6/1994-4001/1 md.) İdari dava türleri şunlardır:
a) (İptal: Anayasa Mahkemesinin 21/9/1995 tarihli ve E:1995/27, K:1995/47 sayılı kararı ile; Yeniden Düzenleme: 8/6/2000-4577/5 md.) İdarî işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılan iptal davaları,
b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları,
c) (Değişik: 18/12/1999-4492/6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar.
2. İdari yargı yetkisi, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır. İdari mahkemeler; yerindelik denetimi yapamazlar, yürütme görevinin kanunlarda ve Cumhurbaşkanlığı Kararnamelerinde gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak, idari eylem ve işlem niteliğinde veya idarenin takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı veremezler.
3. (Mülga: 2/7/2018 - KHK-703/185 md.)
Madde gerekçesi
Kanunun kabulü (6/1/1982)
Tasarıdaki karşılığı: 26'ncı madde.
Tasarının 26 ncı maddesindeki “idari yargı yetkisinin sınırı” hükmüne idari dava türleri de ilave edilmek suretiyle metin yeniden düzenlenmiş ve 2 nci madde olarak kabul edilmiştir. Bu maddeye ayrıca, Devlet Başkanının, Bakanlarla veya Bakanlar Kurulu ile birlikte yaptığı tasarruflar dışında kalan doğrudan doğruya yaptığı tasarrufların idari yargı denetimine tabi bulunmadığına dair bir fıkra eklenmiştir. Üçüncü fıkranın değiştirilmesi için üçüncü oturumda verilen önerge görüşülmüş, fıkranın Komisyon metnindeki hâliyle kalmasına karar verilmiştir.
Adalet Komisyonunun tasarı metninde yaptığı değişiklikler:
Maddenin kapsamı
Tasarı“Yargı yetkisi, yürütme görevinin kanunlarda gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini sınırlayacak veya siyasal tercihleri denetleyecek tarzda kullanılamaz. İdari eylem ve işlem niteliğinde veya idarenin takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı verilemez.”
Komisyon“İdari dava türleri şunlardır: a) İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları, b) İdari eylem ve işlemlerinden dolayı hakları muhtel olanlar tarafından açılacak tam yargı davaları, c) Genel hizmetlerden birinin yürütülmesi için akdedilen idari mukavelelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar. İdari yargı yetkisi, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır. İdari mahkemeler; yerindelik denetimi yapamazlar, yürütme görevinin kanunlarda gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak tarzda kullanamazlar ve idari eylem ve işler niteliğinde veya idarenin takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı veremezler. Devlet Başkanının doğrudan doğruya yaptığı tasarruflar idari yargı denetimi dışındadır.”
“Bu Kanuna konulan yeni hükümlerle idari yargı denetiminin sınırları daha açık bir biçimde çizilmiş ve siyasal tercihler ile idarenin takdirinin yargı denetimine konu olamayacağı hükme bağlanmıştır.”
6 Ocak 1982 tarihli Millî Güvenlik Konseyi Genel Kurulu görüşmesinde maddeye ilişkin önemli kesitler şunlardır:
Orgeneral Kenan Evren (Başkan) — “Bu ikinci fıkradaki «yerindelik» ne demek? Yeni bir tabir galiba… «Yerindelik denetimi…» Bunun eski tabiri nedir?”
Prof. Dr. Şeref Gözübüyük (Devlet Başkanı Hukuk Danışmanı) — “İhtiyaca uygunluk denetimidir ve şimdi bu hukuk dilimize yerleşmiştir.”
Devlet Bakanı İlhan Öztrak — “Maslahata uygunluk da denebilir.”
Hâkim Tuğgeneral Muzaffer Başkaynak (Adalet Komisyonu Başkanı) — “Yani bu tür mahkemeler, bu türlü idarî işlem ve eylemleri veyahut da idarî istemleri, maslahata uygundur veya değildir tarzında bir işleme tabi tutamayacaklar.”
Adalet Bakanı Cevdet Menteş — “İdarî işlemler hakkında, yetki, şekil, sebep, konu, maksat yönlerinden denetim yapılacak. Buradaki maksat kamu yararıdır; idare, kamu yararını dikkate alarak takdir hakkını kullanacaktır; bu takdir hakkını kullanırken bir seçenek yapacaktır, “Kamu yararı hangisini gerektiriyor?” diye bir seçim yapacaktır. İşte, idarî yargı, bu seçeneklere müdahale edemeyecektir; “Bu seçeneklerden hangisi yerindedir, hangisi değildir?” şeklinde bir müdahalede bulunamayacaktır.”
Prof. Dr. Şeref Gözübüyük (Devlet Başkanı Hukuk Danışmanı) — “Sayın Başkanım, Devlet Başkanının yaptığı idarî işlemler dışında, yasama organı ile olan ilişkileri de vardır: Bazı kanunları veto etmesi yahut kanunların ciddî bir şekilde görüşülmesini sağlamak, hükümetle olan ilişkilerinde… Bunlar genellikle Batı ülkelerinde siyasî tasarruf olarak nitelendirilir, yargı denetiminin dışındadır; bizde de bu böyle kabul edilmiştir, doktrinde de böyledir.”
Hava Hâkim Albay Zeki Güngör (Adalet Komisyonu Sözcüsü) — “Biz “doğrudan doğruya” kelimesini kasten kullandık efendim; sebebi de şu: Yapılan işlemde yalnız Devlet Başkanının imzası var; altta, eğer Başbakanın, bakanın imzası varsa, onlar da yargı denetiminin içinde. Biz, “doğrudan doğruya” demek suretiyle, bu işlemde sırf Devlet Başkanının imzası varsa, yargı denetiminin dışında kalmasını düşündük.”
Prof. Dr. Şeref Gözübüyük (Devlet Başkanı Hukuk Danışmanı) — “Hukuk devletinde, siyasî tasarrufların dışında, idarenin tüm eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır. Eğer mahkemelere vatandaş başvurup, hakkını arayamıyorsa, bu, hukuk devleti ilkesine ters düşer… Diyelim ki, bir kanunda, atanacak kişilerin nitelikleri belirlenmiş. Bu niteliklere uymayan bir tasarrufla karşı karşıya kalır isek, bu işlem hukuka aykırı olur. Bunu kim yaparsa yapsın, iptal edilmesi gerekir; hukuk devletinin gereği budur.”
Hâkim Tuğgeneral Muzaffer Başkaynak (Adalet Komisyonu Başkanı) — “Ya tümünü açık bırakacağız ya tümünü kapatacağız; bir kısmını açık, bir kısmını kapalı tutmamız sakıncalı.”
Orgeneral Kenan Evren (Başkan) — “Eğer bunu yazarsak, bu hariç, Cumhurbaşkanının yaptığı diğer bütün işlemler yargı denetimi içindedir manasını taşır.”
Prof. Dr. Şeref Gözübüyük (Devlet Başkanı Hukuk Danışmanı) — “Devlet Başkanının orada tek başına yaptığı işlemler, hemen hemen, yok denecek kadar azdır; ya siyasî tasarruflardır, meclisi feshetmek gibi; hatta meclisi feshetmede dahi, Devlet Başkanını yalnız bırakmazlar, muhakkak yanında başbakanın imzası gerekir, bazı ülkelerde ise bakanlar kurulu kararını gerektirir.”
Millî Güvenlik Konseyi S. Sayısı 312 (1/254) · tarama · Millî Güvenlik Konseyi Tutanak Dergisi, 91 inci Birleşim, 6 Ocak 1982 · tarama
Tasarı ve Komisyon metinleri S. Sayısı 312'nin taranmış nüshasından aktarılmıştır; taramanın satır sonlarında düşürdüğü harfler tamamlanmış, dönemin yazımı korunmuştur.
4001 sayılı Kanunla yapılan değişiklik (10/6/1994)
Birinci fıkra, Hükümet tasarısında yer almayan; Çorum Milletvekili Cemal Şahin’in kanun teklifinden gelen ve Adalet Komisyonunda tasarıyla birleştirilerek kanunun 1 inci maddesi hâline getirilen hükümle değiştirilmiştir. Teklif, iptal davası açma yetkisini “kişisel menfaatleri doğrudan ihlal edilenler” ile sınırlandırmayı öngörmüş; tasarı Genel Kurul gündemindeyken İçtüzüğün 89 uncu maddesi uyarınca komisyona geri alınarak 24 Şubat 1994 tarihli ek raporla çevre, tarihî ve kültürel değerlerin korunması ile imar uygulamaları gibi kamu yararını yakından ilgilendiren hususlar sınırlamanın dışında bırakılmıştır. Hüküm, Anayasa Mahkemesinin 21/9/1995 tarihli ve E. 1995/27, K. 1995/47 sayılı kararıyla iptal edilmiştir.
Kanun teklifinin gerekçesi şöyledir:
Cemal Şahin (Çorum) — “6.1.1982 tarih ve 2577 sayılı İdarî Yargılama Usulü Yasasının 2 nci maddesi uygulamada genel hukuk sistemine aykırı biçimde gelişmiştir. İdarî davalarda taraf ehliyeti konusundaki usulsüzlük İdarî Mahkemelerde ve Danıştay’da iş hacmini gereksiz biçimde artırmıştır… Bu genel kaideye rağmen 6.1.1982 tarih ve 2577 sayılı “İdarî Yargılama Usulü Kanunu”nun başta 2 nci maddesi olmak üzere ilgili maddelerinde dava ve taraf ehliyeti yanlış değerlendirilmiş ve (menfaatleri ihlal edilenler) deyimi geniş yorumlanarak, esasta dava ehliyetine sahip olmayan kişilerin de, idarî yargıda iptal ve tam yargı davaları açma talepleri kabul edilmiş ve davalar buna göre görülerek, hükme bağlanmıştır.”
Tasarı Genel Kurul gündemindeyken komisyona geri alınmış; 24 Şubat 1994 tarihli ek raporda değişikliğin kapsamı şöyle belirtilmiştir:
Adalet Komisyonu Raporu — “Tasarı Genel Kurulun gündeminde iken Genel Kurulun 15.2.1994 tarihli 71 inci Birleşiminde İçtüzüğün 89 uncu maddesi uyarınca bir kez daha görüşülmek üzere Komisyonumuzca geri alınmıştır… Komisyonumuzun 24.2.1994 tarihli ve 16 sayılı Birleşiminde tasarının sadece 1 inci maddesi üzerinde görüşme açılmasına karar verilmiş ve tasarının çerçeve 1 inci maddesiyle değiştirilen İdarî Yargılama Usulü Kanununun 2 nci maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi yeniden düzenlenerek, çevre, tarihî ve kültürel değerlerin korunması, imar uygulamaları gibi kamu yararını yakından ilgilendiren hususlarla ilgili olarak açılan davalar madde kapsamından çıkarılmıştır.”
Madde, 10 Haziran 1994 tarihli Genel Kurul görüşmesinde üzerinde söz alınmaksızın oylanmış; Başkanlık Divanında bulunan Başkanvekili ile Komisyon Başkanı arasında şu tartışma geçmiştir:
Başkanvekili Kamer Genç — “Bu maddede, “İdarî işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için, çevre, tarihî ve kültürel değerlerin korunması, imar uygulamaları gibi kamu yararını yakından ilgilendiren hususlar hariç olmak üzere, kişisel hakları ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları” diye bir hüküm getirilmiş… Bu, dava açma hakkına çok ciddî sınırlama getiren bir hüküm. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının hak aramaları da en doğal hakları… Menfaatların ihlal edilmesini çok geniş mütalaa etmek lazım. Aksi halde, insanların dava açma haklarını kısıtlamak, idarî yargının da yargılama hakkını kısıtlamak anlamına gelir.”
Başkanvekili Kamer Genç — “Dava, hak arama özgürlüğü Anayasanın temel özgürlükleri arasındadır. Kişilerin hak arama özgürlüğüne kısıtlama getiren her türlü yasayı Meclis Başkanı olarak ben şurada sormak zorundayım.”
Adalet Komisyonu Başkanı Cemal Şahin (Çorum) — “Sayın Başkanın tutum ve davranışlarını ben Meclis İçtüzüğüne aykırı görüyorum. Eğer Sayın Başkan bu tasarının bu maddesiyle ilgili bir açıklama yapmak istiyorsa, önce o kürsüden inmesi gerekiyor. Ben Komisyon Başkanı olarak, Sayın Başkanın bu sorularına cevap vermiyorum.”
TBMM Tutanak Dergisi, Dönem 19, Cilt 62, 115 inci Birleşim, 10 Haziran 1994 (S. Sayısı 409 ve 409'a 1 inci Ek tutanağa eklidir) · tarama · Hükümet tasarısı 1/637, kanun teklifi 2/908; Adalet Komisyonu raporu 22/12/1993, ek raporu 24/2/1994. Kanun 10/6/1994 tarihinde kabul edilmiştir.
4492 sayılı Kanunla yapılan değişiklik (18/12/1999)
Birinci fıkranın (c) bendi, 1999 tarihli Anayasa değişikliğine (4446 sayılı Kanun) uyum sağlamak üzere, tahkim yolu öngörülen imtiyaz sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıkları dışarıda bırakacak biçimde yeniden yazılmıştır.
Kanunun 6 ncı maddesine ilişkin gerekçe şöyledir:
“Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idarî sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davaların idarî dava türlerinden birisi olduğu hususuna açıklık getirilmektedir.”
Tasarının genel gerekçesinde değişikliğin dayanağı şöyle açıklanmıştır:
“14.8.1999 tarih ve 23786 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan 13.8.1999 tarih ve 4446 sayılı Kanun ile, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 125 ve 155 inci maddelerinde yapılan değişikliklere uygulama kabiliyeti kazandırılabilmesi için, 2575 sayılı Danıştay Kanunu ile 2577 sayılı İdarî Yargılama Usulü Kanununun ilgili maddelerinde değişiklik yapılması gerekmektedir.”
TBMM S. Sayısı 292 (1/577) — Tutanak Dergisi, Dönem 21, Cilt 20, 36 ncı Birleşim, 17 Aralık 1999 tutanağına ekli · tarama · Tasarı 1/577, Bakanlar Kurulu 8/11/1999; Adalet Komisyonu raporu 10/12/1999. Kanun 18/12/1999 tarihinde kabul edilmiştir.
4577 sayılı Kanunla yapılan değişiklik (8/6/2000)
Anayasa Mahkemesinin 4001 sayılı Kanunla getirilen “kişisel hak ihlali” koşulunu iptal etmesi üzerine, birinci fıkranın (a) bendi iptal kararının gerekçesi gözetilerek yeniden düzenlenmiştir.
Kanunun 5 inci maddesine ilişkin gerekçe şöyledir:
“2577 sayılı İdarî Yargılama Usulü Kanununun idarî dava türlerini ve idarî yargı yetkisinin sınırını düzenleyen 2 nci maddesinin 10.6.1994 tarihli ve 4001 sayılı Kanunun 1 inci maddesiyle değişik (1) numaralı fıkrasının iptal davasının tanımını yapan (a) bendi, iptal davası açılabilmesi için “kişisel hak ihlâli” koşulunun aranması sebebiyle Anayasaya aykırı bulunarak, idarî işlemlere karşı dava açılabilmesi için kişisel hakkın ihlâl edilmesi koşulunun getirilmesiyle, soyut, genel ve gayrî şahsî olan düzenleyici tasarruflara karşı yargı yolunun daraltıldığı ve idarenin düzenleyici işlemlerine karşı uygulanmalarını beklemeden dava açılmasını güçleştirdiğinden, bu hükmün Anayasanın 125 inci maddesinin birinci fıkrasına aykırılık oluşturduğu gerekçesiyle Anayasa Mahkemesince 21.9.1995 tarihli ve E: 1995/27, K: 1995/47 sayılı kararı ile iptal edilmiştir. Bu karar 10.4.1996 tarihli ve 22607 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmış, yayımını izleyen üç ay sonra 10.7.1996 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu madde ile anılan bent, Anayasa Mahkemesinin iptal kararının gerekçesi gözönünde bulundurularak yeniden düzenlenmiş ve böylece iptal kararı ile ortaya çıkan boşluk doldurulmuştur.”
TBMM S. Sayısı 376 (1/536) — Tutanak Dergisi, Dönem 21, Cilt 35, 107 nci Birleşim, 8 Haziran 2000 tutanağına ekli · tarama · Tasarı 1/536, Bakanlar Kurulu 4/8/1999; Adalet Komisyonu raporu 28/2/2000. Kanun 8/6/2000 tarihinde kabul edilmiştir.
Kararlar
2/1-a İptal davası — hukuka aykırılık unsurları#
Hukuka aykırılık unsurlarından hiçbirini taşımayan idari işlem iptal edilemez
Arazi toplulaştırmasında davacıya ait parsellerin bir arada toplulaştırılmaması dava konusu edilmiş, bilirkişi raporunda birleştirmeye engel bulunmadığı belirtilmesi üzerine İdare Mahkemesince işlem iptal edilmiştir. Daire, iptal hükmünün hangi hâlde kurulabileceğini birinci fıkranın (a) bendi ile ikinci fıkrayı birlikte değerlendirerek belirlemiş ve "İdari yargı yetkisinin, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlı olduğu açık olup, İdare Mahkemelerince bakılan iptal davalarında, ancak kanunda belirtilen sebeplerle hukuka aykırılık bulunduğunun tespiti halinde iptal hükmü kurulabileceği; başka bir ifadeyle, yetki, şekil, sebep, konu ve amaç unsurlarından herhangi birinde hukuka aykırılık bulunmayan bir idari işlemin İdare Mahkemesince iptal edilmesine hukuki olanak bulunmadığı, aksi yönde yorumun yargı yetkisinin sınırının aşılması anlamına geleceği gibi yerindelik denetimi ile idari eylem ve işlem niteliğinde veya idarenin takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı verilmesi sonucunu da doğurabileceği, oysa kanun koyucunun bu konuda açıkça yasaklama getirdiği açıktır." gerekçesine yer vermiştir. Davacının arazi adasındaki tek malik olmadığı ve idarenin diğer maliklerin taleplerini de gözetmek zorunda bulunduğu saptanarak, planlamanın başka türlü yapılabilecek olması iptal sebebi sayılmamıştır.
Benzer yöndeki kararlar
Denetim beş unsur yönünden yapılır
Daire, 2. maddenin (1/a) bendinde “iptal davalarında hukuka uygunluk denetiminin, idari işlemlerin yetki, şekil, sebep, konu ve maksat unsurları yönünden yapılacağı” öngörüldüğünü belirterek denetimi bu beş unsur üzerinden yürütmüştür.
Sebep unsurunun denetiminde orantılılık gözetilir
Uzlaştırmacının sicilden çıkarılmasında, "dava konusu işlemin sebep unsuru olan "performans değerlendirmeleri sonucunda yeterli bulunmama" koşuluna istinaden uzlaştırmacı sicilinden çıkarma işleminin tesis edilebilmesi için, orantılılık ilkesi gereği, uzlaştırma prosedürünün başarısızlığa uğramasının uzlaştırmacının kusurundan kaynaklanması gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır."
Yetki unsuru kamu düzenindendir, yetkisiz makamın düzenlemesi iptal edilir
"İdari işlemin temel unsurlarından olan yetki, aynı zamanda kamu düzenine ilişkin olduğundan idari işlemlerin, Anayasa ve yasaların yetkili kıldığı idare, makam ve kamu görevlileri tarafından tesis edilmesi zorunlu olup, yetkili makam yerine bir başka makamın bireysel ya da düzenleyici işlem tesis etmesinin işlemi yetki yönünden hukuka aykırı hale getireceği açıktır."
Hizmet gereklerine ve kamu yararına uygunluk denetimi
Daire, denetim yetkisinin etkili kullanılması ve hizmetin düzenli işlemesi amacını gözeterek işlemi kamu yararı yönünden değerlendirmiştir.
Yargısal denetime elverişli biçimde belgelendirilmeyen sözlü sınav hukuka aykırıdır
Hâkim adayının sözlü sınavında, "sözlü sınavın yargısal denetiminin yapılmasını sağlayacak biçimde sınav komisyonunca sınavda sorulacak soruların önceden hazırlanarak tutanağa bağlanmadığı ve her adaya sorulan soruların kayda geçirilmediği" saptanarak işlem hukuka aykırı bulunmuş; kararın "davacının sözlü sınavda başarılı olduğu yolunda doğrudan bir sonuç doğurmayacağı" ayrıca belirtilmiştir.
2/1-a İptal davası — kesin ve yürütülebilir işlem#
İptal davasının konusu kesin ve yürütülmesi zorunlu işlemdir
“2577 sayılı Kanun'un 2. maddesinde tanımlanan iptal davalarına, idarenin tek yanlı irade beyanıyla, kişilerin hukuksal durumlarında değişiklik meydana getiren etkili ve yürütülmesi zorunlu idari işlemler konu edilir.”
İşlemin dava konusu edilebilirliği adına değil içeriğine bakılarak belirlenir
Kanun hükmünde kararnameyle kamu görevinden çıkarılan davacının, kamu dışındaki sektörlerde çalışmak istemiyle yaptığı başvurunun reddi üzerine açılan ve incelenmeksizin reddedilen davanın temyizinde Daire, idari işlemi “idarî makamların, kamu gücü kullanarak, idare işlevine ilişkin olarak tesis ettikleri, muhatapları yönünden çeşitli hak ve/veya yükümlülükler doğuran, muhataplarının hukukî durumlarında değişiklik yapan tek yanlı irade açıklamalarıdır” biçiminde tanımlamış; ölçütün biçimsel olmadığını “Bir işlemin iptal davasına konu edilebilir nitelikte kesin ve yürütülebilir bir işlem olup olmadığının, işlemin ismine veya idarenin isimlendirmesine bakılarak değil, işlemin içeriğine bakılarak belirlenmesi gerekmektedir” gerekçesiyle belirtmiştir. Başvurunun içeriği özel öğretim kurumlarında görevlendirilme talebi sayılmış, ret işleminin davacının hukuki durumu üzerinde doğrudan sonuç doğurduğu kabul edilmiştir.
Kamu gücü kullanılarak tesis edilen işlemin iptali istemi idari yargıda görülür
Arabuluculuk ücretinin Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenmesi istemiyle arabuluculuk bürosuna yapılan başvurunun zımnen reddi dava konusu edilmiş, İdare Mahkemesi ücretin yargılama gideri sayıldığından bahisle davayı görev yönünden reddetmiştir. Daire, kanun yararına temyiz üzerine, ödemenin reddi hâlinde "ödenmeyen arabuluculuk ücretinin yargılama giderine dönüşemeyeceği" ve ücretin yargılama gideri sayılmasının "dava açılmadan önce idari usûller uygulanarak idarece tesis edilen işlemin idari işlem olma niteliğini değiştirmeyecektir" tespitinden hareket etmiştir. Sonucu işlemi tesis eden iradenin niteliğine bağlayarak "arabuluculuk ücretinin ödenmesi istemiyle 2577 sayılı Kanun'un 10. maddesi uyarınca yapılan başvurunun reddine ilişkin olarak idarenin bir birimi olan arabuluculuk bürosunca kamu gücü kullanılmak suretiyle tesis edilen idari işlemin iptali istemiyle açılan davanın; 2577 sayılı Kanun'un 2. maddesi uyarınca idari yargı merciince karara bağlanması gerektiği".
Karar, hükmün hukuki sonuçlarına etkili olmamak üzere kanun yararına bozma niteliğindedir ve Resmî Gazete'de yayımlanmasına karar verilmiştir.
Benzer yöndeki kararlar
Yükümlülüğü hatırlatan bilgilendirme yazısı dava konusu edilemez
Orman Kanunu'na muhalefet hâlinde yaptırım uygulanabileceğini bildiren yazının, "davacıya bilgi veren, hukuk aleminde değişiklik meydana getirecek mahiyette olmayan, bir başka deyişle idari davaya konu edilebilecek kesin ve yürütülmesi gereken zorunlu bir işlem olmadığı sonucuna varılmıştır."
Soruşturma tespitlerini içeren teftiş raporu idari davaya konu olmaz
Yurt dışından alınan lise diplomalarına ilişkin teftiş raporunda yalnızca soruşturma tespitlerine yer verildiği görülerek, "işlemin idari davaya konu edilebilecek nitelikte bir işlem olmadığı anlaşıldığından, idari yargı yerince incelenmesine hukuki olanak bulunmadığı sonucuna ulaşılmaktadır."
2/1-a İptal davası — menfaat ihlali#
İptal davasında aranan menfaatin meşru, kişisel ve güncel olması gerekir
Rehberlik ve psikolojik danışmanlık mezunlarının "Psikolojik Danışman" unvanını kullanamayacaklarına ilişkin Yükseköğretim Kurulu kararına karşı sendika tarafından açılan dava, Dairece ehliyet yönünden reddedilmişti. Kurul, birinci fıkranın (a) bendindeki menfaat ihlali koşulunu belirleyerek "Davacının subjektif dava açma ehliyetinin bulunduğunun kabulü için idari işlemin davacının meşru, kişisel ve güncel bir menfaatini ihlal etmesi gerekmektedir." gerekçesine yer vermiş; koşulun işlevini de "İptal davalarında, dava konusu işlemin davacının menfaatini ihlal ettiğinin saptanması davacının bu davada ehliyetinin (subjektif ehliyetinin) bulunduğu, dolayısıyla davanın esasının incelenmesine geçilebileceği sonucunu yaratmaktadır." Üyeleri arasında bu programın mezunları bulunan sendikanın "üyelerinin ortak menfaatlerini korumak amacıyla dava açabileceği" kabul edilerek Daire kararı bozulmuştur.
Menfaat ilişkisinin sınırı her uyuşmazlıkta ayrı belirlenir
Daire, menfaat ihlalini “dava konusu işlemle davacı arasında kurulan kişisel, meşru, güncel bir menfaat ilişkisi” saymış; “Menfaat ilişkisinin varlığı ve sınırları, yargı yerince her olayda uyuşmazlığın niteliğine göre belirlenmektedir” diyerek dava ehliyetinin sonuna kadar sürmesi gerektiğini eklemiştir.
Menfaatin güncel, meşru ve kişisel olması ayrı ayrı aranır
Daire, iptal davası için objektif ehliyetin yanında “menfaat ihlali”nin de gerçekleşmesi gerektiğini belirtmiş; menfaati “dava konusu işlemle davacı arasında kurulan güncel, meşru ve kişisel bir menfaat ilişkisi” olarak tanımlamış ve ayrıca “ciddi ve makul bir ilginin varlığı da şarttır” demiştir.
Benzer yöndeki kararlar
Menfaat bağı için işlemle davacı arasında ciddi ve makul bir ilişki aranır
"İptal davasına konu olan işlemin davacının menfaatini ihlal ettiğinden söz edilebilmesi için, davacıyı etkilemesi, yani davacının kişisel menfaatini ihlal etmesi, işlem ile davacı arasında ciddi ve makul bir ilişkinin bulunması gerekmektedir." Oda seçimlerinde şirket adına oy kullanacak tek ortak ve müdürün de dava açma ehliyeti kabul edilmiştir.
Karar esasta ve gerekçede
Dayanak belgeler yenilenen dilekçeyle birlikte sunulmalı
Dilekçede dayanılan belgelerin, davanın yenilenmesi hâlinde dosyaya ibrazı gerektiği belirtilmiştir.
Vergi tutarını doğrudan etkileyen düzenlemeye karşı menfaat ihlali koşulu gerçekleşir
"idari yargıda iptal davası açılabilmesi için menfaatin kişisel, güncel ve meşru olması gerekmektedir." Özel tüketim vergisi tutarlarını yeniden belirleyen Cumhurbaşkanı Kararıyla "ödeyecekleri vergi miktarı direkt olarak etkileneceğinden, menfaat ihlali koşulunun gerçekleştiği" kabul edilmiştir.
İptal davasını menfaati ihlal edilenler açar
Daire, iptal davasının tanımını dava açma süresiyle birlikte ele alarak istemin türünü ve süresini birlikte incelemiştir.
2/1-b Tam yargı davası#
Tam yargı davası idarenin mali sorumluluğunun hükme bağlandığı davadır
Doğum sırasında hatalı ve eksik tedavi uygulandığı, bebeğin önce engelli doğduğu, ardından öldüğü ileri sürülerek tazminat istenmiştir. Kurul, birinci fıkranın (b) bendini Anayasa'nın 125. maddesiyle birlikte okuduktan sonra dava türünü tanımlayarak "Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla belirlenip hüküm altına alınmasını sağlamaktadır." gerekçesine yer vermiş; sorumluluğun ölçüsünü de aynı yerde "İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir." Bilirkişi raporlarında hizmet kusuru saptanmamış olmasına karşın, manevi tazminat isteminin tümden reddine ilişkin ısrar kararında hukuki isabet bulunmamıştır.
Her iptal kararı tazminat sorumluluğu doğurmaz
Lisans, başka bir idarenin ruhsat iptali üzerine bağlı yetkiyle iptal edilmiş, ruhsat iptali de sonradan mahkemece iptal edilmişti. Daire, "idari işlemler için verilen her iptal kararının tazminat sorumluluğuna yol açmayacağı" ölçüsünü koydu: aksi hâl "idarelerin hizmet kusuru kapsamında oluşan zararlardan kaynaklı sorumluluğunu ölçüsüz bir şekilde genişletilmesi ve kusursuz sorumluluk hallerini de aşar bir şekilde bir idarenin başka bir idarenin işleminden dolayı doğrudan sorumlu olması sonucunu doğuracağı" için.
Benzer yöndeki kararlar
İptal davası objektif, tam yargı davası sübjektif niteliktedir
"iptal davası açabilmek için dava konusu yapılmak istenen idari işlem ya da eylemin davacının mutlaka kişisel bir hakkını ihlal etmesi gerekmez iken tam yargı davası açabilmek için bir işlem ya da eylemin doğrudan bir kişisel hakkı ihlal etmesi zorunludur". Kurul bunu "Zira iptal davası objektif nitelikte bir dava iken tam yargı davası subjektif bir dava niteliğindedir." sözüyle bağlamış, düzenleyici işlemin iptal edilmiş olmasını tek başına tazminat sebebi saymamıştır.
Tam yargı davasında önce işlemin hukuka uygunluğu, sonra sorumluluk sebebi belirlenir
"Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetlenmesi esas alındığından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir."
2/1-c İdari sözleşmelerden doğan davalar#
İdari sözleşmenin belirlenmesinde önce kanuni nitelendirmeye, yoksa organik ve maddi ölçütlere bakılır
Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu kararları ile bu kararlara dayanılarak düzenlenen dağıtım sistem kullanım faturaları aynı dilekçeyle dava konusu edilmiştir. Faturaların dayandığı anlaşmanın niteliği ön mesele sayılmış, Daire ölçütü belirleyerek "Doktrinde ve yargı kararlarında, idari sözleşmeler, taraflarından en az birisi bir kamu tüzel kişisi olan ve bir kamu hizmetinin yürütülmesine ilişkin ve/veya özel hukuku aşan birtakım hükümler içeren sözleşmeler olarak tanımlanmaktadır." gerekçesine yer vermiştir. Nitelendirmede izlenecek sıralamayı ise "Bunlardan birincisi, ilgili sözleşmenin Kanun ile niteliğinin belirlenmesine; ikincisi ise, böyle bir belirlemenin bulunmaması halinde yargısal içtihatlar ile ortaya çıkan maddi ve organik şartların araştırılmasına ilişkindir." biçiminde ikili olarak kurmuştur. İkinci ölçütte "sözleşmenin tarafları, sözleşmenin konusu ve sözleşmenin özel hukuku aşan hükümler içerip içermediği" irdelenir. Her iki tarafı özel hukuk tüzel kişisi olan anlaşma idari sözleşme sayılmamış; birinci fıkranın (c) bendi kapsamına girmediğinden bu kısım yönünden dilekçe reddedilmiştir.
Benzer yöndeki kararlar
Karşılıklı edim yükleyen kira sözleşmesinden doğan uyuşmazlık adlî yargıda çözümlenir
Yat limanındaki hasılat paylarının ödenmesi isteminin, sözleşmelerin yorumlanmasına ilişkin olduğu saptanarak, "müdahil şirket ile imzalanan, her iki tarafa karşılıklı edimler yükleyen sözleşmelerden kaynaklanan davada, adli yargı mercilerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır."
2/2 Yargı yetkisinin sınırı — idari işlem niteliğinde karar verilemez#
İdari işlem niteliğinde karar verilmesi istemini taşıyan dilekçe reddedilir
Hukuk fakültelerine yerleştirmede aranan başarı sırasının yükseltilmesine karşı açılan davada, dilekçenin netice ve talep kısmında öğrencinin "bir önceki yılın yerleştirme sonuçlarına göre geçici kaydının yapılmasına karar verilmesine" dair istem yer almıştır. Daire, ikinci fıkradaki yasağı dilekçe incelemesinde de uygulayarak "2577 sayılı Kanun'un 2. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, idari yargı yetkisi, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlı olup, idare mahkemelerinin idari eylem ve işlem niteliğinde veya idarenin takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı vermesi hukuken mümkün bulunmamaktadır." gerekçesine yer vermiş; bu tespitin ardından "idari işlem niteliğinde yargı kararı verilmesine yönelik istemin yer aldığı dava dilekçesinin 2577 sayılı Kanunun 2. ve 3. maddelerine uygun olmadığı sonucuna varılmıştır." Yasak, yalnız hükmün içeriğini değil, istemin nasıl kurulacağını da belirlemektedir.
İdari işlem niteliğinde yargı kararı istenemez
Daire, istemin “idari işlem niteliğinde yargı kararı verilmesine yönelik olduğu ve 2577 sayılı Kanunun 2. maddesine aykırı olduğu gibi aynı maddede yer alan idari dava türlerinden hiçbirisine de girmediği” sonucuna varmıştır.
Benzer yöndeki kararlar
Düzenlemenin yeniden yazılması istenemez
Bir düzenlemenin “yeniden düzenlenerek muğlaklığın giderilmesi” biçimindeki talep, ne dava türlerine ne de yargı yetkisinin sınırına girer.
2/2 Yargı yetkisinin sınırı — yerindelik yasağı#
Andlaşmayı sona erdirme kararına karşı açılan davaların reddi kesinleşti
Onuncu Daire, İstanbul Sözleşmesi'nin feshine ilişkin Cumhurbaşkanı Kararının iptali istemini reddetmişti. Kurul, temyiz dilekçesindeki iddiaları “kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte” görmeyerek kararı onamış; yerindelik denetiminin sınırı tartışması karşı oylarda yürütülmüştür.
Takdir yetkisinin denetimi hukuka uygunlukla sınırlıdır
“İdari işlemler üzerindeki yargısal denetim, bu işlemlerin hukuka uygunluğunun saptanmasıyla sınırlıdır.” İdarenin takdir yetkisi bu sınırın içinde denetlenir, yerine geçilerek kullanılmaz.
Andlaşmayı sona erdirme kararının denetimi yerindeliğe geçemez
Daire, İstanbul Sözleşmesi'nin feshine ilişkin Cumhurbaşkanı Kararının iptali istemini reddetmiştir. Gerekçede, 9 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesiyle bu işlemlerin Cumhurbaşkanının takdirine bırakıldığı belirtilerek “Cumhurbaşkanına tanınan takdir yetkisini kaldıracak şekilde bir denetim yapılması”nın yerindelik denetimi anlamına geleceği söylenmiştir.
Açık değerlendirme hatası bulunmadıkça idarenin takdiri yargı yoluyla belli bir yöne çevrilemez
Belediyenin mülkiyetindeki otelin on yıl süreyle kiralanmasına ilişkin ihalede, şartnamenin ihale tarihini belirleyen hükmü de iptal edilmişti. Daire, yargısal denetimin sınırını belirleyerek "Aktarılan mevzuattan, idarenin yargısal denetiminin hukuka uygunluk denetimi ile sınırlı olduğu, yargı yetkisinin yerindelik denetimi şeklinde kullanılamayacağı anlaşılmaktadır." gerekçesine yer vermiş; takdir yetkisini "Takdir yetkisi özünde en az iki karar veya davranış arasında idarenin sahip olduğu seçim yapma imkânıdır." biçiminde tanımladıktan sonra denetimin ölçüsünü "idarenin ihale tarihini belirleme konusunda takdir yetkisine sahip olduğu ve açık değerlendirme hatası olmadıkça idarenin tercihini belli bir yönde kullanması konusunda yargı yoluyla zorlanmasına da hukuken imkân bulunmadığı; öte yandan, 2577 sayılı Kanun'un 2. maddesi uyarınca idari yargı yerlerince de, idarelerin bu yöndeki takdir yetkisinin kaldırılması sonucunu doğuracak şekilde karar verilemeyeceği". Şartnamenin ihaleye katılanları bağlayan diğer hükmü yönünden verilen iptal kararı ise onanmıştır.
Benzer yöndeki kararlar
Kanunla verilen yetki sınırları içinde kalan düzenlemede takdirin kamu yararına uygunluğu denetlenir
Ödemelerde kripto varlıkların kullanılmamasına dair Yönetmelik yönünden, "kripto varlıkların ödeme aracı olarak kullanılamayacağı ve buna yönelik hizmet verilemeyeceği yolundaki düzenlemenin mevzuata uygun olduğu gibi yukarıda aktarılan sakıncalar dikkate alındığında davalı idarece takdir yetkisinin de kamu yararına uygun kullanıldığı sonucuna varılmaktadır."
Aynı yönetmeliğin bir kısmı takdir sınırında kaldı, bir kısmı iptal edildi
Yükseköğrenim Özel Barınma Hizmetleri Yönetmeliği'nin personel şartlarına ilişkin fıkraları yönünden dava reddedilmiş; 6. maddesinin 4. fıkrasındaki “kar amaçlı olmayan” ibaresi ile 16. maddesinin 6. fıkrasındaki “mevzuat ile tanınan muafiyetler dikkate alınmaksızın” ibaresi iptal edilmiştir. Takdir ölçüsü bir düzenlemeyi bütünüyle ayakta tutmuyor.
Faaliyetteki kurumlara uyum süresi tanıyan geçici kural takdir sınırı içindedir
Geçici 1. maddenin 2. fıkrasıyla, faaliyetini sürdüren kurumlara iş sağlığı ve güvenliği eksikliklerini gidermeleri için süre tanınmış, süre içinde giderilmezse ruhsatın iptali öngörülmüştü. Daire kuralın “hukuka ve mevzuata uygun olduğu” sonucuna vararak davayı reddetmiştir.
Denetimde görev alacak personelin niteliğini belirlemek idarenin takdirinde
Yönetmeliğin inceleme ve denetim komisyonuna “teknik personel, şef veya memurdan” görevlendirme yapılmasını öngören ibarelerinin iptali istenmişti. Daire istemi reddederken, “görevlendireceği personel ve bu personelin niteliği ile personelin görev tanımının belirlenmesinde idarenin takdir yetkisi bulunmakta” olduğunu belirtmiştir.
İdari yargının görev alanı#
İkinci fıkra, Anayasa'nın yüz yirmi beşinci maddesinin tekrarıdır
Daire, “İdari yargı yetkisinin sınırını belirleyen 2577 sayılı Kanun'un 2. maddesinin 2. fıkrası, Anayasa'nın 125. maddesinin 4. fıkrasının tekrarından ibaret olup, maddede açıkça ifade edildiği gibi idari işlemler üzerindeki yargısal denetim bu işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır” demiştir.
Benzer yöndeki kararlar
Uyuşmazlık adli yargıya aitse görev yönünden ret gerekir
Daire, uyuşmazlığın görüm ve çözümünde adli yargının görevli olduğunu belirterek davanın görev yönünden reddi gerektiğini söylemiş, aksi yönde kurulan kararı bozmuştur.
Dava türleri ile yetkinin sınırı birlikte okunur
Daire, dava türlerini sayan birinci fıkra ile yargı yetkisinin sınırını çizen ikinci fıkrayı birlikte uygulayarak istemin kapsamda olup olmadığını incelemiştir.
Üç dava türünün dışında kalan istem incelenemez
İdari işlem tesisi niteliğinde karar verilmesi istemiyle açılan davada Daire, istemi maddede sayılan üç dava türüyle karşılaştırarak, “dava dilekçesindeki istemin; bir idari işlemin iptali, bir idari işlem veya eylemden kaynaklanan tam yargı davası veya bir idari sözleşmeden kaynaklanan uyuşmazlık niteliğinde olmadığı anlaşıldığından, davacının idari işlem tesisi niteliğindeki isteminin incelenmesine hukuki olanak bulunmamaktadır." gerekçesine yer vermiştir.
Yabancı devletin haksız fiilinden doğan tazminat adlî yargıda görülür
Daire, “İsrail Devletinin haksız fiiline dayalı tazminat talebinin İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinde belirtilen idarenin eylem ve işlemlerinden kaynaklanmaması nedeniyle, uyuşmazlığın çözümünün adli yargı yerlerine ait olduğu” sonucuna varmıştır.
Birbiriyle uyuşmayan kararlar yargıya güveni azaltır
İçtihadını değiştirdiği kararında Daire, dayanağını hukuk devleti ilkesinde arayarak, “birbiriyle uyuşmayan mahkeme kararlarının, yargı sistemine güveni azaltarak, yargısal bir belirsizliğe yol açabileceği açıktır” gerekçesine yer vermiş; hukuki güvenlik ilkesinin hukuki durumlarda istikrarı ve mahkemelere güveni gerektirdiğini kabul etmiştir.
Maddenin geneline ilişkin
Kamu görevlisinin ölümünde idare mahkemesi görevli
Kurul, davayı 2918 sayılı Kanun'daki sorumluluk davasından ayırmıştır. Uyuşmazlık “olay tarihinde davacılar yakınının kamu görevlisi olduğu ve olayın gerçekleşmesinde davalı idarelerin sorumluluğunun bulunduğu iddiası”ndan doğduğu için idare mahkemeleri görevli görülmüştür.
İlk inceleme konusu olan ehliyet, ısrar kararının temyizinde bile yeniden ele alınır
Kurul, esasa girmeden önce ehliyeti yeniden ele aldı: bu "hususunun 2577 sayılı Kanun'un 14. maddesinde ilk inceleme konuları arasında sayılması karşısında yargılamanın her aşamasında dikkate alınması gerektiğinden" dedi. Meslek odası bakımından da "iptali istenilen yapı ruhsatı ile davacı Oda arasında yukarıda tanımlandığı şekilde aktüel, kişisel ve meşru bir menfaat ilişkisinin olmadığı" sonucuna vardı.
Harç ve posta şartı mahkemeye erişim hakkını ölçüsüzce engelleyemez
Kurul, sonucu Anayasa'nın 36. maddesi ve Sözleşme'nin 6. maddesi bakımından değerlendirmiş; sınırlamanın “hakkın özünü ortadan kaldıracak ölçüde, kişinin mahkemeye erişimini engellememesi gerektiği” ölçüsünü benimsemiştir.
İhtirazi kayıtla verilen beyanname üzerine kesilen cezada tahsilat durmaz
Kurul, dördüncü fıkradaki istisnayı geniş okudu: maddede "vergiler" yerine "daha geniş kapsamlı olan "işlemler" ifadesine yer verilmiştir". Buna göre vergi ziyaı cezasına "karşı dava açılmış olması, işlemin icrailik niteliğinde değişiklik meydana getirmeyerek tahsil işlemlerine başlanılmasına engel teşkil etmediğinden, vadesinde ödenmemesi halinde bu cezanın tahsili amacıyla ödeme emri düzenlenmesi mümkündür".
İndirim yalnız işleyecek döneme uygulanır, işlemiş döneme değil
Daire raporu iki yönden kusurlu buldu: "davacı eşin evlenme ihtimalinin rapor tarihindeki yaşı dikkate alınarak tespit edilmesi gerekirken olay tarihindeki yaşının esas alındığı, evlenme ihtimali indiriminin yalnızca işleyecek dönem zararına uygulanması gerekmekte iken işlemiş dönem zararına da uygulandığı anlaşıldığından" rapor hükme esas alınamaz.
Yeniden evlenen eşin tazminatı evlilik tarihinde durur
Daire kuralı şöyle koydu: "Sağ kalan eşin yeniden evlenmesi durumunda ise, ölen eşin desteğine olan ihtiyacı yeni evlilik ile sona ereceğinden, sağ kalan eş yararına sadece yeniden evlenme tarihine kadar olan süre ile sınırlı olarak destekten yoksun kalma tazminatı hükmedilmesi gerekmektedir." Aktüerya raporu evlenme ihtimalini hiç değerlendirmeden bakiye ömrün tamamı için hesap yapmıştı.
Farklı yargı kollarına giren işlemler tek dilekçeye konulamaz
Genelge maddelerinin iptali Danıştayın görevinde olsa da, “iptal istemine konu uygulama işlemleri adli yargı yerlerinin görevinde olduğundan” istemler aynı dilekçede birleştirilemez.
Dernekler ancak menfaat bağı kurulan her il yönünden birlikte dava açabilir
Daire, “müşterek dilekçeyle açılan davanın 2577 sayılı Kanunun 5. maddesine aykırı olduğu” sonucuna varmış; derneklerin ortak amacı ve menfaat ilişkisi kurulabilen her il yönünden ayrı ayrı dava açması gerektiğini belirtmiştir.
Yüzde 42 ihtimalle hesaplanan tazminat, fiilî evlilik karşısında yeniden yapılır
Rapor, "davacının yeniden evlenme ihtimali %42 olarak kabul edilerek hesaplanan tazminatın %58'ini hak edeceği" sonucuna varmıştı. Daire, nüfus kaydından davacının 22 Aralık 2021'de yeniden evlendiğini görerek, "bu tarihten itibaren destek gereksiniminin ortadan kalktığı göz önünde bulundurularak" yeniden bilirkişi raporu alınması gerektiğine hükmetti.
İhtimali bulunmadığı kabul edilen eş, on buçuk yıl sonra evlendi
Bilirkişi, eşin rapor tarihindeki yaşı ve çocuk sayısı nedeniyle evlenme ihtimalinin bulunmadığını kabul edip 431.765,71 lira tazminat hesaplamıştı. Daire, davacının 2 Şubat 2017'de yeniden evlendiğini MERNİS kaydından tespit ederek, "sağ kalan eş yararına sadece yeniden evlenme tarihine kadar olan süre ile sınırlı olarak destekten yoksun kalma tazminatı hükmedilmesi gerekmektedir" dedi.
Dul aylığı tazminattan indirilmez
Daire, yeniden evlenen eşin tazminatını evlilik tarihiyle sınırladıktan sonra bir de şunu ekledi: "ölenin eşine 5434 sayılı Kanun'a göre dul aylığı bağlanması, ölenin prim ödemek suretiyle kapsamında bulunduğu sosyal güvenlik sisteminin verdiği bir hak olup, idarenin tazmin sorumluluğunu doğuran olay nedeniyle sağlanan yarar niteliğinde bulunmadığından" peşin sermaye değerleri tazminattan indirilemez.
Yirmi yedi yaşındaki eşin oranı, çocuğun doğumuyla yüzde 27'den 22'ye iner
Bilirkişi, olay tarihinde yirmi yedi yaşında olan eşin "evlenme şansının içinde bulunduğu şartlar değerlendirildiğinde doğum öncesi %27, doğum sonrasında ise %22 olacağı" sonucuna varmıştı — müşterek çocuk olay tarihinde henüz doğmamıştı. Daire hesabı kabul etmekle birlikte, "rapor tarihindeki yaşı esas alınarak evlenme ihtimali indirimi yapılması gerekmektedir" dedi.
Oran, olay tarihindeki yaşa göre değil rapor tarihindeki yaşa göre belirlenir
Bilirkişi otuz yaşındaki eş için olay tarihini esas alıp yüzde 22 kabul etmişti. Daire, "esasen evlenme şansı oranının bilirkişi raporunun düzenlendiği tarihteki yaşına göre tespiti, yukarıdaki ilkeye uygun düşecektir" dedi; ayrıca eşin 11 Mart 2021'de yeniden evlendiğini nüfus kaydından görerek tazminatın o tarihe kadar ve indirimsiz hesaplanması gerektiğini belirtti.
Düzenleyici işlemde hangi madde, cümle ya da ibarenin iptalinin istendiği gösterilmeli
Daire, iptali istenen düzenlemenin “hangileri olduğunun, hiç bir tereddüte yer vermeyecek şekilde menfaat bağı kurulmak suretiyle açıkça ortaya konularak” dava açılması gerektiğini belirtmiştir.
Rapor gününde evli olan için ihtimal hesabı yapılamaz
Bilirkişi, 24 Temmuz 2014'te yeniden evlenmiş olan eş için rapor tarihinde yüzde 43 evlenme ihtimali üzerinden hesap yapmıştı. Daire, "kişinin rapor tarihi itibariyle evli olmasının kesinliği karşısında böyle bir ihtimal hesaplamasının hatalı olduğu açık olup" diyerek tazminatın yeniden belirlenmesi gerektiğine hükmetti.
Miktarın gösterilmesi zorunluluğu zararın dava tarihinde belirlenebildiği hâllerde işler
İşyerinin kapatılmasına ilişkin işlemin iptali ile yoksun kalınan hakların ödenmesi istenmiş, tazminat miktarı dilekçede rakamla gösterilmemiştir. Daire, ikinci fıkranın (d) bendindeki zorunluluğu mutlak saymamış, onu yerine getirilebilirlik şartına bağlamıştır: bendde öngörülen zorunluluğun "zarar miktarının dava açıldığı tarihte tespit edilebilen haller bakımından uygulanması gerektiği, olayda dava açıldığı tarih itibarıyla -işlemin iptal edilmemiş olması ve işlemin uygulanma aşamasına geçmemesi nedeniyle- davacının zararının henüz kesinleşmemiş olması karşısında, söz konusu miktarın dava dilekçesinde belirtilmesinin fiilen mümkün olmadığı dikkate alındığında, belirlenebilir bir tutara dayanılarak açılan bu davanın esasının iptal istemine ilişkin kısmının incelenmesinde hukuka aykırılık görülmemiştir."
Gerçek mevcutken varsayıma gidilemez
Eşin 26 Kasım 2020'de yeniden evlendiği MERNİS kaydından görülmüştü. Daire, "gerçek mevcut iken varsayıma gidilemeyeceği" yolundaki tazminat hukuku ilkesini anarak, bu husus dikkate alınmadan hesaplanan destek zararına ilişkin istinaf isteminin reddinde hukuki isabet görmedi.
Hesabın iki ihtimali tek cümlede: evlenmemişse indirim, evlenmişse destekten çıkma
Daire ölçütü bütün hâlinde kurdu: eş "evlenmemiş olması halinde rapor tarihindeki yaşı dikkate alınarak AYİM Tablosunda tespit edilen orana göre ve yalnızca işleyecek dönem zararında indirim yapılacak şekilde; rapor tarihi itibarıyla evlenmiş olması halinde ise, evlendiği tarih itibarıyla destekten çıkacağının kabul edilmesi ve destek zararından herhangi bir indirim uygulanmaması suretiyle hesap yapılması gerekmektedir".
Oran AYİM tablosundan alınır; Moser tablosu da resmî istatistik de geçmez
Bilirkişi iki ayrı oran hesaplamıştı: Moser tablosuna göre yüzde 25, Devlet İstatistik Enstitüsü verilerine göre yüzde 48,14. Mahkeme ikincisini benimseyince Daire bozdu: "Dairemizin yerleşik içtihatlarıyla AYİM tablosunda yer alan evlenme şansı oranlarının uygulanması kabul edilmektedir." Yeniden hesap için "AYİM tablosu esas alınarak evlenme şansının ve buna göre maddi zararının tespitini teminen yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılması gerekmektedir".
AYİM'in kendi raporu da Daire içtihadına uymadığı için bozuldu
Askeri Yüksek İdare Mahkemesince yaptırılan ek bilirkişi raporu, muhtemel ömürlerin tespitinde PMF tablosunun esas alınması ve "destek paylarının ve evlenme şansı oranının Dairemiz içtihatlarına uygun olarak belirlenmemesi" nedenleriyle hükme esas alınamaz bulundu. Daire ayrıca eşin 24 yaşındaki oranının olay tarihine göre yüzde 30 kabul edilmesini de kusurlu gördü: oran rapor tarihindeki yaşa göre belirlenmeliydi.
Tablo yaşa göre oran verir, her küçük çocuk beş puan düşürür
Kırk iki yaşındaki eş için bilirkişi yüzde 2 indirim uygulamıştı. Daire, "ülkemiz verilerine göre hazırlanan Askeri Yüksek İdare Mahkemesi tablosunda bu yaştaki kişinin yeniden evlenme olasılığının %2 olduğu ve 18 yaşından küçük her çocuk için yüzdelerin 5'er puan indirileceği belirtildiğinden, sağ kalan eş için yeniden evlenme olasılığının kalmadığı, %2 oranında tazminattan indirim uygulanmasının hatalı olduğu görülmektedir" dedi — eşin on sekiz yaşından küçük iki çocuğu vardı.
AYİM tablosuna göre kırk iki yaşında oran yüzde 2, indirim net tazminattan
Rapor tarihinde kırk iki yaşında olan eş için "AYİM evlenme olasılığı tablosuna göre %2 oranında yeniden evlenme olasılığı indirimi (net tazminattan)" yapılmıştı. Daire ayrıca, "zarar hesabına konu dönemde davacının evlenmemiş olması halinde bu dönem için evlenme şansı indirimi yapılmaması gerekmektedir" dedi.
Davalı idare gösterilmeli; kanun hükmünün iptali istenemez
Dava konusunun tereddüde yer bırakmayacak şekilde ortaya konulmadığı ve davalı idarenin gösterilmediği saptanmış; yenilenecek dilekçede idari yargı yetkisi dışındaki kanun hükümlerinin iptalinin istenmemesi gerektiği belirtilmiştir.
İkinci evlilik boşanmayla bitse de destek geri gelmez
Davacı 1996'da yeniden evlenmiş, 2005'te boşanmıştı. Daire, "ikinci evliliğini sonlandırsa dahi olay nedeniyle destekten yoksun kalma tazminatı hesaplanmasının mümkün olmadığı, yeniden evlenme tarihinden itibaren ölen eşin desteğine olan ihtiyacının sona erdiği açıktır" dedi. Aynı kararda on yedi yaşında evlenen kız için de destek, evlenme tarihinde kesildi.
Benzer yöndeki kararlar
Evlenmemiş eşin oranı rapor tarihindeki yaşa göre belirlenir
Daire, bozma sonrası "yeniden yapılacak hesaplamada evlenmemiş olan eşin evlenme ihtimali düzenlenecek rapor tarihindeki yaşı dikkate alınarak belirlenmelidir" dedi.
Bilirkişinin uzmanlık alanı ve oranın rapor tarihine bağlanması
Daire, bilirkişinin görevlendirildiği konunun uzmanlık alanına girmesi gerektiğini belirttikten sonra hesap için ekledi: "Yapılacak hesaplamada, davacı eşin evlenme ihtimali düzenlenecek rapor tarihindeki yaşı dikkate alınarak yeniden belirlenmelidir."
Oran rapor tarihindeki yaşa göre yeniden belirlenir
Daire bozma sonrası yapılacak hesap için şu ölçüyü koydu: "Yapılacak hesaplamada, davacı eşin evlenme ihtimali düzenlenecek rapor tarihindeki yaşı dikkate alınarak yeniden belirlenmelidir."
Oran rapor tarihindeki yaşa göre yeniden belirlenir
Daire bozma sonrası yapılacak hesap için şu ölçüyü koydu: "Yapılacak hesaplamada, davacı eşin evlenme ihtimali düzenlenecek rapor tarihindeki yaşı dikkate alınarak yeniden belirlenmelidir."
Evlenme ihtimali hiç değerlendirilmemiş, eş ise evlenmişti
Bilirkişi raporunda "davacı eşin evlenme ihtimali hiç değerlendirilmeden muhtemel bakiye ömrünün tamamı için destekten yoksun kalma zararı hesaplandığı" görülüyordu; Daire, davacının 1 Şubat 2021'de yeniden evlendiğini tespit ederek bu davacı yönünden maddi tazminat hesabı yapılmaması gerektiğini belirtti.
Sonradan gerçekleşen evlilik, sıfır kabul edilen ihtimali de aşar
Daire, raporda "davacının evlenme ihtimali %0 kabul edilerek hesaplama yapıldığı görülmekte ise de" nüfus kaydından davacının 9 Haziran 2023'te evlendiğini tespit ederek, tazminatın "anılan tarihi aşacak şekilde hesaplama yapılmasında hukuki isabet bulunmamaktadır" dedi.
Evlenmemiş eşin oranı rapor tarihindeki yaşa göre belirlenir
Daire, bozma sonrası "yeniden yapılacak hesaplamada evlenmemiş olan eşin evlenme ihtimali düzenlenecek rapor tarihindeki yaşı dikkate alınarak belirlenmelidir" dedi.
İleri sürülen sıfat belgelendirilmeli
Tıpta uzmanlık öğrencisi olduğu belirtilerek açılan davada, davayı açmakta sahip olunan meşru, şahsi ve güncel menfaatin belgelendirilmesi gerekmiştir.
Kapsam hükmü, idari dava türleriyle birlikte okunur
Daire, kapsam hükmünü idari dava türlerini ve yargı yetkisinin sınırını düzenleyen hükümle birlikte ele alarak uyuşmazlığın çözüleceği usulü belirlemiştir.
Yüzde 12 ihtimal yerine fiilî evlilik tarihi esas alınır
Bilirkişi "davacı eşin %12 evlenme ihtimali olduğu kabul edilerek" bakiye ömrün tamamı için hesap yapmıştı. Daire, nüfus kaydından eşin 20 Nisan 2019'da yeniden evlendiğini görerek zararın o tarihe kadar hesaplanması gerektiğini belirtti; ayrıca çocuğun destek payının da eşin destekten çıktığı tarihe göre yeniden belirlenmesi gerektiğini ekledi.
Yüzde 25 ihtimalle hesap yapılmışken eş çoktan evlenmişti
Rapor eşin yüzde 25 evlenme ihtimali olduğunu kabul edip bakiye ömrün tamamı için hesap yapmıştı; Daire nüfus kaydından davacının 15 Mart 2015'te yeniden evlendiğini tespit ederek "evlenme tarihinden itibaren ölen eşin desteğine olan ihtiyacının sona erdiği açıktır" dedi.
Menfaat ve hukuki sebepler dilekçede açıkça ortaya konulmalı
Daire, davada “sahip olduğu menfaatin ve hukuki sebeplerin açıkça ortaya konulması gerekmektedir” diyerek dilekçeyi reddetmiştir.
Adli yargıdaki takip ile yönetmelik istemi birlikte dava edilemez
İcra takiplerinin iptali adli yargıda, Güvence Hesabı Yönetmeliğinin iptali Danıştayda görüleceğinden istemler ayrılmıştır.
Menfaat bağı kurulmadan açılan davada dilekçe yenilenir
Menfaat bağı ortaya konulmadan açılan davada dilekçenin yenilenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
İndirim davacının rapor tarihindeki yaşına göre yapılır
Daire tek cümleyle bağladı: "Davacı ...'nin rapor tarihindeki yaşı esas alınarak evlenme ihtimali indirimi yapılması gerektiği açıktır."
Özel hukuk tüzel kişisinin işleminde adlî yargı görevlidir
Özel çevre koruma bölgesindeki su sporları irtibat noktasının kiralanmasına ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davada Daire, "şirket statüsünde bir özel hukuk tüzel kişisi olan davalı tarafından tesis edilen işlemin, idari işlem niteliğinde olmadığı, anılan işleme karşı açılan davanın görüm ve çözümünde adlî yargının görevli olduğu" sonucuna varmıştır.
Kural önce konur, sonra fiilî evlilik tarihine uygulanır
Daire önce kuralı kurdu: "Sağ kalan eşin yeniden evlenmesi durumunda, ölen eşin desteğine olan ihtiyacı yeni evlilik ile sona ereceğinden" tazminat o tarihle sınırlıdır. Ardından, raporda "davacının %9 evlenme ihtimali olduğu kabul edilerek" bakiye ömrün tamamı için hesap yapıldığını, oysa davacının 13 Ekim 2019'da yeniden evlendiğini tespit etti.
Fiilî birliktelik de destek ihtiyacını sona erdirir
Davacı, dört çocuğu tanıma senediyle tanımıştı. Daire bunu destek ihtiyacının sona erdiğinin kabulü saydı: "davacının ... ile fiili birlikteliği olduğunun dolayısıyla destek alma ihtiyacının devam etmediğinin kabul edilerek destekten yoksun kaldığı sürenin" bilirkişi raporundaki ilk hesaplama dikkate alınarak belirlenmesi gerekir.
Rapordan önce gerçekleşen evlilik, ihtimal hesabını geçersiz kılar
Raporda "davacının evlenme ihtimalinin %17 kabul edilerek hesaplama yapıldığı görülmekte ise de", Daire nüfus kaydından davacının 6 Temmuz 2019'da — rapor tarihinden önce — evlendiğini tespit ederek tazminatın o tarihe kadar hesaplanması gerektiğine hükmetti.
Medeni durum araştırıldıktan sonra AYİM tablosuna bakılır
Daire, yeniden yapılacak hesapta davacı eşin medeni durumunda değişiklik olup olmadığı araştırıldıktan sonra "AYİM tarafından kullanılan eşin evlenme ihtimali tablosu gözetilerek evlenme şansı oranı ve destek süresinin yeniden belirleneceğinde duraksama bulunmamaktadır" dedi.
Oran, eşin medeni durumu araştırıldıktan sonra belirlenir
Daire, raporu hükme esas alınamaz bulduktan sonra bozma sonrası hesabın ölçüsünü verdi: "davacı eşin medeni durumunda herhangi bir değişiklik olup olmadığına göre evlenme şansı oranı ve destek süresi yeniden belirlenmelidir"
Üç dönemin toplamı üzerinden indirim yapılamaz
Bilirkişi işlemiş, işleyecek ve pasif dönem zararlarını toplayıp toplam üzerinden yüzde 2 indirim uygulamıştı. Daire, "evlenme ihtimalinin sadece işleyecek dönem zararına uygulanması gerekirken işlemiş dönem zararı için de uygulandığı" tespitiyle raporu hükme esas alınamaz buldu.
Oran, eşin medeni durumu araştırıldıktan sonra belirlenir
Daire, raporu hükme esas alınamaz bulduktan sonra bozma sonrası hesabın ölçüsünü verdi: "davacı eşin medeni durumunda herhangi bir değişiklik olup olmadığına göre evlenme şansı oranı ve destek süresi yeniden belirlenmelidir"
Destek süreleri, eş ve çocukların evlenip çalışmadığı araştırılarak belirlenir
Daire, itfaiye erinin asli görevi dışında şoför olarak görevlendirilmesi nedeniyle idarenin hizmet kusurunu saptadıktan sonra destek süreleri için ölçüyü verdi: "Ölenin desteğinden yararlanan eş ve çocukların evlenmesi veya işe girmesi halinde, ölenin desteğine olan ihtiyaçları ortadan kalkmaktadır."
Destek payları ile birlikte indirim de rapor tarihine bağlanır
Daire, müteveffanın kendisine 2, eşine 2, çocuklarına ve anne babasına 1'er pay ayıracağı esasını kurduktan sonra, "evlenme ihtimali indiriminde de rapor tarihindeki yaşı esas alınarak evlenme ihtimali indirimi yapılması gerekmektedir" dedi.
Yaş ve çocuk sayısına göre bulunan oran, fiilî evlilik karşısında geçersiz kalır
Bilirkişi, eşin "yaşı ile çocuk sayısına göre yeniden evlenme ihtimalinin %2 olduğu" değerlendirmesiyle hesap yapmıştı; Daire, UYAP kayıtlarından davacının 3 Kasım 2017'de evlendiğini tespit etti.
Yüzde on beş kabul edilen ihtimal, evlilik tarihiyle geçersiz kalır
Daire, raporda "davacı ...'in evlenme ihtimalinin %15 kabul edilerek hesaplama yapıldığı, ancak ...'in UYAP bilgi sisteminden ulaşılan nüfus kayıt örneğine göre 10/01/2016 tarihinde evlendiği" tespitini yaparak hesabın bu yönüyle düzeltilmesi gerektiğini belirtti.
Yüzde beş kabul edilen ihtimalin yerini fiilî evlilik alır
Daire, raporda "davacılardan müteveffanın eşi ...'in evlenme ihtimalinin %5 kabul edilerek hesaplama yapıldığı görülmekte ise de" nüfus kaydından adı geçenin 2 Ocak 2014'te evlendiğinin anlaşıldığını belirterek zararın yeniden hesaplanması gerektiğine hükmetti.
Oran, eşin medeni durumu araştırıldıktan sonra belirlenir
Daire, raporu hükme esas alınamaz bulduktan sonra bozma sonrası hesabın ölçüsünü verdi: "davacı eşin medeni durumunda herhangi bir değişiklik olup olmadığına göre evlenme şansı oranı ve destek süresi yeniden belirlenmelidir"
Oran, eşin medeni durumu araştırıldıktan sonra belirlenir
Daire, raporu hükme esas alınamaz bulduktan sonra bozma sonrası hesabın ölçüsünü verdi: "davacı eşin medeni durumunda herhangi bir değişiklik olup olmadığına göre evlenme şansı oranı ve destek süresi yeniden belirlenmelidir"
Oran, eşin medeni durumu araştırıldıktan sonra belirlenir
Daire, raporu hükme esas alınamaz bulduktan sonra bozma sonrası hesabın ölçüsünü verdi: "davacı eşin medeni durumunda herhangi bir değişiklik olup olmadığına göre evlenme şansı oranı ve destek süresi yeniden belirlenmelidir"
Oran, eşin medeni durumu araştırıldıktan sonra belirlenir
Daire, raporu hükme esas alınamaz bulduktan sonra bozma sonrası hesabın ölçüsünü verdi: "davacı eşin medeni durumunda herhangi bir değişiklik olup olmadığına göre evlenme şansı oranı ve destek süresi yeniden belirlenmelidir"
Zarar rapor tarihine göre saptanacağından oran da o tarihteki yaşa bağlanır
Daire gerekçeyi ilkeye bağladı: "maddi zararın bilirkişi raporunun düzenlendiği tarih itibarıyla gerçeğe en uygun şekilde tespiti gerektiğinden, medeni durumunda değişiklik olmayan davacı ...'ın evlenme şansının yeniden düzenlenecek rapor tarihindeki yaşı esas alınarak hesaplanması gerektiği de tabiidir."
Oran, eşin medeni durumu araştırıldıktan sonra belirlenir
Daire, raporu hükme esas alınamaz bulduktan sonra bozma sonrası hesabın ölçüsünü verdi: "davacı eşin medeni durumunda herhangi bir değişiklik olup olmadığına göre evlenme şansı oranı ve destek süresi yeniden belirlenmelidir"
Yirmi dört yaşında evlenen çocuk da o tarihte destekten çıkar
Bilirkişi müteveffanın kızı için yirmi beş yaşına kadar hesap yapmıştı. Daire, kızın 12 Nisan 2019'da yirmi dört yaşında evlendiğini UYAP kayıtlarından görerek, "evlilik tarihi itibariyle desten çıktığı gözetildiğinde" zararın o tarihe kadar hesaplanması gerektiğini belirtti.
Oran, eşin medeni durumu araştırıldıktan sonra belirlenir
Daire, raporu hükme esas alınamaz bulduktan sonra bozma sonrası hesabın ölçüsünü verdi: "davacı eşin medeni durumunda herhangi bir değişiklik olup olmadığına göre evlenme şansı oranı ve destek süresi yeniden belirlenmelidir"
Oran, eşin medeni durumu araştırıldıktan sonra belirlenir
Daire, raporu hükme esas alınamaz bulduktan sonra bozma sonrası hesabın ölçüsünü verdi: "davacı eşin medeni durumunda herhangi bir değişiklik olup olmadığına göre evlenme şansı oranı ve destek süresi yeniden belirlenmelidir"
Oran, eşin medeni durumu araştırıldıktan sonra belirlenir
Daire, raporu hükme esas alınamaz bulduktan sonra bozma sonrası hesabın ölçüsünü verdi: "davacı eşin medeni durumunda herhangi bir değişiklik olup olmadığına göre evlenme şansı oranı ve destek süresi yeniden belirlenmelidir"
Yüzde sıfır kabul edilen ihtimal, fiilî evlilikle geçersiz kalır
Daire, raporda "davacının evlenme ihtimalinin %0 kabul edilerek hesaplama yapıldığı görülmekte ise de" nüfus kaydından davacının 1 Eylül 2015'te evlendiğini tespit etti; tazminatın o tarihe kadar hesaplanması gerekirken aşılmasında hukuka uyarlık görülmedi.
Oran, eşin medeni durumu araştırıldıktan sonra belirlenir
Daire, raporu hükme esas alınamaz bulduktan sonra bozma sonrası hesabın ölçüsünü verdi: "davacı eşin medeni durumunda herhangi bir değişiklik olup olmadığına göre evlenme şansı oranı ve destek süresi de yeniden belirlenmelidir"
İndirim net zarardan yapılır, brüt zarardan değil
Daire, raporun dört kusurundan birini şöyle tespit etti: "davacı eşin evlenme olasılığının nihai olarak saptanan net zarar üzerinden hesaplanması gerekirken brüt zarar üzerinden hesaplandığı görülmüştür".
Yüzde 17 indirim, PMF tablosu ve nakdi tazminat mahsubuyla birlikte
Daire, PMF yaşam tablosu esas alınarak yapılan ve "eş yönünden %17 evlenme şansı indirimi uygulanmak suretiyle" davacıların zararını hesaplayan raporu inceledi.
Değişiklik geçmişi
| Tarih | Değişim | Yürürlük | Ne oldu |
|---|---|---|---|
| 6/1/1982 | 2577 sayılı Kanun | 20/1/1982 | Maddenin ilk hâli |
| 10/6/1994 | 4001 sayılı Kanun | 18/6/1994 | Değişik. Birinci fıkra, Hükümet tasarısında yer almayan; Çorum Milletvekili Cemal Şahin’in kanun teklifinden gelen ve Adalet Komisyonunda tasarıyla birleştirilerek kanunun 1 inci maddesi hâline getirilen hükümle değiştirilmiştir. Teklif, iptal davası açma yetkisini “kişisel menfaatleri doğrudan ihlal edilenler” ile sınırlandırmayı öngörmüş; tasarı Genel Kurul gündemindeyken İçtüzüğün 89 uncu maddesi uyarınca komisyona geri alınarak 24 Şubat 1994 tarihli ek raporla çevre, tarihî ve kültürel değerlerin korunması ile imar uygulamaları gibi kamu yararını yakından ilgilendiren hususlar sınırlamanın dışında bırakılmıştır. Hüküm, Anayasa Mahkemesinin 21/9/1995 tarihli ve E. 1995/27, K. 1995/47 sayılı kararıyla iptal edilmiştir. |
| 21/9/1995 | Anayasa Mahkemesi · E. 1995/27, K. 1995/47 | — | İptal. (İptal: Anayasa Mahkemesinin 21/9/1995 tarihli ve E:1995/27, K:1995/47 sayılı kararı ile; Yeniden Düzenleme: 8/6/2000-4577/5 md.) |
| 18/12/1999 | 4492 sayılı Kanun | 21/12/1999 | Değişik. Birinci fıkranın (c) bendi, 1999 tarihli Anayasa değişikliğine (4446 sayılı Kanun) uyum sağlamak üzere, tahkim yolu öngörülen imtiyaz sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıkları dışarıda bırakacak biçimde yeniden yazılmıştır. |
| 8/6/2000 | 4577 sayılı Kanun | 15/6/2000 | İptal. Anayasa Mahkemesinin 4001 sayılı Kanunla getirilen “kişisel hak ihlali” koşulunu iptal etmesi üzerine, birinci fıkranın (a) bendi iptal kararının gerekçesi gözetilerek yeniden düzenlenmiştir. |
| 2/7/2018 | 703 sayılı KHK | 9/7/2018 | 2/7/2018 tarihli ve 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 185 inci maddesiyle bu fıkrada yer alan “kanunlarda” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinde” ibaresi eklenmiştir. |
Tarih sütunu kanunlarda kabul, Anayasa Mahkemesi kararlarında karar tarihidir; yürürlük ise hükmün uygulanmaya başladığı tarihtir. Kanun metnindeki değişiklik şerhleri ile mevzuat.gov.tr metninin sayfa altı dipnotlarından ve yürürlük tarihleri tablosundan derlenmiştir.
İdari davaların açılması
1. (Değişik: 10/6/1994-4001/2 md.) İdari davalar, Danıştay, idare mahkemesi ve vergi mahkemesi başkanlıklarına hitaben yazılmış imzalı dilekçelerle açılır.
2. Dilekçelerde;
a) Tarafların ve varsa vekillerinin veya temsilcilerinin ad ve soyadları veya unvanları ve adresleri ile gerçek kişilere ait Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası,
b) Davanın konu ve sebepleri ile dayandığı deliller,
c) Davaya konu olan idari işlemin yazılı bildirim tarihi,
d) Vergi, resim, harç, benzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezalarına ilişkin davalarla tam yargı davalarında uyuşmazlık konusu miktar,
e) Vergi davalarında davanın ilgili bulunduğu verginin veya vergi cezasının nevi ve yılı, tebliğ edilen ihbarnamenin tarihi ve numarası ve varsa mükellef hesap numarası,
Gösterilir.
3. Dava konusu kararın ve belgelerin asılları veya örnekleri dava dilekçesine eklenir. Dilekçeler ile bunlara ekli evrakın örnekleri karşı taraf sayısından bir fazla olur.
Madde gerekçesi
Kanunun kabulü (6/1/1982)
Tasarıdaki karşılığı: 2'nci madde.
Tasarının 2 nci maddesinin (d) bendi amaca uygun şekilde yeniden düzenlenmiştir. Üçüncü oturumda yapılan tekriri müzakerede üçüncü fıkradaki “müspit evrak” ibaresi “belgeler” olarak değiştirilmiştir.
6 Ocak 1982 tarihli Millî Güvenlik Konseyi Genel Kurulu görüşmesinde maddeye ilişkin önemli kesitler şunlardır:
Devlet Bakanı İlhan Öztrak — “Efendim, “müspit evrak” kelimesini, siz de işaret etmiştiniz; hep düzelttik, yalnız, 3 ncü maddenin 3 ncü fıkrasında atlamışız; onu da “belge” olarak, müsaade ederseniz, tekriri müzakere ile düzeltelim… dilde yeknesaklık sağlanmış olacak, hem daha güzel Türkçe olacak.”
Millî Güvenlik Konseyi S. Sayısı 312 (1/254) · tarama · Millî Güvenlik Konseyi Tutanak Dergisi, 91 inci Birleşim, 6 Ocak 1982 · tarama
4001 sayılı Kanunla yapılan değişiklik (10/6/1994)
Dava dilekçelerinde imza koşulu getirilmiştir.
Tasarının 1 inci, kanunlaşan metnin 2 nci maddesine ilişkin gerekçe şöyledir:
“Kişilerin arzu ve isteklerini belirten dilekçelerin imzalı olması koşulunun aranması gerçek iradenin belirlenmesi için önem arz etmektedir. Dava dilekçeleri, kişileri borç altına sokabilmekte veya bir takım hakları elde etmelerine olanak vermektedir. Dilekçe Hakkının Kullanılması Hakkında Kanun, imzasız dilekçelerin işleme konulmayacağını amirdir. Dava dilekçeleri, idareden istek ve arzuyu belirten dilekçelere nazaran doğurduğu sonuçlar bakımından çok daha önemli olmasına rağmen, onlarda imzanın aranmaması düşünülemez. İdarî yargı mercilerince, imzasız dava dilekçeleri üzerine birbirinden farklı sonuçlar doğuracak kararlar verilmektedir. Bu farklı uygulamaların önüne geçilmesi ve hak kaybının önlenmesi bakımından dava dilekçelerinde “imza”nın bulunmaması halinde dilekçe red sebebi yapabilmek için 3 üncü maddenin 1 inci fıkrasına “imzalı” kelimesi konulmuştur.”
TBMM Tutanak Dergisi, Dönem 19, Cilt 62, 115 inci Birleşim, 10 Haziran 1994 (S. Sayısı 409 ve 409'a 1 inci Ek tutanağa eklidir) · tarama · Hükümet tasarısı 1/637, kanun teklifi 2/908; Adalet Komisyonu raporu 22/12/1993, ek raporu 24/2/1994. Kanun 10/6/1994 tarihinde kabul edilmiştir.
Kararlar
3/1 Dilekçenin şekli ve imza#
İmzasız ya da kimin imzaladığı anlaşılamayan dilekçe reddedilir
Daire, “kimin tarafından imzalandığı anlaşılamayan dava dilekçesinin” maddeye uygun düzenlenmediğini belirterek reddine karar vermiştir.
Fotokopi imza taşıyan dilekçe dava açma iradesini ortaya koymaz
Dilekçenin imza kısmının fotokopi olduğu davada Daire, birinci fıkradaki imza şartını dava açma iradesinin belgesi olarak değerlendirerek, "dava dilekçesinin imza kısmının fotokopi olduğu, ıslak imzalı dilekçenin gönderilmediği, fotokopi nüshanın ise davacının dava açma iradesini ortaya koyan bir dilekçe olarak kabulüne olarak bulunmadığı sonucuna varılmaktadır." saptamasıyla, "dava dilekçesinin 2577 sayılı Kanun'un 3. maddesine uygun bulunmadığı sonucuna ulaşılmaktadır." gerekçesine yer vermiştir.
Dilekçenin konu, açıklamalar ve sonuç bölümleri bütünlük taşımalıdır
Dilekçenin reddi üzerine açılan davada Daire, maddenin ikinci fıkrasındaki unsurları tek tek saymak yerine dilekçenin bütünü üzerinden ölçü kurarak, "dilekçenin, "Davanın Konusu", "Açıklamalar" ve "Sonuç ve Talep" bölümleri bir bütünlük arz edecek şekilde düzenlenerek, dava konusu işlemlerin, açıkça belirtilmesi, iptali istenen işlem veya işlemlerin tarihi, sayısı ile varsa yazılı bildirim veya öğrenme tarihinin gösterilerek tereddüde yer vermeyecek şekilde dilekçede yazılması, iptali istenilen idari işlemin hangi yönlerden hukuka aykırı olduğu ve davacının menfaatini ne şekilde ihlal ettiği ayrı ayrı, açık ve anlaşılır bir biçimde ortaya konulması suretiyle karşı taraf sayısından bir fazla düzenlenerek imzalanmış dilekçelerle yeniden dava açılması gerekmektedir." gerekçesine yer vermiştir. Bu gerekçe, taranan kararlar içinde aynı biçimde yüz elli sekiz kararda geçmektedir.
Benzer yöndeki kararlar
Elektronik imzalı dilekçenin ekindeki dilekçe de imza taşımalıdır
Avukat, dilekçeyi biçim bozulması gerekçesiyle ekte PDF olarak sunmuş; "PDF dava dilekçesinde ıslak imzanın bulunmadığı, UYAP sistemi üzerinde de dava dilekçesinde elektronik imzanın olmadığı anlaşılmaktadır." Dilekçe bu nedenle reddedilmiştir.
Birlikte dava açan davacılardan imzası bulunmayanlar yönünden dilekçe imzasız sayılır
"dava dilekçesinde isimleri yer alan yedi davacıdan dördü tarafından dava dilekçesinin imzalandığı, diğer üç davacını dilekçede imzalarının bulunmadığı, dolayısıyla dilekçenin sözü edilen davacılar yönünden imzasız olduğu ve usul hükümlerine uyulmadığı anlaşılmaktadır."
3/2-a Taraflar, vekil ve sıfatın belgelenmesi#
Vekil eliyle açılan davada vekâletnamenin aslı veya onaylı örneği dilekçeye eklenir
Avukat aracılığıyla açılan, dilekçe ekinde vekâletname sunulmayan ve ara kararına rağmen eksiklik tamamlanmayan davada Daire, kuralı 2577 sayılı Kanun ile 6100 sayılı Kanun'un birlikte okunmasından çıkararak, "idari davaların, bizzat davacı tarafından veya usulüne uygun olarak düzenlenen bir vekâletname ile tayin edilmiş avukat aracılığıyla açılabileceği; vekil sıfatıyla avukat tarafından açılacak davalarda, vekâletname aslının veya onaylı örneğinin de dava dilekçesine eklenmesinin zorunlu olduğu açıktır." gerekçesiyle dilekçenin 3. maddeye aykırılık nedeniyle reddine karar vermiştir.
Tüzel kişi davacı, dava açma yetkisini belgelemeli
Dernek adına açılan davada tüzük gibi kuruluş mevzuatının eksiksiz eklenmesi gerekir; eklenmemesi dilekçeyi maddeye aykırı kılar.
Küçük adına açılan davada velayet bağı dilekçede gösterilmeli
Daire, “doğrudan anne ve baba tarafından velayet bağı belirtilmeksizin açılan davanın 2577 sayılı Kanunun 3. maddesine uygun bulunmadığı” sonucuna varmış; çocuk on sekiz yaşını dolduracaksa yenilenen dilekçeyi kendisinin ya da vekilinin vermesi gerektiğini de belirtmiştir.
Davalı idare gösterilmeli; kanun hükmünün iptali istenemez
Dava konusunun tereddüde yer bırakmayacak şekilde ortaya konulmadığı ve davalı idarenin gösterilmediği saptanmış; yenilenecek dilekçede idari yargı yetkisi dışındaki kanun hükümlerinin iptalinin istenmemesi gerektiği belirtilmiştir.
Benzer yöndeki kararlar
Davacının unvanı dilekçede doğru yazılmalı
Baro adına açılan davada, dava tarihinde o unvana sahip bir baro bulunmadığı hâlde dilekçede eski unvanın kullanılması, maddeye aykırılık sayılmıştır.
Dernek tüzüğü dilekçe ekinde bulunmalı
Dava dilekçesi ekine dernek tüzüğü eklenmeden açılan davada dilekçe maddeye uygun görülmemiştir.
İleri sürülen sıfat belgelendirilmeli
Tıpta uzmanlık öğrencisi olduğu belirtilerek açılan davada, davayı açmakta sahip olunan meşru, şahsi ve güncel menfaatin belgelendirilmesi gerekmiştir.
3/2-b Dava konusu işlemin gösterilmesi#
İstem, dilekçenin istem ve sonuç kısmında açıkça yazılmalı
Daire, talebin “istem ve sonuç kısmında açıkça belirtilmesi gerektiğinden, bu haliyle düzenlenen dava dilekçesinin 2577 sayılı Kanun'un 3. maddesine aykırı olduğu” sonucuna varmıştır.
Hangi işlemin iptalinin istendiğinde tereddüt varsa dilekçe reddedilir
Daire, “iptalinin istenilip istenilmediği hususunda tereddüt meydana gelmiş ve dava dilekçesinin 2577 sayılı Kanun'un 3. maddesine uygun olarak düzenlenmediği sonucuna varılmıştır” diyerek dilekçeyi reddetmiştir.
Aynı gerekçe yüz elli sekiz kararda; seçkideki en yerleşik küme.
Terditli istemle dava açılamaz, seçim yargı yerine bırakılamaz
Dilekçenin sonuç kısmında yönergenin tamamı iptal edilmezse belirli maddelerinin iptali istenmişti. Daire, “seçenekli ya da dava konusu istemin tespitinin yargı yerine bırakılması gibi istemler, uyuşmazlık konusunu belirsiz kılacağından 2577 sayılı Kanun'un 3. maddesine uygun görülmeyeceği açıktır” demiştir.
Dilekçenin konu ve sonuç kısımları birbiriyle uyumlu olmalı
Daire, “dilekçenin belirtilen kısımları arasında uyumsuzluk bulunduğu” gerekçesiyle dilekçeyi maddeye aykırı saymıştır.
Talep, incelemeye elverişli olacak biçimde açık, belirli ve somut olmalıdır
Dilekçenin şekil kurallarına bağlanmasının sebebini açıklayan Daire, mahkemelerce iptali istenilen işlemle sınırlı inceleme yapılacağını belirterek, "Bu ilke uyarınca, mahkemelerce iptali istenilen idarî işlemle sınırlı olarak inceleme yapılması gerektiğinden, talebin incelemeye elverişli olabilecek nitelikte açık, belirli ve somut olması gerektiği kuşkusuzdur." gerekçesine yer vermiş; düzenleyici işlemler bakımından da aynı ölçüyü uygulayarak "düzenleyici işlemlere karşı açılan iptal davalarında, iptali istenilen düzenleyici işlemin tarih ve sayısı ile tebliğ/ uygulama tarihinin gösterilmesi zorunlu olmakla birlikte, idarî işlemin unsurları açısından hukuka aykırılık bulunduğu iddiasıyla düzenleyici işlemin tamamının iptali istenebileceği gibi, düzenleyici işlemin eksik düzenleme ya da başka bir" nedenle belirli maddelerinin iptalinin de istenebileceğini kabul etmiştir.
Benzer yöndeki kararlar
Değişiklik yönetmeliğinde hangi düzenlemenin dava edildiği anlaşılmalı
Asıl yönetmelik ile onu değiştiren yönetmelikten hangisinin hangi hükmünün dava edildiği anlaşılamadığından dilekçe maddeye uygun görülmemiştir.
Sözleşme de dava ediliyorsa hangi maddeleri olduğu yazılmalı
Genelge ekindeki kira sözleşmesi de dava edilecekse hangi maddelerinin hukuka aykırı olduğunun gerekçeleriyle ayrı ayrı yazılması istenmiştir.
Hangi düzenleyici işlemin dava edildiği sayısı ve başlığıyla gösterilmeli
İptali istenen düzenleyici işlemin hangisi olduğu, sayısı ve başlığı belirtilmeli; Yönetmelik değilse ne şekilde ve hangi tarihte öğrenildiği yazılmalıdır.
Ekteki işaretlemeye atıf yetmez, madde ve kısım yazılmalı
Dilekçenin, ekteki cetvele yapılan işaretlemelere atıfla değil, Yönetmeliğin hangi madde ve kısımlarının iptalinin istendiği açıkça yazılarak düzenlenmesi gerekmiştir.
İstem, yargılamanın gerektirdiği açıklıkta netleştirilmeli
İstemin çerçevesi netleştirilmediğinden dilekçe bu yönüyle de maddeye uygun görülmemiştir.
İşlemin tarihi, sayısı ve öğrenme tarihi sonuç ve talep kısmında yer almalıdır
"dava dilekçesinde, davanın konusunun açık ve kesin olarak belirtilmesi, iptali istenen işlem veya işlemlerin tarihi, sayısı ile varsa yazılı bildirim veya öğrenme tarihinin gösterilerek, iptali istenilen işlem veya işlemlerin tereddüde yer vermeyecek şekilde dilekçenin sonuç ve talep kısmında belirtilmesi gerektiği, bu şekilde düzenlenmeyen dilekçelerin yenilenmek üzere reddedileceği sonucuna varılmaktadır."
Dilekçe yazılılık ilkesi gereği yargılamanın gerektirdiği bilgileri içermelidir
"İdari Yargılama Usulünde geçerli olan resen araştırma ve yazılılık ilkesi gereği dava dilekçelerinin, 2577 sayılı Kanunda belirtilen şekil kurallarına uygun bir biçimde ve yargılamanın gerektirdiği bilgileri içerecek nitelikte düzenlenmesi gerekmektedir."
İstem açık ve net ortaya konulmalı
İstemin açık ve net olarak ortaya konulmaması dilekçeyi maddeye aykırı kılmıştır.
Hangi işlemin iptalinin istendiği dilekçenin üç bölümünde birden anlaşılmalıdır
Dava konusu belirlenemediğinden, hangi işlemlerin iptalinin istendiğinin, bunların hangi yönlerden hukuka aykırı olduğunun ve menfaati nasıl ihlâl ettiğinin "dava dilekçesinin "Konu", "Açıklamalar" ile "Netice ve Talep" bölümünde bütünlük arz edecek şekilde açıklanması" gerektiği belirtilmiştir.
İptali istenen işlem tereddüde yer bırakmayacak açıklıkta gösterilmelidir
"iptali istenilen işlemin hiç bir tereddüte yer verilmeyecek şekilde açık ve net olarak ortaya konulması gerektiğinden, bu haliyle dava dilekçesinin 2577 sayılı Kanun'un 3. maddesine uygun bulunmadığı sonucuna ulaşılmaktadır."
Konu, açıklamalar ve sonuç kısımları birbiriyle tutarlı olmalı
Yönetmeliğin belirli hükümlerinin iptali isteniyorsa bu hükümlerin konu, açıklamalar ve sonuç kısımlarında, üçü birbiriyle tutarlı olacak biçimde açıkça yazılması gerekir.
3/2-b Düzenleyici işlemde madde madde gösterme#
Bir maddenin tamamı dava ediliyorsa her bendi için aykırılık gösterilmeli
Yönetmelik maddesinin tamamının iptali isteniyorsa o maddeyle değiştirilen bütün bentler yönünden hukuka aykırılık iddiasının ayrı ayrı ortaya konulması gerekir; aksi hâlde dilekçe maddeye uygun sayılmaz.
Her madde için menfaat ilgisi ayrı gösterilir
Çok maddeli bir yönetmeliğin tümünün iptali istemiyle açılan davada Daire, istemin nasıl kurulması gerektiğini yargılamanın işleyişinden çıkararak, "Birçok maddeden oluşan bir düzenleyici işlemin tümünün, yetki veya şekil yönünden hukuka aykırılık sebebiyle iptalinin istenebilmesi mümkün ise de, yargı yerince, dava konusu düzenlemeyi yapan idarenin yetkili bulunması ve işlemde şekil yönünden hukuka aykırılık görülmemesi halinde, tek tek maddelerin incelenmesine geçileceğinden, incelenecek her maddeye veya düzenlemeye yönelik olarak menfaat ilgisinin ve hukuka aykırılık sebeplerinin davacı tarafından gösterilmiş olması gerekmektedir." gerekçesine yer vermiştir. Yetki ve şekil iddiası düzenlemenin bütününe yöneltilebilirken, konu, sebep ve maksat denetimi madde madde yürüdüğünden dilekçenin de madde madde kurulması gerekmektedir.
Düzenleyici işlemde hangi madde, cümle ya da ibarenin iptalinin istendiği gösterilmeli
Daire, iptali istenen düzenlemenin “hangileri olduğunun, hiç bir tereddüte yer vermeyecek şekilde menfaat bağı kurulmak suretiyle açıkça ortaya konularak” dava açılması gerektiğini belirtmiştir.
Düzenleyici işlemin tamamı da belirli maddeleri de dava konusu edilebilir
Düzenleyici işleme karşı açılan davada Daire, davacının önündeki seçeneği ortaya koyarak, "düzenleyici işlemlere de karşı açılan iptal davalarında, idarî işlemin unsurları açısından hukuka aykırılık bulunduğu iddiasıyla düzenleyici işlemin tamamının iptali istenebileceği gibi, düzenleyici işlemin eksik düzenleme ya da bir başka nedenle belirli maddelerinin/ibarelerinin hukuka aykırılık sebepleri de belirtilmek suretiyle iptalinin istenilebilmesi de mümkündür." gerekçesine yer vermiş; seçeneğin serbest olmakla birlikte biçimin serbest olmadığını, "Ancak, her durumda iptali istenilen maddelerinin açıkça belirtilmesi ve bu kısımların davacının menfaatini nasıl etkilediğinin ortaya konulması gerekmektedir." saptamasıyla belirtmiştir.
Benzer yöndeki kararlar
Menfaatin nasıl etkilendiği iptali istenen her hüküm için ayrı açıklanmalıdır
İptali istenen kısımların "açıkça, tek tek ve tereddüte yer bırakmayacak şekilde gerekçeleri ile ortaya konulması, ayrıca iptali istenilen hususlar yönünden de davacının menfaatin ne şekilde ve nasıl etkilendiğinin açıkça belirtilmesi gerektiğinden" dilekçe 3. maddeye uygun bulunmamıştır.
Her madde ve ibare için aykırılık ayrı ayrı ortaya konulur
Yönetmeliğin hem tümünün hem de sayılan maddelerinin iptali istenen davada, "her durumda düzenleyici işlemin iptali istenilen maddelerinin/ibarelerinin açıkça belirtilmesi ve bu kısımların hangi yönlerden hukuka aykırı olduğunun, davacının menfaatini nasıl etkilediğinin ayrı ayrı ve somut şekilde ortaya konulması gerekmektedir."
3/2-b Hukuka aykırılık sebeplerinin ileri sürülmesi#
Benzer yöndeki kararlar
Hukuka aykırılık iddiaları gerekçesiyle ve tereddüde yer bırakmadan yazılmalı
İptali istenen kısımların gerekçeleriyle, tek tek ve tereddüde yer bırakmayacak şekilde gösterilmemesi dilekçeyi sakatlar.
İddiaların dayanağı mevzuat doğru gösterilmeli
İddiaların dayanağı olan mevzuatın doğru şekilde ifade edilmemesi, dilekçeyi maddeye aykırı kılar.
Hukuka aykırılık sebepleri dilekçede ileri sürülmeli
Hukuka aykırılık sebepleri gösterilmeden açılan davada dilekçe maddeye uygun bulunmamış, eksiklikler giderilerek yeniden dava açılması gerekmiştir.
Menfaat ve hukuki sebepler dilekçede açıkça ortaya konulmalı
Daire, davada “sahip olduğu menfaatin ve hukuki sebeplerin açıkça ortaya konulması gerekmektedir” diyerek dilekçeyi reddetmiştir.
3/2-d Uyuşmazlık konusu miktar#
Miktarın gösterilmesi zorunluluğu zararın dava tarihinde belirlenebildiği hâllerde işler
İşyerinin kapatılmasına ilişkin işlemin iptali ile yoksun kalınan hakların ödenmesi istenmiş, tazminat miktarı dilekçede rakamla gösterilmemiştir. Daire, ikinci fıkranın (d) bendindeki zorunluluğu mutlak saymamış, onu yerine getirilebilirlik şartına bağlamıştır: bendde öngörülen zorunluluğun "zarar miktarının dava açıldığı tarihte tespit edilebilen haller bakımından uygulanması gerektiği, olayda dava açıldığı tarih itibarıyla -işlemin iptal edilmemiş olması ve işlemin uygulanma aşamasına geçmemesi nedeniyle- davacının zararının henüz kesinleşmemiş olması karşısında, söz konusu miktarın dava dilekçesinde belirtilmesinin fiilen mümkün olmadığı dikkate alındığında, belirlenebilir bir tutara dayanılarak açılan bu davanın esasının iptal istemine ilişkin kısmının incelenmesinde hukuka aykırılık görülmemiştir."
Benzer yöndeki kararlar
Uyuşmazlık değeri dilekçede Türk lirası olarak gösterilir
Tazminat, Uluslararası Para Fonunun özel çekme hakları cinsinden istenmişti. Daire, nispi harcın hesaplanabilmesi için “anlaşmazlık konusu değerin dava dilekçesinde Türk Lirası olarak belirlenmesinin zorunlu olduğu”nu belirterek dilekçeyi 3. maddeye aykırı bulmuştur.
Dilekçede gösterilen tazminat miktarı harcı, hükmü ve kanun yolunu belirler
"tam yargı davalarında uyuşmazlık konusu miktarın dava dilekçesinde gösterilmesi gerekmektedir. Nitekim, dava dilekçesinde gösterilen tazminat miktarı; davacı tarafından ödenecek harç miktarını, Mahkemece kurulacak hüküm sonucunu (davanın reddi, tazminat talebinin kabulü, tazminat talebinin kısmen reddi-kısmen kabulü gibi) ve söz konusu Mahkeme kararına karşı istinaf ve temyiz kanun yollarının açık olup olmadığını belirleyecektir."
3/3 Dilekçeye eklenecek belgeler#
Benzer yöndeki kararlar
Dayanak belgeler yenilenen dilekçeyle birlikte sunulmalı
Dilekçede dayanılan belgelerin, davanın yenilenmesi hâlinde dosyaya ibrazı gerektiği belirtilmiştir.
Dava konusu işlemin aslı veya onaylı örneği dilekçeye eklenmelidir
Dava konusu genel yazının "aslı veya onaylı bir örneği dava dilekçesine eklenmek suretiyle, dava dilekçesinin yenilenmesi gerektiği sonucuna ulaşıldığından, bu haliyle 2577 sayılı Kanun'un 3. maddesine uygun bulunmayan dava dilekçesinin reddi gerekmektedir."
İşlemin tarih ve sayısı yazılmalı, örneği eklenmeli
İptali istenen işlemin tarih ve sayısı yazılarak konu ve sonuç kısımlarının birbiriyle uyumlu hâle getirilmesi, işlemin bir örneğinin eklenmesi istenmiştir.
Düzenlemenin uygulanması niteliğindeki işlemler gösterilip dilekçeye eklenmelidir
"iptali istenen dava konusu Yönetmelik hükmüne dayanılarak tesis edilen ve bu Yönetmelik hükmünün uygulanması niteliğinde olan idari işlemlerin belirtilmesi ve dava dilekçesine eklenmesi suretiyle düzenlenecek dava dilekçesi ile 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 3. maddesine uygun olarak yeniden dava açılması gerekmektedir."
Aykırılığın sonucu ve ilk inceleme#
Yenilenen dilekçede aynı yanlışlık yoksa dava esastan incelenir
Yönetmeliğe karşı açılan, dilekçesi reddedildikten sonra yenilenen dilekçede de aynı yanlışlıkların yapıldığı gerekçesiyle reddedilen davanın temyiz incelemesinde Kurul, yenilenen dilekçeyi ilk dilekçeyle karşılaştırarak eksikliğin giderildiğini saptamış ve 3. maddeye aykırılık bulunmadığını kabul ederek, "Bu itibarla, işin esası hakkında karar verilmesi gerekirken dava dilekçesinde aynı yanlışlıklar yapıldığı gerekçesiyle verilen davanın reddine ilişkin temyize konu kararda hukuki isabet görülmemiştir." gerekçesiyle kararın bozulmasına karar vermiştir.
Dilekçe ret usulü davacının talebini daraltmanın aracı değildir
Disiplin cezası ile dayanağı yönetmeliğe karşı aynı dilekçeyle açılan, dilekçesi iki kez reddedildikten sonra 15. maddenin beşinci fıkrası uyarınca reddedilen davanın temyiz incelemesinde Kurul, dilekçe ret yaptırımının sınırını hükmün kendi amacıyla belirleyerek, "düzenleyici işlemlerin davacının ileri sürmüş olduğu hukuka aykırılık sebepleri ve uygulama işlemine konu hususlar doğrultusunda hukuki denetiminin yapılabileceği dikkate alındığında, davacının talebinin dilekçe ret usulü ile sınırlanmasının 2577 sayılı Kanun'un 15. maddesinin 5. fıkrasında hüküm altına alınan amaç ile uyumlu olmayacağı gibi hakkaniyete de uygun düşmeyeceği sonucuna varılmıştır." gerekçesiyle, "işin esası hakkında karar verilmesi gerekirken dava dilekçesinde ikinci kez aynı yanlışlıklar yapıldığı gerekçesiyle verilen davanın reddine ilişkin temyize konu kararda hukuki isabet bulunmamaktadır." sonucuna varmıştır.
Dilekçe reddi gerekirken esasa girilmesi bozma sebebidir
Kimin için ne kadar manevi tazminat istendiği netleştirilmeden esasa girilmesi hukuka uygun bulunmamış, istinaf başvurusunun reddi kararı bozulmuştur.
Benzer yöndeki kararlar
Yenilenen dilekçede aynı yanlışlık sürerse dava reddedilir
Daire, dilekçe reddi üzerine verilen yeni dilekçede aynı yanlışlıkların yapılması hâlinde davanın reddedileceği kuralını hatırlatmıştır.
Üçüncü madde ile beşinci madde birlikte incelenir
Dilekçe hem içerik yönünden maddeye uygun bulunmamış, hem de müşterek dilekçe için aranan menfaat iştirakinin bulunmadığı belirtilmiştir.
Menfaat bağı kurulmadan açılan davada dilekçe yenilenir
Menfaat bağı ortaya konulmadan açılan davada dilekçenin yenilenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
İlk inceleme, üçüncü madde yönünden de yapılır
Dilekçeler üçüncü maddeye uygunluk yönünden de incelenir; aykırılık görülürse otuz gün içinde yeniden düzenlenmek üzere reddedilir.
Eksiklikler tamamlanmak üzere otuz gün verilir
Dilekçe maddeye uygun bulunmamış, eksiklikler tamamlanarak yeniden düzenlenmek üzere otuz gün içinde dava açılabileceği belirtilmiştir.
Adli yargıdan gelen dilekçe de üçüncü maddeye uygun olmalıdır
Daire, “2577 sayılı Kanun'un 9. maddesinde görevli mahkemede dava açılabilme ifadesi yer almaktaysa da, idari davaların açılma şeklini düzenleyen 2577 sayılı Kanun'un 3. maddesine uygun olmayan bir dilekçe ile dava açılması durumunda dilekçenin reddine karar verilebileceği de açıktır” demiş; denetimi mahkemeye erişim hakkı ölçütüyle yapmıştır.
Dilekçe reddi kararında yenilemenin sonucu da duyurulur
Dilekçe otuz gün içinde yeniden dava açılmak üzere reddedilmiş, yeniden verilen dilekçede aynı yanlışlıklar yapılırsa davanın reddedileceği davacıya duyurulmuştur.
Maddenin geneline ilişkin
İdari işlem niteliğinde karar verilmesi istemini taşıyan dilekçe reddedilir
Hukuk fakültelerine yerleştirmede aranan başarı sırasının yükseltilmesine karşı açılan davada, dilekçenin netice ve talep kısmında öğrencinin "bir önceki yılın yerleştirme sonuçlarına göre geçici kaydının yapılmasına karar verilmesine" dair istem yer almıştır. Daire, ikinci fıkradaki yasağı dilekçe incelemesinde de uygulayarak "2577 sayılı Kanun'un 2. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, idari yargı yetkisi, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlı olup, idare mahkemelerinin idari eylem ve işlem niteliğinde veya idarenin takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı vermesi hukuken mümkün bulunmamaktadır." gerekçesine yer vermiş; bu tespitin ardından "idari işlem niteliğinde yargı kararı verilmesine yönelik istemin yer aldığı dava dilekçesinin 2577 sayılı Kanunun 2. ve 3. maddelerine uygun olmadığı sonucuna varılmıştır." Yasak, yalnız hükmün içeriğini değil, istemin nasıl kurulacağını da belirlemektedir.
Bağlılık ya da sebep-sonuç ilişkisi tek başına yetmez
Daire, tek dilekçeyle dava açılabilmesi için bağlılık ve sebep-sonuç ölçütlerinin yanında "koşullarının yanında İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun öngördüğü diğer koşulların birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir" demiştir.
Dava konusu işlem tereddüde yer bırakmayacak biçimde gösterilmelidir
İmar planı değişikliğinin dayanağı olduğu ileri sürülen işlemlerin iptali istemiyle açılan davada Daire, dayanak işlemlerin hangileri olduğunun, tarih ve sayısının açıkça belirtilmesi gerektiğini belirterek, "2577 sayılı Kanunun 3. maddesine uygun olmayan dava dilekçesinin aynı Kanunun 15. maddesinin 1/d bendi gereğince" reddine karar vermiştir.
Düzenleyici işlem dava edilirken sebepler tek tek ve menfaat ilgisiyle yazılır
Bireysel işlemle birlikte dava edilen düzenlemeler bakımından Daire, "iptali istenilen hükümler yönünden tek tek hukuka aykırılık sebeplerinin belirtilmesi ve menfaatin ne şekilde etkilendiği açıklanmalıdır" diyerek dilekçeyi üçüncü maddeye uygun bulmadı ve reddetti.
İki çocuk adına velayeten açılan davada menfaat iştiraki yoktur
"İki ayrı çocuk adına velayeten verilen vekaletnameye istinaden açılan bu davada, birden fazla şahsın müşterek dilekçe ile dava açabilmesi için 2577 sayılı Kanun'un 5. maddesinin aradığı anlamda davacıların hak veya menfaatlerinde iştirak bulunmadığından her iki şahıs için ayrı ayrı dava açılması gerektiği anlaşılmaktadır."
Muğlak ve tarihi belirsiz istemler tek dilekçede toplanamaz
Dilekçede bir rehberin ve ona dayanan bütün işlemlerin iptali gibi "muğlak, tarih ve sayısı belli olmayan istemlere yer verildiği" görülmüş; yenilenen dilekçede aynı yanlışlık sürdüğü için dava reddedilmiştir.
Vekâletnamesiz işlem yapan vekil yargılama giderini üstlenir
Vekâletnamesiz açılan davada verilen süre içinde usulüne uygun vekâletname sunulmamış, davacı asil de yapılan işlemleri kabul ettiğine dair dilekçe vermemişti. Daire davanın açılmamış sayılmasına karar vermiş; "yargılama giderlerinin 6100 sayılı Kanun'un 77. maddesinin 2. fıkrası uyarınca vekaletnamesiz işlem yapan vekil tarafından karşılanması gerekmektedir" sonucuna varmıştır.
Dilekçeyi ancak davacının kendisi ya da vekâletnameli avukatı verebilir
Daire, “usulüne uygun hazırlanan imzalı dava dilekçelerinin bizzat davacı veya usulüne uygun olarak düzenlenen bir vekaletname ile tayin edilmiş vekil (avukat) tarafından” maddede sayılan yerlere verilmesi gerektiğini belirtmiştir.
Dilekçede işlemin tarihi ve sayısı tereddüde yer bırakmayacak şekilde yazılır
Daire, “dava dilekçelerinde, davanın konusunun açık, belirli, somut ve kesin olarak belirtilmesi, iptali istenen işlem veya işlemlerin tarihi, sayısı ile varsa yazılı bildirim veya öğrenme tarihinin gösterilerek tereddüde yer vermeyecek şekilde yazılması” gerektiğini belirtmiştir.
Benzer yöndeki kararlar
Dilekçe ret usulü davacının talebini sınırlandıramaz
Yenilenen dilekçede aynı yanlışlıkların yapıldığı gerekçesiyle reddedilen davanın temyiz incelemesinde Kurul, "davacının talebinin dilekçe ret usulü ile sınırlanmasının 2577 sayılı Kanun'un 15. maddesinin 5. fıkrasında hüküm altına alınan amaç ile uyumlu olmayacağı gibi hakkaniyete de uygun düşmeyeceği" gerekçesiyle kararın bozulmasına karar vermiştir.
Düzenlemenin yeniden yazılması istenemez
Bir düzenlemenin “yeniden düzenlenerek muğlaklığın giderilmesi” biçimindeki talep, ne dava türlerine ne de yargı yetkisinin sınırına girer.
Dava açma iradesi usulüne uygun biçimde ortaya konulmalıdır
Birden çok kişi adına açıldığı anlaşılan davada Daire, mirasçıların ve eşin dava açma iradesinin usulüne uygun vekâletnameyle ortaya konulması gerektiğini belirterek, davanın "belirtilen eksiklikler giderilmek suretiyle 2577 sayılı Kanun'un 3. maddesine uygun olarak yenilenen, Danıştay Başkanlığına hitaben yazılmış açık ve anlaşılabilir bir dilekçeyle açılması gerekmektedir" gerekçesiyle dilekçenin reddine karar vermiştir.
Yenilenen dilekçede iptali istenen işlem açıkça ortaya konulmalıdır
“2577 sayılı Kanunun 3. ve 5. maddelerine uygun olarak düzenlenmediği anlaşılan dava dilekçesinin reddine karar verilmesi gerekmektedir.” Daire, yenilemede nelere dikkat edileceğini de göstermiştir.
Dilekçe kendi içinde tutarlı olmalıdır
Yönetmeliğin tamamının iptali isteniyorsa aykırılık sebeplerinin tamamı yönünden gösterilmesi gerekir; aksi hâlde “dava dilekçesinin kendi içerisinde tutarlılık göstermediği” sonucuna varılır.
Yönetmeliğin hangi kısmının iptalinin istendiği ayrı ayrı gösterilmelidir
Daire, iptali istenen kısımların “açık, net ve tereddüte mahal vermeyecek bir şekilde belirtilmesi” gerektiğini, mülga düzenlemelere yönelik isteme yer verilemeyeceğini belirtmiştir.
Her davacı menfaatinin nasıl etkilendiğini kendi dilekçesinde açıklar
İşlemin mevzuata neden aykırı olduğunun ve menfaati ne şekilde etkilediğinin açıklanması suretiyle “her bir davacı için ayrı ayrı olmak üzere düzenlenecek dava dilekçeleri ile” dava açılması gerekmiştir.
Dilekçeyi davacının yakını veremez
Dilekçenin "bizzat davacı tarafından veya usulüne uygun düzenlenmiş bir vekaletnameye dayanarak tayin edeceği vekili (avukat) tarafından verilmesi gerekirken, davacıyı temsil yetkisi bulunmayan kardeşi ...tarafından verildiği anlaşılmış olup, bu haliyle dava dilekçesinin kabulüne olanak bulunmadığı sonucuna varılmıştır."
Tebliğ ile uygulama işlemi arasındaki bağlantı dilekçede gösterilmelidir
Daire, iptali istenen madde ve bentlerin belirtilmesini, işlemlerin tarih ve sayılarının yazılmasını, ayrıca “tebliğ ile uygulama işlemleri arasındaki bağlantı ortaya konulmak” suretiyle dilekçenin yenilenmesini istemiştir.
Talep açık, belirli ve somut olmalıdır
"Mahkemeler tarafından, iptali istenen idarî işlemle sınırlı inceleme yapılacağı açık olup, talebin incelemeye konu olabilecek nitelikte açık, belirli ve somut olması gerekmektedir." Adlî yargıya ait istemler de aynı dilekçeye konulamaz.
Üçüncü ve beşinci maddeye aykırılık birlikte değerlendirilir
Dilekçe hem 3. hem 5. maddeye uygun bulunmamış, 15/1-d uyarınca otuz gün içinde eksiklikler tamamlanmak üzere reddedilmiştir.
Değişiklik geçmişi
| Tarih | Değişim | Yürürlük | Ne oldu |
|---|---|---|---|
| 6/1/1982 | 2577 sayılı Kanun | 20/1/1982 | Maddenin ilk hâli |
| 10/6/1994 | 4001 sayılı Kanun | 18/6/1994 | Değişik. Dava dilekçelerinde imza koşulu getirilmiştir. |
| 2/7/2012 | 6352 sayılı Kanun | 5/7/2012 | 2/7/2012 tarihli ve 6352 sayılı Kanunun 51 inci maddesi ile bu bendin sonuna “ile gerçek kişilere ait Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası,” ibaresi eklenmiştir. |
Tarih sütunu kanunlarda kabul, Anayasa Mahkemesi kararlarında karar tarihidir; yürürlük ise hükmün uygulanmaya başladığı tarihtir. Kanun metnindeki değişiklik şerhleri ile mevzuat.gov.tr metninin sayfa altı dipnotlarından ve yürürlük tarihleri tablosundan derlenmiştir.
Dilekçelerin verileceği yerler
Dilekçeler ve savunmalar ile davalara ilişkin her türlü evrak, Danıştay veya ait olduğu mahkeme başkanlıklarına veya bunlara gönderilmek üzere idare veya vergi mahkemesi başkanlıklarına, idare veya vergi mahkemesi bulunmayan yerlerde büyükşehir belediyesi sınırları içerisinde kalıp kalmadığına bakılmaksızın asliye hukuk hakimliklerine veya yabancı memleketlerde Türk konsolosluklarına verilebilir.
Madde gerekçesi
Tasarıdaki karşılığı: 3'üncü madde.
Tasarının ilgili maddesi aynen benimsenmiştir.
Millî Güvenlik Konseyi S. Sayısı 312 (1/254) · tarama
Kararlar
Asliye hukuk hâkimliğinin yükümlülüğü ve kayıt tarihi#
Harç ve posta ücreti eksikliği dilekçenin kayda alınmamasını haklı kılmaz
Asliye hukuk hâkimliğine havale ettirilen dilekçenin harç ve posta ücreti tamamlanmadığı gerekçesiyle kayda alınmaması üzerine davanın süre aşımından reddedildiği uyuşmazlıkta Kurul, "davacının eksik harcı ve posta ücretini tamamlamadığından bahisle Asliye Hukuk Hakimliğinin dava dilekçesini kayda almama gibi bir yetkisi bulunmamaktadır." saptamasını yaparak, bunun sonucunu da davacıya yüklememiş; "dava açma iradesini somut olarak ortaya koymasına rağmen, harç ve posta ücreti tamamlanmadığı gerekçesiyle dilekçenin kayda alınmamış olması, dava açma süresinin geçirildiği sonucunu doğurmayacaktır." gerekçesine yer vermiştir. Kararda mahkemelerin yargılama usullerini uygularken "davanın hakkaniyetine halel getirecek kadar abartılı şekilcilikten" kaçınması gerektiği de vurgulanmıştır.
Asliye hukuk hâkimliği kendisine verilen dilekçeyi kayda almakla yükümlüdür
Asliye hukuk mahkemesinin dilekçeyi kabul etmemesi nedeniyle davanın süresinde açılmamış sayıldığı uyuşmazlıkta Daire, 4. ve 6. maddelerden çıkan usulü belirleyerek, "dava dilekçesi ve eklerinin, Danıştay veya ait olduğu mahkeme başkanlıkları dışında 2577 sayılı Kanun'da dilekçelerin verilebileceği yerlerden biri olarak sayılan asliye hukuk hakimliklerine verilmesi durumunda, harç ve posta ücretleri alındıktan ve deftere kaydı yapıldıktan sonra en geç üç gün içinde Danıştay'a veya ait olduğu mahkeme başkanlığına taahhütlü olarak gönderilmesi gerekmekte olup, dava dilekçesi eline ulaşan mahkeme tarafından dilekçe üzerinde ilk inceleme yapılacağı ve bir eksiklikle karşılaşılması durumunda da davanın görüm ve çözümünde yetkili mahkeme tarafından gerekli kararların verileceği açıktır." gerekçesine yer vermiş; kurala uyulmamasının sonucunu ise "asliye hukuk mahkemesince kendisine verilen dava dilekçesinin kabul edilmemesi ve kayda alınmaması durumunda ilgili asliye hukuk mahkemesince hem yetki aşımında bulunulacağı, hem de 2577 sayılı Kanun'la tanınmış olan dava dilekçesini yenileme hakkının davacının elinden alınacağı, dolayısıyla hak arama hürriyeti ve mahkemeye erişim hakkının ihlal edileceği açıktır." biçiminde belirlemiştir.
Dava, dilekçenin kaydedildiği tarihte açılmış sayılır; kayıt hangi mahkemede olursa olsun
Dilekçe yetkili mahkemeye gönderilmek üzere dördüncü maddedeki yerlerden birine verilmişti. Daire, altıncı maddenin birinci fıkrasındaki "davanın bu kaydın yapıldığı tarihte açılmış sayılacağı" kuralını uyguladı ve davanın "süresinde açıldığı anlaşılmaktadır" diyerek süre aşımı kararını kanun yararına bozdu.
Benzer yöndeki kararlar
Asliye hukuk mahkemesi kayıt tarihi özel dava açma süresinde esas alınır
"Asliye Hukuk Mahkemesi kayıtlarına 10/11/2011 tarihinde giren dilekçe ile davanın 15 günlük özel dava açma süresi içinde açıldığı anlaşıldığından, davanın süre aşımı nedeniyle reddedilmesinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır."
Dava, dilekçenin deftere kaydedildiği tarihte açılmış sayılır
4. maddede yazılı yerlere verilen dilekçelerin "harç ve posta ücretleri alındıktan sonra deftere derhal kayıtları yapılarak kayıt tarih ve sayısı dilekçenin üzerine yazılacağı ve davanın bu kaydın yapıldığı tarihte açılmış sayılacağı" belirtilerek, dava açma tarihi kayıt tarihine bağlanmıştır.
Dilekçenin verilebileceği yerlerin sınırlı sayıda oluşu#
Dilekçenin verilebileceği yerler kanunda tahdidî olarak sayılmıştır
Dava dilekçesinin Posta ve Telgraf Teşkilatı aracılığıyla gönderildiği ve davanın süre aşımından reddedildiği uyuşmazlıkta Kurul, maddedeki sayımın örnekleyici değil sınırlayıcı olduğunu, kanun koyucunun anılan teşkilata maddede yer vermediğini gözeterek, "dava dilekçesinin, davacı tarafından bizzat veya usulüne uygun düzenlenmiş bir vekaletnameye dayanarak tayin edeceği vekili (avukat) tarafından Kanun'da tahdidi olarak sayılan yerlere verilmesi gerektiği açıktır." gerekçesine yer vermiş; sayımın geniş tutulmasının amacını da "Anılan maddede dilekçenin verilebileceği yerler olarak belirtilen yargı yerleri ve makamların kişinin dava açma hakkını engellemeyecek şekilde geniş tutulduğu görülmekle birlikte, bu düzenlemedeki asıl amacın, kişilerin gıyabında haberleri olmadan açılacak davaların ya da olumsuz sonuçlara yol açabilecek ihtilafların önlenmesi, bu konuda güvenliklerinin sağlanması olduğu anlaşılmaktadır." saptamasıyla ortaya koymuştur.
Benzer yöndeki kararlar
Maddenin amacı dilekçeyi kimin verdiğinin denetlenebilmesidir
Sayımın geniş tutulmuş olması onu örnekleyici kılmaz; "bu düzenlemedeki asıl amacın, kişilerin gıyabında haberleri olmadan açılacak davaların ya da olumsuz sonuçlara yol açılabilecek ihtilafların önlenmesi, bu konuda güvenliklerinin sağlanması olduğu anlaşılmaktadır."
Dilekçeyi kimin verebileceği#
Dilekçeyi ancak davacının kendisi ya da vekâletnameli avukatı verebilir
Daire, “usulüne uygun hazırlanan imzalı dava dilekçelerinin bizzat davacı veya usulüne uygun olarak düzenlenen bir vekaletname ile tayin edilmiş vekil (avukat) tarafından” maddede sayılan yerlere verilmesi gerektiğini belirtmiştir.
Benzer yöndeki kararlar
Dilekçeyi davacının yakını veremez
Dilekçenin "bizzat davacı tarafından veya usulüne uygun düzenlenmiş bir vekaletnameye dayanarak tayin edeceği vekili (avukat) tarafından verilmesi gerekirken, davacıyı temsil yetkisi bulunmayan kardeşi ...tarafından verildiği anlaşılmış olup, bu haliyle dava dilekçesinin kabulüne olanak bulunmadığı sonucuna varılmıştır."
Mahkemenin bulunmadığı yer ölçütü ve büyükşehir#
Büyükşehir sınırındaki ilçe, madde bakımından ayrı yer sayılmaz
Daire, “büyükşehir belediyesi bulunan yerlerde bu belediye sınırları içerisinde yer alan ilçelerin 4'üncü maddenin uygulanması açısından ayrı yer olarak kabulü olanaklı değildir” demiş; dava, asliye hukuk hâkimliği kaydına girdiği tarihte değil mahkeme kaydına girdiği tarihte açılmış sayılmıştır.
İlçenin ayrı olması, mahkemenin bulunmadığı yer saymaya yetmez
Temyiz dilekçesi asliye hukuk hâkimliğine verilmişse de, ilçe büyük ilin içinde yer aldığından mahkemenin bulunmadığı yer sayılmamış; istem süre aşımından reddedilmiştir.
Benzer yöndeki kararlar
Mahkemenin bulunduğu ilde asliye hukuk kanalıyla gönderilen dilekçede kayıt tarihi esastır
İlde idare ve vergi mahkemeleri bulunduğundan, asliye hukuk mahkemesi kanalıyla gönderilen temyiz dilekçesinin mahkeme kaydına “girdiği tarih esas alınmaktadır”; istem süresinde görülmemiştir.
Değişiklik geçmişi
| Tarih | Değişim | Yürürlük | Ne oldu |
|---|---|---|---|
| 6/1/1982 | 2577 sayılı Kanun | 20/1/1982 | Maddenin ilk hâli |
| 2/7/2012 | 6352 sayılı Kanun | 5/7/2012 | 2/7/2012 tarihli ve 6352 sayılı Kanunun 52 nci maddesi ile bu fıkrada yer alan “bulunmayan yerlerde” ibaresinden sonra gelmek üzere “büyükşehir belediyesi sınırları içerisinde kalıp kalmadığına bakılmaksızın” ibaresi eklenmiştir. |
Tarih sütunu kanunlarda kabul, Anayasa Mahkemesi kararlarında karar tarihidir; yürürlük ise hükmün uygulanmaya başladığı tarihtir. Kanun metnindeki değişiklik şerhleri ile mevzuat.gov.tr metninin sayfa altı dipnotlarından ve yürürlük tarihleri tablosundan derlenmiştir.
Aynı dilekçe ile dava açılabilecek haller
1. (Değişik: 10/6/1994-4001/3 md.) 1. Her idari işlem aleyhine ayrı ayrı dava açılır. Ancak, aralarında maddi veya hukuki yönden bağlılık yada sebep-sonuç ilişkisi bulunan birden fazla işleme karşı bir dilekçe ile de dava açılabilir.
2. Birden fazla şahsın müşterek dilekçe ile dava açabilmesi için davacıların hak veya menfaatlerinde iştirak bulunması ve davaya yol açan maddi olay veya hukuki sebeplerin aynı olması gerekir.
Madde gerekçesi
Kanunun kabulü (6/1/1982)
Tasarıdaki karşılığı: 4'üncü madde.
Tasarının ilgili maddesi aynen benimsenmiştir.
Millî Güvenlik Konseyi S. Sayısı 312 (1/254) · tarama
4001 sayılı Kanunla yapılan değişiklik (10/6/1994)
Birden fazla işleme karşı tek dilekçeyle ve birden fazla kişinin müşterek dilekçeyle dava açabilmesi hâlleri yeniden düzenlenmiştir.
Tasarının 2 nci, kanunlaşan metnin 3 üncü maddesine ilişkin gerekçe şöyledir:
“Birden fazla işleme karşı bir dilekçe ile, birden fazla şahsın da müşterek dilekçesi ile dava açabilmesi hallerinde açıklık getirilmekte ve uygulamadaki duraksamalara son verilmek istenmektedir.”
TBMM Tutanak Dergisi, Dönem 19, Cilt 62, 115 inci Birleşim, 10 Haziran 1994 (S. Sayısı 409 ve 409'a 1 inci Ek tutanağa eklidir) · tarama · Hükümet tasarısı 1/637, kanun teklifi 2/908; Adalet Komisyonu raporu 22/12/1993, ek raporu 24/2/1994. Kanun 10/6/1994 tarihinde kabul edilmiştir.
Kararlar
5/1 Aynı dilekçeye konulamayacak istemler#
Farklı yargı kollarına giren işlemler tek dilekçeye konulamaz
Genelge maddelerinin iptali Danıştayın görevinde olsa da, “iptal istemine konu uygulama işlemleri adli yargı yerlerinin görevinde olduğundan” istemler aynı dilekçede birleştirilemez.
Muğlak ve tarihi belirsiz istemler tek dilekçede toplanamaz
Dilekçede bir rehberin ve ona dayanan bütün işlemlerin iptali gibi "muğlak, tarih ve sayısı belli olmayan istemlere yer verildiği" görülmüş; yenilenen dilekçede aynı yanlışlık sürdüğü için dava reddedilmiştir.
Bağ kurulsa bile kanun yolu farklıysa tek dilekçe olmaz
Kamu görevinden çıkarma temyize, gemi adamlığı belgesinin iptali istinafa tâbiydi. Daire, “Her iki işlem arasında, 2577 sayılı Kanun'un 5. maddesinde aranan biçimde bağlılık ya da ilişki bulunduğu kabul edilse bile” kanun yolları farklı olduğundan tek dilekçeyle dava açılamayacağını belirtmiştir.
Farklı yargılama usulüne tâbi istemler aynı dilekçeye sığmaz
İhale işlemleri ivedi yargılama usulüne, dayanak yönetmelik maddesi genel usule tâbiydi. Daire, açılacak davaların “ilk inceleme usulleri, dava açma süreleri ve kanun yollarının da farklı olduğu”nu belirterek “farklı yargılama usullerine tâbi istemler hakkında ayrı ayrı dava açılması gerektiği hâlde aynı dilekçe ile dava açılmasının 2577 sayılı Kanun'un 5. maddesine göre mümkün olmadığı” sonucuna varmıştır.
Dilekçede işlemin tarihi ve sayısı tereddüde yer bırakmayacak şekilde yazılır
Daire, “dava dilekçelerinde, davanın konusunun açık, belirli, somut ve kesin olarak belirtilmesi, iptali istenen işlem veya işlemlerin tarihi, sayısı ile varsa yazılı bildirim veya öğrenme tarihinin gösterilerek tereddüde yer vermeyecek şekilde yazılması” gerektiğini belirtmiştir.
Benzer yöndeki kararlar
Yönetmeliğin hangi kısmının iptalinin istendiği ayrı ayrı gösterilmelidir
Daire, iptali istenen kısımların “açık, net ve tereddüte mahal vermeyecek bir şekilde belirtilmesi” gerektiğini, mülga düzenlemelere yönelik isteme yer verilemeyeceğini belirtmiştir.
Adli yargıdaki takip ile yönetmelik istemi birlikte dava edilemez
İcra takiplerinin iptali adli yargıda, Güvence Hesabı Yönetmeliğinin iptali Danıştayda görüleceğinden istemler ayrılmıştır.
Ayrı başvurular üzerine verilen kararlar tek dilekçeyle dava edilemez
Ortak muris yönünden ayrı ayrı yapılan başvurular üzerine verilen kararlar, tek dilekçeyle dava edilemez.
Ayrı yargı yerlerinin işi tek dilekçeye sığmaz
Daire, “ayrı yargı yerlerince değerlendirilerek sonuçlandırılması gereken söz konusu işlemlere karşı aynı dilekçeyle dava açılmasına olanak bulunmamaktadır” demiştir.
Planın geneline ve kendi taşınmazına itiraz ayrı ayrı incelenir
İtirazların her davacı yönünden ayrı incelenmesi gerektiğinden dilekçe, ayrı ayrı dava açılmak üzere reddedilmiştir.
Düzenleyici işlem Danıştayda, uygulama işlemi mahkemede görülüyorsa dilekçe ayrılır
Danıştay Kanunu'nun 24. maddesi uyarınca ilk derecede Danıştayda görülecek düzenleyici işlem ile mahkemenin görevindeki uygulama işlemi aynı dilekçede birleştirilemez.
Talep açık, belirli ve somut olmalıdır
"Mahkemeler tarafından, iptali istenen idarî işlemle sınırlı inceleme yapılacağı açık olup, talebin incelemeye konu olabilecek nitelikte açık, belirli ve somut olması gerekmektedir." Adlî yargıya ait istemler de aynı dilekçeye konulamaz.
Bir maddesi vergi dairesinin görevindeyse dilekçe bölünür
Ek ödeme yönetmeliğinin bir maddesindeki ibare Danıştay'ın vergi dava dairelerinin görev alanına giriyordu. Kurul, “bu husus gözetilmeden düzenlenen dava dilekçesinde 2577 sayılı Kanun'un 5. maddesine uygunluk bulunmadığı” gerekçesiyle yürütmenin durdurulması itirazlarını kabul etmişti; Daire bu çerçevede karar vermiştir.
Farklı yargı yollarına ait istemler tek dilekçede birleştirilemez
Uyuşmazlığın bir kısmı iş mahkemesinin görevine girdiğinden, dilekçenin 5. maddeye uygun düzenlenmediği sonucuna varılmıştır.
5/1 Düzenleyici işlem ile uygulama işleminin birlikte dava edilmesi#
İhtirazi kayıtla verilen beyanname üzerine tahakkuk, dayanağı düzenlemeyle birlikte dava edilebilir
"Düzenleyici işlemin iptali ile ihtirazi kayıtla verilen muhtasar beyannameye istinaden tahakkuk eden verginin bir kısmının kaldırılması isteminin birlikte ve aynı dava dilekçesinde dava konusu edilmesinin 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 5. maddesine aykırılık teşkil etmeyeceğine oyçokluğuyla karar verilmiştir."
Düzenleyici işlem ile uygulama işlemi aynı dilekçede dava edilebilir
"Uygulama işlemi ile düzenleyici işlemin iptali isteminin birlikte ve aynı dava dilekçesinde dava konusu edilmesinin 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 5. maddesine aykırılık teşkil etmeyeceğine oyçokluğuyla karar verilmiştir." Dayanak, 7. maddenin dördüncü fıkrasındaki seçim hakkıdır.
Benzer yöndeki kararlar
Kuruldaki en yeni halka
Aynı gerekçeyle, ikisinin aynı dilekçede dava edilmesi 5. maddeye "aykırılık teşkil etmeyeceğine" karar verilmiştir.
Hat 2025'te de sürüyor
Düzenleyici işlem ile uygulama işleminin birlikte dava edilmesi 5. maddeye "aykırılık teşkil etmeyeceğine" oyçokluğuyla karar verilmiştir.
Süreaşımı itirazı da 7. maddenin dördüncü fıkrasıyla birlikte değerlendirilir
Kurul, uygulama işlemi üzerine açılan davada süreaşımı bulunmadığını belirtmiş, düzenleyici işlemle birlikte dava edilmesini 5. maddeye “aykırılık teşkil etmeyeceğine” bağlamıştır.
Düzenleyici işlem ile uygulama işlemi birlikte dava edilebilir
Kurul, ikisinin aynı dilekçede dava konusu edilmesinin 5. maddeye "aykırılık teşkil etmeyeceğine" oyçokluğuyla karar vermiştir.
Gelir vergisi tevkifatında düzenleme ile uygulama birlikte dava edilebilir
Kurul aynı hattı sürdürmüş, tek dilekçede dava edilmesini 5. maddeye "aykırılık teşkil etmeyeceğine" bağlamıştır.
Emlak vergisinde kısıtlılık: düzenleme ile uygulama birlikte dava edilebilir
Aynı yönde; ikisinin tek dilekçede dava edilmesi 5. maddeye "aykırılık teşkil etmeyeceğine" oyçokluğuyla karar verilmiştir.
Hattın 2019'daki hâli: bireysel işlem ile düzenleyici işlem
Kurul, bireysel işlem ile düzenleyici işlemin birlikte dava edilmesinin 5. maddeye "aykırılık teşkil etmeyeceğine" karar vermiştir.
Yapılandırma düzenlemesi ile uygulaması birlikte dava edilebilir
Aynı yönde; bireysel işlem ile düzenleyici işlemin tek dilekçede dava edilmesi 5. maddeye "aykırılık teşkil etmeyeceğine" bağlanmıştır.
Hattın 2025 sonundaki halkası
Tebliğ ile uygulama işleminin birlikte dava edilmesi 5. maddeye “aykırılık teşkil etmeyeceğine” karar verilmiştir.
Bireysel işlem düzenleyici işleme dayanmıyorsa bağ kurulamaz
Uluslararası koruma başvurusunun reddi işlemi ile iptali istenen düzenleyici işlemler arasında maddenin aradığı bağ görülmemiştir.
Sirküler ile uygulaması birlikte dava edilebilir
Aynı gerekçeyle, tek dilekçede dava edilmesi 5. maddeye “aykırılık teşkil etmeyeceğine” karar verilmiştir.
Dairedeki en yeni halka
Aynı gerekçeyle, ikisinin birlikte dava edilmesi 5. maddeye "aykırılık teşkil etmeyeceğine" karar verilmiştir.
Ek vergi tebliği ile ihtirazi kayıtlı tahakkuk birlikte dava edilebilir
Daire, tek dilekçede dava edilmesini 5. maddeye "aykırılık teşkil etmeyeceğine" bağlayarak işin esasını incelemiştir.
İndirimli kurumlar vergisinde düzenleme ile tahakkuk birlikte dava edilebilir
Aynı yönde; ikisinin tek dilekçede dava edilmesi 5. maddeye “aykırılık teşkil etmeyeceğine” bağlanmıştır.
Cezalı tarhiyat ile dayanağı tebliğ birlikte dava edilebilir
Daire, davanın 5. maddeye “aykırılık teşkil etmeyeceğine” oyçokluğuyla karar vermiştir.
İki bakanlığın düzenlemesi ile uygulaması birlikte dava edilebilir
Daire hattı sürdürmüş, birlikte dava edilmesinin 5. maddeye “aykırılık teşkil etmeyeceğine” hükmetmiştir.
Sermaye avansı tebliği uygulamasıyla birlikte dava edilebilir
Dava dilekçesinin 5. maddeye “aykırılık teşkil etmeyeceğine” oyçokluğuyla karar verilmiştir.
Kurulun onadığı daire kararı
Ar-Ge istisnasına ilişkin düzenleme ile tahakkuk birlikte incelenmiş; dilekçenin 5. maddeye “aykırılık teşkil etmeyeceğine” karar verilmiştir.
Bu karar, Vergi Dava Daireleri Kurulunun E.2022/1582 sayılı kararıyla onanmıştır.
Halka arz indirimi tebliği ile tahakkuk birlikte dava edilebilir
Daire, ikisinin aynı dilekçede dava konusu edilmesini 5. maddeye “aykırılık teşkil etmeyeceğine” bağlamıştır.
Vergi indirimi şartına ilişkin düzenleme ile tahakkuk birlikte dava edilebilir
Dava dilekçesinin 5. maddeye “aykırılık teşkil etmeyeceğine” karar verilmiştir.
Finansman gider kısıtlaması tebliği uygulamasıyla dava edilebilir
Uygulama işlemi ile düzenleyici işlemin birlikte dava edilmesi 5. maddeye "aykırılık teşkil etmeyeceğine" oyçokluğuyla karar verilmiştir.
Uzlaşma düzenlemesi ile cezaya ilişkin işlem birlikte dava edilebilir
Dilekçenin 5. maddeye “aykırılık teşkil etmeyeceğine” karar verilerek esas incelenmiştir.
Tebliğ ile ona dayanan tahakkuk birlikte dava edilebilir
Daire, ikisinin aynı dilekçede dava edilmesini 5. maddeye “aykırılık teşkil etmeyeceğine” bağlayarak esası incelemiştir.
Vergi ziyaı cezası ile dayanağı tebliğ birlikte dava edilebilir
Daire, düzenleme ile uygulama işleminin birlikte dava edilmesini 5. maddeye “aykırılık teşkil etmeyeceğine” bağlamıştır.
Tebliğ ile uygulama işlemi arasındaki bağlantı dilekçede gösterilmelidir
Daire, iptali istenen madde ve bentlerin belirtilmesini, işlemlerin tarih ve sayılarının yazılmasını, ayrıca “tebliğ ile uygulama işlemleri arasındaki bağlantı ortaya konulmak” suretiyle dilekçenin yenilenmesini istemiştir.
Cumhurbaşkanı kararı ile tebliğ hükmü tek dilekçede dava edilebilir
Daire, ikisinin aynı dilekçede dava konusu edilmesini 5. maddeye "aykırılık teşkil etmeyeceğine" bağlamıştır.
Dördüncü Daire de aynı sonuca oyçokluğuyla varıyor
Davanın 5. maddeye “aykırılık teşkil etmeyeceğine” oyçokluğuyla karar verilmiştir; karşı oy, 7. maddenin dördüncü fıkrasının aynı dilekçe hakkı vermediği görüşünde.
Genelge ile onun uygulanması olan ret işlemi birlikte dava edilebilir
Kamu görevine son verilen davacının başvurusunun reddi ile dayanağı genelge hükmü, 7. maddenin dördüncü fıkrasındaki seçim hakkı uyarınca aynı dilekçede dava edilmiştir.
Hattın dairedeki erken halkası
Uygulama işlemi ile düzenleyici işlemin birlikte dava edilmesi 5. maddeye "aykırılık teşkil etmeyeceğine" karar verilmiştir.
Genel tebliğ ile vergilendirme işlemi birlikte dava edilebilir
Daire, davanın 5. maddeye “aykırılık teşkil etmeyeceğine” karar vererek tebliğ ile uygulamasını birlikte incelemiştir.
5/1 Maddi veya hukuki bağlılık ile sebep-sonuç ilişkisi#
Tek dilekçe, asıl kuralın istisnasıdır
Kurul, hükmü "İdari işlemlere karşı ayrı ayrı dava açılması gerektiğine ilişkin asıl kurala istisna olarak getirilmiş olan" bir kural sayar. İşlemlerin "her birinin ayrı ayrı incelenmesi zorunluluğu bulunduğundan" dilekçenin reddi gerekirken işin esasına girilmesini bozma sebebi yapmıştır.
Ölçüt: işlemlerin sebep unsuru ve denetiminin ayrı olup olmadığı
Daire, “her bir davacı yönünden tesis edildiği ileri sürülen işlemlerin sebep unsurunun farklı olduğu ve yargısal denetiminin ayrı ayrı yapılacağı” gerekçesiyle müşterek dilekçeyi kabul etmemiştir.
Bağlılık ya da sebep-sonuç ilişkisi tek başına yetmez
Daire, tek dilekçeyle dava açılabilmesi için bağlılık ve sebep-sonuç ölçütlerinin yanında "koşullarının yanında İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun öngördüğü diğer koşulların birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir" demiştir.
Bağ yoksa her davalı idareye ayrı dava açılır
Daire, “davacının aralarında maddî veya hukukî bağlılık bulunmayan istemlerinin aynı dava dilekçesi ile dava konusu edilmesi olanağı bulunmamaktadır” demiş, dilekçeyi her bir davalı idareye karşı ayrı ayrı dava açılmak üzere reddetmiştir.
Benzer yöndeki kararlar
Dilekçe kendi içinde tutarlı olmalıdır
Yönetmeliğin tamamının iptali isteniyorsa aykırılık sebeplerinin tamamı yönünden gösterilmesi gerekir; aksi hâlde “dava dilekçesinin kendi içerisinde tutarlılık göstermediği” sonucuna varılır.
Beşinci maddenin imkânı yalnız davacılara tanınmıştır
Dilekçede davacının yanında bir meslek odası fer'i müdahil olarak yer almıştı. Daire, 5. maddedeki imkânın “dava konusu işlemler için getirilmiş ve sadece davacılara sağlanmış” olduğunu, müdahale isteminin ayrı bir dilekçeyle yapılması gerektiğini belirtmiştir.
Bağ da sebep-sonuç ilişkisi de yoksa dilekçe reddedilir
Daire, istemler arasında “maddi veya hukuki yönden bağlılık bulunmadığı gibi, sebep-sonuç ilişkisinin de mevcut olmadığı” gerekçesiyle dilekçeyi reddetmiştir.
Bağ kurulamayan işlemler için ayrı ayrı dava açılır
Daire, dilekçenin 5. maddeye uygun düzenlenmediğini saptayarak, ayrı ayrı dilekçelerle dava açılmak üzere dilekçenin reddine karar vermiştir.
Kurul kararları arasında bağ yoksa dilekçe reddedilir
Daire, "dava konusu işlemlerin aralarında Kanun'un aradığı şekilde bir bağlılık veya ilişkinin bulunmadığı anlaşılmaktadır" diyerek dilekçeyi reddetmiştir.
Aynı maddi olay şartı gerçekleşmezse dilekçe aykırıdır
Daire, “davaya yol açan maddi olay veya hukuki sebeplerin aynı olması şartı gerçekleşmediğinden dava dilekçesinin 2577 sayılı Kanun'un 5. maddesine aykırı olduğu sonucuna varılmıştır” demiştir.
5/2 Müşterek dilekçe — menfaat iştiraki#
Ayrı ayrı sözleşme imzalayan şirketler müşterek dilekçeyle dava açamaz
Kurul, uyuşmazlığın temelindeki sözleşmelerin ayrı ayrı imzalandığını, "davacı şirketlerin birlikte imzaladıkları bir sözleşmenin bulunmaması" karşısında ikinci fıkranın aradığı iştirakin doğmadığını belirtmiştir.
Ortak muris için ayrı ayrı başvuran davacılar ayrı dava açar
Komisyona ortak muris yönünden ayrı ayrı başvuran davacıların istemleri, her biri kendi başvurusundan doğduğu için tek dilekçede birleştirilememiştir.
Dernekler ancak menfaat bağı kurulan her il yönünden birlikte dava açabilir
Daire, “müşterek dilekçeyle açılan davanın 2577 sayılı Kanunun 5. maddesine aykırı olduğu” sonucuna varmış; derneklerin ortak amacı ve menfaat ilişkisi kurulabilen her il yönünden ayrı ayrı dava açması gerektiğini belirtmiştir.
İştirak yoksa müşterek dilekçeyle açılan dava reddedilir
Daire, “davaya yol açan maddi olay veya hukuki sebeplerin aynı olması şartı yanında, müşterek dilekçe ile dava açılabilmesi için davacıların hak ve menfaatlerinde de birliktelik bulunması gerekmekte olup” diyerek, iştirak bulunmayan davayı 5. maddeye uygun görmemiştir.
İmar planında her taşınmaz için o taşınmazın malikleri tek dilekçe verebilir
Daire, “davacıların hak veya menfaatte iştirakinin bulunması koşulunun somut olayda gerçekleşmediği” gerekçesiyle, her taşınmaz için o taşınmazda malik veya hissedar olanların ayrı dilekçe vermesi gerektiğini belirtmiştir.
Aynı gerekçe yirmi bir kararda; imar planı davalarının yerleşik ölçüsü.
İki çocuk adına velayeten açılan davada menfaat iştiraki yoktur
"İki ayrı çocuk adına velayeten verilen vekaletnameye istinaden açılan bu davada, birden fazla şahsın müşterek dilekçe ile dava açabilmesi için 2577 sayılı Kanun'un 5. maddesinin aradığı anlamda davacıların hak veya menfaatlerinde iştirak bulunmadığından her iki şahıs için ayrı ayrı dava açılması gerektiği anlaşılmaktadır."
Benzer yöndeki kararlar
Her davacı menfaatinin nasıl etkilendiğini kendi dilekçesinde açıklar
İşlemin mevzuata neden aykırı olduğunun ve menfaati ne şekilde etkilediğinin açıklanması suretiyle “her bir davacı için ayrı ayrı olmak üzere düzenlenecek dava dilekçeleri ile” dava açılması gerekmiştir.
Yerleşim yerleri farklı davacılar müşterek dilekçe veremez
Davacıların hak ve menfaatlerinde birliktelik aranırken yerleşim yeri farkı da gözetilmiş, müşterek dilekçe kabul edilmemiştir.
Her davacı için ayrı tazminat isteniyorsa dilekçe ayrılır
Komisyona ayrı ayrı başvuran davacıların, her biri için ayrı tutarda tazminat istemleri tek dilekçede birleştirilememiştir.
Farklı tutarlarda manevi tazminat istemleri ayrışır
Her davacı için ayrı tutarda manevi tazminat istenmesi, istemlerin ayrı ayrı dava edilmesini gerektirmiştir.
Iştirak yoksa müşterek dilekçe reddedilir
Daire, davacıların “hak ve menfaatlerinde iştirak bulunmadığından” müşterek dilekçeyle açılan davayı reddetmiştir.
Menfaat birlikteliği, aynı hukuki sebebin yanında ayrıca aranır
Daire, derneklerin birlikte dava açmasını “tüzüklerinde benzer veya ortak amacı güden dernekler tarafından sahip olunan menfaatin ortaya konulması şartıyla ve ilgili bulunulan, menfaat ilişkisi kurulabilen her bir il yönünden ayrı ayrı olmak üzere” mümkün görmüş, müşterek dilekçeyle açılan davayı 5. maddeye aykırı bulmuştur.
İdareye ayrı ayrı başvuranlar tek dilekçeyle dava açamaz
Daire, “İdareye birbirinden farklı başvuruları olan davacılar açısından, 2577 sayılı Kanun'un 5. maddesi kapsamında her bir başvuruya ilişkin incelemenin ayrı ayrı yapılması gerekeceğinden ve bu nedenle de aralarında maddi ve hukuki anlamda bağlılık bulunmadığından, her bir başvuru sahibi tarafından ayrı ayrı dava açılması” gerektiğini belirtmiştir.
Her taşınmaz için o taşınmazın malikleri ayrı dilekçe verir
Her taşınmaz için o taşınmazda malik veya hissedar olanların, birden fazla taşınmazda birlikte malik olanların ise tek dilekçeyle dava açabileceği belirtilmiştir.
Aykırılığın sonucu ve ilk inceleme#
Dilekçe, yürütmenin durdurulması istemi karara bağlanmadan önce incelenir
Daire, "yürütmenin durdurulması istemi hakkında bir karar verilmeksizin dava dilekçesi öncelikle 2577 sayılı Kanun'un 14. maddesinin 3. fıkrasının (g) bendi uyarınca anılan Kanun'un 5. maddesine uygun olup olmadığı yönünden incelenerek" hüküm kurmuştur. Usul incelemesi, ivedi istemin önüne geçer.
Aykırılığın yaptırımı davanın reddi değil, dilekçenin reddidir
Dilekçe 5. maddeye uygun değilse 15. maddenin birinci fıkrasının (d) bendi uyarınca, otuz gün içinde yeniden dava açılmak üzere reddedilir. Davacının hak arama imkânı bu sürede korunur.
Dilekçe reddi gerekirken esasa girilmesi bozma sebebidir
Daire, “uyuşmazlık konusu her iki işleme karşı tek dilekçe ile dava açılması hukuken mümkün olmadığından” dilekçenin reddi gerekirken işin esasına girilmesini bozma sebebi saymıştır.
Mahkeme dilekçeyi reddetmek yerine esasa girerse karar bozulur
“İdare Mahkemesince söz konusu işlemler için ayrı ayrı dava açılmak üzere 2577 sayılı Kanun'un 15/1-(d) maddesi uyarınca dava dilekçesinin reddine karar verilmesi gerekirken, işin esasına girilerek karar verilmesinde hukuki isabet görülmemiştir.”
Benzer yöndeki kararlar
Aykırı dilekçe reddedilir, otuz gün içinde yeniden açılabilir
Dilekçenin 5. maddeye uygun düzenlenmediği saptanarak 15/1-d uyarınca reddine karar verilmiştir.
Yenilemede harç ve posta ücreti de yeniden yatırılır
Dilekçe reddi kararında, otuz gün içinde ayrı ayrı dilekçelerle ve gerekli harç ile posta ücreti yatırılmak suretiyle dava açılabileceği gösterilmiştir.
Yenilenen dilekçede iptali istenen işlem açıkça ortaya konulmalıdır
“2577 sayılı Kanunun 3. ve 5. maddelerine uygun olarak düzenlenmediği anlaşılan dava dilekçesinin reddine karar verilmesi gerekmektedir.” Daire, yenilemede nelere dikkat edileceğini de göstermiştir.
Dilekçe reddi kararında, yenilemede aynı yanlışlığın sonucu duyurulur
Daire, dilekçeyi reddederken "dilekçenin reddi üzerine yeniden verilen dilekçede aynı yanlışlıklar yapıldığı takdirde davanın reddedileceği hususunun davacıya duyurulmasına" da hükmetmiştir.
Yenilemede aynı yanlışlığın sonucu davacılara duyurulur
Dilekçe reddedilirken, “yeniden verilen dilekçede de aynı yanlışlıklar yapıldığı takdirde davanın reddedileceği hususunun davacılara duyurulmasına” hükmedilmiştir.
Üçüncü ve beşinci maddeye aykırılık birlikte değerlendirilir
Dilekçe hem 3. hem 5. maddeye uygun bulunmamış, 15/1-d uyarınca otuz gün içinde eksiklikler tamamlanmak üzere reddedilmiştir.
Maddenin geneline ilişkin
Dilekçe ret usulü davacının talebini daraltmanın aracı değildir
Disiplin cezası ile dayanağı yönetmeliğe karşı aynı dilekçeyle açılan, dilekçesi iki kez reddedildikten sonra 15. maddenin beşinci fıkrası uyarınca reddedilen davanın temyiz incelemesinde Kurul, dilekçe ret yaptırımının sınırını hükmün kendi amacıyla belirleyerek, "düzenleyici işlemlerin davacının ileri sürmüş olduğu hukuka aykırılık sebepleri ve uygulama işlemine konu hususlar doğrultusunda hukuki denetiminin yapılabileceği dikkate alındığında, davacının talebinin dilekçe ret usulü ile sınırlanmasının 2577 sayılı Kanun'un 15. maddesinin 5. fıkrasında hüküm altına alınan amaç ile uyumlu olmayacağı gibi hakkaniyete de uygun düşmeyeceği sonucuna varılmıştır." gerekçesiyle, "işin esası hakkında karar verilmesi gerekirken dava dilekçesinde ikinci kez aynı yanlışlıklar yapıldığı gerekçesiyle verilen davanın reddine ilişkin temyize konu kararda hukuki isabet bulunmamaktadır." sonucuna varmıştır.
Aynı dilekçeyle dava açılabilirliği mahkemeye erişim hakkıyla birlikte incelenir
Aynı dilekçeyle açılan davada Kurul, bu hususun “davacıların iddiaları ile mahkemeye erişim hakkına yönelik Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararları göz önünde bulundurularak incelenmelidir” gerekçesiyle, usul kurallarının “yargılamanın hakkaniyetine zarar getirecek ölçüde katı şekilcilikten” ve kanunla öngörülmüş şartları ortadan kaldıracak ölçüde esneklikten eşit uzaklıkta uygulanması gerektiğine karar vermiştir.
İlk inceleme her davacı yönünden ayrı ayrı yapılır
Birden fazla kişinin aynı dilekçeyle açtığı davada dava açma ehliyetinin tespiti için dilekçenin reddedilmesi üzerine yapılan temyiz incelemesinde Kurul, "birden fazla şahsın aynı dilekçe ile açtığı davalarda ilk inceleme hususlarının her bir davacı yönünden ayrı ayrı değerlendirilmesi konusunda 2577 sayılı Kanun'da bir engel bulunmamaktadır" gerekçesiyle, usul hükümlerinin aşırı katı ve şekilci yorumlanması suretiyle verilen kararın bozulmasına oyçokluğuyla karar vermiştir.
Birden çok usul meselesinde azınlıkta kalmak da aynı sonucu doğurur
İki üye hem ehliyet hem de aynı dilekçeyle dava açılamayacağı yönünde azınlıkta kalmış, işin esası hakkında oy kullanmamıştı. Kurul, “15. maddesinde sayılan nedenlere ilişkin iki meselede azınlıkta kalmalarına rağmen, 2577 sayılı Kanun'un 22. maddesindeki kurala aykırı bir şekilde, işin esası hakkında oylarını kullanmadıkları” gerekçesiyle Daire kararını bozmuştur.
Danıştayın ve mahkemenin görevine giren iki işlem aynı dilekçeye konulamaz
Danıştayın ilk derece mahkemesi olarak görevine giren işlemle mahkemelerin görevine giren işlemin aynı dilekçeye konulduğu davada Kurul, aralarında maddi veya hukuki bağlılık bulunmasının tek başına yeterli olmadığını belirterek, “Danıştay'ın ilk derece mahkemesi olarak görevine giren davaya konu edilebilecek nitelikteki bir işlemle idare veya vergi mahkemelerinin görevine giren davalara konu olması gereken bir işlem aynı dilekçe ile idari davaya konu edilemez” kuralını uygulamış; bu kuralın kanuni hâkim güvencesinden ve istinaf sonrası kurulan üçlü yapıdan kaynaklandığını, aksi hâlde “görevli yargı yeri ile kanun yolu başvurusunun yapılacağı yargı yerleri arasında karışıklığa yol açacağı da kuşkusuzdur” gerekçesiyle ortaya koymuştur.
İdari sözleşmenin belirlenmesinde önce kanuni nitelendirmeye, yoksa organik ve maddi ölçütlere bakılır
Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu kararları ile bu kararlara dayanılarak düzenlenen dağıtım sistem kullanım faturaları aynı dilekçeyle dava konusu edilmiştir. Faturaların dayandığı anlaşmanın niteliği ön mesele sayılmış, Daire ölçütü belirleyerek "Doktrinde ve yargı kararlarında, idari sözleşmeler, taraflarından en az birisi bir kamu tüzel kişisi olan ve bir kamu hizmetinin yürütülmesine ilişkin ve/veya özel hukuku aşan birtakım hükümler içeren sözleşmeler olarak tanımlanmaktadır." gerekçesine yer vermiştir. Nitelendirmede izlenecek sıralamayı ise "Bunlardan birincisi, ilgili sözleşmenin Kanun ile niteliğinin belirlenmesine; ikincisi ise, böyle bir belirlemenin bulunmaması halinde yargısal içtihatlar ile ortaya çıkan maddi ve organik şartların araştırılmasına ilişkindir." biçiminde ikili olarak kurmuştur. İkinci ölçütte "sözleşmenin tarafları, sözleşmenin konusu ve sözleşmenin özel hukuku aşan hükümler içerip içermediği" irdelenir. Her iki tarafı özel hukuk tüzel kişisi olan anlaşma idari sözleşme sayılmamış; birinci fıkranın (c) bendi kapsamına girmediğinden bu kısım yönünden dilekçe reddedilmiştir.
Maddi veya hukuki bağlılık varsa dilekçe ret sebebi doğmaz
Yenilenen dilekçede aynı yanlışlıkların tekrarlandığı gerekçesiyle reddedilen davanın temyiz incelemesinde Daire, "işlemler arasında 2577 sayılı Kanun'un 5/1. maddesinde öngörülen anlamda maddi veya hukuki bağlılık bulunması nedeniyle dilekçe ret sebebi oluşturmayacağı, aynı yanlışlığın yapıldığından bahisle davanın reddedilmesinin, Anayasa'nın 36. maddesinde yer alan hak arama ve mahkemeye erişim hakları bakımından aykırılık oluşturacağı" gerekçesiyle esasa girilmesi gerektiğine karar vermiştir.
Benzer yöndeki kararlar
Farklı yargı mercilerine giren işlemler aynı dilekçeye konulamaz
Taşınmaza ilişkin işlem ile özelleştirme kararının aynı dilekçeyle dava konusu edildiği uyuşmazlıkta Daire, işlemlerden birinin idare mahkemesinde, ötekinin ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda görüleceğini belirterek, “ayrı yargılama usulüne tabi ve farklı yargı merciilerinin görev alanına giren işlemlere karşı aynı dilekçe ile dava açılmayacağı sonucuna” varmıştır.
Üçüncü madde ile beşinci madde birlikte incelenir
Dilekçe hem içerik yönünden maddeye uygun bulunmamış, hem de müşterek dilekçe için aranan menfaat iştirakinin bulunmadığı belirtilmiştir.
Birlikte dava açan davacılardan imzası bulunmayanlar yönünden dilekçe imzasız sayılır
"dava dilekçesinde isimleri yer alan yedi davacıdan dördü tarafından dava dilekçesinin imzalandığı, diğer üç davacını dilekçede imzalarının bulunmadığı, dolayısıyla dilekçenin sözü edilen davacılar yönünden imzasız olduğu ve usul hükümlerine uyulmadığı anlaşılmaktadır."
Değişiklik geçmişi
| Tarih | Değişim | Yürürlük | Ne oldu |
|---|---|---|---|
| 6/1/1982 | 2577 sayılı Kanun | 20/1/1982 | Maddenin ilk hâli |
| 10/6/1994 | 4001 sayılı Kanun | 18/6/1994 | Değişik. Birden fazla işleme karşı tek dilekçeyle ve birden fazla kişinin müşterek dilekçeyle dava açabilmesi hâlleri yeniden düzenlenmiştir. |
Tarih sütunu kanunlarda kabul, Anayasa Mahkemesi kararlarında karar tarihidir; yürürlük ise hükmün uygulanmaya başladığı tarihtir. Kanun metnindeki değişiklik şerhleri ile mevzuat.gov.tr metninin sayfa altı dipnotlarından ve yürürlük tarihleri tablosundan derlenmiştir.
Dilekçe üzerine uygulanacak işlem
1. Danıştay, idare mahkemesi ve vergi mahkemesi başkanlıklarına veya 4 ncü maddede yazılı yerlere verilen dilekçelerin harç ve posta ücretleri alındıktan sonra deftere derhal kayıtları yapılarak kayıt tarih ve sayısı dilekçenin üzerine yazılır. Dava bu kaydın yapıldığı tarihte açılmış sayılır.
2. Davacılara, kayıt tarih ve sayısını gösteren imzalı ve mühürlü, pulsuz bir alındı kağıdı verilir.
3. 4 ncü maddede yazılı diğer yerlere verilen dilekçeler, en geç üç gün içinde Danıştay veya ait olduğu mahkeme başkanlığına taahhütlü olarak gönderilir. Bu yerlerde harç pulları bulunmadığı takdirde bunlara karşılık alınan paraların miktarı ve alındı kağıdının tarih ve sayısı dilekçelere yazılır.
4. (Değişik: 10/6/1994-4001/4 md.) Herhangi bir sebeple harcı veya posta ücreti verilmeden veya eksik harç veya posta ücreti ile dava açılmış olması halinde, otuz gün içinde harcın ve posta ücretinin verilmesi ve tamamlanması hususu daire başkanı veya görevlendireceği tetkik hakimi, mahkeme başkanı veya hakim tarafından ilgiliye tebliğ olunur. Tebligata rağmen gereği yerine getirilmediği takdirde bildirim aynı şekilde bir daha tekrarlanır. Harç veya posta ücreti süresi içinde verilmez veya tamamlanmazsa davanın açılmamış sayılmasına karar verilir ve davacıya tebliğ olunur.
5. (Değişik: 10/6/1994-4001/4 md.) Dava açıldıktan sonra posta ücretinde tebliğ işlemlerinin yapılmasını engelleyecek şekilde azalma olması halinde, otuz gün içinde posta ücretinin tamamlanması daire başkanı veya görevlendireceği tetkik hakimi, mahkeme başkanı veya hakim tarafından ilgiliye tebliğ olunur. Tebligata rağmen gereği yerine getirilmediği takdirde bildirim aynı şekilde bir daha tekrarlanır. Posta ücreti süresi içinde tamamlanmazsa dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilir. Bu kararın tebliği tarihinden başlayarak üç ay içinde, noksanı tamamlanmak suretiyle yeniden işleme konulması istenmediği takdirde davanın açılmamış sayılmasına karar verilir ve davacıya tebliğ olunur.
6. (Değişik: 10/6/1994-4001/4 md.) 4 ve 5 inci fıkralardaki tebligat re'sen genel bütçeden yapılır.
Madde gerekçesi
Kanunun kabulü (6/1/1982)
Tasarıdaki karşılığı: 5'inci madde.
Tasarının 5 inci maddesi maddeye açıklık kazandırılmak amacıyla yeni düzenlemeye tabi tutulmuştur.
Adalet Komisyonunun tasarı metninde yaptığı değişiklikler:
Harç ve posta pulunun tamamlanmaması
Tasarı“Harcı veya posta pulu süresi içinde verilmez veya tamamlattırılmazsa dosya işlemden kaldırılır. İşlemden kaldırılan dosya, istem üzerine en geç bir yıl içinde yeniden işleme konulmadığı takdirde, dava açılmamış sayılır. İşlemden kaldırma veya davanın açılmamış sayılması kararla olur.”
Komisyon“Harcı veya posta pulu süresi içinde verilmez veya tamamlanmazsa dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilir. İşlemden kaldırıldığı tarihten başlayarak bir yıl içinde noksanı tamamlanmak suretiyle yeniden işleme konulması istenmeyen davaların açılmamış sayılmasına karar verilir.”
“Harç ve posta pulu verilmeyen veya eksik verilen dosyalarda alınan tamamlatma kararından sonra gerekenin yapılmaması halinde davanın açılmamış sayılacağını öngören 521 sayılı Kanunun 66 ncı maddesinin son fıkrasındaki esas benimsenmemiş, bu hallerde dosyanın işlemden kaldırılması esası kabul edilmiştir.”
Millî Güvenlik Konseyi S. Sayısı 312 (1/254) · tarama
Tasarı ve Komisyon metinleri S. Sayısı 312'nin taranmış nüshasından aktarılmıştır; taramanın satır sonlarında düşürdüğü harfler tamamlanmış, dönemin yazımı korunmuştur.
3622 sayılı Kanunla yapılan değişiklik (5/4/1990)
Harç ve posta ücreti eksikliğinde bir yıllık bekleme süresi kaldırılmış, otuzar günlük iki süre sonunda davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi esası getirilmiştir.
Kanunun 1 inci maddesine ilişkin gerekçe şöyledir:
“Kanunun 6 ncı maddesinin 4, 5 ve 6 ncı fıkralarına göre, posta ücreti verilmeden veya eksik harç ve posta ücretiyle dava açılmış olması halinde, yapılan tebliğe rağmen eksiklikler giderilmezse dosyanın işlemden kaldırılmasına ve bir yıl içinde yeniden işleme konulması istenilmediği takdirde de davanın açılmamış sayılmasına karar verilmektedir. Bu hüküm uygulamada idarî davaların uzun zaman sürüncemede kalmasına ve hemen yürütülmesi gerekli olan idarî işlemin askıda tutulmasına sebep olmaktadır. Bu sakıncayı bertaraf etmek amacıyla, bir yıllık bekleme süresi kaldırılmış ve verilen otuzar günlük iki süre sonunda eksikliklerin tamamlanmaması durumunda, davanın açılmamış sayılmasına karar verilebilme imkânı ve bu kararları verecek mercilere açıklık getirilmektedir.”
TBMM S. Sayısı 120 (1/415) — Hükümet tasarısı ve Adalet Komisyonu raporu · tarama · TBMM Tutanak Dergisi, Dönem 18, Cilt 43, 99 uncu Birleşim, 5 Nisan 1990 · tarama · Tasarı 1/415, Bakanlar Kurulu 27/2/1988; Adalet Komisyonu raporu ve 120’ye 1 inci Ek. Kanun 5/4/1990 tarihinde kabul edilmiştir. Bu değişiklik yürürlükte değildir: hüküm daha sonra 10/6/1994 tarih ve 4001 sayılı Kanunla yeniden yazılmıştır. Bu sebeple kanun metnindeki dipnotlarda artık görünmez.
4001 sayılı Kanunla yapılan değişiklik (10/6/1994)
Harç ve posta ücretinin tamamlanmasına ilişkin usul yeniden düzenlenmiştir.
Tasarının 3 üncü, kanunlaşan metnin 4 üncü maddesine ilişkin gerekçe şöyledir:
“Bu madde ile İdarî Yargılama Usulü Kanununun 6 ncı maddesinin 4 üncü fıkrası, 5 inci fıkrası birleştirilerek düzenlenmektedir. Bu düzenleme ile, eksik veya hiç ödenmemiş olan harç ve posta ücretinin verilmesi veya tamamlanması için, Danıştayda daire başkanının yanında görevlendireceği tetkik hâkimine de ilgiliye tebligatta bulunma olanağı verilmektedir. Maddenin 5 inci fıkrası yeniden düzenlenerek, uygulamada ortaya çıkan önemli bir aksaklık ve boşluk giderilmektedir. Yürürlükteki hükümde, dava açıldıktan sonra posta ücretinde tebliğ işlemlerinin yapılmasını engelleyecek şekilde azalma olması halinde ne yapılacağı hususunda bir açıklık bulunmamaktadır. Bu durum, mahkemelerin farklı uygulamalarına neden olmaktadır… 6 ncı fıkranın, “bu masraflar yargılama giderlerine dahildir.” cümlesi yürürlükten kaldırılmaktadır. Harç ve posta ücretinin verilmesi ve tamamlanması için gerekli tebligat giderinin genel bütçeden yapıldıktan sonra, bu masrafın yargılama giderine dahil edilmesi uygulamada bir takım karışıklıklara neden olmaktadır.”
TBMM Tutanak Dergisi, Dönem 19, Cilt 62, 115 inci Birleşim, 10 Haziran 1994 (S. Sayısı 409 ve 409'a 1 inci Ek tutanağa eklidir) · tarama · Hükümet tasarısı 1/637, kanun teklifi 2/908; Adalet Komisyonu raporu 22/12/1993, ek raporu 24/2/1994. Kanun 10/6/1994 tarihinde kabul edilmiştir.
Kararlar
6/1 Dilekçenin kaydı ve davanın açılmış sayıldığı tarih#
Altıncı madde kanun yolu dilekçelerine de kıyasen uygulanır
İstinaf harcı sürenin son günü saat 22.17'de yatırılıp dilekçenin bir dakika sonra sisteme yüklendiği uyuşmazlıkta Kurul, hükmün kapsamını dava dilekçesiyle sınırlamayarak, “2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunun 6. maddesinde, fiziki ortamda verilecek dava dilekçesi üzerine yapılacak işlem ve davanın açılmış sayılacağı tarih düzenlenmiş olup; bu Kanun hükmünün, kanun yoluna başvuru dilekçeleri ve kanun yolu başvurusunun yapılmış sayılacağı tarih hakkında da kıyasen uygulanması gerekmektedir” gerekçesiyle, “başvurunun süresinde yapıldığının kabulü gerekmekte” olduğu sonucuna varmıştır.
Dava, dilekçenin kaydedildiği tarihte açılmış sayılır; kayıt hangi mahkemede olursa olsun
Dilekçe yetkili mahkemeye gönderilmek üzere dördüncü maddedeki yerlerden birine verilmişti. Daire, altıncı maddenin birinci fıkrasındaki "davanın bu kaydın yapıldığı tarihte açılmış sayılacağı" kuralını uyguladı ve davanın "süresinde açıldığı anlaşılmaktadır" diyerek süre aşımı kararını kanun yararına bozdu.
6/4 Harç ve posta ücretinin eksik olması#
Harç ve posta şartı mahkemeye erişim hakkını ölçüsüzce engelleyemez
Kurul, sonucu Anayasa'nın 36. maddesi ve Sözleşme'nin 6. maddesi bakımından değerlendirmiş; sınırlamanın “hakkın özünü ortadan kaldıracak ölçüde, kişinin mahkemeye erişimini engellememesi gerektiği” ölçüsünü benimsemiştir.
Harç ve posta ücreti tamamlanmazsa dava açılmamış sayılır
Daire, “2577 sayılı Kanun'un 6. maddesinin 4. fıkrası uyarınca davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi gerektiği sonucuna” varmıştır.
Altıncı madde davanın açıldığı ana bakar, sonraki tarife artışına değil
Dosya tekemmül ettikten sonra posta tarifeleri artmış, eksik kalan pul tamamlanmayınca dava açılmamış sayılmıştı. Daire, maddenin “dilekçenin verildiği anda, davanın açılmış sayılabilmesi için uyulması gerekli konuları düzenlediği açıktır” diyerek kararı bozmuştur.
Benzer yöndeki kararlar
Posta ücreti doğru hesaba yatırılmazsa yatırılmış sayılmaz
Davacı harcı yatırmış, posta masrafını Danıştay posta çeki hesabına yatırmamıştı. Daire ikinci kez ihtar ederek dosya numarasının belirtilmesini istemiş; süre içinde eksiklik tamamlanmayınca dava açılmamış sayılmıştır.
Eksik posta avansı, sonucu bildirilmesine rağmen tamamlanmazsa
Daire, “eksik posta gideri avansının tamamlanmaması durumunda davanın açılmamış sayılmasına karar verileceği hususu davacıya bildirilmiş olduğu halde” süre içinde tamamlanmadığını saptamıştır.
Aynı gerekçe on dört kararda; seçkideki en yeni tarihli karar.
Adli yargıdan gelen dilekçe de üçüncü maddeye uygun olmalıdır
Daire, “2577 sayılı Kanun'un 9. maddesinde görevli mahkemede dava açılabilme ifadesi yer almaktaysa da, idari davaların açılma şeklini düzenleyen 2577 sayılı Kanun'un 3. maddesine uygun olmayan bir dilekçe ile dava açılması durumunda dilekçenin reddine karar verilebileceği de açıktır” demiş; denetimi mahkemeye erişim hakkı ölçütüyle yapmıştır.
Eksiklik iki kez bildirilir, sonra karar verilir
Tebligata rağmen gereği yerine getirilmezse bildirim bir daha tekrarlanır; harç veya posta ücreti yine tamamlanmazsa dava açılmamış sayılır.
Yargılamanın yenilenmesi dilekçesinde de harç tamamlanmazsa istem yapılmamış sayılır
Harcı tamamlanmayan istem hakkında "2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 6. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca YARGILAMANIN YENİLENMESİ İSTEMİNDE BULUNULMAMIŞ SAYILMASINA" karar verildi.
6/5 Dava açıldıktan sonra posta ücretinin azalması#
İşlemden kaldırma kararı tebliğ edilir, sonuç önceden bildirilir
Daire, beşinci fıkradaki “Bu kararın tebliği tarihinden başlayarak üç ay içinde, noksanı tamamlanmak suretiyle yeniden işleme konulması istenmediği takdirde davanın açılmamış sayılmasına karar verilir ve davacıya tebliğ olunur” kuralını uygulamış; eksiklik süresinde giderilmediğinden davanın açılmamış sayılmasına karar vermiştir.
İşlemden kaldırılan dosya üç ay içinde yenilenmezse dava açılmamış sayılır
Posta ücreti tamamlanmadığı için dosya işlemden kaldırılmış, tebliğe rağmen üç ay içinde noksan tamamlanarak işleme konulması istenmediğinden davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.
Aynı gerekçe iki yüz yirmi üç kararda; maddenin uygulamadaki en yerleşik hattı.
Birden çok davacı varsa tamamlama yazısı her birine ayrı tebliğ edilir
Harç ve posta tamamlama yazısı davacılardan yalnız birine tebliğ edilmişti. Daire, “davanın birden çok davacı tarafından açıldığı hallerde, tebligatın ikametgahları farklı olan tüm davacılara ayrı ayrı yapılması gerekmektedir” diyerek açılmamış sayılma kararını bozmuştur.
Sonradan azalan posta ücretinde beşinci fıkra işler, kırk sekizinci madde değil
Daire, “dava açıldıktan sonra posta ücretinin tebliğ işlemlerinin yapılmasını engelleyecek şekilde azaldığı görüldüğünden, Bölge İdare Mahkemesince 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 6. maddesinin beşinci fıkrası uyarınca işlem yapılması gerekirken” 48/6 uygulanmasını hukuka aykırı bulmuştur.
Benzer yöndeki kararlar
Doğru hesaba süresinde yatırılan ücret makbuzla ispatlanınca dava ayakta kalır
Davacı eksik posta ücretini otuz gün içinde, yazıda gösterilen banka hesabına yatırmış ve makbuzu dosyaya koymuştu. Kurul, "eksik olan posta ücretinin davacı tarafından süresinde tamamlandığı görüldüğünden" açılmamış sayılma kararında "hukuki isabet görülmemiştir" dedi.
İşlemden kaldırmanın diğer sebepleri: taraf ehliyeti ve tebligat#
Tüzel kişiliği sona eren şirketin dosyası ancak ihya ile işleme konulur
Dava sürerken ticaret şirketinin tüzel kişiliği sona erip dosya işlemden kaldırılmışsa, davanın kaldığı yerden yürüyebilmesi asliye ticaret mahkemesinin ihya kararına bağlıdır.
Tebligat yapılmadan açılmamış sayılma kararı verilemez
Eksikliğin tamamlanması istemli yazı tebliğ edilememiş, dosya bir yıl işlemden kaldırıldıktan sonra dava açılmamış sayılmıştır; oysa davacının bildirdiği adrese dava boyunca hiçbir tebligat yapılmamıştır.
Benzer yöndeki kararlar
Davayı takip hakkı geçen kişi başvurana kadar dosya işlemden kaldırılır
Taraf sıfatındaki değişiklikte, davayı takip hakkı kendisine geçen kişi başvurana kadar dosyanın işlemden kaldırılması gerekir.
Ihya kararı olmadan dosya yürümez
Daire, “davanın kaldığı yerden devam edebilmesi ancak, istem üzerine asliye ticaret mahkemesinin Türk Ticaret Kanunu'nun 547. maddesi uyarınca tüzel kişiliğin ihyasına karar vermesi ile mümkün olabilecektir” demiştir.
Kanun yolu dilekçelerinde harç ve posta ücreti#
Benzer yöndeki kararlar
Posta ücreti yatırılmazsa karar temyiz edilmemiş sayılır
Posta ücreti süresinde yatırılmayan temyiz istemi incelenmemiş, karar temyiz edilmemiş sayılmıştır.
Temyizde posta ücreti yatırılmazsa temyiz edilmemiş sayılır
Kurul, posta ücreti süresinde yatırılmadığından “48/6. maddesi uyarınca davacının temyiz isteminin incelenmesine hukuken olanak bulunmamaktadır” demiştir.
Adli yardım reddedilince harç ve posta yedi gün içinde tamamlanır
Kurul, davacının “6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 334. maddesinde öngörülen koşulları taşımadığı” sonucuna vararak adli yardım istemini reddetmiş; verilen yedi günlük sürede harç ve posta ücreti yatırılmadığından kararı temyiz edilmemiş saymıştır.
Maddenin geneline ilişkin
Dilekçenin verilebileceği yerler kanunda tahdidî olarak sayılmıştır
Dava dilekçesinin Posta ve Telgraf Teşkilatı aracılığıyla gönderildiği ve davanın süre aşımından reddedildiği uyuşmazlıkta Kurul, maddedeki sayımın örnekleyici değil sınırlayıcı olduğunu, kanun koyucunun anılan teşkilata maddede yer vermediğini gözeterek, "dava dilekçesinin, davacı tarafından bizzat veya usulüne uygun düzenlenmiş bir vekaletnameye dayanarak tayin edeceği vekili (avukat) tarafından Kanun'da tahdidi olarak sayılan yerlere verilmesi gerektiği açıktır." gerekçesine yer vermiş; sayımın geniş tutulmasının amacını da "Anılan maddede dilekçenin verilebileceği yerler olarak belirtilen yargı yerleri ve makamların kişinin dava açma hakkını engellemeyecek şekilde geniş tutulduğu görülmekle birlikte, bu düzenlemedeki asıl amacın, kişilerin gıyabında haberleri olmadan açılacak davaların ya da olumsuz sonuçlara yol açabilecek ihtilafların önlenmesi, bu konuda güvenliklerinin sağlanması olduğu anlaşılmaktadır." saptamasıyla ortaya koymuştur.
Harç ve posta ücreti eksikliği dilekçenin kayda alınmamasını haklı kılmaz
Asliye hukuk hâkimliğine havale ettirilen dilekçenin harç ve posta ücreti tamamlanmadığı gerekçesiyle kayda alınmaması üzerine davanın süre aşımından reddedildiği uyuşmazlıkta Kurul, "davacının eksik harcı ve posta ücretini tamamlamadığından bahisle Asliye Hukuk Hakimliğinin dava dilekçesini kayda almama gibi bir yetkisi bulunmamaktadır." saptamasını yaparak, bunun sonucunu da davacıya yüklememiş; "dava açma iradesini somut olarak ortaya koymasına rağmen, harç ve posta ücreti tamamlanmadığı gerekçesiyle dilekçenin kayda alınmamış olması, dava açma süresinin geçirildiği sonucunu doğurmayacaktır." gerekçesine yer vermiştir. Kararda mahkemelerin yargılama usullerini uygularken "davanın hakkaniyetine halel getirecek kadar abartılı şekilcilikten" kaçınması gerektiği de vurgulanmıştır.
Asliye hukuk hâkimliği kendisine verilen dilekçeyi kayda almakla yükümlüdür
Asliye hukuk mahkemesinin dilekçeyi kabul etmemesi nedeniyle davanın süresinde açılmamış sayıldığı uyuşmazlıkta Daire, 4. ve 6. maddelerden çıkan usulü belirleyerek, "dava dilekçesi ve eklerinin, Danıştay veya ait olduğu mahkeme başkanlıkları dışında 2577 sayılı Kanun'da dilekçelerin verilebileceği yerlerden biri olarak sayılan asliye hukuk hakimliklerine verilmesi durumunda, harç ve posta ücretleri alındıktan ve deftere kaydı yapıldıktan sonra en geç üç gün içinde Danıştay'a veya ait olduğu mahkeme başkanlığına taahhütlü olarak gönderilmesi gerekmekte olup, dava dilekçesi eline ulaşan mahkeme tarafından dilekçe üzerinde ilk inceleme yapılacağı ve bir eksiklikle karşılaşılması durumunda da davanın görüm ve çözümünde yetkili mahkeme tarafından gerekli kararların verileceği açıktır." gerekçesine yer vermiş; kurala uyulmamasının sonucunu ise "asliye hukuk mahkemesince kendisine verilen dava dilekçesinin kabul edilmemesi ve kayda alınmaması durumunda ilgili asliye hukuk mahkemesince hem yetki aşımında bulunulacağı, hem de 2577 sayılı Kanun'la tanınmış olan dava dilekçesini yenileme hakkının davacının elinden alınacağı, dolayısıyla hak arama hürriyeti ve mahkemeye erişim hakkının ihlal edileceği açıktır." biçiminde belirlemiştir.
Dilekçeyi ancak davacının kendisi ya da vekâletnameli avukatı verebilir
Daire, “usulüne uygun hazırlanan imzalı dava dilekçelerinin bizzat davacı veya usulüne uygun olarak düzenlenen bir vekaletname ile tayin edilmiş vekil (avukat) tarafından” maddede sayılan yerlere verilmesi gerektiğini belirtmiştir.
Büyükşehir sınırındaki ilçe, madde bakımından ayrı yer sayılmaz
Daire, “büyükşehir belediyesi bulunan yerlerde bu belediye sınırları içerisinde yer alan ilçelerin 4'üncü maddenin uygulanması açısından ayrı yer olarak kabulü olanaklı değildir” demiş; dava, asliye hukuk hâkimliği kaydına girdiği tarihte değil mahkeme kaydına girdiği tarihte açılmış sayılmıştır.
İlçenin ayrı olması, mahkemenin bulunmadığı yer saymaya yetmez
Temyiz dilekçesi asliye hukuk hâkimliğine verilmişse de, ilçe büyük ilin içinde yer aldığından mahkemenin bulunmadığı yer sayılmamış; istem süre aşımından reddedilmiştir.
Benzer yöndeki kararlar
Yenilemede harç ve posta ücreti de yeniden yatırılır
Dilekçe reddi kararında, otuz gün içinde ayrı ayrı dilekçelerle ve gerekli harç ile posta ücreti yatırılmak suretiyle dava açılabileceği gösterilmiştir.
Dava, dilekçenin deftere kaydedildiği tarihte açılmış sayılır
4. maddede yazılı yerlere verilen dilekçelerin "harç ve posta ücretleri alındıktan sonra deftere derhal kayıtları yapılarak kayıt tarih ve sayısı dilekçenin üzerine yazılacağı ve davanın bu kaydın yapıldığı tarihte açılmış sayılacağı" belirtilerek, dava açma tarihi kayıt tarihine bağlanmıştır.
Yurt dışı adresine ve MERNİS'e tebligat yapılamaması aynı sonucu doğurur
Danıştayda ilk derece sıfatıyla görülen davada posta ücreti süresinde tamamlanmamış, davacının yurt dışı adresine gönderilen tebligat adresin yanlış olması nedeniyle teslim edilememiş, MERNİS adresi de bulunamamıştı. Daire, 26. maddenin üçüncü fıkrası uyarınca davanın açılmamış sayılmasına karar vermiştir.
Mahkemenin bulunduğu ilde asliye hukuk kanalıyla gönderilen dilekçede kayıt tarihi esastır
İlde idare ve vergi mahkemeleri bulunduğundan, asliye hukuk mahkemesi kanalıyla gönderilen temyiz dilekçesinin mahkeme kaydına “girdiği tarih esas alınmaktadır”; istem süresinde görülmemiştir.
Değişiklik geçmişi
| Tarih | Değişim | Yürürlük | Ne oldu |
|---|---|---|---|
| 6/1/1982 | 2577 sayılı Kanun | 20/1/1982 | Maddenin ilk hâli |
| 10/6/1994 | 4001 sayılı Kanun | 18/6/1994 | Değişik. Harç ve posta ücretinin tamamlanmasına ilişkin usul yeniden düzenlenmiştir. |
Tarih sütunu kanunlarda kabul, Anayasa Mahkemesi kararlarında karar tarihidir; yürürlük ise hükmün uygulanmaya başladığı tarihtir. Kanun metnindeki değişiklik şerhleri ile mevzuat.gov.tr metninin sayfa altı dipnotlarından ve yürürlük tarihleri tablosundan derlenmiştir.
Dava açma süresi
1. Dava açma süresi, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştayda ve idare mahkemelerinde altmış ve vergi mahkemelerinde otuz gündür.
2. Bu süreler;
a) İdari uyuşmazlıklarda; yazılı bildirimin yapıldığı,
b) Vergi, resim ve harçlar ile benzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezalarından doğan uyuşmazlıklarda: Tahakkuku tahsile bağlı olan vergilerde tahsilatın; tebliğ yapılan hallerde veya tebliğ yerine geçen işlemlerde tebliğin; tevkif yoluyla alınan vergilerde istihkak sahiplerine ödemenin; tescile bağlı vergilerde tescilin yapıldığı ve idarenin dava açması gereken konularda ise ilgili merci veya komisyon kararının idareye geldiği;
Tarihi izleyen günden başlar.
3. Adresleri belli olmayanlara özel kanunlarındaki hükümlere göre ilan yoluyla bildirim yapılan hallerde, özel kanununda aksine bir hüküm bulunmadıkça süre, son ilan tarihini izleyen günden itibaren onbeş gün sonra işlemeye başlar.
4. İlanı gereken düzenleyici işlemlerde dava süresi, ilan tarihini izleyen günden itibaren başlar. Ancak bu işlemlerin uygulanması üzerine ilgililer, düzenleyici işlem veya uygulanan işlem yahut her ikisi aleyhine birden dava açabilirler. Düzenleyici işlemin iptal edilmemiş olması bu düzenlemeye dayalı işlemin iptaline engel olmaz.
Madde gerekçesi
Tasarıdaki karşılığı: 6'ncı madde.
Tasarının 6 ncı maddesinin 2 nci, 3 üncü ve 4 üncü fıkralarında düzeltmeler yapılmış, 6 ncı fıkra diğer fıkralarda da yer alan hükümleri taşıdığından metinden çıkarılmıştır.
Adalet Komisyonunun tasarı metninde yaptığı değişiklikler:
Düzenleyici işlemlere karşı dava
Tasarı“İlanı gereken düzenleyici işlemlerde dava süresi, ilân tarihini izleyen günden itibaren başlar. Ancak, bu işlemlerin uygulanması üzerine ilgililer, düzenleyici işlem veya uygulanan işlem yahut her ikisi aleyhine birden dava açabilirler.”
Komisyon“Kanuna göre ilanı gereken düzenleyici ve genel tasarruflara karşı, ilan tarihini izleyen günden itibaren altmış gün içinde dava açılabilir. Ancak bu tasarrufların kendilerine uygulanması üzerine, ilgililer, düzenleyici tasarruf veya uygulanan işlem yahut her ikisi aleyhine birden dava açmakta muhtardırlar. İlgililer ayrıca; düzenleyici tasarrufun kaldırılması, değiştirilmesi veya yeni bir düzenleme yapılmasını uygulamadan itibaren altmış gün içinde idareden isteyebilirler. Bu isteklerinin reddi veya 60 gün içinde cevap verilmemesi halinde 60 günün bitiminden itibaren isteklerinin yerine getirilmemesi yolundaki işleme karşı altmış gün içinde dava açabilirler. Düzenleyici tasarrufun kaldırılmaması, değiştirilmemesi veya dava yoluyla iptal edilmemiş olması bu tasarrufa dayalı işlemin iptaline engel olmaz.”
“521 sayılı Kanunda 90 gün olan dava açma süresi, işlerin çabuklaşması bakımından Danıştay ve idare mahkemeleri için 60 gün, vergi mahkemeleri için 30 gün olarak tespit edilmiştir. Ayrıca süre başlangıcı ile ilgili olarak bazı düzenlemeler yapılmıştır.”
Millî Güvenlik Konseyi S. Sayısı 312 (1/254) · tarama
Tasarı ve Komisyon metinleri S. Sayısı 312'nin taranmış nüshasından aktarılmıştır; taramanın satır sonlarında düşürdüğü harfler tamamlanmış, dönemin yazımı korunmuştur.
Kararlar
7/1 Altmış ve otuz günlük genel süre#
Özel süre işlemde bildirilmemişse genel dava açma süresi uygulanır
Kurul, İçtihatları Birleştirme Kurulunun 15/03/2022 tarihli kararına dayanarak, özel dava açma süresine tabi olmakla birlikte bunun “işlemde ya da yazılı bildirimde açıklanmaması hâlinde, dava konusu işlemin tebliğ tarihinden itibaren özel dava açma süresinin değil, genel dava açma süresinin uygulanması gerektiği”ni belirtmiştir.
Özel süre işlemde gösterilmedikçe altmış günlük genel süre işler
Daire, Anayasa'nın 40. maddesine dayanarak “idari işlemlerin nitelikleri ve tabi oldukları dava açma süreleri gösterilmedikçe, özel dava açma sürelerinin işletilmesine olanak bulunmamakta” olduğunu belirtmiş; bu husus işlemde açıklanmamışsa tebliğ veya askı ilan süresinin sona erdiği tarihi izleyen günden itibaren “60 günlük genel dava açma süresinin uygulanması gerektiği” sonucuna varmıştır.
Altıncı Daire de aynı ölçüde: bildirilmeyen özel süre işlemez
Daire, Anayasa'nın 40. maddesine dayanarak “özel dava açma süresine tabi olmasına rağmen bu hususun idari işlemde açıklanmaması halinde, dava konusu idari işlemin tebliği tarihinden itibaren özel dava açma süresinin değil, 2577 sayılı Yasanın 7. maddesinde belirtilen 60 günlük genel dava açma süresinin uygulanması gerekmektedir” demiştir.
İmar planlarında özel itiraz süresi vardır
Daire, “İmar planlarına karşı, 2577 sayılı Kanunun 11. maddesi kapsamında yapılacak başvurular için, 3194 sayılı Kanunun 8. maddesi ile özel bir itiraz süresi getirildiği” saptamasını yapmış; mahkemenin süre itirazını hiç değerlendirmemesini de eleştirmiştir.
Benzer yöndeki kararlar
Özel kanunda süre yoksa genel süre uygulanır
Daire, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hâllerde Danıştay ve idare mahkemelerinde altmış, vergi mahkemelerinde otuz günlük sürenin uygulanacağını esas almıştır.
Dilekçe yazılılık ilkesi gereği yargılamanın gerektirdiği bilgileri içermelidir
"İdari Yargılama Usulünde geçerli olan resen araştırma ve yazılılık ilkesi gereği dava dilekçelerinin, 2577 sayılı Kanunda belirtilen şekil kurallarına uygun bir biçimde ve yargılamanın gerektirdiği bilgileri içerecek nitelikte düzenlenmesi gerekmektedir."
7/2-a Yazılı bildirimin yapıldığı tarih#
Tebliğler Dergisi'nde yayım tarihi yoksa ayın son günü esas alınır
Kurul, Tebliğler Dergisi'nin “yayım tarihinin belli olduğu durumlarda bu tarihte, yayım tarihinin kesin olarak tespit edilemediği durumlarda ise anılan Dergi'nin ait olduğu ayın son gününde yayımlandığının kabulü” gerektiğini belirtmiştir. Sonradan yazılan bilgi verici yazının ise “dava açma süresini ihya etmesine hukuken olanak bulunmamaktadır” demiştir.
Tebliğ belgesi yoksa öğrenme tarihi esas alınır
Daire, “ilgililerin idarî işlemi öğrenme tarihinin belirlenebildiği durumlarda, öğrenme tarihinin esas alınması gerekmektedir” demiş; tebliğ belgesi bulunmayan işlemde öğrenmenin gerçekleştiği anı saptamıştır.
İhale kararında süre ilanla değil öğrenmeyle başlar
Daire, “ihale kararı, ilanı gereken düzenleyici işlem olmadığından dava açma süresinin ilanla başlamayacağı ve yazılı bildirim yapılmayan hâllerde işlemin bütün unsurlarıyla ilgililer tarafından öğrenildiği tarihten itibaren dava açma süresinin başlayacağı” sonucuna varmıştır.
Benzer yöndeki kararlar
Son gün hesabı tutmuyorsa karar sonucu itibarıyla onanır
Daire, davanın açılması gereken son günü hesaplayarak süre aşımını saptamış; alt derece kararını gerekçesini değiştirerek onamıştır.
Son gün tatile denk gelirse süre iş gününe uzar
Daire, sürenin son gününün tatile rastlaması hâlini gözeterek son günü hesaplamış; bu günden sonra açılan davayı süresinde görmemiştir.
İcra takibi başlamışsa işlem en geç o anda öğrenilmiş sayılır
Daire, “davacının, bu durumu en geç icra takibi aşamasında öğrenmiş olacağının kabulü gerekmektedir” diyerek süreyi takip tarihinden saymıştır.
Sürenin son günü mesai bitiminde dolar
Daire, davanın son gün “mesai bitimine kadar açılması gerekirken bu süre geçtikten sonra” açıldığını saptayarak esası incelememiştir.
7/2-b Vergi uyuşmazlıklarında sürenin başlangıcı#
İhtirazi kayıt konulmadan verilen beyannameye karşı dava açılamaz
Kurul, ihtirazi kayıtla verilen beyannameye karşı açılan davalarda uyuşmazlığın esasının incelendiğini belirtmiş; kanuni süresinden sonra ihtirazi kayıt konulmaksızın verilen düzeltme beyannameleri yönünden ise “bu beyannamelere istinaden tahakkuk eden vergiye karşı açılan davaların esasının incelenmesine olanak bulunmadığı” sonucuna varmıştır.
7/4 İlanı gereken düzenleyici işlemler#
Uygulama işlemi, hukuksal durumda değişiklik yaratan işlemdir
Kurul, süresinde dava edilmeyen düzenleyici işlemin sonradan dava konusu edilebilmesi için uygulama işlemi tesis edilmiş olmasını aramış; 7. maddedeki “uygulama işlemi” kavramını “düzenleyici işlemlere dayanılarak ilgililer hakkında tesis edilen ve onların menfaatlerinin ihlal edilmesi sonucunu doğuran, başka bir ifadeyle hukuksal durumlarında değişiklik yaratan işlemleri ifade etmektedir” diye tanımlamıştır.
Plan zımni ret süresinin sonunda kesinleşir, sonraki ret süreyi yeniden başlatmaz
Daire, “uygulama imar planı, davacı parseli bakımından zımnen ret süresi sonunda kesinleştiğinden” bu süreden sonra tesis edilen ret işleminin tebliğinin yeni bir dava açma süresi doğurmayacağını belirtmiştir.
Askı ilanına itiraz edilmişse süre onbirinci maddeye göre belirlenir
İmar planına askı süresi içinde itiraz eden davacı bakımından “dava açma süresinin İdari Yargılama Usulü Kanununun 11. maddesi kapsamında belirlenmesi gerekmektedir”; itirazın zımnen reddini izleyen altmış gün içinde dava açılabilir.
Çevre düzeni planı uygulama işlemi değildir, süre askıdan işler
Daire, planın “uygulama işlemi niteliği taşımadığı sonucuna ulaşılmıştır” diyerek süreyi son askı tarihinden başlatmış; sonradan açılan davayı süresinde görmemiştir.
Uygulama işlemi yoksa düzenleyici işlemde süre yayımdan işler
Daire, “dava dilekçesi ve ekinde dava açma süresini başlatacak nitelikte bir uygulama işlemi sunulmadığı” saptamasıyla süreyi Resmî Gazete'de yayım tarihinden başlatmış, altmış gün geçtikten sonra açılan davayı süre aşımından reddetmiştir.
Başvurunun sonucunu soran yazı uygulama işlemi doğurmaz
Davacı, önceki başvurusunun sonucunu öğrenmek için yeniden yazmıştı. Daire, bu başvuru üzerine tesis edilen işlemin “dava konusu Yönetmelik maddesine dayanılarak tesis edilmemesi ve davacının hukuki durumunda değişiklik yaratmaması nedeniyle” uygulama işlemi sayılamayacağını, dolayısıyla “dava açma süresini canlandıramayacağı” sonucuna varmıştır.
Düzenleyici işleme karşı iki ayrı dava yolu açıktır
Daire, düzenleyici işlemin ilanı üzerine altmış gün içinde dava açılabileceği gibi “düzenleyici işlemin uygulanması üzerine de, uygulama işleminin tebliğ tarihinden itibaren yine altmış gün içinde düzenleyici işleme veya düzenleyici işlemle birlikte uygulama işlemine karşı dava açılabilecektir” demiş; amacın ilanda dava açmamış olanlara ikinci bir imkân tanımak olduğunu söylemiştir.
Tavzih başvurusu uygulama işlemi doğurmaz; süre kamu düzenindendir
Daire, bir tebliğ hükmünün açıklanması istemiyle yapılan başvurunun “bir uygulama işlemi niteliği taşımadığı”nı belirtmiş; aksi kabulün “kamu düzeninden sayılan dava açma süresin”i işlevsiz bırakacağını vurgulamıştır.
Yargı yeri, kanuna aykırı düzenleyici işlemi ihmal edebilir
Daire, 7. maddenin 4. fıkrasındaki “Düzenleyici işlemin iptal edilmemiş olması bu düzenlemeye dayalı işlemin iptaline engel olmaz” kuralıyla idari yargı yerlerine “bireysel işlemlerin yargısal denetiminde, bu işlemlerin dayanağı ikincil nitelikteki düzenleyici işlemleri ihmâl etme yetkisi” tanındığını belirtmiştir.
Benzer yöndeki kararlar
Dayanağı düzenleyici işlem olan atamada süre dördüncü fıkraya göre hesaplanır
Kurul, atama işleminin dayanakları arasında düzenleyici hükümler de bulunduğundan “dava açma süresi, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 7. maddesinin 4. fıkrasının ikinci cümlesi uyarınca hesaplanmalıdır” demiştir.
Düzenleyici işlem hukuka uygunsa uygulama işlemi de ayakta kalır
Kurul, düzenleyici işlemi hukuka uygun bulduktan sonra ona göre kurulan bireysel işlemde de hukuka aykırılık görmemiş; süreyi yedinci maddenin ölçülerine göre değerlendirmiştir.
İtirazın reddi kararı, düzenleyici kurul kararının uygulama işlemidir
Daire, itirazın reddine dair birel nitelikteki kurul kararının “uygulama işlemi mahiyetinde olduğu”nu saptamış; düzenleyici kurul kararının “dava açma sürelerinin de 2577 sayılı Kanun'un 7. maddesinin 4. fıkrası uyarınca uygulama işlemi niteliğindeki” karara bağlı olarak belirleneceğini belirtmiştir.
Bakanlar Kurulu kararına karşı süre yayımdan işler
Daire, “düzenlemenin Resmi Gazete'de yayımlanmasını izleyen altmış gün içerisinde dava açılması gerekirken” yıllar sonra açılan davayı süresinde görmemiştir.
Değişiklikten önceki hâle karşı süre geçmişse o kısım incelenmez
Yönetmeliğin değişiklikten önceki hâline süresinde dava açılmadığından davanın o kısmı süre aşımından reddedilmiştir.
Yönetmelik değişikliğinde de ölçü aynı
Uygulama işlemi bulunmadığından süre yönetmeliğin yayım tarihinden işlemiş, altmış günden sonra açılan dava süresinde görülmemiştir.
Plan değişikliği için her zaman başvurulabilir
Süre geçmiş olsa da ilgili, plan değişikliği talebiyle “her zaman başvuruda bulunabileceği” gibi, bu başvuru üzerine verilecek cevaba karşı yeniden dava açabilir.
Birim fiyat listesi de uygulama işlemi sayılmaz
“Birim Fiyat Listesinin uygulama işlemi sayılması mümkün olmadığından” listeye karşı açılan davada da süre aşımı bulunmuştur.
Başvurunun süreye etkisi (m. 10 ve 11)#
Parasal haklarda altmış ve yüz yirmi günlük geriye yürüme
Kurul, başvuru üzerine açılan davada, dava tarihinden geriye doğru yüz yirmi günü geçmemek üzere başvurudan geriye doğru altmış gün içinde kalan ilk uygulamadan doğan farkların ödenebileceğini belirtmiştir.
Süre geçtikten sonra yapılan başvuru süreyi diriltmez
Daire, işlem tesis edildikten yıllar sonra idareye yapılan başvurunun “dava açma süresini ihya etmeyeceği” gerekçesiyle davanın süre aşımından reddi gerektiğini belirtmiştir.
Ödeme emrine karşı onbirinci madde işlemez
Daire, “vergi dairelerince amme alacağının tahsiline yönelik olarak düzenlenen ödeme emrinin tebliği üzerine 2577 sayılı Kanun'un 11. maddesinin uygulanma olanağı bulunmadığından” süreyi tebliğ tarihinden saymıştır.
Süre geçtikten sonraki itirazın reddi süreyi canlandırmaz
Daire, sürenin geçirilmesinden sonra yapılan ve “dava açma süresini yeniden canlandırması mümkün olmayan” itirazın reddi üzerine açılan davanın “süre aşımı nedeniyle esasının incelenme olanağı bulunmamaktadır” sonucuna varmıştır.
Başvuru onuncu madde kapsamında değilse süre yedi ve onbirinci maddeye göre hesaplanır
Daire, “dava açma süresinin hesaplanmasında 2577 sayılı Kanun'un 10. maddesi kapsamında değerlendirme yapılmasının mümkün olmadığı ve süre hesabının aynı Kanun'un 7. ve 11. maddesi kapsamında yapılması gerektiği” sonucuna varmıştır.
İptal kararından yararlanmak için yapılan başvuruda süre aşımı aranmaz
Daire, düzenleyici işleme süresinde dava açmamış olsa bile ilgilinin “yargı kararıyla verilen iptal kararının sonuçlarından yararlanılması amacıyla idareye yaptığı başvurunun 10. madde kapsamında değerlendirilmesi suretiyle açılan davalarda süre aşımı bulunmadığı Danıştay'ın yerleşik içtihatlarıyla kabul edilmiştir” demiştir.
Benzer yöndeki kararlar
Yeni hukuki durum doğmuşsa yeni başvuru yeni süre başlatır
Kovuşturmaya yer olmadığına dair karardan sonra mesleğe iade istenmişti. Kurul, 10. madde uyarınca “her yeni başvuru üzerine idarece tesis edilecek işlem için 2577 sayılı Kanun'un 7. maddesinde öngörülen 60 günlük süre içinde dava açılmasının mümkün olduğu”nu belirtmiştir.
Davacı adına tesis edilmiş işlem yoksa süre işlemeye devam eder
Daire, “davacı adına tesis edilmiş herhangi bir işlem de bulunmadığı” saptamasıyla davayı süre aşımından reddetmiştir.
Mülkiyet hakkı kapsamındaki her yeni başvuru yeni süre doğurur
Kapatılan üniversiteden olan alacağın ödenmesi istenmişti. Daire, “mülkiyet hakkı kapsamında gerekli işlemin gerçekleştirilmesi amacıyla yapılan her yeni başvuru üzerine idarece tesis edilecek işlem için” altmış günlük süre içinde dava açılabileceğini kabul etmiştir.
Süre aşımının sonucu#
Süre aşımı varken esasa girilmesi bozma sebebidir
Daire, süre aşımı bulunan davada işin esasının incelenmesini hukuka uygun bulmamış, istinaf başvurusunun reddine ilişkin kararı bozmuştur.
Benzer yöndeki kararlar
Süre aşımı ilk incelemede davanın reddini gerektirir
Kurul, süre aşımı yönünden yapılan incelemede Kanuna aykırılık görülürse davanın reddine karar verileceğini, yedinci maddeyi on beşinci maddeyle birlikte okuyarak belirtmiştir.
Süresinde olmayan davanın esasına girilmesi kanun yararına bozulur
Daire, “süresinde açılmayan davanın süre aşımı nedeniyle reddi gerekirken, esasına girilerek dava konusu işlemin iptali yolunda verilen İdare Mahkemesi kararında usul hükümlerine uygunluk bulunmadığından” kararı kanun yararına bozmuştur.
Dava süresi kamu düzenindendir, her aşamada gözetilir
Parselasyonun geri alınması istemiyle açılan davada Daire, “Dava süresi, kamu düzeni ile ilgili olup, hak düşürücü nitelik taşır” demiş; sürenin ilk inceleme konuları arasında sayıldığını ve 14. maddenin 6. fıkrası uyarınca yargılamanın her aşamasında dikkate alınacağını hatırlatmıştır.
Süre aşımından ret, mahkemeye erişim hakkını ihlal etmez
Daire, askı ve zımni ret süreleri geçtikten sonra açılan davada verilen “süre aşımı nedeniyle davanın reddi kararının mahkemeye erişim hakkını ihlal etmediği” sonucuna varmıştır.
İhalede süre aşımı reddi gerekçesiyle onandı
Daire, ihalenin iptali istemiyle açılan davanın süre aşımından reddine ilişkin kararda bozma sebebi görmemiş; “temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir” diyerek onamıştır.
Süre aşımının sonucu davanın reddidir
Süre aşımı saptanan davada, on beşinci maddenin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca davanın reddine karar verilmiştir.
Aynı işlem için ikinci dava derdestlik sebebidir
Aynı bireysel işlemi konu alan önceki dava görülmekteyken açılan ikinci dava, derdestlik nedeniyle incelenmemiştir.
Maddenin geneline ilişkin
Harç ve posta ücreti eksikliği dilekçenin kayda alınmamasını haklı kılmaz
Asliye hukuk hâkimliğine havale ettirilen dilekçenin harç ve posta ücreti tamamlanmadığı gerekçesiyle kayda alınmaması üzerine davanın süre aşımından reddedildiği uyuşmazlıkta Kurul, "davacının eksik harcı ve posta ücretini tamamlamadığından bahisle Asliye Hukuk Hakimliğinin dava dilekçesini kayda almama gibi bir yetkisi bulunmamaktadır." saptamasını yaparak, bunun sonucunu da davacıya yüklememiş; "dava açma iradesini somut olarak ortaya koymasına rağmen, harç ve posta ücreti tamamlanmadığı gerekçesiyle dilekçenin kayda alınmamış olması, dava açma süresinin geçirildiği sonucunu doğurmayacaktır." gerekçesine yer vermiştir. Kararda mahkemelerin yargılama usullerini uygularken "davanın hakkaniyetine halel getirecek kadar abartılı şekilcilikten" kaçınması gerektiği de vurgulanmıştır.
İhtirazi kayıtla verilen beyanname üzerine tahakkuk, dayanağı düzenlemeyle birlikte dava edilebilir
"Düzenleyici işlemin iptali ile ihtirazi kayıtla verilen muhtasar beyannameye istinaden tahakkuk eden verginin bir kısmının kaldırılması isteminin birlikte ve aynı dava dilekçesinde dava konusu edilmesinin 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 5. maddesine aykırılık teşkil etmeyeceğine oyçokluğuyla karar verilmiştir."
Düzenleyici işlem ile uygulama işlemi aynı dilekçede dava edilebilir
"Uygulama işlemi ile düzenleyici işlemin iptali isteminin birlikte ve aynı dava dilekçesinde dava konusu edilmesinin 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 5. maddesine aykırılık teşkil etmeyeceğine oyçokluğuyla karar verilmiştir." Dayanak, 7. maddenin dördüncü fıkrasındaki seçim hakkıdır.
Süresinden sonra açılan dava esastan incelenemez
Ödeme emrine karşı on beş günlük süre geçirildikten sonra açılan davanın temyiz incelemesinde Daire, davanın esasının incelenmesine olanak bulunmadığını belirterek, "2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 15. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi hükmü uyarınca davanın süre aşımı yönünden reddedilmesi gerekirken" verilen karara yönelik temyize konu kararın bozulmasına karar vermiştir.
Dava, dilekçenin kaydedildiği tarihte açılmış sayılır; kayıt hangi mahkemede olursa olsun
Dilekçe yetkili mahkemeye gönderilmek üzere dördüncü maddedeki yerlerden birine verilmişti. Daire, altıncı maddenin birinci fıkrasındaki "davanın bu kaydın yapıldığı tarihte açılmış sayılacağı" kuralını uyguladı ve davanın "süresinde açıldığı anlaşılmaktadır" diyerek süre aşımı kararını kanun yararına bozdu.
Büyükşehir sınırındaki ilçe, madde bakımından ayrı yer sayılmaz
Daire, “büyükşehir belediyesi bulunan yerlerde bu belediye sınırları içerisinde yer alan ilçelerin 4'üncü maddenin uygulanması açısından ayrı yer olarak kabulü olanaklı değildir” demiş; dava, asliye hukuk hâkimliği kaydına girdiği tarihte değil mahkeme kaydına girdiği tarihte açılmış sayılmıştır.
Benzer yöndeki kararlar
Asliye hukuk mahkemesi kayıt tarihi özel dava açma süresinde esas alınır
"Asliye Hukuk Mahkemesi kayıtlarına 10/11/2011 tarihinde giren dilekçe ile davanın 15 günlük özel dava açma süresi içinde açıldığı anlaşıldığından, davanın süre aşımı nedeniyle reddedilmesinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır."
Kuruldaki en yeni halka
Aynı gerekçeyle, ikisinin aynı dilekçede dava edilmesi 5. maddeye "aykırılık teşkil etmeyeceğine" karar verilmiştir.
Hat 2025'te de sürüyor
Düzenleyici işlem ile uygulama işleminin birlikte dava edilmesi 5. maddeye "aykırılık teşkil etmeyeceğine" oyçokluğuyla karar verilmiştir.
Süreaşımı itirazı da 7. maddenin dördüncü fıkrasıyla birlikte değerlendirilir
Kurul, uygulama işlemi üzerine açılan davada süreaşımı bulunmadığını belirtmiş, düzenleyici işlemle birlikte dava edilmesini 5. maddeye “aykırılık teşkil etmeyeceğine” bağlamıştır.
Düzenleyici işlem ile uygulama işlemi birlikte dava edilebilir
Kurul, ikisinin aynı dilekçede dava konusu edilmesinin 5. maddeye "aykırılık teşkil etmeyeceğine" oyçokluğuyla karar vermiştir.
Gelir vergisi tevkifatında düzenleme ile uygulama birlikte dava edilebilir
Kurul aynı hattı sürdürmüş, tek dilekçede dava edilmesini 5. maddeye "aykırılık teşkil etmeyeceğine" bağlamıştır.
Emlak vergisinde kısıtlılık: düzenleme ile uygulama birlikte dava edilebilir
Aynı yönde; ikisinin tek dilekçede dava edilmesi 5. maddeye "aykırılık teşkil etmeyeceğine" oyçokluğuyla karar verilmiştir.
Hattın 2019'daki hâli: bireysel işlem ile düzenleyici işlem
Kurul, bireysel işlem ile düzenleyici işlemin birlikte dava edilmesinin 5. maddeye "aykırılık teşkil etmeyeceğine" karar vermiştir.
Yapılandırma düzenlemesi ile uygulaması birlikte dava edilebilir
Aynı yönde; bireysel işlem ile düzenleyici işlemin tek dilekçede dava edilmesi 5. maddeye "aykırılık teşkil etmeyeceğine" bağlanmıştır.
Hattın 2025 sonundaki halkası
Tebliğ ile uygulama işleminin birlikte dava edilmesi 5. maddeye “aykırılık teşkil etmeyeceğine” karar verilmiştir.
Uygulama işlemi sayılmayan yazı dava süresini yeniden başlatmaz
Düzenleyici işlemin iptali istemiyle açılan davada Daire, dayanak gösterilen yazının "dava konusu düzenleyici işlemin uygulanması niteliğinde olan idari bir işlem sayılamayacağı" sonucuna vararak, ilanı izleyen günden itibaren altmış günlük süre geçtikten sonra açılan davanın süre aşımı nedeniyle esasının incelenmesine olanak bulunmadığına oyçokluğuyla karar vermiştir.
Sirküler ile uygulaması birlikte dava edilebilir
Aynı gerekçeyle, tek dilekçede dava edilmesi 5. maddeye “aykırılık teşkil etmeyeceğine” karar verilmiştir.
Dairedeki en yeni halka
Aynı gerekçeyle, ikisinin birlikte dava edilmesi 5. maddeye "aykırılık teşkil etmeyeceğine" karar verilmiştir.
Düzenlemenin uygulanması niteliğindeki işlemler gösterilip dilekçeye eklenmelidir
"iptali istenen dava konusu Yönetmelik hükmüne dayanılarak tesis edilen ve bu Yönetmelik hükmünün uygulanması niteliğinde olan idari işlemlerin belirtilmesi ve dava dilekçesine eklenmesi suretiyle düzenlenecek dava dilekçesi ile 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 3. maddesine uygun olarak yeniden dava açılması gerekmektedir."
Ek vergi tebliği ile ihtirazi kayıtlı tahakkuk birlikte dava edilebilir
Daire, tek dilekçede dava edilmesini 5. maddeye "aykırılık teşkil etmeyeceğine" bağlayarak işin esasını incelemiştir.
Cezalı tarhiyat ile dayanağı tebliğ birlikte dava edilebilir
Daire, davanın 5. maddeye “aykırılık teşkil etmeyeceğine” oyçokluğuyla karar vermiştir.
İndirimli kurumlar vergisinde düzenleme ile tahakkuk birlikte dava edilebilir
Aynı yönde; ikisinin tek dilekçede dava edilmesi 5. maddeye “aykırılık teşkil etmeyeceğine” bağlanmıştır.
Bireysel işlem düzenleyici işleme dayanmıyorsa bağ kurulamaz
Uluslararası koruma başvurusunun reddi işlemi ile iptali istenen düzenleyici işlemler arasında maddenin aradığı bağ görülmemiştir.
İki bakanlığın düzenlemesi ile uygulaması birlikte dava edilebilir
Daire hattı sürdürmüş, birlikte dava edilmesinin 5. maddeye “aykırılık teşkil etmeyeceğine” hükmetmiştir.
Sermaye avansı tebliği uygulamasıyla birlikte dava edilebilir
Dava dilekçesinin 5. maddeye “aykırılık teşkil etmeyeceğine” oyçokluğuyla karar verilmiştir.
Uygulama işleminin varlığı ara kararla araştırılır
Düzenleyici işlemin iptali istemiyle süresinden sonra açılan davada Daire, ara kararlarına verilen cevaplardan “uyuşmazlık konusu düzenlemeye dayanılarak davacı şirket adına tesis edimiş herhangi bir uygulama işleminin bulunmadığı” anlaşıldığı gerekçesiyle davanın süre aşımı yönünden reddine karar vermiştir.
Kurulun onadığı daire kararı
Ar-Ge istisnasına ilişkin düzenleme ile tahakkuk birlikte incelenmiş; dilekçenin 5. maddeye “aykırılık teşkil etmeyeceğine” karar verilmiştir.
Bu karar, Vergi Dava Daireleri Kurulunun E.2022/1582 sayılı kararıyla onanmıştır.
Halka arz indirimi tebliği ile tahakkuk birlikte dava edilebilir
Daire, ikisinin aynı dilekçede dava konusu edilmesini 5. maddeye “aykırılık teşkil etmeyeceğine” bağlamıştır.
Vergi indirimi şartına ilişkin düzenleme ile tahakkuk birlikte dava edilebilir
Dava dilekçesinin 5. maddeye “aykırılık teşkil etmeyeceğine” karar verilmiştir.
Finansman gider kısıtlaması tebliği uygulamasıyla dava edilebilir
Uygulama işlemi ile düzenleyici işlemin birlikte dava edilmesi 5. maddeye "aykırılık teşkil etmeyeceğine" oyçokluğuyla karar verilmiştir.
Uzlaşma düzenlemesi ile cezaya ilişkin işlem birlikte dava edilebilir
Dilekçenin 5. maddeye “aykırılık teşkil etmeyeceğine” karar verilerek esas incelenmiştir.
Tebliğ ile ona dayanan tahakkuk birlikte dava edilebilir
Daire, ikisinin aynı dilekçede dava edilmesini 5. maddeye “aykırılık teşkil etmeyeceğine” bağlayarak esası incelemiştir.
Vergi ziyaı cezası ile dayanağı tebliğ birlikte dava edilebilir
Daire, düzenleme ile uygulama işleminin birlikte dava edilmesini 5. maddeye “aykırılık teşkil etmeyeceğine” bağlamıştır.
İptal davasını menfaati ihlal edilenler açar
Daire, iptal davasının tanımını dava açma süresiyle birlikte ele alarak istemin türünü ve süresini birlikte incelemiştir.
Öğrenme anı, aynı düzenlemeye dayanan ceza davasının açıldığı tarihle belirlendi
Davacı hakkındaki ceza davası, iptalini istediği yönetmelik ibaresine dayanıyordu. Daire, en geç o davanın açıldığı tarihte ibareden haberdar olunduğunu kabul ederek, "adli yargıda görülmekte olan dava tarihinden itibaren yasal dava açma süresi içinde açılmayan davanın bu yönüyle de süre aşımı nedeniyle esasının incelenemeyeceği sonucuna varılmıştır" dedi.
Cumhurbaşkanı kararı ile tebliğ hükmü tek dilekçede dava edilebilir
Daire, ikisinin aynı dilekçede dava konusu edilmesini 5. maddeye "aykırılık teşkil etmeyeceğine" bağlamıştır.
Dördüncü Daire de aynı sonuca oyçokluğuyla varıyor
Davanın 5. maddeye “aykırılık teşkil etmeyeceğine” oyçokluğuyla karar verilmiştir; karşı oy, 7. maddenin dördüncü fıkrasının aynı dilekçe hakkı vermediği görüşünde.
Hangi düzenleyici işlemin dava edildiği sayısı ve başlığıyla gösterilmeli
İptali istenen düzenleyici işlemin hangisi olduğu, sayısı ve başlığı belirtilmeli; Yönetmelik değilse ne şekilde ve hangi tarihte öğrenildiği yazılmalıdır.
Uygulama işleminin tebliğinden sonra açılan dava süreye tabidir
Yönetmelik ekindeki cetvele dayanılarak verilen aylıktan kesme cezasının tebliğinden sonra açılan davada Daire, tebliğ tarihinden "itibaren 60 gün içerisinde dava açılması gerekirken, bu süre geçirildikten çok sonra" açılan davanın esasının incelenmesine olanak bulunmadığına karar vermiştir.
Hattın dairedeki erken halkası
Uygulama işlemi ile düzenleyici işlemin birlikte dava edilmesi 5. maddeye "aykırılık teşkil etmeyeceğine" karar verilmiştir.
Genel tebliğ ile vergilendirme işlemi birlikte dava edilebilir
Daire, davanın 5. maddeye “aykırılık teşkil etmeyeceğine” karar vererek tebliğ ile uygulamasını birlikte incelemiştir.
Genelge ile onun uygulanması olan ret işlemi birlikte dava edilebilir
Kamu görevine son verilen davacının başvurusunun reddi ile dayanağı genelge hükmü, 7. maddenin dördüncü fıkrasındaki seçim hakkı uyarınca aynı dilekçede dava edilmiştir.
Değişiklik geçmişi
Bu madde 6/1/1982'de kabul edildiği hâliyle yürürlüktedir; bugüne kadar değişikliğe uğramamıştır.
Tarih sütunu kanunlarda kabul, Anayasa Mahkemesi kararlarında karar tarihidir; yürürlük ise hükmün uygulanmaya başladığı tarihtir. Kanun metnindeki değişiklik şerhleri ile mevzuat.gov.tr metninin sayfa altı dipnotlarından ve yürürlük tarihleri tablosundan derlenmiştir.
Sürelerle ilgili genel esaslar
1. Süreler, tebliğ, yayın veya ilan tarihini izleyen günden itibaren işlemeye başlar.
2. Tatil günleri sürelere dahildir. Şu kadarki, sürenin son günü tatil gününe rastlarsa, süre tatil gününü izleyen çalışma gününün bitimine kadar uzar.
3. Bu Kanunda yazılı sürelerin bitmesi çalışmaya ara verme zamanına rastlarsa bu süreler, ara vermenin sona erdiği günü izleyen tarihten itibaren yedi gün uzamış sayılır.
Madde gerekçesi
Tasarıdaki karşılığı: 7'nci madde.
Tasarının 7 nci maddesi, madde içinde 15 inci maddeye yapılan atıf 16 ncı madde olarak düzeltilmek suretiyle 8 inci madde olarak benimsenmiştir.
Adalet Komisyonunun tasarı metninde yaptığı değişiklikler:
Ara vermenin uzattığı süreler
Tasarı“Dava ve karar düzeltilmesi istemine ilişkin sürelerle 15 nci maddede yazılı sürelerin bitmesi, çalışmaya ara verme zamanına rastlarsa, bu süreler, ara vermenin sona erdiği 6 Eylül'den itibaren yedi gün uzamış sayılır.”
Komisyon“Bu Kanunda yazılı sürelerin bitmesi; çalışmaya ara verme zamanına rastlarsa, bu süreler, ara vermenin sona erdiği 6 Eylülden itibaren yedi gün uzamış sayılır.”
Millî Güvenlik Konseyi S. Sayısı 312 (1/254) · tarama
Tasarı ve Komisyon metinleri S. Sayısı 312'nin taranmış nüshasından aktarılmıştır; taramanın satır sonlarında düşürdüğü harfler tamamlanmış, dönemin yazımı korunmuştur.
Kararlar
8/1 Sürenin başlangıcı#
Elektronik tebligatta süre beşinci günün sonundan işler
Kurul, kararın davacının elektronik tebligat adresine iletildiğini, “elektronik yolla tebligatın bu tarihi izleyen beşinci günün sonu olan 23/05/2022 tarihinde yapılmış sayıldığı”nı saptamış; yedi günlük temyiz süresi bu tarihten hesaplanınca başvuruyu süre aşımından reddetmiştir.
Katılma yoluyla temyiz, asıl dilekçenin süresine bağlıdır
Daire, katılma yoluyla temyizin süresinde sayılmasının ön koşulunu “katılınan yani davacılar vekili tarafından dosyaya sunulan dilekçenin, usulüne uygun tanzim edilmiş ve süresinde dosyaya ibraz edilmiş bir dilekçe olması” olarak koymuş; asıl dilekçe süresinde görülmediğinden katılma yoluyla temyizi de reddetmiştir.
Özel kanundaki süre de tebliği izleyen günden işler
Daire, “dava açma süresi bakımından uyuşmazlığa esas alınacak özel kanun olan 6183 sayılı Yasa'ya göre dava konusu ödeme emrine 7 gün içinde dava açılabileceği açık olmakla birlikte dava açma süresinin başlangıcının 2577 sayılı Yasa'nın 8. maddesinde öngörülen genel esaslara tabi olacağı kuşkusuzdur” demiştir. Özel kanun süreyi belirler, başlangıcı 8. madde.
Ödeme emri 10.3.2005'te tebliğ edilmiş, dava 17.3.2005'te açılmış: süre aşımı yok.
Benzer yöndeki kararlar
Resmî Gazete'de yayımlanan işlemde de aynı hesap
Daire, “otuz günlük dava açma süresinin son günü olan 28/07/2024 tarihinin ara verme zamanına (adli tatile) rastlaması sebebiyle, dava açma süresinin 07/09/2024 tarihi bitimine kadar uzadığı”nı belirtmiştir.
Temyiz süresi de beşinci günden işlemeye başlar
Daire, kararın “08/12/2023 tarihinde davacı vekilinin elektronik tebligat adresine ulaştığı ve bu tarihi izleyen beşinci günün sonunda, 13/12/2023 tarihinde elektronik tebligat yoluyla tebliğ edilmiş sayıldığı”nı saptayarak otuz günlük temyiz süresini bu tarihten hesaplamıştır.
Tebliğ tarihindeki çelişki giderilmeden süre kararı verilemez
Daire, tebligatın hangi tarihte yapıldığı konusundaki çelişkinin giderilmesini zorunlu görmüş; tebliğ tarihi belirlendikten sonra “ara vermeye ilişkin hükümlerin de gözetilmesi suretiyle” karar verilmek üzere süre aşımı kararını bozmuştur.
Muhtara bırakılan tebligatta da süre ara vermeden uzar
Bölge idare mahkemesi kararı, adres kapalı olduğundan Tebligat Kanunu'nun 21/1. maddesi uyarınca muhtara bırakılarak tebliğ edilmişti. Daire, otuz günlük temyiz süresinin bitiminin ara vermeye rastladığını, “sürenin son günü olan 07/09/2021 günü mesai bitimine kadar temyiz başvurusunda bulunulması” gerektiğini belirterek süre aşımına karar vermiştir.
8/2 Son günün tatile rastlaması#
Son gün çalışma gününe düşerse uzama olmaz
Daire, “on beş günlük karar düzeltme süresinin son günü olan 18/03/2021 perşembe günü geçirildikten sonra 22/03/2021 tarihinde kayda girdiği” saptamasıyla istemi süre aşımından reddetmiştir.
Aynı gerekçe yirmi kararda — 8. maddeyle ilgili en geniş küme.
Son gün pazara gelirse süre pazartesiye uzar
Daire, “altmış günlük dava açma süresinin sona erdiği 13/12/2020 tarihi pazar gününe denk geldiğinden, 2577 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca dava açma süresinin 14/12/2020 gününe uzayacağı” sonucuna varmıştır.
Aynı hesap dört kararda tekrarlanıyor.
İdari izinli sayılan gün resmî tatil günü değildir
Daire, “personelin idari izinli sayıldığı günlerin, resmi tatil günü olarak kabul edilmesi mümkün olmadığı”nı belirtmiş; son günün hafta sonuna rastlaması nedeniyle pazartesiye uzayan temyiz süresinin idari izinle bir kez daha uzamayacağı sonucuna varmıştır.
Benzer yöndeki kararlar
Mahkemenin tatil hesabı yanlışsa karar açıklamayla onanır
Daire, alt derecenin son günü yanlış belirlediğini görmüş; “26/06/2016 gününün Pazar gününe denk geldiği, 2577 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca işlemeye başlayan sürelere tatil günlerinin de dahil olduğu ve sürenin son gününün tatil gününe rastlaması halinde bu sürenin tatil gününü izleyen çalışma gününün bitimine kadar uzayacağı açıktır” diyerek kararı bu açıklamayla onamıştır.
8/3 Çalışmaya ara verme#
Uzama, ara verme içinde dava açmaya engel değildir
Daire, “adli ara verme süresi içinde, 22/08/2023 tarihinde açılan davanın yasal dava açma süresi içerisinde açıldığı” sonucuna varmıştır. Üçüncü fıkra süreyi uzatır; ara verme boyunca dava açılamayacağı anlamına gelmez.
Savunma ve ara kararına cevap süresi de tatilden uzar
Üç günlük savunma ve ara kararına cevap süresinin son günü cumartesiye rastlamıştı. Daire, sürenin “2577 sayılı Kanun'un yukarıda metnine yer verilen 8. maddesinin 2. fıkrası uyarınca tatil gününü izleyen ve 21/07/2014 tarihine denk gelen Pazartesi günü bitimine kadar” uzadığını saptayarak, idare lehine vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiğini belirtmiştir.
Son gün ara verme dışındaysa yedi günlük uzama işlemez
Daire, “bu sürenin sona erdiği günün çalışmaya ara verme süresi içerisinde olmaması nedeniyle 2577 sayılı Kanun'un 8. maddesinin üçüncü fıkrası hükmünden yararlanma hakkı olmayan davacı tarafın” başvurusunu süre aşımından reddetmiştir. Uzama, sürenin bitiminin ara vermeye rastlamasına bağlıdır.
Son gün ara vermeye rastlarsa süre yedi eylüle uzar
Daire, “sürenin son gününün 28/07/2020 tarihine (çalışmaya ara verme zamanına) rastlaması nedeniyle, 2577 sayılı Kanunun 8. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca en geç 07/09/2020 tarihinde dava açılması gerektiğinden” sonraki tarihte açılan davayı süre aşımından reddetmiştir.
Ara verme içinde yapılan başvuru da süresindedir
Daire, “çalışmaya ara verme süresi içinde, kararın düzeltilmesi yoluna gidildiğinin tespit edilmesi karşısında, kararın düzeltilmesine dair başvuru dilekçesinin 2577 sayılı Kanunun 8. maddesine göre süresinde olduğu” sonucuna varmış, süre ret kararını kaldırmıştır.
Benzer yöndeki kararlar
E-tebligat ile ara verme uzaması birlikte hesaplanır
Daire, elektronik tebligatın beşinci günün sonunda yapılmış sayıldığını, “son gün 24/08/2021 tarihi adli tatile denk geldiği için 2577 sayılı Kanun'un 8. maddesinin 3. fıkrası gereği” sürenin uzadığını belirtmiş; uzayan süre de geçirildiğinden istemi reddetmiştir.
Son gün adli tatile rastlarsa yedi günlük süre sekiz eylülde biter
Altmış günlük dava açma süresinin son günü 25/08/2025 adli tatile rastlamıştı. Daire, davanın “ara vermenin sona erdiği günü izleyen tarihten itibaren işlemeye başlayan yedi günlük sürenin son günü olan 08/09/2025 tarihinde” açılması gerektiğini belirterek süre aşımına karar vermiştir.
Uzlaşma tutanağıyla uzayan süre ara vermeden bir kez daha uzar
Uzlaşmanın vaki olmadığına dair tutanağın tebliğinden işleyen on beş günlük dava açma süresinin bitimi çalışmaya ara vermeye rastlamıştı. Daire, “çalışmaya ara vermenin sona erdiği günden itibaren yedi gün uzayan dava açma süresi içinde” açılan davayı süresinde görmüştür.
Aynı yönde: yedi günlük uzama süresi geçirilemez
Daire, aynı gerekçeyle, çalışmaya ara vermenin sona erdiği günü izleyen tarihten itibaren yedi gün geçirildikten sonra yapılan karar düzeltme isteminin süre aşımı nedeniyle reddine karar vermiştir.
Kanun yolu sürelerine etkisi#
Temyiz dilekçesine ilişkin usul karar düzeltmede uygulanmaz
Daire, 2577 sayılı Kanun'un 55. maddesindeki yollamaya dayanılarak “temyiz dilekçesine ilişkin 2577 sayılı Kanunun 48. maddesinde hüküm altına alınan usulün, karar düzeltmede de uygulanması hukuken mümkün olmadığı” sonucuna varmıştır.
Benzer yöndeki kararlar
Cevap süresinde temyiz mümkün, ama cevap verilmemişse değil
Kurul, 48. madde uyarınca “davalı idarenin temyiz dilekçesine cevap verme süresi içinde temyiz isteminde bulunulması mümkün ise de”, davacı vekilinin otuz günlük süre içinde cevap vermediğini saptayarak temyiz istemini süre aşımından reddetmiştir.
Maddenin geneline ilişkin
Ara vermenin bittiği günü izleyen tarihten itibaren yedi gün geçerse süre dolar
Karar düzeltme istemi çalışmaya ara verme süresi içinde dolan sürenin ardından yapılmıştı. Daire, “2577 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca çalışmaya ara vermenin sona erdiği günü izleyen tarihten itibaren yedi gün geçirildikten sonra yapılan karar düzeltme isteminin süre aşımı nedeniyle incelenme olanağı bulunmamaktadır” sonucuna varmıştır.
Son gün adli tatile rastlarsa süre tatilin bitiminden yedi gün uzar
Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezince yayımlanan karara karşı açılan davada Daire, "20/B maddesine göre dava açma süresinin son gününün 31/07/2020 tarihine denk geldiği, bu tarihin Adli tatile rastlaması üzerine; İdari Yargılama Usul Kanunu'nun 8/3 maddesi uyarınca dava açma süresinin son gününün 07/09/2020 olması" karşısında, daha sonra açılan davanın süre aşımı nedeniyle reddine karar vermiştir.
Benzer yöndeki kararlar
Kurul da istemi süre aşımından inceleyemez
Kurul, çalışmaya ara vermeye bağlanan sürenin geçirilmesi nedeniyle istemin süre aşımı sebebiyle incelenmeksizin reddine karar vermiştir.
Son gün hesabı tutmuyorsa karar sonucu itibarıyla onanır
Daire, davanın açılması gereken son günü hesaplayarak süre aşımını saptamış; alt derece kararını gerekçesini değiştirerek onamıştır.
Süresinde yapılmayan düzeltme istemi incelenmez
Daire, davalı idarenin temyiz isteminin incelenmeksizin reddine, davacının kararın düzeltilmesi isteminin ise süre aşımı nedeniyle reddine karar vermiştir.
Sürenin son günü mesai bitiminde dolar
Daire, davanın son gün “mesai bitimine kadar açılması gerekirken bu süre geçtikten sonra” açıldığını saptayarak esası incelememiştir.
Son gün tatile denk gelirse süre iş gününe uzar
Daire, sürenin son gününün tatile rastlaması hâlini gözeterek son günü hesaplamış; bu günden sonra açılan davayı süresinde görmemiştir.
Değişiklik geçmişi
Bu madde 6/1/1982'de kabul edildiği hâliyle yürürlüktedir; bugüne kadar değişikliğe uğramamıştır.
Tarih sütunu kanunlarda kabul, Anayasa Mahkemesi kararlarında karar tarihidir; yürürlük ise hükmün uygulanmaya başladığı tarihtir. Kanun metnindeki değişiklik şerhleri ile mevzuat.gov.tr metninin sayfa altı dipnotlarından ve yürürlük tarihleri tablosundan derlenmiştir.
Görevli olmayan yerlere başvurma
1. (Değişik: 5/4/1990-3622/2 md.) Çözümlenmesi Danıştayın, idare ve vergi mahkemelerinin görevlerine girdiği halde, adli (…) yargı yerlerine açılmış bulunan davaların görev noktasından reddi halinde, bu husustaki kararların kesinleşmesini izleyen günden itibaren otuz gün içinde görevli mahkemede dava açılabilir. Görevsiz yargı merciine başvurma tarihi, Danıştaya, idare ve vergi mahkemelerine başvurma tarihi olarak kabul edilir.
2. Adli (…) yargı yerlerine açılan ve görevsizlik sebebiyle reddedilen davalarda, görevsizlik kararının kesinleşmesinden sonra birinci fıkrada yazılı otuz günlük süre geçirilmiş olsa dahi, idari dava açılması için öngörülen süre henüz dolmamış ise bu süre içinde idari dava açılabilir.
Madde gerekçesi
Kanunun kabulü (6/1/1982)
Tasarıdaki karşılığı: 8'inci madde.
Tasarının 8 inci maddesine bir fıkra eklenmiştir.
Adalet Komisyonunun tasarı metninde yaptığı değişiklikler:
Görevsizlik kararının kesinleşmesinden sonra geçen süre
Tasarı(Tasarıda karşılığı yoktur.)
Komisyon“Adli veya askeri yargı yerlerine dava açılmış olması ve bu yargı yerlerinin görevsizlik kararının kesinleşmesinden sonra birinci fıkrada yazılı otuz günlük sürenin geçirilmiş bulunması, bu kanunda öngörülen süreler içinde Danıştaya, İdare ve Vergi Mahkemelerine açılmış olan davaların süreden reddine neden olmaz.”
Millî Güvenlik Konseyi S. Sayısı 312 (1/254) · tarama
Tasarı ve Komisyon metinleri S. Sayısı 312'nin taranmış nüshasından aktarılmıştır; taramanın satır sonlarında düşürdüğü harfler tamamlanmış, dönemin yazımı korunmuştur.
3622 sayılı Kanunla yapılan değişiklik (5/4/1990)
Adli ve askerî yargıda görev yönünden ret hâlinde idari yargıda dava açma süresinin, kararın kesinleşmesinden sonra başlaması esası benimsenmiştir.
Kanunun 2 nci maddesine ilişkin gerekçe şöyledir:
“Kanunun 9 uncu maddesinin 1 inci fıkrasında yapılan değişiklikle, adlî ve askerî yargı yerlerince, davanın görev yönünden reddedilmesi halinde, idarî yargıda dava açma süresinin başlangıcının bu kararların kesinleşmesinden sonra başlaması esası benimsenmiş ve bu suretle maddenin 2 nci fıkrası ile paralellik sağlanmıştır.”
TBMM S. Sayısı 120 (1/415) — Hükümet tasarısı ve Adalet Komisyonu raporu · tarama · TBMM Tutanak Dergisi, Dönem 18, Cilt 43, 99 uncu Birleşim, 5 Nisan 1990 · tarama · Tasarı 1/415, Bakanlar Kurulu 27/2/1988; Adalet Komisyonu raporu ve 120’ye 1 inci Ek. Kanun 5/4/1990 tarihinde kabul edilmiştir.
Kararlar
9/1 Görevsizlik kararı üzerine yapılacak işlem#
Dosya kendiliğinden gönderilmez, talep sonucu da aynı olmak zorunda değil
Daire, maddede “adli yargıda verilen görev ret kararı üzerine dosyanın idari yargı merciine re'sen gönderilmesine ilişkin bir hükme yer verilmediği” gibi yeni dilekçenin talep sonucunun adli yargıdakiyle aynı olmasının da aranmadığını belirtmiş, aksi yorumu “usul kurallarının aşırı katı ve şekilci uygulanması” saymıştır.
Mahkeme yönlendirmişse dilekçe reddedilir, dosya iade edilmez
Daire, sulh ceza mahkemesinin yönlendirmesiyle hareket eden davacının dilekçesinin hiç dikkate alınmamasının “hak arama özgürlüğünü ağır biçimde zedeleyecek” olduğunu belirtmiş; esas kaydı kapatılarak dosyanın iadesi yolundaki kararda hukuka uyarlık görmemiştir.
Dosyanın gönderilmesiyle yeniden dava açmak arasında fark yok
Daire, dosyanın görevsizlik kararı veren mahkemece idare mahkemesine gönderilmesi ile davacının maddedeki usule uyarak yeniden başvurması arasında “alınacak sonuç açısından hiçbir fark bulunmadığı” görüşündedir.
9/1 Otuz günlük sürenin başlangıcı ve kesinleşme#
Görevsiz mercie başvurma tarihi, dava tarihi sayılır
Kurul, adli yargıda açılan davanın görevsizlikle reddi üzerine otuz gün içinde idare mahkemesinde dava açıldığını saptayıp “Görevsiz yargı merciine başvurma tarihi, Danıştaya, idare ve vergi mahkemelerine başvurma tarihi olarak kabul edilir.” kuralını uygulamış; hangi yargı yoluna başvurulacağındaki karmaşıklığı da gözetmiştir.
Kesinleşme, kararın ilgiliye tebliğiyle başlar
Daire, “2577 sayılı Kanunun 9. maddesindeki "kesinleşme" ifadesini, "kesinleşmeyi sağlayan yargısal işlemin ilgiliye tebliği" olarak anlamak ve yorumlamak gerekmektedir” demiş; aksi hâlde davacının bilgisi dışındaki bir kararla otuz günlük sürenin işleyeceğine dikkat çekmiştir.
Benzer yöndeki kararlar
Gönderme isteyen dilekçenin adli yargıya verildiği tarih esastır
Daire, “görevli İdare Mahkemesine gönderilmesi için davacının Asliye Hukuk Mahkemesine yaptığı başvuru tarihinin İdare Mahkemesine başvurma tarihi olarak kabulü gerektiği” sonucuna vararak süre aşımı kararını bozmuş; kararında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Mesutoğlu/Türkiye kararına dayanmıştır.
Otuz günlük süre, karara itiraz sonuçlanıp kesinleştikten sonra işler
Görev ret kararına aynı mahkemede itiraz edilmiş, itirazın reddi sonra tebliğ edilmişti. Daire, “hakem sıfatıyla verilen kararın kesinleşmesinden itibaren, 2577 sayılı Yasanın 9/1 maddesinde öngörülen 30 günlük süre içerisinde idari yargı yerinde dava açılmış olduğu”nu saptayarak süre aşımı kararını bozmuştur.
Adli yargıda açılan davanın devamı: değer ve faiz#
İdari yargıdaki dava, adli yargıdakinin devamıdır
Daire, maddedeki süre içinde açılan davayı “adli yargıda açılan davanın devamı niteliğinde” saymış; hukuki el atma tazminatının adli yargıdaki dava tarihindeki değer üzerinden ve o tarihten işleyecek faizle hesaplanması gerektiğine hükmetmiştir.
Benzer yöndeki kararlar
Değer, adli yargıdaki dava tarihine göre belirlenir
Daire, “adli yargıdaki dava tarihindeki taşınmaz değerinin uyuşmazlığa konu taşınmaza yakın mesafede, eş değer özellikleri olan ve satışı gerçekleşmiş somut emsale göre belirlenerek karar verilmesi gerekmektedir” demiştir.
Bilirkişi, taşınmazın adli yargıdaki dava tarihindeki değerini hesaplar
Bilirkişi, taşınmazı idari yargıdaki dava tarihine göre değerlemişti. Daire, “bakılan dava anılan davanın devamı niteliğinde” olduğunu belirterek “taşınmazların ilk dava olan adli yargıda açılan dava tarihindeki değerinin hesaplatılması” gerektiğini söylemiştir.
Kuralın uygulanmasında ölçü: katı yorum ve sınırı#
Esnetmenin de sınırı var
Daire, yedi yıldan fazla süre geçtikten sonra görevsiz yargı yerinde açılan davada yanılgının makul bir gerekçeye dayanmadığını saptamış; kuralı uygulamamanın “kanunla öngörülmüş usul şartlarının ortadan kalkmasına neden olacak ölçüde aşırı esnetilmesi anlamına geleceği” sonucuna varmıştır.
Adli yargıdaki dava sürüyorsa dokuzuncu madde henüz işlemez
Asliye hukuk mahkemesindeki yargılama temyiz sonrası sürüyordu. Daire, “adli yargıda aynı talep ile açılan davanın görev yönünden kesinleşme şartının gerçekleşmediği”ni saptayarak, idari yargıda önce görev konusunun incelenmesi gerektiğini belirtmiştir.
Benzer yöndeki kararlar
Katı yorum hak aramayı daraltır
Görevsizlik kararının kesinleşmesinden sonra otuz gün içinde açılan davada kuralı uygulamamak, Daireye göre “aşırı katı ve şekilci bir yorum” olur.
Otuz günlük özel süre ile genel dava açma süresinin ilişkisi#
Otuz gün kaçsa da genel süre dolmamışsa dava açılabilir
Daire, “Kanun'un 9. maddesinde öngörülen süre geçtikten sonra açılan davanın süresinde kabul edilebilmesinin tek istisnası ise, idari dava açılması için öngörülen sürenin dolmamış olmasıdır” demiştir.
Görevsizlik kararında süre yazılmamışsa altmış gün işler
Daire, görevsizlik kararında idari yargıda kaç gün içinde dava açılacağının gösterilmemiş olması nedeniyle “30 günlük özel sürenin değil, 60 günlük genel dava açma süresinin” uygulanacağı sonucuna varmıştır.
Maddenin geneline ilişkin
Benzer yöndeki kararlar
Adli yargıdan gelen dilekçe de üçüncü maddeye uygun olmalıdır
Daire, “2577 sayılı Kanun'un 9. maddesinde görevli mahkemede dava açılabilme ifadesi yer almaktaysa da, idari davaların açılma şeklini düzenleyen 2577 sayılı Kanun'un 3. maddesine uygun olmayan bir dilekçe ile dava açılması durumunda dilekçenin reddine karar verilebileceği de açıktır” demiş; denetimi mahkemeye erişim hakkı ölçütüyle yapmıştır.
Değişiklik geçmişi
| Tarih | Değişim | Yürürlük | Ne oldu |
|---|---|---|---|
| 6/1/1982 | 2577 sayılı Kanun | 20/1/1982 | Maddenin ilk hâli |
| 5/4/1990 | 3622 sayılı Kanun | 10/4/1990 | Değişik. Adli ve askerî yargıda görev yönünden ret hâlinde idari yargıda dava açma süresinin, kararın kesinleşmesinden sonra başlaması esası benimsenmiştir. |
| 2/7/2018 | 703 sayılı KHK | 9/7/2018 | 2/7/2018 tarihli ve 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 185 inci maddesiyle bu maddenin birinci fıkrasında yer alan “ve askeri” ibaresi ve ikinci fıkrasında yer alan “veya askeri” ibaresi madde metninden çıkarılmıştır. |
Tarih sütunu kanunlarda kabul, Anayasa Mahkemesi kararlarında karar tarihidir; yürürlük ise hükmün uygulanmaya başladığı tarihtir. Kanun metnindeki değişiklik şerhleri ile mevzuat.gov.tr metninin sayfa altı dipnotlarından ve yürürlük tarihleri tablosundan derlenmiştir.
İdari makamların sükutu
1. İlgililer, haklarında idari davaya konu olabilecek bir işlem veya eylemin yapılması için idari makamlara başvurabilirler.
2. (Değişik: 10/6/1994-4001/5 md.) Otuz gün içinde bir cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılır. İlgililer otuz günün bittiği tarihten itibaren dava açma süresi içinde, konusuna göre Danıştaya, idare ve vergi mahkemelerine dava açabilirler. Otuz günlük süre içinde idarece verilen cevap kesin değilse ilgili bu cevabı, isteminin reddi sayarak dava açabileceği gibi, kesin cevabı da bekleyebilir. Bu takdirde dava açma süresi işlemez. Ancak, bekleme süresi başvuru tarihinden itibaren dört ayı geçemez. Dava açılmaması veya davanın süreden reddi hallerinde, otuz günlük sürenin bitmesinden sonra yetkili idari makamlarca cevap verilirse, cevabın tebliğinden itibaren altmış gün içinde dava açabilirler.
3. (Mülga: 10/6/1994-4001/5 md.)
Madde gerekçesi
Kanunun kabulü (6/1/1982)
Tasarıdaki karşılığı: 9'uncu madde.
Tasarının 9 uncu maddesinin 2 nci fıkrası amaca uygun şekilde yeniden yazılmıştır.
Adalet Komisyonunun tasarı metninde yaptığı değişiklikler:
Kesin olmayan cevap
Tasarı“Bu süre içinde idarece verilen cevap kesin değilse, dava süresi işlemez.”
Komisyon“Altmış günlük süre içinde idarece verilen cevap kesin değilse ilgili bu cevabı, isteminin reddi sayarak dava açabileceği gibi, kesin cevabı da bekleyebilir. Bu takdirde dava açma süresi işlemez.”
6 Ocak 1982 tarihli Millî Güvenlik Konseyi Genel Kurulu görüşmesinde maddeye ilişkin önemli kesitler şunlardır:
Hava Hâkim Albay Zeki Güngör (Adalet Komisyonu Sözcüsü) — “İdarî işlemlerde istikrarın bir an önce sağlanması ve bu davaların uzamaması için bütün idarî dava açma süreleri 90 günden 60 güne indi.”
Orgeneral Kenan Evren (Başkan) — “Gerçi biraz idareyi sıkıştırır. Çünkü, idare re’sen hemen cevabı da hazırlayamıyor, biliyorsunuz; alt makamlardan soruyor, işlemi yapan makama soruyor; cevap gelinceye kadar bir hayli zaman geçiyor. Eskiden 3 ay idi.”
Hava Hâkim Albay Zeki Güngör (Adalet Komisyonu Sözcüsü) — “Cevap için, eğer söylediğiniz gibi, idare sıkışık bir durumda ise, süre uzatımı talebinde bulunacak ve o süre uzatımı talebi de karşılanacak.”
Hâkim Tuğgeneral Muzaffer Başkaynak (Adalet Komisyonu Başkanı) — “Bu sadece vatandaşın müracaat etme süresi. Dava açtıktan sonraki o süreler devam eder efendim.”
Millî Güvenlik Konseyi S. Sayısı 312 (1/254) · tarama · Millî Güvenlik Konseyi Tutanak Dergisi, 91 inci Birleşim, 6 Ocak 1982 · tarama
Tasarı ve Komisyon metinleri S. Sayısı 312'nin taranmış nüshasından aktarılmıştır; taramanın satır sonlarında düşürdüğü harfler tamamlanmış, dönemin yazımı korunmuştur.
3622 sayılı Kanunla yapılan değişiklik (5/4/1990)
İdarenin kesin olmayan cevabı üzerine kesin cevabı bekleme imkânı veren ibare metinden çıkarılmış; maddenin vergi uyuşmazlıklarında uygulanmayacağı hükme bağlanmıştır. Bu iki değişiklik de 4001 sayılı Kanunla geri alınmıştır.
Kanunun 3 üncü maddesine ilişkin gerekçe şöyledir:
“Kanunun 10 uncu maddesinin 2 nci fıkrasında yer alan, «altmış günlük süre içinde idarece verilen cevap kesin değilse, ilgili bu cevabı isteminin reddi sayarak dava açabileceği gibi kesin cevabı da bekleyebilir. Bu takdirde dava açma süresi işlemez» ibaresi, uyuşmazlıkların bir an önce sonuçlanmasını ve idarede istikrarı sağlamak amacıyla metinden çıkarılmıştır. Maddenin 3 üncü fıkrasında vergi hataları dışındaki vergi uyuşmazlıklarında bu hükmün uygulanmayacağı hükme bağlanmıştır. Vergi uyuşmazlıklarının özelliği dikkate alınarak, bu madde hükümlerinin, vergi, resim ve harçlarla benzeri malî yükümlerin tarh ve tahakkuk ve tahsilinden ve bunların zam ve cezalarından doğan uyuşmazlıklarda uygulanmayacağı belirtilmiştir.”
TBMM S. Sayısı 120 (1/415) — Hükümet tasarısı ve Adalet Komisyonu raporu · tarama · TBMM Tutanak Dergisi, Dönem 18, Cilt 43, 99 uncu Birleşim, 5 Nisan 1990 · tarama · Tasarı 1/415, Bakanlar Kurulu 27/2/1988; Adalet Komisyonu raporu ve 120’ye 1 inci Ek. Kanun 5/4/1990 tarihinde kabul edilmiştir. Bu değişiklik yürürlükte değildir: hüküm daha sonra 10/6/1994 tarih ve 4001 sayılı Kanunla yeniden yazılmıştır. Bu sebeple kanun metnindeki dipnotlarda artık görünmez.
4001 sayılı Kanunla yapılan değişiklik (10/6/1994)
İkinci fıkra yeniden yazılarak, idarenin kesin olmayan cevabı üzerine ilgiliye kesin cevabı bekleme imkânı tanınmış ve bekleme süresi altı ayla sınırlandırılmış; vergi uyuşmazlıklarını kapsam dışı bırakan üçüncü fıkra yürürlükten kaldırılmıştır.
Tasarının 4 üncü, kanunlaşan metnin 5 inci maddesine ilişkin gerekçe şöyledir:
“Bu madde ile Kanunun 10 uncu maddesinin 2 nci fıkrasında yapılan değişiklikle, ilgililerin haklarında idarî davaya konu olabilecek bir işlem veya eylemin tesisi için yapılan başvuruya idarece verilen cevap kesin değilse, ilgiliye bu cevabı red sayarak dava açma imkânı tanındığı gibi, idarenin kesin cevabını bekleme olanağı da tanınmaktadır. Bu takdirde, dava açma süresinin işlemeyeceği, ancak, bekleme süresinin başvuru tarihinden itibaren altı ayı geçemeyeceği öngörülerek, idarî istikrarın korunması ve ilgililerin haklarının kaybolmaması amaçlanmıştır.”
Üçüncü fıkranın yürürlükten kaldırılması şöyle gerekçelendirilmiştir:
“Vergi, resim ve harçlarla benzeri malî yükümlerin tarh, tahakkuk ve tahsili ve bunların zam ve cezalarından doğan uyuşmazlıklarda: idarî davaya konu olacak işlemlere karşı mevcut hükümlere göre dava açılmadan önce idarî makamlara başvurulması mümkün bulunmamaktadır. Başvuru yapılması dava süresini durdurmadığı için, daha sonra açılan davalar süreden reddedildiğinden çoğu zaman hak kayıplarına neden olunmaktadır. Gerek bu gibi haksızlıkların ortadan kaldırılması ve gerekse dava yoluna başvurulmadan idareye yapılacak başvuru yoluyla uyuşmazlıkların çözümlenmesinin sağlanmasının dava sayısını azaltma yönünden yapacağı olumlu etki gözönüne alınarak 2577 sayılı Kanunun 10 uncu maddesinin 3 üncü fıkrası yürürlükten kaldırılmaktadır.”
TBMM Tutanak Dergisi, Dönem 19, Cilt 62, 115 inci Birleşim, 10 Haziran 1994 (S. Sayısı 409 ve 409'a 1 inci Ek tutanağa eklidir) · tarama · Hükümet tasarısı 1/637, kanun teklifi 2/908; Adalet Komisyonu raporu 22/12/1993, ek raporu 24/2/1994. Kanun 10/6/1994 tarihinde kabul edilmiştir.
7331 sayılı Kanunla yapılan değişiklik (8/7/2021)
Hüküm, kamuoyunda dördüncü yargı paketi olarak anılan kanun teklifiyle değiştirilmiştir. Teklif, Adalet Komisyonunda 22 Haziran 2021 tarihinde geneli, 23 Haziran 2021 tarihinde maddeleri üzerinde görüşülmüş; İdari Yargılama Usulü Kanunu'na ilişkin ilk beş madde birlikte tartışılmıştır. Değişiklikle idareye yapılan başvurulara cevap verme süresi altmış günden otuz güne, idari eylemlerde bekleme süresi altı aydan dört aya indirilmiş; dava açma süresine dokunulmamıştır.
Teklif sahibinin Adalet Komisyonunun 22 Haziran 2021 tarihli toplantısındaki sunuşunda maddeye ilişkin şu açıklama yapılmıştır:
Yusuf Beyazıt (Tokat, teklif sahibi) — “İdareye yapılan başvurulara ilişkin cevap verme süreleri kısaltılmaktadır. Bilindiği üzere, Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminde yürütme erkinin teşkilatlanması ve karar alma süreçlerinin hızlanmasıyla teknik ve ekonomik imkânların gelişmesinin bir sonucu olarak idare, hizmet sunumunda daha etkin ve hızlı bir konuma gelmiştir. Bu kapsamda hak arama hürriyetinin daha da geliştirilmesi amacıyla idari başvurulara cevap verme süresi altmış günden otuz güne; idari işlemin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem tesis edilmesi talebiyle üst makama yapılan başvurulara cevap verme süresi altmış günden otuz güne; idari eylemler nedeniyle dava açmadan önce idareye yapılan zorunlu başvurulara ilişkin idareye tanınan cevap verme süresi altmış günden otuz güne indirilmekte; idari yargı mercilerince verilen nihai kararların en geç otuz gün içinde yazılması gerektiği hükme bağlanmaktadır. Özel kanunda yer alan benzer mahiyetteki süreler bakımından herhangi bir değişiklik yapılmamıştır, bu sürelerin uygulanmasına mevcut hâliyle devam edilecektir ancak şunu ifade edeyim: Özel kanunlardaki bu sürelere ilişkin de bir çalışma yapıp huzurunuza getireceğiz. Belirtmek isterim ki vatandaşın idari yargıda dava açma süresi olan altmış günlük süreye herhangi bir müdahale söz konusu değildir, bu süre aynen muhafaza edilmektedir.”
23 Haziran 2021 tarihli madde görüşmesinde şu değerlendirmeler yapılmıştır:
Turan Aydoğan (İstanbul) — “Bu sürelerin kısaltılmasına hukuki durumun belirginleştirilmesi amacıyla baktığımızda akla uygun bir şey, bir anomali hâli taşımıyor, doğru bir şey sürelerin kısaltılması bu anlamda ama bizim daha çok yapısal reformlara ihtiyacımız var. Bu yapısal reformları yapmadığımız sürece bu süreleri kısaltmak belki de adaletsizliğe daha hızlı ulaşma yolu hâline gelebilir, bu tehlikeyi içinde barındırabilir.”
Alpay Antmen (Mersin) — “İdareye başvuru ve zımni retle ilgili sürenin altmış günden otuz güne inmesi çok isabetli olmuş, güzel bir hüküm olacak fakat burada iki önemli husus var: Birincisi, idarenin her hâl ve şartta otuz gün içinde süresi içerisinde cevap vermesi, vatandaşın başvurusuna olumlu veya olumsuz bir cevap verilmesi gerekiyor, son gününü bekleyip süreyi de uzatmanın bir anlamı yok; idarenin bu konuda daha dikkatli olması gerektiği kanısındayım.”
Maddenin beşinci cümlesindeki sürenin dört aya indirilmesinin metinden çıkarılması için verilen ve reddedilen önergenin gerekçesi şöyledir:
Önerge gerekçesi — “İdari işlemlere karşı dava açabilmenin süreye bağlanmasının çeşitli nedenleri vardır. Bu nedenlerin başında vatandaşa haklarında verilmiş olan idari kararın hukuka uygun olup olmadığını, dava konusu yapmanın gerekip gerekmediğini düşünme ve inceleme olanağı vermek; hak arama özgürlüğü açısından eşitliği sağlamak; idarenin işlemlerinde belirlilik ve kararlılığı sağlamak gelmektedir. Adil yargılanma hakkı çerçevesinde mahkemeye erişim hakkına yönelik sınırlamaların dava açmak isteyen bir kişinin mahkemeye erişim hakkının özüne zarar verecek seviyeye ulaşmaması gerekmektedir. Bu bağlamda bekleme süresinin dört aya düşürülmesi, dava açma süresinin ise otuz güne düşürülmesi vatandaş açısından aleyhe bir düzenleme olarak kabul edilmelidir.”
TBMM Adalet Komisyonu Tutanak Dergisi, 7 nci Toplantı, 22 Haziran 2021 · tarama · TBMM Adalet Komisyonu Tutanak Dergisi, 8 inci Toplantı, 23 Haziran 2021 · tarama · Teklif (2/3697) ile Adalet Komisyonu Raporu, S. Sayısı 274 olarak Genel Kurulda görüşülmüş ve 8/7/2021 tarihinde kabul edilmiştir.
Kararlar
10/1 Başvuru hakkı ve kapsamı#
Plan değişikliği her zaman istenebilir
Daire, “ilgililerin plan değişikliği koşullarının oluştuğunu öne sürerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 10. maddesi uyarınca taşınmazları ile ilgili olarak mülkiyet hakkı kapsamında her zaman plan değişikliği isteminde bulunabilecekleri ve istemlerinin reddi üzerine dava açma süresi içinde bu işlem ile birlikte veya ayrı olarak imar planına karşı dava açabileceği” görüşündedir.
Başvuru onuncu madde kapsamında değilse süre yedi ve onbirinci maddeye göre hesaplanır
Daire, “dava açma süresinin hesaplanmasında 2577 sayılı Kanun'un 10. maddesi kapsamında değerlendirme yapılmasının mümkün olmadığı ve süre hesabının aynı Kanun'un 7. ve 11. maddesi kapsamında yapılması gerektiği” sonucuna varmıştır.
Ortada işlem yoksa 10, varsa 11. madde
Başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davada Daire, onuncu madde ile on birinci madde arasındaki ayrımı ortaya koyarak, “idarece tesis edilmiş herhangi bir işlem olmaksızın, idari davaya konu olabilecek yeni bir işlem veya eylemin yapılması için yapılan başvuru neticesinde tesis edilen işlemin 10. madde kapsamında yapılmış başvuru olduğu ve dava açma süresinin de, bu başvuru üzerine tesis edilen işlemin tebliğinden veyahut da zımnen ret işleminin oluştuğu tarihten itibaren başlayacağı” gerekçesine yer vermiş; daha önce tesis edilmiş bir işlem bulunması hâlinde başvurunun on birinci madde kapsamında değerlendirileceğini kabul etmiştir.
Tazminat istemi onuncu madde başvurusuyla ileri sürülemez
Daire, idari işlemden doğan zararın tazmini için 12. maddede ayrı ve özel bir düzenleme bulunduğunu belirterek, “Kanunun 10.maddesindeki düzenlemenin idari işlemden kaynaklanan zararın davalı idarece ödenmesi istemiyle açılacak tam yargı davaları ile bir ilgisinin bulunmadığı açıktır” demiştir.
Yargı kararının uygulanması istemi de 10. madde başvurusudur
Daire, yargı kararının uygulanması amacıyla yapılan başvurunun “2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 10. maddesi kapsamında olduğu” ve kararın tebliği üzerine, henüz kesinleşmeden yapılmış olsa da süresinde bulunduğu sonucuna varmıştır.
Özel kanun varsa 10. madde ikinci sıradadır
Daire, Gümrük Kanunu'nda başvuru usul ve sürelerinin “genel hükümlerden (İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 10. maddesindeki esaslardan) ayrı olarak” düzenlendiğini belirtmiş; 10. ve 11. maddelerin ancak özel kanunda hüküm bulunmayan hâllerde uygulanacağını söylemiştir.
Aynı gerekçe iki kararda.
İdareyi harekete geçirmek için yapılan başvuru onuncu maddedendir
Daire, “İdarenin yasal yükümlülüğünü yerine getirmeyerek hareketsiz kaldığı durumlarda, ilgililerin idareyi harekete geçirmek ve o konuda bir işlem tesis etmesini sağlamak amacıyla yapmış oldukları başvuruların, 2577 sayılı Yasanın 10. maddesi kapsamında yapılmış başvurular olduğunun kabul edilerek dava süresinin buna göre belirlenmesi gerekmektedir” demiştir.
İşlem tesisi istemiyle idareye her zaman başvurulabilir
Daire, “ilgililerce, haklarında idari davaya konu olabilecek bir işlem tesisi talebiyle idareye her zaman başvurulabileceği”ni belirtmiş; ilk ve ikinci başvurunun içeriği farklı olduğundan ikincisini de 10. madde kapsamında görmüştür.
Zımnî rete yer vermeyen özel hükümde onuncu madde usulü işletilemez
Olağanüstü hal kararnamelerinde idareye başvuruda zımnî ret müessesesine yer verilmemişti. Daire, “özel hükümlerle açıkça düzenlenmiş bir konuda, 2577 sayılı Kanun'un 10. maddesinde öngörülmüş olan usulün işletilmesi sonucunda oluşacak zımni ret üzerine dava açılmasına olanak bulunmamaktadır” sonucuna varmıştır.
Benzer yöndeki kararlar
Hakkında yeni işlem yoksa eski işlemin süresi geri gelmez
Davacı, 2013'te tesis edilen işlemden beş yıl sonra, dayanağı yönetmelikten “aile reisi” ibaresinin çıkarılmasını istemişti. Kurul, hakkında yeni bir işlem tesis edildiğine dair belge bulunmadığını saptayarak başvuruyu “dava açma süresinden çok sonra yapılan” bir başvuru saymış ve süreyi canlandırmayacağını belirtmiştir.
Yetkisiz idareye yapılan başvuru sayılmaz
Kurul, plan değişikliği talebinin “yetkili idareye yapılmadığından 2577 sayılı Kanun'un 10. maddesi kapsamında görülemeyeceği”ni belirtmiştir.
Kendi taşınmazı olmayan yer için plan değişikliği istenemez
Site sakinleri, bitişikteki park alanının yalnız kendilerine ayrılmasını istemişti. Daire, imar planına karşı hemşehri sıfatıyla dava açılabildiğini, ancak “ilgililerin 2577 sayılı Kanunun 10. maddesi kapsamında mülkiyet ve benzeri nitelikte ilişkili olmadıkları taşınmazların kullanım kararının değiştirilmesi için başvuruda bulunamayacakları açıktır” demiştir.
İhale süreci ilanla başlar, sözleşmeyle biter
İhale sürecinde tesis edilen işleme karşı açılan davada Daire, ivedi yargılama usulüne tabi işlemlerin kapsamını belirleyerek, “ihale ilanı ile başlayıp sözleşmenin imzalanması ile tamamlanan süreçte idarece tesis edilen işlemlerin ivedi yargılama usulüne tâbi ihale işlemleri olduğunun kabulü gerekir” gerekçesine yer vermiştir.
10/2 Zımnî ret ve dava süresi#
Özel süre işlemde bildirilmemişse genel dava açma süresi uygulanır
Kurul, İçtihatları Birleştirme Kurulunun 15/03/2022 tarihli kararına dayanarak, özel dava açma süresine tabi olmakla birlikte bunun “işlemde ya da yazılı bildirimde açıklanmaması hâlinde, dava konusu işlemin tebliğ tarihinden itibaren özel dava açma süresinin değil, genel dava açma süresinin uygulanması gerektiği”ni belirtmiştir.
Zımnî ret, idarenin kurduğu gerçek bir işlemdir
Daire, “otuz gün içinde cevap verilmemesi idarenin isteğin reddine yönelik sükut suretiyle tesis ettiği bir işlem niteliğindedir” demiş; başvurunun yetkili organda görüşülmüş olmasını aramayı doğru bulmamıştır.
Zımnî ret yolu kapatılmadıkça açıktır
Daire, “davacının zımni ret üzerine dava açamayacağına ilişkin herhangi bir düzenlemenin mevcut olmadığı, dolayısıyla uyuşmazlıkta idari davaya konu edilebilir kesin ve icrai bir işlemin mevcut olduğu” sonucuna varmış; davanın incelenmeksizin reddini bozmuştur.
Aynı gerekçe iki kararda; Anayasa Mahkemesinin 19/11/2020 tarihli bireysel başvuru kararına dayanıyor.
Kesin olmayan cevapta bekleme altı ayı geçemez
Daire, mahkeme kararının beklenmesine ilişkin cevabı “10. maddesinde düzenlenen kesin olmayan cevap kapsamında” saymış; davacının “kesin olmayan cevaba karşı başvuru tarihinden itibaren en geç altı ay bekleyerek takiben dava açması gerektiği”ni belirtmiştir.
Karar, maddenin o tarihteki altı aylık bekleme süresine dayanıyor.
Tebliğ tarihi sorulmadan süre hesaplanamaz
Daire, eksik inceleme saptamıştır: yazının “davacıya tebliğ edildiği tarihten itibaren 60 gün içinde cevap verilmeyip oluşan zımni ret üzerine dava açma süresi içinde dava açılmış ise” davanın süresinde sayılması, tebliğ tarihi belgelenemiyorsa yine süresinde kabul edilmesi gerekir.
Benzer yöndeki kararlar
Zımnî ret ile önceki işlem aynı dava değildir
Daire, 10. madde kapsamındaki başvurunun “zımnen reddine ilişkin işlem ile öğrencilikle ilişiğin kesilmesi işleminin farklı nitelikte işlemler olduğu, dolayısıyla iki davanın "konusunun" aynı işlemler olamayacağı” sonucuna varmıştır.
Son gün adli tatile rastlarsa yedi günlük süre sekiz eylülde biter
Altmış günlük dava açma süresinin son günü 25/08/2025 adli tatile rastlamıştı. Daire, davanın “ara vermenin sona erdiği günü izleyen tarihten itibaren işlemeye başlayan yedi günlük sürenin son günü olan 08/09/2025 tarihinde” açılması gerektiğini belirterek süre aşımına karar vermiştir.
Ruhsat iptali isteminde süre reddi onandı
Daire, “Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir” diyerek kararı onamıştır.
Farklı idarelere yapılan başvurunun süreye etkisi karşı oyda tartışılmıştır.
Talep meclise götürülmese de zımnî ret doğar
Daire, “davacının talebi yetkili belediye meclisine götürülmemekle beraber 2577 sayılı Kanunun 10. maddesi kapsamında yapılan anılan başvurunun belediye meclisince zımnen reddine karar verilmesi sonucunun doğduğu”nu kabul etmiştir.
Karar süresinin uzatıldığı bildirimi kesin cevap değildir
İdare, karar alma süresini uzattığını bildirmişti. Daire, bunun “davalı idarece sonradan verilen kesin olmayan cevap olmakla, istemin reddi sayılarak açılan davada süre aşımı bulunduğundan söz edilemeyeceğinden” bahisle süre aşımı kararını bozmuştur.
Süresi geçmiş işlemde başvurunun etkisizliği#
Başvuru, kaçırılmış süreyi diriltmez
Kurul, davacının işlem ve ödeme tarihlerinde iddia ettiği hususların bilincinde olduğunu saptamış; aksi kabulün “süresinde dava açmayan kişilerin her zaman yapacakları bir başvuru ile dava açma imkanına kavuşması anlamına gelecek” olduğunu belirterek davayı süre aşımından reddetmiştir.
Düzenleyici işlemde süre geçtiyse başvuru onu diriltmez
Daire, “dava açma süresi geçtikten sonra düzenleyici işlemlerin değiştirilmesi, düzeltilmesi, kapsamının genişletilmesi gibi istemlerle yapılan ve 2577 sayılı Kanun'un 10. maddesi kapsamında değerlendirilmesi mümkün olmayan başvuruların, cevap verilmek suretiyle ya da zımnen reddi yolundaki işlemlerin iptali istemiyle açılan davalar yönünden, bu işlemlerin uygulama işlemi olarak kabulüne olanak bulunmadığından, bu davalarda süre aşımı bulunduğunun kabulü gerekmektedir” demiştir.
Benzer yöndeki kararlar
Hak düşürücü süre geçtiyse onuncu maddeye dayanılamaz
Sürekli işçi kadrosuna geçiş istemleri reddedilen davacılar, sonradan 10. maddeye dayanarak yeniden başvurmuştu. Kurul, “375 sayılı KHK ile belirlenen sürelerin kesin ve hak düşürücü süreler olduğu” gözetildiğinde bu başvuruların yeni bir dava hakkı doğurmayacağı sonucuna varmıştır.
Yeni hukuki durum ve yeni başvuru#
Her yeni başvuru, yeni bir dava açma süresi başlatır
Kurul, “ilgililerin haklarında bir işlem yapılması amacıyla idareye yapmış oldukları başvurunun reddi halinde ret işlemine karşı dava açılmasına bir engelin bulunmadığı, her yeni başvuru üzerine idarece tesis edilecek işlem için 2577 sayılı Kanun'un 7. maddesinde öngörülen 60 günlük süre içinde dava açılmasının mümkün olduğu” sonucuna varmıştır.
Yeni bir hukuki durum, yeni bir başvuru hakkı doğurur
Kurul, mesleğe tekrar kabul istemiyle yapılan başvuruyu “yeni bir hukuki durum üzerine 2577 sayılı Kanun'un 10. maddesi kapsamında yapılan bir başvuru” saymış; zımnen reddi üzerine genel süre içinde açılan davada süre aşımı görmemiştir.
Süregelen mülkiyet ihlalinde süre işlemez
Daire, süregelen mülkiyet hakkı ihlalinin kaldırılması istemiyle “2577 sayılı Kanun'un 10. maddesi uyarınca her zaman idareye başvurulabileceğinin ve bu başvurunun reddedilmesi halinde aynı Kanun'un 7. maddesinde öngörülen 60 günlük yasal süresi içinde söz konusu işleme karşı dava açılabileceğinin kabulü gerekmektedir” demiştir.
Aynı gerekçe altmış yedi kararda — maddenin en geniş kümesi.
İptal kararından yararlanma başvurusunda on yıllık sınır
Daire, iptal kararının sonuçlarından yararlanmak için 10. madde kapsamında yapılacak başvuruların “Borçlar Kanununun 125. maddesinde öngörülen 10 yıllık zaman aşımı süresi içinde yapılması” gerektiğini, sürenin hakkın doğduğu tarihten işleyeceğini belirtmiştir.
Benzer yöndeki kararlar
Tebliğ ve eki listelerde de aynı sınır
Daire, süresi geçmiş düzenleyici işlemin değiştirilmesi istemiyle yapılan başvurunun reddini “uygulama işlemi olarak kabulüne olanak bulunmadığından” davayı süre aşımından reddetmiştir.
Beraat kararı yeni hukuki durumdur, yeni başvuru hakkı doğurur
Sözleşmesi ceza soruşturması gerekçesiyle feshedilen öğretim üyesi beraat etmişti. Daire, başvurunun 10. madde kapsamında olduğunu, “ceza yargılaması sonucu verilen beraat kararı ile oluşan yeni hukuki duruma göre işlem tesis edilmesi için davalı idareye başvuru yapılmıştır” diyerek işlemin sebep unsurunun ortadan kalktığını saptamıştır.
Süregelen etkiler doğuran işlem için her zaman başvurulabilir
Daire, ilgililerin “süre gelen etkiler doğuran idari işlemlere karşı 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 10. maddesi hükmü uyarınca, haklarında kanunların öngördüğü işlemlerin yapılması için her zaman idareye başvurmaları” ve ret üzerine dava açmalarının mümkün olduğunu belirtmiştir.
İptal kararı geçmişe etkili hak doğurur mu
Daire, düzenleyici işleme karşı dava açmamış olup “iptal kararından yararlanmak üzere daha sonra 2577 sayılı Kanun'un 10. maddesi kapsamında idareye başvuran kişiler yönünden geçmişe yönelik bir hak doğurup doğurmayacağının açıklığa kavuşturulması gerekmektedir” diyerek meseleyi bu çerçevede kurar.
Tebliğ hükmünün değiştirilmesi istemi de aynı sınıra tâbi
Daire, süresi geçmiş düzenleyici işlemin değiştirilmesi istemiyle yapılan başvurunun reddini uygulama işlemi saymamış, davayı süre aşımından reddetmiştir.
Maddenin geneline ilişkin
Parasal haklarda altmış ve yüz yirmi günlük geriye yürüme
Kurul, başvuru üzerine açılan davada, dava tarihinden geriye doğru yüz yirmi günü geçmemek üzere başvurudan geriye doğru altmış gün içinde kalan ilk uygulamadan doğan farkların ödenebileceğini belirtmiştir.
Kamu gücü kullanılarak tesis edilen işlemin iptali istemi idari yargıda görülür
Arabuluculuk ücretinin Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenmesi istemiyle arabuluculuk bürosuna yapılan başvurunun zımnen reddi dava konusu edilmiş, İdare Mahkemesi ücretin yargılama gideri sayıldığından bahisle davayı görev yönünden reddetmiştir. Daire, kanun yararına temyiz üzerine, ödemenin reddi hâlinde "ödenmeyen arabuluculuk ücretinin yargılama giderine dönüşemeyeceği" ve ücretin yargılama gideri sayılmasının "dava açılmadan önce idari usûller uygulanarak idarece tesis edilen işlemin idari işlem olma niteliğini değiştirmeyecektir" tespitinden hareket etmiştir. Sonucu işlemi tesis eden iradenin niteliğine bağlayarak "arabuluculuk ücretinin ödenmesi istemiyle 2577 sayılı Kanun'un 10. maddesi uyarınca yapılan başvurunun reddine ilişkin olarak idarenin bir birimi olan arabuluculuk bürosunca kamu gücü kullanılmak suretiyle tesis edilen idari işlemin iptali istemiyle açılan davanın; 2577 sayılı Kanun'un 2. maddesi uyarınca idari yargı merciince karara bağlanması gerektiği".
Karar, hükmün hukuki sonuçlarına etkili olmamak üzere kanun yararına bozma niteliğindedir ve Resmî Gazete'de yayımlanmasına karar verilmiştir.
Süre geçtikten sonraki itirazın reddi süreyi canlandırmaz
Daire, sürenin geçirilmesinden sonra yapılan ve “dava açma süresini yeniden canlandırması mümkün olmayan” itirazın reddi üzerine açılan davanın “süre aşımı nedeniyle esasının incelenme olanağı bulunmamaktadır” sonucuna varmıştır.
İptal kararından yararlanmak için yapılan başvuruda süre aşımı aranmaz
Daire, düzenleyici işleme süresinde dava açmamış olsa bile ilgilinin “yargı kararıyla verilen iptal kararının sonuçlarından yararlanılması amacıyla idareye yaptığı başvurunun 10. madde kapsamında değerlendirilmesi suretiyle açılan davalarda süre aşımı bulunmadığı Danıştay'ın yerleşik içtihatlarıyla kabul edilmiştir” demiştir.
Süre geçtikten sonra yapılan başvuru süreyi diriltmez
Daire, işlem tesis edildikten yıllar sonra idareye yapılan başvurunun “dava açma süresini ihya etmeyeceği” gerekçesiyle davanın süre aşımından reddi gerektiğini belirtmiştir.
Benzer yöndeki kararlar
Plan değişikliği için her zaman başvurulabilir
Süre geçmiş olsa da ilgili, plan değişikliği talebiyle “her zaman başvuruda bulunabileceği” gibi, bu başvuru üzerine verilecek cevaba karşı yeniden dava açabilir.
Değişiklik geçmişi
| Tarih | Değişim | Yürürlük | Ne oldu |
|---|---|---|---|
| 6/1/1982 | 2577 sayılı Kanun | 20/1/1982 | Maddenin ilk hâli |
| 10/6/1994 | 4001 sayılı Kanun | 18/6/1994 | Değişik · Mülga. İkinci fıkra yeniden yazılarak, idarenin kesin olmayan cevabı üzerine ilgiliye kesin cevabı bekleme imkânı tanınmış ve bekleme süresi altı ayla sınırlandırılmış; vergi uyuşmazlıklarını kapsam dışı bırakan üçüncü fıkra yürürlükten kaldırılmıştır. |
| 8/7/2021 | 7331 sayılı Kanun | 14/7/2021 | Hüküm, kamuoyunda dördüncü yargı paketi olarak anılan kanun teklifiyle değiştirilmiştir. Teklif, Adalet Komisyonunda 22 Haziran 2021 tarihinde geneli, 23 Haziran 2021 tarihinde maddeleri üzerinde görüşülmüş; İdari Yargılama Usulü Kanunu'na ilişkin ilk beş madde birlikte tartışılmıştır. Değişiklikle idareye yapılan başvurulara cevap verme süresi altmış günden otuz güne, idari eylemlerde bekleme süresi altı aydan dört aya indirilmiş; dava açma süresine dokunulmamıştır. 8/7/2021 tarihli ve 7331 sayılı Kanunun 1 inci maddesiyle bu fıkranın birinci ve üçüncü cümlelerinde yer alan “Altmış” ibareleri “Otuz” şeklinde, ikinci cümlesinde yer alan “altmış” ibaresi “otuz” şeklinde, beşinci cümlesinde yer alan “altı” ibaresi “dört” şeklinde ve altıncı cümlesinde yer alan “altmış günlük” ibaresi “otuz günlük” şeklinde değiştirilmiştir. |
Tarih sütunu kanunlarda kabul, Anayasa Mahkemesi kararlarında karar tarihidir; yürürlük ise hükmün uygulanmaya başladığı tarihtir. Kanun metnindeki değişiklik şerhleri ile mevzuat.gov.tr metninin sayfa altı dipnotlarından ve yürürlük tarihleri tablosundan derlenmiştir.
Üst makamlara başvurma
1. İlgililer tarafından idari dava açılmadan önce, idari işlemin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması üst makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan, idari dava açma süresi içinde istenebilir. Bu başvurma, işlemeye başlamış olan idari dava açma süresini durdurur.
2. Otuz gün içinde bir cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılır.
3. İsteğin reddedilmesi veya reddedilmiş sayılması halinde dava açma süresi yeniden işlemeye başlar ve başvurma tarihine kadar geçmiş süre de hesaba katılır.
4. (Mülga: 10/6/1994-4001/6 md.)
Madde gerekçesi
Kanunun kabulü (6/1/1982)
Tasarıdaki karşılığı: 10'uncu madde.
Tasarının 10 uncu maddesinin 1 inci fıkrasına “geri alınması” ve “yeni bir işlem yapılması” ibareleri eklenmiştir.
6 Ocak 1982 tarihli Millî Güvenlik Konseyi Genel Kurulu görüşmesinde maddeye ilişkin önemli kesitler şunlardır:
Hava Hâkim Albay Zeki Güngör (Adalet Komisyonu Sözcüsü) — “Sayın Başkanım, dikkat ederseniz, bundan önceki maddede yapılan bir işlem var: Kişi hakkında yapılan işlem var; o işlemle ilgili müracaatı var. Aşağıdaki, o işlemin geri alınmasını istiyor, değiştirilmesini istiyor veya yeni bir işlem yapılmasını istiyor. Bu, yukarıdaki halden değişik bir durum.”
Hava Hâkim Albay Zeki Güngör (Adalet Komisyonu Sözcüsü) — “60 günlük dava açma süresi içinde bu söylediğimiz hususlarda talepte bulunacak. Diyelim ki, 30 ncu gün talepte bulundu; geriye, kendisinin 30 günlük bir dava açma süresi kalıyor. O halde, kendisi 60 gün bekleyecek; cevap verilmezse, geri kalan 30 gün içinde davasını açacak veya kesin cevap verilirse, kesin cevap verildiği andan itibaren geri kalan 30 günlük süre içinde davasını açacak.”
Prof. Dr. Şeref Gözübüyük (Devlet Başkanı Hukuk Danışmanı) — “Efendim, bu maddenin sevk amacı, vatandaş idarî işleme karşı dava açtığında, geriye doğru üst makam varsa, oraya başvurarak hatayı düzeltmek içindir.”
Prof. Dr. Şeref Gözübüyük (Devlet Başkanı Hukuk Danışmanı) — “[Üst makam yoksa] yine o makama başvurup, bir gözden geçirilmesini sağlamak.”
Millî Güvenlik Konseyi S. Sayısı 312 (1/254) · tarama · Millî Güvenlik Konseyi Tutanak Dergisi, 91 inci Birleşim, 6 Ocak 1982 · tarama
3622 sayılı Kanunla yapılan değişiklik (5/4/1990)
Onuncu maddedeki değişikliğe koşut olarak dördüncü fıkra değiştirilmiştir.
Kanunun 4 üncü maddesine ilişkin gerekçe şöyledir:
“Kanunun 10 uncu maddesinin 3 üncü fıkrasında yapılan değişikliğe paralel olarak, 11 inci maddenin 4 üncü fıkrası da değiştirilmiştir.”
TBMM S. Sayısı 120 (1/415) — Hükümet tasarısı ve Adalet Komisyonu raporu · tarama · TBMM Tutanak Dergisi, Dönem 18, Cilt 43, 99 uncu Birleşim, 5 Nisan 1990 · tarama · Tasarı 1/415, Bakanlar Kurulu 27/2/1988; Adalet Komisyonu raporu ve 120’ye 1 inci Ek. Kanun 5/4/1990 tarihinde kabul edilmiştir. Bu değişiklik yürürlükte değildir: hüküm daha sonra 10/6/1994 tarih ve 4001 sayılı Kanunla yürürlükten kaldırılmıştır. Bu sebeple kanun metnindeki dipnotlarda artık görünmez.
4001 sayılı Kanunla yapılan değişiklik (10/6/1994)
Vergi uyuşmazlıklarını madde kapsamı dışında bırakan dördüncü fıkra yürürlükten kaldırılmıştır.
Tasarının 5 inci, kanunlaşan metnin 6 ncı maddesine ilişkin gerekçe şöyledir:
“2577 sayılı İdarî Yargılama Usulü Kanununun 11 inci maddesinde, idarî dava açılmadan önce idarî işlemin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem tesis yapılması üst makama, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makama başvuru düzenlenmiştir. Yukarıdaki maddede belirtilen nedenle 2577 sayılı Kanunun 11 inci maddesinin 4 üncü fıkrası yürürlükten kaldırılmaktadır.”
TBMM Tutanak Dergisi, Dönem 19, Cilt 62, 115 inci Birleşim, 10 Haziran 1994 (S. Sayısı 409 ve 409'a 1 inci Ek tutanağa eklidir) · tarama · Hükümet tasarısı 1/637, kanun teklifi 2/908; Adalet Komisyonu raporu 22/12/1993, ek raporu 24/2/1994. Kanun 10/6/1994 tarihinde kabul edilmiştir.
7331 sayılı Kanunla yapılan değişiklik (8/7/2021)
İkinci fıkrada üst makama başvuru üzerine idarenin cevap verme süresi altmış günden otuz güne indirilmiştir. Hüküm, teklifin ikinci maddesi olarak 23 Haziran 2021 tarihinde görüşülmüş; sürenin on beş güne indirilmesini isteyen önerge reddedilmiştir.
Teklif sahibinin Adalet Komisyonunun 22 Haziran 2021 tarihli toplantısındaki sunuşunda süre kısaltmaları şöyle açıklanmıştır:
Yusuf Beyazıt (Tokat, teklif sahibi) — “Bu kapsamda hak arama hürriyetinin daha da geliştirilmesi amacıyla idari başvurulara cevap verme süresi altmış günden otuz güne; idari işlemin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem tesis edilmesi talebiyle üst makama yapılan başvurulara cevap verme süresi altmış günden otuz güne; idari eylemler nedeniyle dava açmadan önce idareye yapılan zorunlu başvurulara ilişkin idareye tanınan cevap verme süresi altmış günden otuz güne indirilmekte; idari yargı mercilerince verilen nihai kararların en geç otuz gün içinde yazılması gerektiği hükme bağlanmaktadır.”
Sürenin on beş güne indirilmesi için verilen ve reddedilen önergenin gerekçesi şöyledir:
Önerge gerekçesi — “Teklifle üst makama başvurma durumunda idarenin zımni reddi süresi on beş güne düşürülmektedir. İdarenin üst makamıyla yapacağı yazışmaların kişilerle yapacağı yazışmalardan hızlı olacağı aşikârdır. Zira resmî kurumlar arasında teknolojik gelişmelerden yararlanılarak elektronik ortamda veri ve evrak gönderimi sağlanabilmektedir. Bu itibarla sürenin düşürülmesi yerinde olacaktır.”
TBMM Adalet Komisyonu Tutanak Dergisi, 7 nci Toplantı, 22 Haziran 2021 · tarama · TBMM Adalet Komisyonu Tutanak Dergisi, 8 inci Toplantı, 23 Haziran 2021 · tarama · Teklif (2/3697) ile Adalet Komisyonu Raporu, S. Sayısı 274 olarak Genel Kurulda görüşülmüş ve 8/7/2021 tarihinde kabul edilmiştir.
Kararlar
11/1 Başvurunun kapsamı ve muhatabı#
Eksik ödemenin tamamlanması istemi on birinci madde başvurusudur
7075 sayılı Kanun uyarınca yapılan ödemelerin eksik olduğu iddiasıyla idareye başvurulmuştu. Kurul, bu başvuruların “2577 sayılı Kanun'un 11. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerek”tiğini, sürenin ödemeden haberdar olunan tarihten işleyeceğini belirterek aykırılığı süre aşımı yönünde gidermiştir.
Atanma talebi onuncu, işlemin değiştirilmesi on birinci maddedendir
İki bölge idare mahkemesi, araştırmacı kadrosuna atanan davacıların başvurularını farklı değerlendirmişti. Kurul, birinde başvurunun “atanma talebi” mahiyetinde, ötekinde “idari işlemin değiştirilmesi” mahiyetinde olduğunu saptamış; konular farklı olduğundan aykırılığın giderilmesi istemini reddetmiştir.
On birinci madde başvurusu ihtiyaridir, dava yolunda kayıp yaratmaz
Kurul, 11. madde başvurusunu “kanun koyucunun idari işlemlere karşı başvuruda bulunmayı ilgilinin isteğine bırakmış olduğu başvuru türü” saymıştır. Maddedeki kurallar, ilgililerin “bu yola gitmelerinin yargı yoluna başvurmaları konusunda herhangi bir kayıp yaratmayacağını bilmeleri amacıyla” konulmuştur.
Onuncu madde başvurusunun cevabına karşı on birinci maddeye gidilebilir
Kurul, 10. madde kapsamında yapılan başvuru üzerine tesis edilen işleme karşı dava açılmadan önce “anılan Kanun'un 11. maddesi kapsamında maddede belirtilen taleplerle madde öngörülen usule uygun olarak idareye tekrar başvuruda bulanabilecekleri”ni belirtmiştir. Olayda başvuru dava süresi geçtikten sonra yapıldığı için 11. madde başvurusu sayılmamıştır.
Başvurunun hangi hükme dayandığı dilekçeden okunur
Kurul, vergi dairesine yapılan başvuruda “başvurunun 213 sayılı Kanun'un vergi hatalarını düzeltilmesine ilişkin hükümler kapsamında yapıldığına ilişkin bir belirleme de bulunmamaktadır” saptamasıyla ısrar kararını bozmuştur.
On birinci madde düzenleyici işlemler için de işler
Daire, kanun koyucunun 11. madde başvurusuna konu edilebilecek işlem bakımından “düzenleyici ya da bireysel işlem ayrımı gibi bir ayrıma gidilmemiş” olduğunu, maddenin kapsamının “salt bireysel işlemlerle sınırlandırılma”dığını belirtmiştir.
Hakkında işlem yokken yapılan başvuru onuncu madde başvurusudur
Daire, kişilerin “haklarında daha önce idarece tesis edilmiş herhangi bir işlem olmaksızın, idari davaya konu olabilecek bir işlem veya eylemin yapılması için yaptıkları başvurunun 2577 sayılı Kanun'un 10. maddesi kapsamında yapılmış bir başvuru olduğu”nu belirtmiştir; dava açma süresi de bu başvuru üzerine tesis edilen işlemin tebliğinden başlar.
Üst makam ya da işlemi yapan makam dışına başvuru bu madde sayılmaz
Daire, “üst makam veya işlemi tesis eden makama yapılmayan başvuruların bu madde kapsamında değerlendirilebilmesine hukuken olanak bulunmadığı”nı belirtmiştir. Olayda Kültür ve Turizm Bakanlığı işlemi tesis eden makam olmadığından, başvuru 10. madde kapsamında sayılmış ve dava süresinde görülmüştür.
Onuncu mu on birinci mi: başvurunun içeriğine ve amacına bakılır
Daire, bir başvurunun hangi madde kapsamında olduğunu belirlemek için “başvurunun içeriğine ve hangi amaçla yapıldığına bakmak gerek”tiğini söylemiştir. 11. madde için yeni bir hukuki durum aranmaz; yeni bir gelişme varsa başvuru 10. madde kapsamında değerlendirilir.
İletişim merkezine başvuru da sayılır, ama başvuru hakkı bir kezdir
Daire, Başbakanlık İletişim Merkezine yapılan başvuruyu 11. madde başvurusu saymış; maddenin hak arama özgürlüğüyle ilgisi nedeniyle “geniş yorumlanması” gerektiğini belirtmiştir. Buna karşılık “Kanun, ilgililere sadece bir kez başvurma hakkı tanıdığından”, ret cevabından sonra aynı konuda yeniden başvurmak süreyi ikinci kez durdurmaz.
Dördüncü fıkra kaldırılınca vergi işlemleri de madde kapsamına girdi
Daire, 11. maddenin 4. fıkrasının yürürlükten kaldırılmasıyla güdülen amacın, tarh, tahakkuk ve tahsil işlemleriyle karşılaşan yükümlülere “dava açma süresi içinde idareye başvuru yolunu açmak, bu başvuru ile dava açma süresini durdurmak” olduğunu belirtmiştir. Tarhiyatın kaldırılması için doğrudan dava açılabileceği gibi 11. maddeye göre idareye de başvurulabilir.
Benzer yöndeki kararlar
Yönetmelikten ibare kaldırılması istemi de süresinde yapılmalıdır
Yönetmeliğin yayımından iki yıl sonra “psikolojik danışman” ibarelerinin kaldırılması istemiyle başvurulmuştu. Kurul, 11. madde başvurularının “idari dava açma süresi içinde yapılması gerekmekte” olduğunu belirterek davayı süre aşımından reddetmiştir.
Yönetmeliğin değiştirilmesi istemi geçmiş süreyi geri getirmez
Sendika, 2013'te yürürlüğe giren yönetmelik değişikliğinin değiştirilmesi için başvurmuş, ret üzerine dava açmıştı. Kurula göre bu ret işleminin dava konusu edilebileceğinin kabulü hâlinde “kamu düzeninden sayılan dava açma süresinin gözardı edilmesi sonucu doğacaktır”; dava süre aşımından reddedilmiştir.
Geri alma istemi de altmış günlük süre içinde yapılmalıdır
Koleksiyon izin belgesinin iptaline karşı, işlemin üzerinden yaklaşık bir yıl geçtikten sonra başvurulmuştu. Kurul, davacının “işlemin tesisinin üzerinden yaklaşık bir yıl geçtikten sonra talepte bulunduğu” gerekçesiyle davayı süresinde görmemiş, dayanağı düzenleyici işlem yönünden de süre aşımı saymıştır.
Talep içermeyen yazışma on birinci madde başvurusu değildir
Davacı, idareyle yaptığı yazışmayı 11. madde başvurusu saymıştı. Daire, “anılan cevap ile açıkça idari işlemin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması yönünde bir talep olmadığı” gerekçesiyle bu iddiaya itibar etmemiştir.
Yalnız bilgi isteyen başvuru on birinci madde başvurusu sayılmaz
Davacı, iletişim merkezine yaptığı başvurunun dava süresini durdurduğunu ileri sürmüştü. Daire, başvuruda yalnızca “bilgi istenildiği görüldüğünden, bu başvurunun, 11. madde bağlamında bir başvuru olarak nitelendirilmeyeceği” sonucuna varmıştır.
Hakkında işlem yoksa onuncu, varsa on birinci madde uygulanır
İşyeri açma ve çalışma ruhsatına karşı yapılan başvuruda Daire, 10. maddenin uygulanabilmesi için “ilgili hakkında idarece önceden kurulmuş bir işlemin bulunmaması gerekirken, 11. maddesinin uygulanabilmesi için, ilgili hakkında daha önceden kurulmuş bir idari işlemin bulunması” gerektiğini belirtmiştir.
Kurul Kanunu'ndaki yeniden inceleme, maddenin özel görünümüdür
Meslekten çıkarma kararına karşı 11. madde uyarınca başvurulan uyuşmazlıkta Daire, maddenin tanıdığı hakkı “İhtiyari idari başvuru olarak adlandırılan bu hakkın kullanılması dava açma hakkına sahip olanların isteğine bağlıdır” biçiminde nitelendirmiş; Hâkimler ve Savcılar Kurulu Kanunu'nun 33. maddesinin de “İdari Yargılama Usulü Kanun'unda yer alan düzenlemenin özel bir görünümü” olduğunu kabul etmiştir.
11/1 Sürenin durması ve yeniden işlemesi#
Zımnî ret süresi otuz gündür; askıda yazmaması bunu değiştirmez
7331 sayılı Kanun cevap süresini altmıştan otuz güne indirmişti. Kurul, plan askı tutanaklarında bunun yazılmamış olmasının “zımni ret süresinin 30 gün yerine, 7331 sayılı Kanun'un 2. maddesinin yürürlüğe girmesinden önceki hali olan 60 gün olarak hesaplanmasını gerektirmediği” sonucuna varmıştır.
Uygulama işlemiyle yeniden işleyen sürede de başvuru yapılabilir
Düzenleyici işlemin uygulanması üzerine açılan davada Kurul, uygulama işlemi ile “2577 sayılı Kanun'un 11. maddesi kapsamında başvuruda bulunulduğu tarih arasında geçen süre de dikkate alınmak suretiyle kalan dava açma süresi içerisinde açılan davalarda süre aşımı bulunmadığının kabulü” gerektiğini belirtmiştir.
Kesin cevap verilmemişse istek reddedilmiş sayılmaz
Daire, başvuruya “olumlu ve olumsuz kesin bir cevap verilmediği” saptamasıyla talebin reddedilmediğini kabul etmiş; zımnî ret süresini esas alarak davayı süresinde görmüştür.
Süre durur, kaldığı yerden yeniden işler
İdareye başvuru nedeniyle duran dava açma süresinin hesabının tartışıldığı uyuşmazlıkta Daire, üçüncü fıkranın işleyişini günleriyle ortaya koyarak, “01.11.2005 gününden itibaren işlemeye başlayan ve 23.11.2005 günü duran, 22.01.2006 günü yeniden işlemeye devam eden dava açma süresi içerisinde 23.02.2006 günü görülen davanın açıldığı anlaşılmaktadır” saptamasıyla, başvuruya kadar geçen sürenin de hesaba katılacağını kabul etmiştir.
Süre dolduktan sonra verilen cevap on birinci maddede süreyi etkilemez
Tapu harcının iadesi istemiyle 11. madde kapsamında başvurulmuştu. Daire, sonradan verilen cevabın “11. madde kapsamında yapılacak başvurularda dava açma süresine etkisi olmayacağı, sonradan verilen cevabın ancak İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 10. maddesi kapsamında yapılacak başvurularda dikkate alınabileceği”ni belirtmiştir.
Benzer yöndeki kararlar
Süre başvuruyla durur, altmış gün sonra kaldığı yerden işler
Kurul, itirazla duran dava açma süresinin idare altmış gün içinde cevap vermeyince “kaldığı yerden işlemeye devam ettiği”ni saptamıştır. Son gün cumartesiye geldiğinden pazartesi mesai bitimine kadar açılması gereken dava geç açılmış, süre aşımı bulunmuştur.
Başvurunun reddi tebliğ edilince kalan sürede dava açılmalı
İdari para cezasına karşı dava süresi içinde kaldırma talebiyle başvurulmuş, başvuru reddedilmişti. Daire, ret kararının tebliğini izleyen günden itibaren “kalan dava açma süresi içerisinde dava açılması gerekirken” bu sürenin çok sonrasında açılan davanın esasının incelenemeyeceğini belirtmiştir.
Uzayan süre de kaçırılabilir
Daire, başvuruyla duran sürenin yeniden işlemesinden sonra “bu süre geçirildikten sonra 30/08/2023 tarihinde açılan davanın süre aşımı nedeniyle esasının incelenmesine olanak bulunmadığı” sonucuna varmıştır.
Koruma kurulu kararına itiraz üzerine verilen karardan süre yeniden başlar
Koruma bölge kurulu kararına altmış gün içinde itiraz edilmiş, Koruma Yüksek Kurulu karar vermişti. Daire, “21/12/2021 tarihinden itibaren 60 gün içerisinde 07/01/2022 tarihinde açılan davanın süresinde olduğu” sonucuna varmış; benzer yöndeki İdari Dava Daireleri Kurulu kararına atıf yapmıştır.
Süresinde yapılan başvuruda dava da süresindedir
Daire, başvurunun süresinde yapıldığını saptayarak “30/12/2022 tarihinde açılan davanın süresi içerisinde açıldığı” sonucuna varmış, süre aşımı kararını bozmuştur.
Tam yargı davasında da başvuru süreyi durdurur, zımni ret yeniden işletir
Tazminat istemiyle idareye başvurulmuş, başvuru zımnen reddedilmişti. Daire, başvuruyla “dava açma süresinin durduğu”nu, zımni ret üzerine “dava açma süresinin yeniden işlemeye başladığı”nı saptayarak kalan süre geçtikten sonra açılan davayı süre aşımından reddetmiştir.
Yedinci ve on birinci maddedeki süreler birlikte hesaplanır
Daire, “2577 sayılı Kanun'un 7 ve 11. maddelerinde belirtilen süreler geçirildikten sonra açılmış olan davanın süre aşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken” işin esasına girilmesini bozma sebebi saymıştır.
Son gün hesabı tutmuyorsa karar sonucu itibarıyla onanır
Daire, davanın açılması gereken son günü hesaplayarak süre aşımını saptamış; alt derece kararını gerekçesini değiştirerek onamıştır.
Zımnen reddedilen başvurudan sonra kalan sürede dava açılmalı
Ek motorlu taşıtlar vergisine ilişkin tebliğe karşı 11. madde kapsamında başvurulmuştu. Daire, “duran dava açma süresinin başvurunun zımnen reddedilmiş sayıldığı 20/04/2024 tarihinden itibaren tekrar işlemeye başladığı”nı saptayarak kalan süre geçtikten sonra açılan davayı süre aşımından reddetmiştir.
Maddenin uygulanmadığı hâller#
Zımnî ret işleminde içtihadı birleştirme kararı uygulanmaz
Daire, dava konusunun “başvurunun cevap verilmemek suretiyle reddine ilişkin işlem olduğu ve dolayısıyla davalı idarenin yazılı olarak bildirilen bir işleminin dava konusu edilmediği” gerekçesiyle, yazılı bildirime ilişkin içtihadı birleştirme kararının uygulanamayacağını belirtmiştir.
Benzer yöndeki kararlar
İvedi yargılamada on birinci madde uygulanmaz, askıda yazmasa da
İmar planlarına askı süresinde itiraz edilmiş, askı tutanaklarında ivedi yargılama usulüne tabi olduğuna dair açıklama bulunmuyordu. Kurul, “ivedi yargılama usulüne tabi olan uyuşmazlıkta 2577 sayılı Kanun'un 11. madde hükmünün uygulanamayacağının dikkate alınması” gerektiğini belirterek davayı süre aşımından reddetmiştir.
İhale uyuşmazlığında da ölçü aynı
Daire, süre aşımı yönünden verilen ret kararını kendi gerekçesiyle onamıştır.
Süresi geçtikten sonra yapılan başvuru#
Aksi hâlde ruhsat sürekli dava tehdidi altında kalır
Ruhsat tarihinden uzun süre sonra idareye yapılan başvurunun reddi üzerine açılan davada Kurul, bu tür bir başvurunun yeniden dava açma süresi doğurmayacağını belirterek, “aksine bir yaklaşım idarece verilen ruhsatın sürekli yeni bir dava tehdidi altında kalmasına yol açacağından” gerekçesiyle davanın süre aşımı yönünden reddi gerektiği sonucuna varmıştır.
Süre geçtikten sonraki başvuru yeni süre başlatmaz
Kurul, imar planında değişiklik istemiyle yapılan ve “yeni bir dava açma süresi başlatmasına hukuken olanak bulunmayan” başvuruların reddi üzerine açılan davanın süre aşımından reddini onamıştır.
Süre geçtikten sonraki itirazın reddi süreyi canlandırmaz
Daire, sürenin geçirilmesinden sonra yapılan ve “dava açma süresini yeniden canlandırması mümkün olmayan” itirazın reddi üzerine açılan davanın “süre aşımı nedeniyle esasının incelenme olanağı bulunmamaktadır” sonucuna varmıştır.
Davacıyı ilgilendirmeyen yeniden ilan süre başlatmaz
Plan değişiklikleri yeniden ilan edilmiş ama davacının taşınmazı yönünden bir değişiklik yapılmamıştı. Daire, “yapılan ilan işleminin davacı açısından yeniden dava açma süresini başlatmayacağı”nı belirtmiştir.
Özel kanundaki dava süresine on birinci madde yorumla eklenemez
Yükseköğretime geçiş sınavı uyuşmazlığında Daire, genel dava süresine tabi işlemlerde 11. maddeye başvurma olanağı bulunsa da “özel yasalarında öngörülen dava açma süresine yönelik olarak yasasında yer almayan bir düzenlemenin yorum yoluyla uygulanmasına olanak bulunmamaktadır” demiştir.
Benzer yöndeki kararlar
Sonradan çıkan Cumhurbaşkanı Kararı da süreyi ihya etmez
Kurul, dava konusu Cumhurbaşkanı Kararı'nın “dava açma süresini ihya etmeyeceği”ni belirterek davayı süre aşımından reddetmiştir.
Elektronik postayla yapılan başvuru da süre geçtiyse sonuç doğurmaz
Davacı, elektronik posta yoluyla yönerge ve yönetmelik maddelerinin ele alınmasını istemişti. Kurul bunu “dava açma süresinden sonra yapılan 2577 sayılı Kanun'un 11. maddesi kapsamında bir başvuru” sayarak “dava açma süresini canlandırmayacağı” sonucuna varmıştır.
Hakkında yeni işlem yoksa eski işlemin süresi geri gelmez
Davacı, 2013'te tesis edilen işlemden beş yıl sonra, dayanağı yönetmelikten “aile reisi” ibaresinin çıkarılmasını istemişti. Kurul, hakkında yeni bir işlem tesis edildiğine dair belge bulunmadığını saptayarak başvuruyu “dava açma süresinden çok sonra yapılan” bir başvuru saymış ve süreyi canlandırmayacağını belirtmiştir.
Plan değişikliği teklifi içermeyen başvuru yeni süre başlatmaz
Davacılar, imar planındaki bir plan notunun kaldırılmasını istemişti. Daire, mevcut planda parsele yönelik değişiklik yapılmadığını saptayarak başvuruyu “imar planı değişikliği teklifi içermeyen ve yeni bir dava açma süresi başlatmayan” bir başvuru saymıştır.
Süresi geçmiş başvuru üzerine kurulan işlem de süre başlatmaz
Daire, süreler geçirildikten sonra yapılan 11. madde başvurusu üzerine tesis edilen işlemin “dava açma süresini canlandırmayacağı”nı belirterek davanın esasının incelenemeyeceği sonucuna varmıştır.
İmar durum belgesi geçmiş dava süresini canlandırmaz
Nazım imar planlarına karşı askı ilanından itibaren altmış gün içinde dava açılmamıştı. Daire, sonradan alınan imar durum belgesini “süreyi canlandırma niteliğini haiz olmayan” bir belge sayarak davayı süre aşımından reddetmiştir.
Plana süresinde dava açılmadıysa parselasyon üzerinden de açılamaz
Daire, imar planlarına askı sürelerine göre dava süresi geçtikten sonra “bu planların uygulama işlemi niteliğindeki parselasyon işlemine karşı süresinde dava açılmak kaydıyla” dava açılabileceğini belirtmiş; parselasyon davasında da süre aşımı bulunduğundan planın dava edilemeyeceği sonucuna varmıştır.
Memuriyetten çıkarmanın geri alınması istemi süreyi diriltmez
Davacı, 2019'da verilen devlet memurluğundan çıkarma cezasının geri alınması için 2020 sonunda başvurmuştu. Daire, başvurunun “dava açma süresi geçirildikten sonra” yapıldığını saptayarak İdare Mahkemesinin ret kararını onamıştır.
Maddenin geneline ilişkin
Parasal haklarda altmış ve yüz yirmi günlük geriye yürüme
Kurul, başvuru üzerine açılan davada, dava tarihinden geriye doğru yüz yirmi günü geçmemek üzere başvurudan geriye doğru altmış gün içinde kalan ilk uygulamadan doğan farkların ödenebileceğini belirtmiştir.
Plan zımni ret süresinin sonunda kesinleşir, sonraki ret süreyi yeniden başlatmaz
Daire, “uygulama imar planı, davacı parseli bakımından zımnen ret süresi sonunda kesinleştiğinden” bu süreden sonra tesis edilen ret işleminin tebliğinin yeni bir dava açma süresi doğurmayacağını belirtmiştir.
Süre otuz gündür ve üst makama başvuru süreyi durdurmaz
Taşınmazın açık artırma usulüyle satışına ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davada Daire, ivedi yargılama usulünde "dava açma süresinin otuz gün olduğu ve Kanun'un 11. maddesi hükümlerinin bu usülde uygulanmayacağı" kurallarına yer vermiştir. Davanın süre aşımı nedeniyle reddine ilişkin Mahkeme kararını, sonucu itibarıyla hukuka aykırılık görülmediğinden gerekçesiyle onamıştır.
Askı ilanına itiraz edilmişse süre onbirinci maddeye göre belirlenir
İmar planına askı süresi içinde itiraz eden davacı bakımından “dava açma süresinin İdari Yargılama Usulü Kanununun 11. maddesi kapsamında belirlenmesi gerekmektedir”; itirazın zımnen reddini izleyen altmış gün içinde dava açılabilir.
Çevre düzeni planı uygulama işlemi değildir, süre askıdan işler
Daire, planın “uygulama işlemi niteliği taşımadığı sonucuna ulaşılmıştır” diyerek süreyi son askı tarihinden başlatmış; sonradan açılan davayı süresinde görmemiştir.
Başvuru onuncu madde kapsamında değilse süre yedi ve onbirinci maddeye göre hesaplanır
Daire, “dava açma süresinin hesaplanmasında 2577 sayılı Kanun'un 10. maddesi kapsamında değerlendirme yapılmasının mümkün olmadığı ve süre hesabının aynı Kanun'un 7. ve 11. maddesi kapsamında yapılması gerektiği” sonucuna varmıştır.
İmar planlarında özel itiraz süresi vardır
Daire, “İmar planlarına karşı, 2577 sayılı Kanunun 11. maddesi kapsamında yapılacak başvurular için, 3194 sayılı Kanunun 8. maddesi ile özel bir itiraz süresi getirildiği” saptamasını yapmış; mahkemenin süre itirazını hiç değerlendirmemesini de eleştirmiştir.
Tavzih başvurusu uygulama işlemi doğurmaz; süre kamu düzenindendir
Daire, bir tebliğ hükmünün açıklanması istemiyle yapılan başvurunun “bir uygulama işlemi niteliği taşımadığı”nı belirtmiş; aksi kabulün “kamu düzeninden sayılan dava açma süresin”i işlevsiz bırakacağını vurgulamıştır.
Ödeme emrine karşı onbirinci madde işlemez
Daire, “vergi dairelerince amme alacağının tahsiline yönelik olarak düzenlenen ödeme emrinin tebliği üzerine 2577 sayılı Kanun'un 11. maddesinin uygulanma olanağı bulunmadığından” süreyi tebliğ tarihinden saymıştır.
Benzer yöndeki kararlar
Süre aşımından ret, mahkemeye erişim hakkını ihlal etmez
Daire, askı ve zımni ret süreleri geçtikten sonra açılan davada verilen “süre aşımı nedeniyle davanın reddi kararının mahkemeye erişim hakkını ihlal etmediği” sonucuna varmıştır.
Aynı kural 2886 sayılı Kanun'a göre yapılan satışta da işler
Devlet İhale Kanunu'nun 45. maddesi uyarınca açık artırma usulüyle satışa ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davada Daire, ivedi yargılama usulünde dava açma süresinin otuz gün olduğunu ve dava açılmadan önce idari işlemin kaldırılması, geri alınması veya değiştirilmesi için üst makama başvurulamayacağını belirtmiştir.
Değişiklik geçmişi
| Tarih | Değişim | Yürürlük | Ne oldu |
|---|---|---|---|
| 6/1/1982 | 2577 sayılı Kanun | 20/1/1982 | Maddenin ilk hâli |
| 10/6/1994 | 4001 sayılı Kanun | 18/6/1994 | Mülga. Vergi uyuşmazlıklarını madde kapsamı dışında bırakan dördüncü fıkra yürürlükten kaldırılmıştır. |
| 8/7/2021 | 7331 sayılı Kanun | 14/7/2021 | İkinci fıkrada üst makama başvuru üzerine idarenin cevap verme süresi altmış günden otuz güne indirilmiştir. Hüküm, teklifin ikinci maddesi olarak 23 Haziran 2021 tarihinde görüşülmüş; sürenin on beş güne indirilmesini isteyen önerge reddedilmiştir. 8/7/2021 tarihli ve 7331 sayılı Kanunun 2 nci maddesiyle bu fıkrada yer alan “Altmış” ibaresi “Otuz” şeklinde değiştirilmiştir. |
Tarih sütunu kanunlarda kabul, Anayasa Mahkemesi kararlarında karar tarihidir; yürürlük ise hükmün uygulanmaya başladığı tarihtir. Kanun metnindeki değişiklik şerhleri ile mevzuat.gov.tr metninin sayfa altı dipnotlarından ve yürürlük tarihleri tablosundan derlenmiştir.
İptal ve tam yargı davaları
İlgililer haklarını ihlal eden bir idari işlem dolayısıyla Danıştaya ve idare ve vergi mahkemelerine doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabilecekleri gibi ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine, bu husustaki kararın veya kanun yollarına başvurulması halinde verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası açabilirler. Bu halde de ilgililerin 11 nci madde uyarınca idareye başvurma hakları saklıdır.
Madde gerekçesi
Tasarıdaki karşılığı: 11'inci madde.
Tasarının ilgili maddesi aynen benimsenmiştir.
Millî Güvenlik Konseyi S. Sayısı 312 (1/254) · tarama
Kararlar
Aşırı şekilcilik ve mahkemeye erişim ölçüsü#
Katı yorum mahkemeye erişimi ihlal eder
Anayasa Mahkemesi, süreyi el koyma tarihinden başlatan yorumu “2577 sayılı Kanun'un 12. maddesinin oldukça katı bir şekilde yorumlanması” saymış ve mahkemeye erişim hakkının ihlaline karar vermişti. Daire bu karara dayanarak işin esasının incelenmesi gerektiğine hükmetmiştir.
Sürenin başlangıcı aşırı şekilcilikten uzak belirlenir
Daire, idari işlemden doğan tam yargı davalarında sürenin “kural olarak uyuşmazlık konusu idarî işleme karşı dava açma süresine tâbi” olduğunu belirtmiş; tazminatın koşulları arasında illiyet bağını sayarak, sürenin başlangıcının “aşırı şekilcilikten uzak bir şekilde, tazminatın şartlarının oluştuğu tarih” esas alınarak tespit edilmesi gerektiğini söylemiştir.
Benzer yöndeki kararlar
Reddedilen tazminat üzerinden nispi vekâlet ücretine hükmedilmez
Maden işletmesine ilişkin tam yargı davasında Daire, mahkemelerin usul kurallarını uygularken “davanın hakkaniyetine halel getirecek kadar abartılı şekilcilikten kaçınmaları” gereğini gözeterek davacı aleyhine nispi vekâlet ücretine hükmedilmemesi gerektiği sonucuna varmış, kararı düzelterek onamıştır.
Kusuru olmayan davacıya yeni külfet yüklemek hakkaniyetle bağdaşmaz
Özel tüketim vergisi istisnası kapsamındaki taşıta ilişkin tam yargı davasında Daire, “olayda kendisine kusur atfedilemeyecek olan davacıya yeni bir külfet yüklemenin hakkaniyetle bağdaşmadığı”nı belirterek, hizmet kusuru bulunmadığı gerekçesiyle verilen ret kararını bozmuştur.
Dava yollarının seçimi: iptal, tam yargı ya da ikisi birlikte#
İşlem iptal edilince yoksun kalınan parasal haklara da hükmedilir
Daire, 12. maddenin “idari işlem nedeniyle haklarının ihlal edildiği iddiasında bulunan ilgililere seçimlik hak” tanıdığını belirtmiş; işlemin iptali üzerine “davacının dava konusu işlem nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının ödenmesi isteminin kabulüne, özlük haklarının iadesine karar verilmesi gerektiği” sonucuna varmıştır.
Madde davacıya seçimlik hak tanır
Daire, maddenin “idari işlem nedeniyle haklarının ihlal edildiği iddiasında bulunan ilgililere seçimlik hak tanımış” olduğunu belirtir: önce iptal sonra tam yargı, ikisi birlikte ya da doğrudan tam yargı. İptal istemi kabul edilince parasal haklar hakkında da hüküm kurulması gerekir.
Benzer yöndeki kararlar
Düzenlemeyle zarar arasında illiyet bağı yoksa sorumluluk doğmaz
Kılık ve kıyafet yönetmeliğine dayanılarak açılan tam yargı davasında Daire, 12. maddenin “idari işlem dolayısıyla hakları ihlal edilen kişilere seçimlik bir hak” tanıdığını belirtmiş; ancak “uğranıldığı ileri sürülen zarar ile anılan düzenleme arasında bir illiyet bağının bulunmadığı” gerekçesiyle davayı reddetmiştir.
Tek sınır süredir
Daire, iptal davasından sonra açılacak tam yargı davası için maddede “yer alan tek daraltıcı düzenleme tam yargı davası açmanın süreye bağlanmış olmasıdır” demiştir.
İptal kararı üzerine açılan tam yargı davası#
Mahkeme öyle nitelendirmese de dava on ikinci madde davasıdır
İdare Mahkemesi davayı 12. madde kapsamında görmemişti. Kurul, “davacı taleplerinin dayanağının davacının okuldan ilişiğinin kesilmesine ilişkin işlem olduğu” gerekçesiyle davanın “iptal davası sonrası açılan tam yargı davası niteliğinde olduğu” sonucuna varmış, süre aşımı kararını bozmuştur.
İptal kararından sonra yoksun kalınan haklar ödenir
Daire, “hukuka aykırılığı yargı kararıyla saptanarak iptal edilen işlem nedeniyle, iptal kararı sonrasında talep edilen, davacının yoksun kaldığı parasal haklarının, yasal faiziyle birlikte tazmini gerektiği” sonucuna varmış, aksi yöndeki kararı kanun yararına bozmuştur.
İptal davası üzerine açılan tam yargıda faiz iptal davası tarihinden işler
Daire, “hükmedilecek maddi tazminata yürütülecek faizin başlangıç tarihinin, iptal davası üzerine açılan tam yargı davalarında, iptal davasının açıldığı tarih olarak kabulü gerek”tiğini belirtmiş; faizi idareye başvuru tarihinden işleten mahkeme kararını bozmuştur.
Benzer yöndeki kararlar
İptal davası objektif, tam yargı davası sübjektif niteliktedir
"iptal davası açabilmek için dava konusu yapılmak istenen idari işlem ya da eylemin davacının mutlaka kişisel bir hakkını ihlal etmesi gerekmez iken tam yargı davası açabilmek için bir işlem ya da eylemin doğrudan bir kişisel hakkı ihlal etmesi zorunludur". Kurul bunu "Zira iptal davası objektif nitelikte bir dava iken tam yargı davası subjektif bir dava niteliğindedir." sözüyle bağlamış, düzenleyici işlemin iptal edilmiş olmasını tek başına tazminat sebebi saymamıştır.
İptal kararı mutlak göreve başlatma değilse yeni işlem yeni uyuşmazlık doğurur
Atamanın yapılmamasına ilişkin işlem iptal edilmişti. Daire, iptal kararının “davacının mutlak olarak göreve başlatılması niteliğinde olmaması” nedeniyle, iki yıl sonra göreve başlatılmasının ardından yapılan başvurunun zımnen reddinin ayrı bir uyuşmazlık doğurduğunu belirtmiştir.
İptal kararı üzerine açılan tam yargıda yetkili yer iptali veren mahkemedir
Daire, 12. madde uyarınca “iptal ve tam yargı davalarının birlikte veya iptal davası sonuçlandıktan sonra tam yargı davası açılması mümkün olduğundan”, uyuşmazlığın çözümünde 36. maddenin (a) fıkrası gereğince iptal kararını veren mahkemenin yetkili olduğu sonucuna varmıştır.
On ikinci madde kapsamındaki istem ayrı dilekçeyle
Daire, iptal kararı üzerine istenen haklar ile sonraki bir işlemden doğan hakların “ayrı dava açılması gerekirken, tek dilekçe ile dava açılmasında 2577 sayılı Kanun'un 5. maddesi hükmüne uyarlık bulunmamaktadır” demiştir.
İşlemin icrası ve sürenin başlangıcı#
El koyma değil, müsadere kararı süreyi başlatır
Aracın muhafaza altına alındığı tarihten itibaren süre hesaplanmıştı. Kurul, “kolluk güçlerince yapılan muhafaza altına alma işleminin ancak yargı mercilerince verilebilecek olan bir müsadere kararı ile kesinleşeceği”ni belirterek, sürenin başlangıcı olarak müsadere kararının esas alınması gerektiğini söylemiştir.
Her kesinti yeni bir dava açma süresi başlatır
Borç çıkarma işlemi tebliğ edilmiş, tahsilat aylık kesintilerle yapılmıştı. Kurul, “borç çıkarma işleminin icrası niteliğinde olan her bir kesinti işleminden itibaren, 2577 sayılı Kanunun 12. maddesi uyarınca, 60 günlük yeni bir dava açma süresinin başladığının kabulü gerektiği” sonucuna varmıştır.
Ödemenin yapıldığı tarih icra tarihidir
Daire, ek Devlet hakkının ödenmesini işlemin icrası saymış; davanın “işlemin icrasından itibaren altmış günlük dava açma süresi içinde (ödemenin yapıldığı tarihten itibaren süresinde)” açıldığını kabul ederek tazminat istemi olarak incelenmesine engel görmemiştir.
Yapının hizmete açılması işlemin icrasıdır
Üst geçit yapımından doğduğu ileri sürülen zararda Daire, zararı eyleme değil işleme bağlamıştır: süre “üst geçit yapımının sona erdiği ve hizmete açıldığı 25/11/2009 tarihinden itibaren altmış gün” olarak işler; sonradan yapılan başvuru süreyi canlandırmaz.
Benzer yöndeki kararlar
Köprülü kavşakta da ölçü aynı
Zarar “farklı seviyeli köprülü kavşak yapılmasına ilişkin işlemden ve bu işlemin icrasından” doğduğundan süre, kavşağın trafiğe açıldığı tarihten işlemiştir.
Aynı gerekçe iki kararda.
Ödenen tutarın iadesi de icraya bağlanır
Daire, iade talebi yönünden sürenin “2577 sayılı Yasanın 12. maddesi kapsamında "işlemin icrası" olarak kabul edilebilecek ödeme tarihinden” başlatılabileceğini belirtmiştir.
On ikinci madde ile on üçüncü maddenin sınırı#
İşlemden doğan zarar 12, eylemden doğan 13. maddeye tâbi
Kurul iki yolu ayırır: eylemden doğan zararda 13. maddedeki başvuru şartı işler, buna karşılık “12. maddede yer alan düzenleme uyarınca, idari işlemlerin yol açtığı hak kayıplarının giderilmesinin istenilmesi hâlinde ise doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davasının açılması veya ilk önce iptal davası açılarak bu davanın karara bağlanması üzerine veya işlemin icrası nedeniyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içerisinde tam yargı davasının açılması gerekmektedir”.
Zarar işlemin icrasından doğuyorsa on üçüncü maddedeki başvuru şartı aranmaz
Av yasağı nedeniyle ayıları vuramayan davacının hayvanları telef olmuştu. Daire, zararın “idari işlem olan av yasağı kararından ve bu kararın icrasından” doğduğunu saptayarak “2577 sayılı Yasanın 12.maddesi kapsamında bulunan uyuşmazlıkta, anılan Yasanın 13.maddesinde idari eylemden doğan zararlar için öngörülen idareye başvurma şartının aranmaması gerektiği”ni belirtmiştir.
Yıkım bir eylemse 12. madde uygulanmaz
Daire, zararın işlemden değil eylemden doğduğunu saptayarak “2577 sayılı Kanun'un 12. madde hükmünün uygulanma imkanının bulunmadığı” sonucuna varmış; süreyi 13. maddeye göre hesaplayarak davayı süresinde görmüştür.
Benzer yöndeki kararlar
İşlemin icrasından da eylemden de doğan zarar idari yargıda görülür
Daire, ilgililerin “idarenin işlemininin icrası sebebiyle doğan zararların tazmini istemiyle idari yargıda dava açabilecekleri gibi”, kamu hizmetinin yürütümü sırasındaki eylemden doğan zararlar için de idari yargıya başvurabileceklerini belirterek görev yönünden ret kararını bozmuştur.
Sonradan yapılan başvurular süreyi canlandırmaz#
İşlemden doğan zararda onuncu maddeye dayanarak başvurulamaz
Bakanlığın talebiyle ödenen plan inceleme bedelinin iadesi istenmişti. Kurul, zararın idari işlemden kaynaklandığını ve sürenin 12. maddeye göre hesaplanacağını belirtmiş; “İdari işlemden kaynaklı zararın tazmini istemiyle İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 10. maddesine dayanılarak başvuru yapılması hukuken mümkün olmadığı”nı söylemiştir.
Benzer yöndeki kararlar
Doğrudan açılan tam yargı davası altmış gün içinde açılmalıdır
Elektrik harcı ve asansör ruhsatı ücretinin iadesi istenmişti. Kurul, ödeme tarihinden itibaren altmış gün içinde dava açılması gerektiğini, sonradan idareye yapılan başvurunun “dava açma süresini canlandırmayacağı açıktır” diyerek belirtmiştir.
Uygulama üzerine başvurulmuşsa süre on birinci maddeye göre hesaplanır
Katı atık tarife farkının ödenmesi istemiyle açılan davada Daire, 12. maddede idari işlemlerden, 13. maddede idari eylemlerden doğan zararların düzenlendiğini belirtmiş; uygulama üzerine idareye başvurulmuşsa sürenin “anılan Kanunun 12. maddesinin yollamada bulunduğu 11. maddeye göre” hesaplanacağını söylemiştir.
Sonradan yapılan başvurular süreyi diriltmez
Daire, ret işleminin tebliğinden sonra “davalı idareye muhtelif tarihlerde yapılan başvurular, yeni bir dava açma hakkı vermeyeceğinden” davayı süre yönünden reddetmiştir.
Maddenin geneline ilişkin
Her iptal kararı tazminat sorumluluğu doğurmaz
Lisans, başka bir idarenin ruhsat iptali üzerine bağlı yetkiyle iptal edilmiş, ruhsat iptali de sonradan mahkemece iptal edilmişti. Daire, "idari işlemler için verilen her iptal kararının tazminat sorumluluğuna yol açmayacağı" ölçüsünü koydu: aksi hâl "idarelerin hizmet kusuru kapsamında oluşan zararlardan kaynaklı sorumluluğunu ölçüsüz bir şekilde genişletilmesi ve kusursuz sorumluluk hallerini de aşar bir şekilde bir idarenin başka bir idarenin işleminden dolayı doğrudan sorumlu olması sonucunu doğuracağı" için.
Değişiklik geçmişi
Bu madde 6/1/1982'de kabul edildiği hâliyle yürürlüktedir; bugüne kadar değişikliğe uğramamıştır.
Tarih sütunu kanunlarda kabul, Anayasa Mahkemesi kararlarında karar tarihidir; yürürlük ise hükmün uygulanmaya başladığı tarihtir. Kanun metnindeki değişiklik şerhleri ile mevzuat.gov.tr metninin sayfa altı dipnotlarından ve yürürlük tarihleri tablosundan derlenmiştir.
Doğrudan doğruya tam yargı davası açılması
1. İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında otuz gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir.
2. Görevli olmayan adli (…) yargı mercilerine açılan tam yargı davasının görev yönünden reddi halinde sonradan idari yargı mercilerine açılacak davalarda, birinci fıkrada öngörülen idareye başvurma şartı aranmaz.
Madde gerekçesi
Kanunun kabulü (6/1/1982)
Tasarıdaki karşılığı: 12'nci madde.
Tasarının ilgili maddesi aynen benimsenmiştir.
“Doğrudan doğruya tam yargı davası açılmasında, görevli olmayan yargı mercilerine başvurulduktan sonra idari yargı yerine başvurulması halinde idareye başvurma mecburiyetinin aranmayacağı esası getirilmiştir.”
6 Ocak 1982 tarihli Millî Güvenlik Konseyi Genel Kurulu görüşmesinde maddeye ilişkin önemli kesitler şunlardır:
Hava Hâkim Albay Zeki Güngör (Adalet Komisyonu Sözcüsü) — ““Doğrudan Doğruya Tam Yargı Davası Açılması” başlıklı 13 ncü madde, idarî eylemlerle ilgili. Bunun hususî hukukta karşılığı, haksız fiiller. Bir kamu hizmeti görüldüğü sırada, kamu hizmetini gören şahsın bu kamu hizmeti sırasındaki eyleminden dolayı meydana gelen bir olay… Yani, buna, İdare Hukukunda, “Eylemden Doğan Tam Yargı Davaları” ismi veriliyor.”
Hava Hâkim Albay Zeki Güngör (Adalet Komisyonu Sözcüsü) — “2 nci fıkraya gelince, 2 nci fıkra şudur: İdarî yargıda, yukarıda bahsettiğimiz gibi, dava açmadan önce idareye başvurma ve bir talepte bulunmak gerekiyor. Adlî yargıda bu yok… Adlî yargıda dava açmış olan bir kimse, yanlışlıkla dava açmış, halbuki idarî yargıda dava açması lazım; adlî yargının görevi reddetmesi üzerine, biraz önce bahsettiğimiz 30 günlük süresi içinde idarî yargıda dava açmışsa, artık, idareye başvurmadı diye davası reddedilmesin; davası, ön şartı yoktur diye reddedilmesin; davasını, idarî yargı mercileri görmeye devam etsin düşüncesiyle 2 nci fıkra getirilmiştir.”
Orgeneral Kenan Evren (Başkan) — “Ama sonradan muttali olur, 1 yıldan sonra muttali olur; onun için 5 yıl diye bir zaman tanınıyor.”
Hava Hâkim Albay Zeki Güngör (Adalet Komisyonu Sözcüsü) — “Bu, daha ziyade, eyleme bizzat maruz kalmayıp da, dolaylı olarak olanlar için 5 yıldır.”
Adalet Bakanı Cevdet Menteş — “Borçlar Kanununda da var aynı hükümler. Dava zamanaşımı süreleriyle ilgili hükümler, idarî yargıda süre olarak gösterilmiş.”
Millî Güvenlik Konseyi S. Sayısı 312 (1/254) · tarama · Millî Güvenlik Konseyi Tutanak Dergisi, 91 inci Birleşim, 6 Ocak 1982 · tarama
7331 sayılı Kanunla yapılan değişiklik (8/7/2021)
Birinci fıkrada, idari eylemlerden doğan zararlarda idareye yapılan başvuruya cevap verme süresi altmış günden otuz güne indirilmiştir. Hüküm, teklifin üçüncü maddesi olarak önerge verilmeksizin kabul edilmiştir. Görüşmede Danıştay temsilcisi, 659 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 12 nci maddesindeki altmış günlük sürenin değiştirilmemesi hâlinde aynı başvuru bakımından iki ayrı sürenin ortaya çıkacağını belirtmiş; teklif sahibi özel kanunlardaki sürelere dokunulmadığını ifade etmiştir.
Teklif sahibinin Adalet Komisyonunun 22 Haziran 2021 tarihli toplantısındaki sunuşunda süre kısaltmaları şöyle açıklanmıştır:
Yusuf Beyazıt (Tokat, teklif sahibi) — “Bu kapsamda hak arama hürriyetinin daha da geliştirilmesi amacıyla idari başvurulara cevap verme süresi altmış günden otuz güne; idari işlemin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem tesis edilmesi talebiyle üst makama yapılan başvurulara cevap verme süresi altmış günden otuz güne; idari eylemler nedeniyle dava açmadan önce idareye yapılan zorunlu başvurulara ilişkin idareye tanınan cevap verme süresi altmış günden otuz güne indirilmekte; idari yargı mercilerince verilen nihai kararların en geç otuz gün içinde yazılması gerektiği hükme bağlanmaktadır.”
23 Haziran 2021 tarihli görüşmede Danıştay temsilcisi şu hususu dile getirmiş, teklif sahibi buna karşılık vermiştir:
Sait Micanoğlu (Danıştay Genel Sekreter Yardımcısı) — “Değişiklikten sonra eğer bu maddedeki “altmış günlük” ibareleri değiştirilmezse 2577 sayılı Kanun'un 13'üncü maddesi kapsamında yapılmış bir başvuruda iki farklı süre öngörülmüş olacaktır. Dolayısıyla, değişiklik yapılırken 659 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 12'nci maddesinin de gözetilmesi gerektiğini düşünüyorum.”
Yusuf Beyazıt (Tokat, teklif sahibi) — “Zaten altmış günlük süre 659 sayılı Kanun'da da aynen meri, onunla ilgili herhangi bir düzenleme zaten yapılmıyor yani özel kanunlarda süreler tanımlamışsa özel kanunlarda bu kanunla bir değişiklik yapılmadı.”
TBMM Adalet Komisyonu Tutanak Dergisi, 7 nci Toplantı, 22 Haziran 2021 · tarama · TBMM Adalet Komisyonu Tutanak Dergisi, 8 inci Toplantı, 23 Haziran 2021 · tarama · Teklif (2/3697) ile Adalet Komisyonu Raporu, S. Sayısı 274 olarak Genel Kurulda görüşülmüş ve 8/7/2021 tarihinde kabul edilmiştir.
Kararlar
13/1 Bedensel zararda sürenin başlangıcı#
Bedensel zararda süre kesin sağlık kurulu raporuyla başlar
Daire, bedensel zararlara ilişkin uyuşmazlıklarda 13. maddedeki sürelerin “tedavi sürecinin tamamlanıp, zararın kesin ve net olarak ortaya konulduğu sağlık kurulu raporunun alındığı tarihte başlayacağı”nı belirtmiş; iki yıl geçici süreli rapor ve süren tedavi karşısında sürenin henüz işlemeye başlamadığı sonucuna varmıştır.
Benzer yöndeki kararlar
Geçici rapor değil, nihai durumu bildiren rapor esas alınır
Engelli çocuk için 2009 tarihli rapor esas alınarak dava süre aşımından reddedilmişti. Kurul, “nihai durum bildirir sağlık kurulu raporunun 16/09/2014 tarihinde verildiği” değerlendirmesiyle davanın süresinde açıldığı sonucuna varmış, ısrar kararını bozmuştur.
13/1 Bir yıllık ve beş yıllık sürelerin işleyişi#
Süregelen zarar için her zaman başvurulabilir
Daire, “süregelen bir zararın varlığı halinde, bu zararın giderilmesi için her zaman başvuru yapılabileceği ve başvurunun reddi halinde tam yargı davası açılabileceği”ni belirtmiş; İdari Dava Dairelerinin benzer yöndeki kararına atıf yapmıştır.
Süre, önceki davadaki kararın kesinleşmesine göre incelenir
Daire, “anılan davadaki kararın kesinleşme tarihi esas alınarak davanın süresinde olup olmadığı yönünden bir inceleme yapılması gerekirken eksik inceleme ve araştırma neticesinde davanın süre aşımı nedeniyle reddi” yolundaki kararı bozmuştur.
Beş yıl içinde yapılan başvuru hak arama özgürlüğünün gereğidir
Daire, “olay tarihinden itibaren beş yıllık süre içerisinde yapılan başvurunun zımnen reddedilmesi üzerine açılan davanın esastan incelenmesi gerekirken, süre aşımı yönünden davayı reddeden” kararı bozmuştur. Maddedeki azami beş yıl, bir yıllık sürenin yanında bağımsız bir imkân olarak okunur.
Sonradan yapılan başvuru süreyi canlandırmaz
Olaydan beş yıl sonra manevi tazminat istemiyle yapılan başvuru üzerine açılan davada Daire, “dava açma süresini canlandırma olanağı bulunmayan başvuru neticesinde açılan işbu davanın süresinde açılmadığı” sonucuna varmıştır.
Benzer yöndeki kararlar
Bir yıl içinde ikinci kez başvurmak süreyi canlandırmaz
Daire, 13. maddede “1 yıllık süre içerisinde birden çok kez başvurabileceğine yönelik bir hükme yer verilmediğinden”, aynı zararlar için ikinci kez yapılan başvurunun “dava açma süresini canlandırmayacağı” sonucuna varmıştır.
Salgın tedbirleri zorunlu başvuru süresini de durdurmuştur
Daire, 13. maddedeki zorunlu idari başvuru süresinin “7226 sayılı Kanun'un Geçici 1. maddesi uyarınca Covid 19 tedbirleri kapsamında 13/3/2020 tarihi itibarıyla” durduğunu, 16/6/2020 tarihinde kaldığı yerden işlemeye başladığını saptayarak davada süre aşımı bulunmadığı sonucuna varmıştır.
13/1 Eylemin idariliğinin öğrenilmesi#
Vazife malullüğü kararı eylemin idariliğini ortaya çıkarır
Bölge idare mahkemeleri, asker ölümlerinde sürenin ne zaman başladığı konusunda ayrılmıştı. Kurul, idariliğin daha önce öğrenilmediği uyuşmazlıklarda “vazife malullüğü hakkında idare mahkemesince verilen iptal kararının, eylemin idariliğini ortaya çıkaran bir olgu olarak dikkate alınması ve 2577 sayılı Kanun'un 13. maddesinde yer alan bir ve beş yıllık sürelerin, bu kararın tebliğinden itibaren hesaplanması” gerektiğine karar vermiştir.
Süre, eylemin idariliği bütün unsurlarıyla öğrenilince başlar
Savcılık bilirkişi raporunda idareye kusur atfedilmemişti. Daire, eylemin idariliğinin bütün unsurlarıyla öğrenilmediğini saptayarak sürenin “ölüm olayının gerçekleştiği 27.09.2017 tarihinden itibaren başlayacağının kabulüne hukuki olanak bulunmamaktadır” demiştir.
Depremde süre, sorumlu idarenin öğrenildiği tarihten işler
Daire, deprem afetiyle açığa çıkan idari eylemde 13. madde kapsamında başvurulabilmesi için “davacının zarara uğramasına hangi idarenin/idarelerin sebebiyet verdiğinin öğrenilmesi” gerektiğini belirtmiş; iddianamede ve davetiyede sorumlu idarelere dair belirleme bulunmadığından öğrenmenin bilirkişi raporuyla gerçekleştiğini kabul etmiştir.
İdarilik ceza mahkemesi kararıyla öğrenilmişse süre oradan işler
Daire, 13. maddedeki sürelerin “kişilerin haklarını ihlal eden eylemlerin, idare ile illiyet bağının kurulduğu, başka bir ifadeyle eylemin idariliğinin öğrenildiği tarihten itibaren” başlayacağını belirtmiş; olayda idariliğin asliye ceza mahkemesi kararıyla öğrenildiğini kabul ederek süre aşımı kararını bozmuştur.
Benzer yöndeki kararlar
Öğrenme tarihi varsayımla belirlenemez
Daire, eylemin öğrenildiği tarihin varsayımla kabul edilerek “dava açma süresinin hesaplanmasında hukuki isabet bulunmamaktadır” demiştir.
13/1 Zorunlu başvuru ve ön kararın niteliği#
Faiz, idareye başvuru tarihinden işler
Daire, ıslah tarihinden faiz yürütülmesini doğru bulmamış; hükmedilen maddi tazminatın “idareye başvuru tarihi olan 27.01.2016 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte” ödenmesi gerektiğini belirterek kararı düzelterek onamıştır.
Ön karar idari işlem değildir; amacı sulhen tazmindir
Daire, 13. maddedeki başvurunun amacının “dava yoluna başvurmadan önce idari eylemler nedeniyle uğranılan zararın idarece sulh yoluyla tazmin edilmesi” olduğunu belirtmiş; ön kararın “iptal davasına konu olabilecek nitelikte bir idari işlem” olmadığı sonucuna varmıştır.
Amacı gerçekleşmeyecekse merci tevdiinden hukuki yarar doğmaz
Ön karar başvurusu yapılmadan dava açılmıştı. Daire, “ön karar müessesesinin, davalı idareyi, davanın açılmasına mahal verilmeksizin uyuşmazlığın taraflar arasında sulh yoluyla çözümlenmesine yönelik olduğu”nu, idarenin bütün aşamalarda sorumluluğu reddettiğini saptayarak bu eksikliği bozma sebebi saymamıştır.
Benzer yöndeki kararlar
Ön karar başvurusunun zımnen reddi iptal davasına konu olmaz
Daire, ön karar alınmasının dava ön şartı olduğunu, bu nedenle 13. madde kapsamındaki başvurunun zımnen reddine ilişkin işlemin “idari davaya konu olabilecek kesin ve yürütülmesi zorunlu nitelikte bir işlem olmadığı”nı belirterek, o istem yönünden davanın incelenmeksizin reddi gerektiğini söylemiştir.
Cevap süresi dolmadan açılan dava incelenmeksizin reddedilemez
Daire, başvuruya “cevap verme süresinin son günü olan 15/12/2017 tarihinden önce 28/11/2017 tarihinde” açılan davanın incelenmeksizin reddini bozmuştur.
İdari eylem, işlem ve hareketsizlik ayrımı#
İdarenin hareketsizliği de bir eylemdir
Daire, olayda idarelerin hareketsiz kaldığını saptamış; “idarenin bu hareketsizliğinin "olumsuz eylem" olarak kabulü gerekmektedir” diyerek zararı eyleme bağlamış ve sürenin 13. maddeye göre hesaplanmasını istemiştir.
İşlemle eylem ayrılamıyorsa dava bölünmez
Daire, “hak ihlaline neden olmaları yönünden birbirinden ayrılması mümkün olmayan idari işlemler ve idari eylemler nedeniyle açılan davanın, sadece yargılama usulündeki boşluk nedeniyle bölünmesi”ni zorlama bir yorum saymış; sürenin tümüyle 13. madde kapsamında hesaplanmasını hakkaniyet gereği görmüştür.
Benzer yöndeki kararlar
Depremde idarenin hareketsizliği olumsuz eylem sayılır
Deprem sırasında cami minaresinin konutun üzerine düşmesinden doğan zarar istenmişti. Daire, denetim ve kontrol görevlerinin yerine getirilip getirilmediğinin irdelenmesi gerektiğini, olayda “idarenin bu hareketsizliğinin “olumsuz eylem” olarak kabulü” gerektiğini belirterek süre değerlendirmesinin 13. maddeye göre yapılmasını istemiştir.
Emeklilik işlemi eylem değildir, ön karar zorunluluğu doğmaz
Daire, tazminat talebinin dayanağı emeklilik işlemlerinin eylem olarak nitelendirilemeyeceğini belirterek “2577 sayılı Kanun'un 13. maddesi uyarınca dava açmadan önce ilgili idareye başvurma ve idareden ön karar alma zorunluluğu bulunduğundan bahsedilemeyeceği”ni söylemiş, merci tevdi kararını bozmuştur.
Maddenin yorumunda ölçü: mahkemeye erişim#
Ne abartılı şekilcilik ne aşırı gevşeklik: ölçü mahkemeye erişimdir
Daire, dava açma süresini saptarken “bir yandan davanın hakkaniyetine halel getirecek kadar abartılı şekilcilikten, öte yandan kanunla öngörülmüş olan usul şartlarının ortadan kalkmasına neden olacak kadar aşırı bir gevşeklikten kaçınılması” gerektiğini belirtmiş; maddenin “mahkemeye erişim hakkını ortadan kaldırmayacak, ancak maddeyi de işlevsiz bırakmayacak” biçimde uygulanmasını istemiştir.
Madde, başvuru hakkını kaldırmadan ama işlevsiz kılmadan yorumlanır
Daire, zararın gerçek miktarının veya illiyet bağının sürelerden sonra ortaya çıkabildiğini belirterek 13. maddenin “yargıya başvuru hakkını ortadan kaldırmayacak, ancak maddeyi de işlevsiz bırakmayacak bir şekilde yorumlanması ve uygulanması” gerektiğini söylemiştir. Eylemin idariliği ve zarar ortaya çıkmadan süre hesaplamak hak arama özgürlüğüyle bağdaşmaz.
Değişiklik geçmişi
| Tarih | Değişim | Yürürlük | Ne oldu |
|---|---|---|---|
| 6/1/1982 | 2577 sayılı Kanun | 20/1/1982 | Maddenin ilk hâli |
| 2/7/2018 | 703 sayılı KHK | 9/7/2018 | 2/7/2018 tarihli ve 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 185 inci maddesiyle bu fıkrada yer alan “ve askeri” ibaresi madde metninden çıkarılmıştır. |
| 8/7/2021 | 7331 sayılı Kanun | 14/7/2021 | Birinci fıkrada, idari eylemlerden doğan zararlarda idareye yapılan başvuruya cevap verme süresi altmış günden otuz güne indirilmiştir. Hüküm, teklifin üçüncü maddesi olarak önerge verilmeksizin kabul edilmiştir. Görüşmede Danıştay temsilcisi, 659 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 12 nci maddesindeki altmış günlük sürenin değiştirilmemesi hâlinde aynı başvuru bakımından iki ayrı sürenin ortaya çıkacağını belirtmiş; teklif sahibi özel kanunlardaki sürelere dokunulmadığını ifade etmiştir. 8/7/2021 tarihli ve 7331 sayılı Kanunun 3 üncü maddesiyle bu fıkrada yer alan “altmış” ibaresi “otuz” şeklinde değiştirilmiştir. |
Tarih sütunu kanunlarda kabul, Anayasa Mahkemesi kararlarında karar tarihidir; yürürlük ise hükmün uygulanmaya başladığı tarihtir. Kanun metnindeki değişiklik şerhleri ile mevzuat.gov.tr metninin sayfa altı dipnotlarından ve yürürlük tarihleri tablosundan derlenmiştir.
Dilekçeler üzerine ilk inceleme
1. Dilekçeler Danıştayda Evrak Müdürlüğünce kaydedilir ve Genel Sekreterlikçe görevli dairelere havale olunur.
2. (Değişik: 2/7/2012-6352/53 md.) Bölge idare, idare ve vergi mahkemelerinde dilekçeler, evrak bürosunca kaydedilerek ilgili mahkemelere havale olunur. Dilekçe sahibine evrakın tarih ve sayısını gösterir ücretsiz bir alındı kâğıdı verilir.
3. (Değişik: 5/4/1990-3622/5 md.) Dilekçeler, Danıştayda daire başkanının görevlendireceği bir tetkik hakimi, idare ve vergi mahkemelerinde ise mahkeme başkanı veya görevlendireceği bir üye tarafından:
a) Görev ve yetki,
b) İdari merci tecavüzü,
c) Ehliyet,
d) İdari davaya konu olacak kesin ve yürütülmesi gereken bir işlem olup olmadığı,
e) Süre aşımı,
f) Husumet,
g) 3 ve 5 inci maddelere uygun olup olmadıkları,
Yönlerinden sırasıyla incelenir.
4. (Değişik: 5/4/1990-3622/5 md.) Dilekçeler bu yönlerden kanuna aykırı görülürse durum; görevli daire veya mahkemeye bir rapor ile bildirilir. Tek hakimle çözümlenecek dava dilekçeleri için rapor düzenlenmez ve 15 inci madde hükümleri ilgili hakim tarafından uygulanır. 3 üncü fıkraya göre yapılacak inceleme ve bu fıkra ile 5 inci fıkraya göre yapılacak işlemler dilekçenin alındığı tarihten itibaren en geç onbeş gün içinde sonuçlandırılır.
5. İlk incelemeyi yapanlar, bu noktalardan kanuna aykırılık görmezler veya daire veya mahkeme tarafından ilk inceleme raporu yerinde görülmezse, tebligat işlemi yapılır.
6. Yukarıdaki hususların ilk incelemeden sonra tespit edilmesi halinde de davanın her safhasında 15 nci madde hükmü uygulanır.
Madde gerekçesi
Kanunun kabulü (6/1/1982)
Tasarıdaki karşılığı: 13'üncü madde.
Tasarının ilgili maddesi aynen benimsenmiştir.
Millî Güvenlik Konseyi S. Sayısı 312 (1/254) · tarama
3622 sayılı Kanunla yapılan değişiklik (5/4/1990)
Dilekçelerin hâkim havalesiyle de kabulüne imkân tanınmış, ilk inceleme konuları arasına işlemin kesin ve yürütülmesi gereken bir işlem olup olmadığı eklenmiş ve ilk incelemenin on beş gün içinde karara bağlanması öngörülmüştür.
Kanunun 5 inci maddesine ilişkin gerekçe şöyledir:
“Kanunun 14 üncü maddesinin 2 nci fıkrasında yapılan değişiklikle, dilekçelerin mahkeme başkanı yanında hâkimin havalesi ile de kabulüne imkân tanınarak yargı işlemlerine kolaylık getirilmiştir. Maddenin 3 üncü fıkrasındaki ilk inceleme konuları arasına, işlemin kesin ve yürütülmesi gereken işlemlerden olup olmadığı konusu da alınmış ve bentler arasında daha uygun bir sıralamaya gidilmiştir. Tek hâkimle çözümlenecek davalarda, dava dosyası o hâkim tarafından inceleneceği için, bu davalarda rapor düzenlenmesine lüzum bulunmadığından, maddenin 4 üncü fıkrasında bunu sağlayacak değişiklik yapılmış ve 15 inci madde hükümlerinin bu hâkim tarafından uygulanacağı vurgulanmıştır. Ayrıca, dava dilekçeleri üzerindeki ilk incelemenin dilekçenin yetkili ve görevli idarî yargı merci kayıtlarına geçtiği tarihten itibaren en geç onbeş gün içinde karara bağlanacağı veya usulüne uygun olan dilekçelerin bu süre içinde tebligata çıkarılacağı belirtilmiştir.”
TBMM S. Sayısı 120 (1/415) — Hükümet tasarısı ve Adalet Komisyonu raporu · tarama · TBMM Tutanak Dergisi, Dönem 18, Cilt 43, 99 uncu Birleşim, 5 Nisan 1990 · tarama · Tasarı 1/415, Bakanlar Kurulu 27/2/1988; Adalet Komisyonu raporu ve 120’ye 1 inci Ek. Kanun 5/4/1990 tarihinde kabul edilmiştir.
6352 sayılı Kanunla yapılan değişiklik (2/7/2012)
Dilekçelerin kaydı ve havalesi, mahkemelerde kurulacak evrak bürolarına bırakılmıştır.
Tasarının 38 inci, kanunlaşan metnin 53 üncü maddesine ilişkin gerekçe şöyledir:
“Mahkemelerde görev yapan başkan ve hâkimlerden evrak havale işleri alınmakta ve bu işlerin oluşturulacak evrak bürolarınca yapılması öngörülmektedir. Uygulamada gerek postadan gelen ve gerekse mahkemeye gelen taraflarca sunulan belgelerin havalesi, başkan veya üye hâkimin zamanını almaktadır. Düzenlemeyle başkan veya üyelerin bu gibi işlemlerle vakit kaybetmeksizin yargılama faaliyetlerine daha fazla zaman ayırmaları amaçlanmaktadır. Buna göre mahkemelere giren her türlü dilekçenin, bürolar tarafından alınarak kaydedilmesi, dilekçelere verilen genel evrak numarası ile ilgili olduğu mahkemeye gönderilmesi, dilekçe sahibine de bir numara verilerek dilekçenin söz konusu numara üzerinden takip edilebilmesi imkânı sağlanmaktadır. Halen Danıştayda başarı ile uygulanan evrak bürosu modelinin, diğer mahkemelerde de uygulanması hedeflenmektedir.”
TBMM S. Sayısı 278 (Dönem 24, Yasama Yılı 2) — Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu · tarama · Kanun 2/7/2012 tarihinde kabul edilmiştir. Kanunun 51, 52, 60 ve 62 nci maddeleri tasarıda yer almayıp yasama sürecinde eklendiğinden bunlara ilişkin bir madde gerekçesi bulunmamaktadır.
Kararlar
14/3-a Görev ve yetki#
Danıştayın ve mahkemenin görevine giren iki işlem aynı dilekçeye konulamaz
Danıştayın ilk derece mahkemesi olarak görevine giren işlemle mahkemelerin görevine giren işlemin aynı dilekçeye konulduğu davada Kurul, aralarında maddi veya hukuki bağlılık bulunmasının tek başına yeterli olmadığını belirterek, “Danıştay'ın ilk derece mahkemesi olarak görevine giren davaya konu edilebilecek nitelikteki bir işlemle idare veya vergi mahkemelerinin görevine giren davalara konu olması gereken bir işlem aynı dilekçe ile idari davaya konu edilemez” kuralını uygulamış; bu kuralın kanuni hâkim güvencesinden ve istinaf sonrası kurulan üçlü yapıdan kaynaklandığını, aksi hâlde “görevli yargı yeri ile kanun yolu başvurusunun yapılacağı yargı yerleri arasında karışıklığa yol açacağı da kuşkusuzdur” gerekçesiyle ortaya koymuştur.
Taahhüt ve kefalet senedinden doğan borç adli yargıda görülür
Üniversite ile araştırma görevlisi arasındaki senede dayanılarak borç çıkarılmıştı. Daire, "taahhüt ve kefalet senedinin özel hukuk alanında tesis edilmiş bir sözleşme olması nedeniyle, davacı tarafından imzalanan taahhüt ve kefalet senedinden kaynaklanan borçlandırma işleminin iptali istemine ilişkin uyuşmazlığın görüm ve çözümü adli yargı yerlerine ait bulunmaktadır" dedi; "görev yönünden davanın reddine karar verilmesi gerekmekte iken, davanın esasına girilerek verilen İdare Mahkemesi kararında hukuka uyarlık bulunmamaktadır".
14/3-b İdari merci tecavüzü#
İtirazen şikâyet tüketilmeden açılan davada merci tecavüzü vardır
Daire, "kamu ihale mevzuatı uyarınca Kamu İhale Kurumuna itirazen şikâyet başvurusu yapılmadan açılan davada idari merci tecavüzü bulunduğundan, 2577 sayılı Kanun'un 15. maddesi uyarınca dava dilekçesinin Kamu İhale Kurumuna tevdii gerekmektedir." dedi. Esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına hükmeden mahkeme kararında "usul hükümlerine uygunluk bulunmamaktadır".
Benzer yöndeki kararlar
Öncesinde şikâyet yoksa ihalenin iptaline karşı doğrudan dava açılır
İhale, yetkilinin kendiliğinden verdiği kararla iptal edilmiş, öncesinde idareye şikâyet başvurusu yapılmamıştı. Daire, "uyuşmazlık konusu ihalenin davalı idarece iptalinden önce idareye şikayet başvurusunda bulunulmadığı anlaşıldığından, ihalenin iptali işlemine karşı doğrudan dava açılabileceğinden" hareketle, "merci tecavüzü nedeniyle davalı idareye tevdii yönünde verilen temyize konu Mahkeme kararında hukuki isabet bulunmamaktadır" dedi.
14/3-c Ehliyet#
Şirketin ortağı, şirkete verilen ruhsatın iptalini isteyebilir
Kurul, iptal davasının ön koşullarından birinin dava ehliyeti olduğunu, subjektif ehliyet için işlemin davacının “meşru, şahsi ve güncel bir menfaatini ihlal etmesi” gerektiğini belirtmiş; şirketin yetkilisi ve hissesinin çoğunun sahibi olan davacı ile işyeri açma ruhsatı arasında bu ilişkinin bulunduğu sonucuna varmıştır.
İlk inceleme konusu olan ehliyet, ısrar kararının temyizinde bile yeniden ele alınır
Kurul, esasa girmeden önce ehliyeti yeniden ele aldı: bu "hususunun 2577 sayılı Kanun'un 14. maddesinde ilk inceleme konuları arasında sayılması karşısında yargılamanın her aşamasında dikkate alınması gerektiğinden" dedi. Meslek odası bakımından da "iptali istenilen yapı ruhsatı ile davacı Oda arasında yukarıda tanımlandığı şekilde aktüel, kişisel ve meşru bir menfaat ilişkisinin olmadığı" sonucuna vardı.
Üst kuruluşun kendi tüzel kişiliğine yönelmeyen düzenlemede ehliyeti yoktur
Derneklerden oluşan federasyonun yönetmelik değişikliğinin iptali istemiyle açtığı davada Daire, "kendi tüzel kişiliğine yönelmeyen dava konusu Yönetmeliğin 2. maddesinin iptalini istemekte doğrudan bir menfaati bulunmadığı" saptamasıyla, dava açma ehliyetinin bulunmaması nedeniyle uyuşmazlığın esasının incelenmesine olanak bulunmadığına karar vermiştir.
Küçük adına açılan davada velayet bağı dilekçede gösterilmeli
Daire, “doğrudan anne ve baba tarafından velayet bağı belirtilmeksizin açılan davanın 2577 sayılı Kanunun 3. maddesine uygun bulunmadığı” sonucuna varmış; çocuk on sekiz yaşını dolduracaksa yenilenen dilekçeyi kendisinin ya da vekilinin vermesi gerektiğini de belirtmiştir.
Benzer yöndeki kararlar
Dava açma iradesi usulüne uygun biçimde ortaya konulmalıdır
Birden çok kişi adına açıldığı anlaşılan davada Daire, mirasçıların ve eşin dava açma iradesinin usulüne uygun vekâletnameyle ortaya konulması gerektiğini belirterek, davanın "belirtilen eksiklikler giderilmek suretiyle 2577 sayılı Kanun'un 3. maddesine uygun olarak yenilenen, Danıştay Başkanlığına hitaben yazılmış açık ve anlaşılabilir bir dilekçeyle açılması gerekmektedir" gerekçesiyle dilekçenin reddine karar vermiştir.
14/3-d Kesin ve yürütülmesi gereken işlem#
Uyarı içermeyen hazırlık işlemi kesin ve yürütülmesi zorunlu değildir
Kamu zararının tahsili için ilamlı icraya başvurmadan önce tesis edilen, maaştan kesinti veya ödeme emri uyarısı içermeyen yazı tartışılmıştı. Daire, bu “hazırlık niteliğindeki” işlemin 14. maddenin üçüncü fıkrasının (d) bendinde belirtilen “idari davaya konu olacak kesin ve yürütülmesi zorunlu bir işlem” olmadığı sonucuna varmıştır.
Benzer yöndeki kararlar
Kesinleşmemiş müstafi sayılma kararına karşı dava açılamaz
Daire, ortada kesin ve yürütülebilir bir işlem yokken açılan iptal davasında “14. maddesinin 3. fıkrasının (d) bendi ile 15. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi hükümleri çerçevesinde davanın reddine karar verilecektir” demiş; yargı mensuplarının müstafi sayılmasına ilişkin kararların ancak kesinleştikten sonra dava edilebileceğini belirtmiştir.
14/3-e Süre aşımı#
Benzer yöndeki kararlar
Öğrenme anı, aynı düzenlemeye dayanan ceza davasının açıldığı tarihle belirlendi
Davacı hakkındaki ceza davası, iptalini istediği yönetmelik ibaresine dayanıyordu. Daire, en geç o davanın açıldığı tarihte ibareden haberdar olunduğunu kabul ederek, "adli yargıda görülmekte olan dava tarihinden itibaren yasal dava açma süresi içinde açılmayan davanın bu yönüyle de süre aşımı nedeniyle esasının incelenemeyeceği sonucuna varılmıştır" dedi.
Uygulama işlemi sayılmayan yazı dava süresini yeniden başlatmaz
Düzenleyici işlemin iptali istemiyle açılan davada Daire, dayanak gösterilen yazının "dava konusu düzenleyici işlemin uygulanması niteliğinde olan idari bir işlem sayılamayacağı" sonucuna vararak, ilanı izleyen günden itibaren altmış günlük süre geçtikten sonra açılan davanın süre aşımı nedeniyle esasının incelenmesine olanak bulunmadığına oyçokluğuyla karar vermiştir.
Uygulama işleminin tebliğinden sonra açılan dava süreye tabidir
Yönetmelik ekindeki cetvele dayanılarak verilen aylıktan kesme cezasının tebliğinden sonra açılan davada Daire, tebliğ tarihinden "itibaren 60 gün içerisinde dava açılması gerekirken, bu süre geçirildikten çok sonra" açılan davanın esasının incelenmesine olanak bulunmadığına karar vermiştir.
14/3-f Husumet#
Hasım, düzenlemeyi yürütmekle görevli makamdır
Yönetmeliğin yürütme maddesi görevi Cumhurbaşkanlığına vermişti. Kurul, "Dava konusu Yönetmelik'in yürütülmesi görevi Cumhurbaşkanlığına verildiğinden, uyuşmazlıkta Cumhurbaşkanlığının hasım mevkiinde bulunması gerektiği anlaşılmaktadır." dedi ve "yalnızca Adalet Bakanlığı husumetiyle karar verilmesinde usul ve yasaya uyarlık bulunmadığından" daire kararını bozdu.
14/3-g Dilekçenin 3 ve 5. maddeye uygunluğu#
Düzenleyici işlem dava edilirken sebepler tek tek ve menfaat ilgisiyle yazılır
Bireysel işlemle birlikte dava edilen düzenlemeler bakımından Daire, "iptali istenilen hükümler yönünden tek tek hukuka aykırılık sebeplerinin belirtilmesi ve menfaatin ne şekilde etkilendiği açıklanmalıdır" diyerek dilekçeyi üçüncü maddeye uygun bulmadı ve reddetti.
İlk incelemenin yürütülmesi#
İlk inceleme sorunları dışında yargı yeri esası incelemekle görevlidir
Daire, idari yargı yerlerinin 14. maddede sayılan ilk inceleme sorunları ile davayı sonlandıran taraf işlemleri dışında, kural olarak “davanın esasını inceleyip sonuçlandırmakla görevlidirler” demiş; derdestlik, işlemin geri alınması gibi hâllerde de esasa girilmeden karar verilebildiğini eklemiştir.
İlk inceleme hususları maddedeki sırayla incelenir
Daire, dava dilekçelerinin 14. maddenin 3. fıkrasındaki hususlar yönünden “maddede sayılan sırayla incelenmesi gerektiği”ni; dilekçe bunlardan biri yönünden kanuna aykırıysa “bir sonraki sırada yer alan husus yönünden incelemeye geçilmeksizin 15. maddede öngörülen çerçevede bir karar verilmesi gerektiği”ni belirtmiştir.
Benzer yöndeki kararlar
Onanarak kesinleşen kısım yeniden temyiz konusu yapılamaz
Israr kararının bir kısmının daha önce onanarak kesinleştiği uyuşmazlıkta Kurul, bu aşamada "işin esasının incelenerek bir karar verilmesine de hukuken olanak bulunmadığı" sonucuna vararak, temyize konu kararda sonucu itibarıyla hukuka aykırılık bulunmadığına karar vermiştir.
Maddenin geneline ilişkin
İptal davasında aranan menfaatin meşru, kişisel ve güncel olması gerekir
Rehberlik ve psikolojik danışmanlık mezunlarının "Psikolojik Danışman" unvanını kullanamayacaklarına ilişkin Yükseköğretim Kurulu kararına karşı sendika tarafından açılan dava, Dairece ehliyet yönünden reddedilmişti. Kurul, birinci fıkranın (a) bendindeki menfaat ihlali koşulunu belirleyerek "Davacının subjektif dava açma ehliyetinin bulunduğunun kabulü için idari işlemin davacının meşru, kişisel ve güncel bir menfaatini ihlal etmesi gerekmektedir." gerekçesine yer vermiş; koşulun işlevini de "İptal davalarında, dava konusu işlemin davacının menfaatini ihlal ettiğinin saptanması davacının bu davada ehliyetinin (subjektif ehliyetinin) bulunduğu, dolayısıyla davanın esasının incelenmesine geçilebileceği sonucunu yaratmaktadır." Üyeleri arasında bu programın mezunları bulunan sendikanın "üyelerinin ortak menfaatlerini korumak amacıyla dava açabileceği" kabul edilerek Daire kararı bozulmuştur.
Tek dilekçe, asıl kuralın istisnasıdır
Kurul, hükmü "İdari işlemlere karşı ayrı ayrı dava açılması gerektiğine ilişkin asıl kurala istisna olarak getirilmiş olan" bir kural sayar. İşlemlerin "her birinin ayrı ayrı incelenmesi zorunluluğu bulunduğundan" dilekçenin reddi gerekirken işin esasına girilmesini bozma sebebi yapmıştır.
İptal davasının konusu kesin ve yürütülmesi zorunlu işlemdir
“2577 sayılı Kanun'un 2. maddesinde tanımlanan iptal davalarına, idarenin tek yanlı irade beyanıyla, kişilerin hukuksal durumlarında değişiklik meydana getiren etkili ve yürütülmesi zorunlu idari işlemler konu edilir.”
Dilekçe, yürütmenin durdurulması istemi karara bağlanmadan önce incelenir
Daire, "yürütmenin durdurulması istemi hakkında bir karar verilmeksizin dava dilekçesi öncelikle 2577 sayılı Kanun'un 14. maddesinin 3. fıkrasının (g) bendi uyarınca anılan Kanun'un 5. maddesine uygun olup olmadığı yönünden incelenerek" hüküm kurmuştur. Usul incelemesi, ivedi istemin önüne geçer.
Bir maddenin tamamı dava ediliyorsa her bendi için aykırılık gösterilmeli
Yönetmelik maddesinin tamamının iptali isteniyorsa o maddeyle değiştirilen bütün bentler yönünden hukuka aykırılık iddiasının ayrı ayrı ortaya konulması gerekir; aksi hâlde dilekçe maddeye uygun sayılmaz.
İstem, dilekçenin istem ve sonuç kısmında açıkça yazılmalı
Daire, talebin “istem ve sonuç kısmında açıkça belirtilmesi gerektiğinden, bu haliyle düzenlenen dava dilekçesinin 2577 sayılı Kanun'un 3. maddesine aykırı olduğu” sonucuna varmıştır.
Adli yargının görevli olduğu uyuşmazlıkta dava görevden reddedilir
Usta öğretici olarak görev yapan davacının görevine son verilmesine karşı açtığı davanın temyiz incelemesinde Daire, taraflar arasında özel hukuk kapsamında bir hizmet ilişkisi kurulduğunu belirterek, "2577 sayılı Kanun'un 15. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca davanın görev yönünden reddi gerekirken, işin esasına girilmek suretiyle" verilen karara karşı yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki kararda hukuki isabet bulunmadığına karar vermiştir.
İşlemin dava konusu edilebilirliği adına değil içeriğine bakılarak belirlenir
Kanun hükmünde kararnameyle kamu görevinden çıkarılan davacının, kamu dışındaki sektörlerde çalışmak istemiyle yaptığı başvurunun reddi üzerine açılan ve incelenmeksizin reddedilen davanın temyizinde Daire, idari işlemi “idarî makamların, kamu gücü kullanarak, idare işlevine ilişkin olarak tesis ettikleri, muhatapları yönünden çeşitli hak ve/veya yükümlülükler doğuran, muhataplarının hukukî durumlarında değişiklik yapan tek yanlı irade açıklamalarıdır” biçiminde tanımlamış; ölçütün biçimsel olmadığını “Bir işlemin iptal davasına konu edilebilir nitelikte kesin ve yürütülebilir bir işlem olup olmadığının, işlemin ismine veya idarenin isimlendirmesine bakılarak değil, işlemin içeriğine bakılarak belirlenmesi gerekmektedir” gerekçesiyle belirtmiştir. Başvurunun içeriği özel öğretim kurumlarında görevlendirilme talebi sayılmış, ret işleminin davacının hukuki durumu üzerinde doğrudan sonuç doğurduğu kabul edilmiştir.
Yetkisiz mahkeme davayı süre yönünden reddedemez
İhaleye ilişkin işleme karşı açılan ve süre aşımı nedeniyle reddedilen davanın temyiz incelemesinde Daire, ihaleyi gerçekleştiren merciin bulunduğu yer mahkemesinin yetkili olduğunu belirledikten sonra, "2577 sayılı Kanun'un 14. maddesi uyarınca dilekçelerin ilk inceleme hususları yönünden sırasıyla inceleneceği dikkate alındığında yetkisiz yargı yerince verilen davanın süre aşımı nedeniyle reddi yolundaki İdare Mahkemesi kararında usul kurallarına uygunluk bulunmamaktadır" gerekçesiyle kararın bozulmasına karar vermiştir.
Hangi işlemin iptalinin istendiğinde tereddüt varsa dilekçe reddedilir
Daire, “iptalinin istenilip istenilmediği hususunda tereddüt meydana gelmiş ve dava dilekçesinin 2577 sayılı Kanun'un 3. maddesine uygun olarak düzenlenmediği sonucuna varılmıştır” diyerek dilekçeyi reddetmiştir.
Aynı gerekçe yüz elli sekiz kararda; seçkideki en yerleşik küme.
İmzasız ya da kimin imzaladığı anlaşılamayan dilekçe reddedilir
Daire, “kimin tarafından imzalandığı anlaşılamayan dava dilekçesinin” maddeye uygun düzenlenmediğini belirterek reddine karar vermiştir.
Tüzel kişi davacı, dava açma yetkisini belgelemeli
Dernek adına açılan davada tüzük gibi kuruluş mevzuatının eksiksiz eklenmesi gerekir; eklenmemesi dilekçeyi maddeye aykırı kılar.
Hasmın tamamlanması ve ihbar da mahkemenin kendi görevidir
Sağlık hizmetinden doğan zararın tazmini istemiyle açılan davanın temyiz incelemesinde Daire, hastanenin dönem dönem bağlı olduğu idareleri saptayarak, yeniden yapılacak yargılamada ikinci idarenin de “hasım mevkine alınarak dosyanın tekemmül ettirilmesi gerekmektedir” sonucuna varmış; ayrıca uzman hekimlerin bilirkişi heyetine katılması ve “davanın res'en ilgililere ihbar edilmesi gerektiği” sonucuna ulaşmıştır.
Dilekçenin konu ve sonuç kısımları birbiriyle uyumlu olmalı
Daire, “dilekçenin belirtilen kısımları arasında uyumsuzluk bulunduğu” gerekçesiyle dilekçeyi maddeye aykırı saymıştır.
Aykırılığın yaptırımı davanın reddi değil, dilekçenin reddidir
Dilekçe 5. maddeye uygun değilse 15. maddenin birinci fıkrasının (d) bendi uyarınca, otuz gün içinde yeniden dava açılmak üzere reddedilir. Davacının hak arama imkânı bu sürede korunur.
Benzer yöndeki kararlar
Menfaat bağı için işlemle davacı arasında ciddi ve makul bir ilişki aranır
"İptal davasına konu olan işlemin davacının menfaatini ihlal ettiğinden söz edilebilmesi için, davacıyı etkilemesi, yani davacının kişisel menfaatini ihlal etmesi, işlem ile davacı arasında ciddi ve makul bir ilişkinin bulunması gerekmektedir." Oda seçimlerinde şirket adına oy kullanacak tek ortak ve müdürün de dava açma ehliyeti kabul edilmiştir.
Karar esasta ve gerekçede
Süre aşımı ilk incelemede davanın reddini gerektirir
Kurul, süre aşımı yönünden yapılan incelemede Kanuna aykırılık görülürse davanın reddine karar verileceğini, yedinci maddeyi on beşinci maddeyle birlikte okuyarak belirtmiştir.
Yükümlülüğü hatırlatan bilgilendirme yazısı dava konusu edilemez
Orman Kanunu'na muhalefet hâlinde yaptırım uygulanabileceğini bildiren yazının, "davacıya bilgi veren, hukuk aleminde değişiklik meydana getirecek mahiyette olmayan, bir başka deyişle idari davaya konu edilebilecek kesin ve yürütülmesi gereken zorunlu bir işlem olmadığı sonucuna varılmıştır."
Davacının unvanı dilekçede doğru yazılmalı
Baro adına açılan davada, dava tarihinde o unvana sahip bir baro bulunmadığı hâlde dilekçede eski unvanın kullanılması, maddeye aykırılık sayılmıştır.
Soruşturma tespitlerini içeren teftiş raporu idari davaya konu olmaz
Yurt dışından alınan lise diplomalarına ilişkin teftiş raporunda yalnızca soruşturma tespitlerine yer verildiği görülerek, "işlemin idari davaya konu edilebilecek nitelikte bir işlem olmadığı anlaşıldığından, idari yargı yerince incelenmesine hukuki olanak bulunmadığı sonucuna ulaşılmaktadır."
Hukuka aykırılık iddiaları gerekçesiyle ve tereddüde yer bırakmadan yazılmalı
İptali istenen kısımların gerekçeleriyle, tek tek ve tereddüde yer bırakmayacak şekilde gösterilmemesi dilekçeyi sakatlar.
Yenilenen dilekçede aynı yanlışlık sürerse dava reddedilir
Daire, dilekçe reddi üzerine verilen yeni dilekçede aynı yanlışlıkların yapılması hâlinde davanın reddedileceği kuralını hatırlatmıştır.
Eksik hasımla verilen karar bozulur, dosya tekemmül ettirilir
Daire, hasım mevkiine alınması gereken genel müdürlük de hasım yapıldıktan sonra dosya tekemmül ettirilerek karar verilmesi gerektiğini belirterek temyize konu kararda hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varmıştır.
Değişiklik yönetmeliğinde hangi düzenlemenin dava edildiği anlaşılmalı
Asıl yönetmelik ile onu değiştiren yönetmelikten hangisinin hangi hükmünün dava edildiği anlaşılamadığından dilekçe maddeye uygun görülmemiştir.
Dayanak belgeler yenilenen dilekçeyle birlikte sunulmalı
Dilekçede dayanılan belgelerin, davanın yenilenmesi hâlinde dosyaya ibrazı gerektiği belirtilmiştir.
Sözleşme de dava ediliyorsa hangi maddeleri olduğu yazılmalı
Genelge ekindeki kira sözleşmesi de dava edilecekse hangi maddelerinin hukuka aykırı olduğunun gerekçeleriyle ayrı ayrı yazılması istenmiştir.
İddiaların dayanağı mevzuat doğru gösterilmeli
İddiaların dayanağı olan mevzuatın doğru şekilde ifade edilmemesi, dilekçeyi maddeye aykırı kılar.
Dernek tüzüğü dilekçe ekinde bulunmalı
Dava dilekçesi ekine dernek tüzüğü eklenmeden açılan davada dilekçe maddeye uygun görülmemiştir.
Ekteki işaretlemeye atıf yetmez, madde ve kısım yazılmalı
Dilekçenin, ekteki cetvele yapılan işaretlemelere atıfla değil, Yönetmeliğin hangi madde ve kısımlarının iptalinin istendiği açıkça yazılarak düzenlenmesi gerekmiştir.
İstem, yargılamanın gerektirdiği açıklıkta netleştirilmeli
İstemin çerçevesi netleştirilmediğinden dilekçe bu yönüyle de maddeye uygun görülmemiştir.
İstem açık ve net ortaya konulmalı
İstemin açık ve net olarak ortaya konulmaması dilekçeyi maddeye aykırı kılmıştır.
Eksiklikler tamamlanmak üzere otuz gün verilir
Dilekçe maddeye uygun bulunmamış, eksiklikler tamamlanarak yeniden düzenlenmek üzere otuz gün içinde dava açılabileceği belirtilmiştir.
Hukuka aykırılık sebepleri dilekçede ileri sürülmeli
Hukuka aykırılık sebepleri gösterilmeden açılan davada dilekçe maddeye uygun bulunmamış, eksiklikler giderilerek yeniden dava açılması gerekmiştir.
İşlemin tarih ve sayısı yazılmalı, örneği eklenmeli
İptali istenen işlemin tarih ve sayısı yazılarak konu ve sonuç kısımlarının birbiriyle uyumlu hâle getirilmesi, işlemin bir örneğinin eklenmesi istenmiştir.
Merci tecavüzü varken esasa girilmesi bozma sebebidir
İtirazen şikâyet başvurusu yapılmadan açılan davada Daire, merci tecavüzü bulunduğunu belirterek dilekçenin ilgili kuruma tevdii gerektiğini saptamış ve "Mahkeme tarafından davanın esası incelenerek verilen kararda usûl hükümlerine uygunluk bulunmamaktadır" gerekçesiyle kararın bozulmasına karar vermiştir.
Konu, açıklamalar ve sonuç kısımları birbiriyle tutarlı olmalı
Yönetmeliğin belirli hükümlerinin iptali isteniyorsa bu hükümlerin konu, açıklamalar ve sonuç kısımlarında, üçü birbiriyle tutarlı olacak biçimde açıkça yazılması gerekir.
İlk inceleme, üçüncü madde yönünden de yapılır
Dilekçeler üçüncü maddeye uygunluk yönünden de incelenir; aykırılık görülürse otuz gün içinde yeniden düzenlenmek üzere reddedilir.
Dilekçe reddi kararında yenilemenin sonucu da duyurulur
Dilekçe otuz gün içinde yeniden dava açılmak üzere reddedilmiş, yeniden verilen dilekçede aynı yanlışlıklar yapılırsa davanın reddedileceği davacıya duyurulmuştur.
Değişiklik geçmişi
| Tarih | Değişim | Yürürlük | Ne oldu |
|---|---|---|---|
| 6/1/1982 | 2577 sayılı Kanun | 20/1/1982 | Maddenin ilk hâli |
| 5/4/1990 | 3622 sayılı Kanun | 10/4/1990 | Değişik. Dilekçelerin hâkim havalesiyle de kabulüne imkân tanınmış, ilk inceleme konuları arasına işlemin kesin ve yürütülmesi gereken bir işlem olup olmadığı eklenmiş ve ilk incelemenin on beş gün içinde karara bağlanması öngörülmüştür. |
| 2/7/2012 | 6352 sayılı Kanun | 5/7/2012 | Değişik. Dilekçelerin kaydı ve havalesi, mahkemelerde kurulacak evrak bürolarına bırakılmıştır. |
Tarih sütunu kanunlarda kabul, Anayasa Mahkemesi kararlarında karar tarihidir; yürürlük ise hükmün uygulanmaya başladığı tarihtir. Kanun metnindeki değişiklik şerhleri ile mevzuat.gov.tr metninin sayfa altı dipnotlarından ve yürürlük tarihleri tablosundan derlenmiştir.
İlk inceleme üzerine verilecek karar
1. (Değişik: 5/4/1990-3622/6 md.) Danıştay veya idare ve vergi mahkemelerince yukarıdaki maddenin 3 üncü fıkrasında yazılı hususlarda kanuna aykırılık görülürse, 14 üncü maddenin;
a) 3/a bendine göre adli (…) yargının görevli olduğu konularda açılan davaların reddine; idari yargının görevli olduğu konularda ise görevli veya yetkili olmayan mahkemeye açılan davanın görev veya yetki yönünden reddedilerek dava dosyasının görevli veya yetkili mahkemeye gönderilmesine,
b) 3/c, 3/d ve 3/e bentlerinde yazılı hallerde davanın reddine,
c) 3/f bendine göre, davanın hasım gösterilmeden veya yanlış hasım gösterilerek açılması halinde, dava dilekçesinin tespit edilecek gerçek hasma tebliğine,
d) 3/g bendinde yazılı halde otuzgün içinde 3 ve 5 inci maddelere uygun şekilde yeniden düzenlenmek veya noksanları tamamlanmak yahut (c) bendinde yazılı hallerde, ehliyetli olan şahsın avukat olmayan vekili tarafından dava açılmış ise otuzgün içinde bizzat veya bir avukat vasıtasıyla dava açılmak üzere dilekçelerin reddine,
e) 3/b bendinde yazılı halde dilekçelerin görevli idare merciine tevdiine,
Karar verilir.
2. Dilekçelerin görevli mercie tevdii halinde, Danıştaya veya ilgili mahkemeye başvurma tarihi, merciine başvurma tarihi olarak kabul edilir.
3. Dilekçelerin 3 ncü maddeye uygun olmamaları dolayısıyla reddi halinde yeni dilekçeler için ayrıca harç alınmaz.
4. (Değişik: 10/6/1994-4001/7 md.) İlk inceleme üzerine Danıştay veya mahkemelerce verilen; bu maddenin 1/a bendinde belirtilen idari yargının görevli olduğu konularda davanın görev ve yetki yönünden reddine ilişkin kararlarla, 1/c bendinde yazılı gerçek hasma tebliğ ve 1/d bendindeki dilekçe red kararları dışında, ilgisine göre istinaf ya da temyiz yoluna başvurulabilir.
5. (Ek: 5/4/1990-3622/6 md.) 1 inci fıkranın (d) bendine göre dilekçenin reddedilmesi üzerine, yeniden verilen dilekçelerde aynı yanlışlıklar yapıldığı takdirde dava reddedilir.
Madde gerekçesi
Kanunun kabulü (6/1/1982)
Tasarıdaki karşılığı: 14'üncü madde.
Tasarının 14 üncü maddesinin 1 inci fıkrası ile aynı fıkranın (c) ve (e) bentlerinde gerekli görülen düzeltmeler yapılmış, madde içindeki 2 ve 4 üncü maddelere yapılan atıflar 3 ve 5 inci maddeler şeklinde değiştirilmiştir.
Adalet Komisyonunun tasarı metninde yaptığı değişiklikler:
Hasım gösterilmemesi
Tasarı“3/d bendinde yazılı halde, dava dilekçesinin gerçek hasma tebliğ edilmesine,”
Komisyon“3/d bendine göre davanın hasım gösterilmeden veya yanlış hasım gösterilerek açılması halinde, dava dilekçesinin tespit edilecek gerçek hasma tebliğine,”
“Dilekçenin reddine dair kararlarda aynı hatanın tekrarı halinde davanın reddini öngören 521 sayılı Kanunun 75 inci maddesinin son fıkrasındaki esas benimsenmemiş ve yeni kanuna alınmamıştır.”
“Dilekçenin şekil şartlarına uymaması yüzünden reddi halinde, Danıştayda karar düzeltmesine konu yapılamayacağı esası kabul edilmiştir.”
Millî Güvenlik Konseyi S. Sayısı 312 (1/254) · tarama
Tasarı ve Komisyon metinleri S. Sayısı 312'nin taranmış nüshasından aktarılmıştır; taramanın satır sonlarında düşürdüğü harfler tamamlanmış, dönemin yazımı korunmuştur.
3622 sayılı Kanunla yapılan değişiklik (5/4/1990)
Ondördüncü maddedeki değişikliğe koşut olarak yeniden düzenlenmiş; aynı yanlışlıkların yinelenmesi hâlinde davanın reddi imkânı getirilmiştir.
Kanunun 6 ncı maddesine ilişkin gerekçe şöyledir:
“Kanunun 14 üncü maddesinde yapılan değişikliğe paralel olarak 15 inci madde değiştirilmiş ve eklenen 5 inci fıkra ile de 1 inci fıkranın (d) bendine göre dilekçenin reddedilmesi üzerine, yeniden verilen dilekçelerde aynı yanlışlıklar yapıldığı takdirde davanın reddedilmesi imkânı sağlanmış ve hasım gösterilmeden veya yanlış hasım gösterilerek dava açılması halinde dava dilekçesinin gerçek hasma tebliğine ilişkin kararlara karşı da temyiz ve itiraz yoluna başvurulamayacağı belirtilmiştir.”
TBMM S. Sayısı 120 (1/415) — Hükümet tasarısı ve Adalet Komisyonu raporu · tarama · TBMM Tutanak Dergisi, Dönem 18, Cilt 43, 99 uncu Birleşim, 5 Nisan 1990 · tarama · Tasarı 1/415, Bakanlar Kurulu 27/2/1988; Adalet Komisyonu raporu ve 120’ye 1 inci Ek. Kanun 5/4/1990 tarihinde kabul edilmiştir.
4001 sayılı Kanunla yapılan değişiklik (10/6/1994)
İlk inceleme üzerine verilen görev ve yetki yönünden ret kararlarına karşı kanun yolu yeniden düzenlenmiştir.
Tasarının 6 ncı, kanunlaşan metnin 7 nci maddesine ilişkin gerekçe şöyledir:
“Kanunun 15 inci maddesinin 4 üncü fıkrasında, ilk inceleme üzerine verilip de temyiz ve itiraz edilemeyecek kararlar sayılmıştır. Bu kararlar arasına, 15 inci maddenin 1/a bendinde belirtilen idarî yargının görevli olduğu konularda verilen davanın görev ve yetki yönünden redde ilişkin kararlar da alınmaktadır. Bu suretle, ilk inceleme aşamasında, idarî yargının görevli olduğu konularda verilen davanın görev ve yetki yönünden red kararlarına karşı temyiz yolu kapatılarak, bu aşamadaki görev ve yetki yönünden red kararları ile dosyanın tekemmülünden sonra verilen görev ve yetki yönünden red kararlarının temyizi üzerine çıkan farklı uygulamaların ortadan kaldırılması ve temyizden beklenen hedefe daha sağlıklı ulaşılması amaçlanmıştır.”
TBMM Tutanak Dergisi, Dönem 19, Cilt 62, 115 inci Birleşim, 10 Haziran 1994 (S. Sayısı 409 ve 409'a 1 inci Ek tutanağa eklidir) · tarama · Hükümet tasarısı 1/637, kanun teklifi 2/908; Adalet Komisyonu raporu 22/12/1993, ek raporu 24/2/1994. Kanun 10/6/1994 tarihinde kabul edilmiştir.
6545 sayılı Kanunla yapılan değişiklik (18/6/2014)
Dördüncü fıkradaki kanun yolu ibareleri, itiraz yolunun kaldırılıp istinaf yolunun getirilmesine uyum sağlamak üzere değiştirilmiştir. Bu madde tasarıda yoktu; Adalet Komisyonunda eklenmiştir.
Kanunun 15 inci maddesine ilişkin gerekçe şöyledir:
“Tasarıyla, 2577 sayılı Kanunda yapılan düzenlemelerle itiraz kanun yolu kaldırılarak istinaf kanun yolu getirildiğinden yapılan değişikliklere uyum kapsamında bu maddede de değişiklik yapılmaktadır.”
TBMM S. Sayısı 592 (Dönem 24, Yasama Yılı 4) — Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu · tarama · Kanun 18/6/2014 tarihinde kabul edilmiştir. İstinafa ilişkin hükümler, bölge idare mahkemelerinin Resmî Gazetede ilan edilen göreve başlama tarihinden (20/7/2016) itibaren uygulanmaya başlamıştır.
Kararlar
15/1-a Görev ve yetki yönünden ret#
Zorunlu başvuru yolu tüketilmeden açılan dava merciine tevdi edilir
İhalede şikâyet ve itirazen şikâyet yolları tüketilmeden açılan davada Daire, kanunun bir başvuru yolunu zorunlu kıldığı hâllerde “idari yargı yerlerinde doğrudan dava açılması halinde, davanın esası incelenemez ve 2577 sayılı Kanun'un 15. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca dosyanın görevli idari merciine tevdiine karar verilmesi gerekmektedir” gerekçesiyle karar vermiştir.
Adli yargının görevli olduğu uyuşmazlıkta dava görevden reddedilir
Usta öğretici olarak görev yapan davacının görevine son verilmesine karşı açtığı davanın temyiz incelemesinde Daire, taraflar arasında özel hukuk kapsamında bir hizmet ilişkisi kurulduğunu belirterek, "2577 sayılı Kanun'un 15. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca davanın görev yönünden reddi gerekirken, işin esasına girilmek suretiyle" verilen karara karşı yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki kararda hukuki isabet bulunmadığına karar vermiştir.
Benzer yöndeki kararlar
Merci tecavüzü varken esasa girilmesi bozma sebebidir
İtirazen şikâyet başvurusu yapılmadan açılan davada Daire, merci tecavüzü bulunduğunu belirterek dilekçenin ilgili kuruma tevdii gerektiğini saptamış ve "Mahkeme tarafından davanın esası incelenerek verilen kararda usûl hükümlerine uygunluk bulunmamaktadır" gerekçesiyle kararın bozulmasına karar vermiştir.
15/1-b Süre aşımı#
Süresinden sonra açılan dava esastan incelenemez
Ödeme emrine karşı on beş günlük süre geçirildikten sonra açılan davanın temyiz incelemesinde Daire, davanın esasının incelenmesine olanak bulunmadığını belirterek, "2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 15. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi hükmü uyarınca davanın süre aşımı yönünden reddedilmesi gerekirken" verilen karara yönelik temyize konu kararın bozulmasına karar vermiştir.
Benzer yöndeki kararlar
Adli tatile denk gelen sürenin sonrasında açılan dava süreden reddedilir
Sürenin son gününün adli tatile denk geldiği uyuşmazlıkta Daire, davanın süresinde açılmadığını belirterek, "2577 sayılı Kanun'un 15. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi uyarınca süre aşımı yönünden reddi gerekirken uyuşmazlığın esasının incelenmesi suretiyle verilen karara yöneltilen istinaf başvurularının reddi yolundaki kararda hukuka uygunluk görülmemiştir" gerekçesiyle karar vermiştir.
15/1-c Ehliyet ve husumet#
İlk inceleme her davacı yönünden ayrı ayrı yapılır
Birden fazla kişinin aynı dilekçeyle açtığı davada dava açma ehliyetinin tespiti için dilekçenin reddedilmesi üzerine yapılan temyiz incelemesinde Kurul, "birden fazla şahsın aynı dilekçe ile açtığı davalarda ilk inceleme hususlarının her bir davacı yönünden ayrı ayrı değerlendirilmesi konusunda 2577 sayılı Kanun'da bir engel bulunmamaktadır" gerekçesiyle, usul hükümlerinin aşırı katı ve şekilci yorumlanması suretiyle verilen kararın bozulmasına oyçokluğuyla karar vermiştir.
Benzer yöndeki kararlar
Husumet düzeltmesi ilk incelemede yapılır, karar düzelterek onanır
Yanlış hasım gösterilerek açılan davanın temyiz incelemesinde Daire, 15. maddenin birinci fıkrasının (c) bendi uyarınca “davalılardan Tekirdağ Büyükşehir Belediye Başkanlığı hasım mevkiinden çıkarılarak” işi görüşmüş ve alt derece kararlarındaki vekâlet ücreti ile yargılama gideri hükümlerini düzelterek onamıştır.
15/1-d Dilekçenin reddi#
Aynı dilekçeyle dava açılabilirliği mahkemeye erişim hakkıyla birlikte incelenir
Aynı dilekçeyle açılan davada Kurul, bu hususun “davacıların iddiaları ile mahkemeye erişim hakkına yönelik Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararları göz önünde bulundurularak incelenmelidir” gerekçesiyle, usul kurallarının “yargılamanın hakkaniyetine zarar getirecek ölçüde katı şekilcilikten” ve kanunla öngörülmüş şartları ortadan kaldıracak ölçüde esneklikten eşit uzaklıkta uygulanması gerektiğine karar vermiştir.
Dilekçe reddi yerine ara kararla istem açıklığa kavuşturulmalıdır
İptali istenen işlemin tarih ve sayısının gösterilmemesi nedeniyle dilekçenin reddedildiği davada Daire, bunu mahkemeye erişim hakkını ortadan kaldıracak biçimde usul kurallarının katı uygulanması sayarak, “davacının iptalini istediğini açıkça ortaya koyduğu ihale işleminin esası hakkında değerlendirme yapılabilmesi için resen inceleme yetkisi kapsamında gerek görülmesi halinde ilk incelemeye esas ara kararı ile istem açıklığa kavuşturularak” karar verilmesi gerektiğine hükmetmiştir.
Dava konusu işlem tereddüde yer bırakmayacak biçimde gösterilmelidir
İmar planı değişikliğinin dayanağı olduğu ileri sürülen işlemlerin iptali istemiyle açılan davada Daire, dayanak işlemlerin hangileri olduğunun, tarih ve sayısının açıkça belirtilmesi gerektiğini belirterek, "2577 sayılı Kanunun 3. maddesine uygun olmayan dava dilekçesinin aynı Kanunun 15. maddesinin 1/d bendi gereğince" reddine karar vermiştir.
Muğlak ve tarihi belirsiz istemler tek dilekçede toplanamaz
Dilekçede bir rehberin ve ona dayanan bütün işlemlerin iptali gibi "muğlak, tarih ve sayısı belli olmayan istemlere yer verildiği" görülmüş; yenilenen dilekçede aynı yanlışlık sürdüğü için dava reddedilmiştir.
Maddi veya hukuki bağlılık varsa dilekçe ret sebebi doğmaz
Yenilenen dilekçede aynı yanlışlıkların tekrarlandığı gerekçesiyle reddedilen davanın temyiz incelemesinde Daire, "işlemler arasında 2577 sayılı Kanun'un 5/1. maddesinde öngörülen anlamda maddi veya hukuki bağlılık bulunması nedeniyle dilekçe ret sebebi oluşturmayacağı, aynı yanlışlığın yapıldığından bahisle davanın reddedilmesinin, Anayasa'nın 36. maddesinde yer alan hak arama ve mahkemeye erişim hakları bakımından aykırılık oluşturacağı" gerekçesiyle esasa girilmesi gerektiğine karar vermiştir.
15/5 Aynı yanlışlığın tekrarı#
Dilekçe ret usulü davacının talebini daraltmanın aracı değildir
Disiplin cezası ile dayanağı yönetmeliğe karşı aynı dilekçeyle açılan, dilekçesi iki kez reddedildikten sonra 15. maddenin beşinci fıkrası uyarınca reddedilen davanın temyiz incelemesinde Kurul, dilekçe ret yaptırımının sınırını hükmün kendi amacıyla belirleyerek, "düzenleyici işlemlerin davacının ileri sürmüş olduğu hukuka aykırılık sebepleri ve uygulama işlemine konu hususlar doğrultusunda hukuki denetiminin yapılabileceği dikkate alındığında, davacının talebinin dilekçe ret usulü ile sınırlanmasının 2577 sayılı Kanun'un 15. maddesinin 5. fıkrasında hüküm altına alınan amaç ile uyumlu olmayacağı gibi hakkaniyete de uygun düşmeyeceği sonucuna varılmıştır." gerekçesiyle, "işin esası hakkında karar verilmesi gerekirken dava dilekçesinde ikinci kez aynı yanlışlıklar yapıldığı gerekçesiyle verilen davanın reddine ilişkin temyize konu kararda hukuki isabet bulunmamaktadır." sonucuna varmıştır.
Dilekçenin verilebileceği yerler kanunda tahdidî olarak sayılmıştır
Dava dilekçesinin Posta ve Telgraf Teşkilatı aracılığıyla gönderildiği ve davanın süre aşımından reddedildiği uyuşmazlıkta Kurul, maddedeki sayımın örnekleyici değil sınırlayıcı olduğunu, kanun koyucunun anılan teşkilata maddede yer vermediğini gözeterek, "dava dilekçesinin, davacı tarafından bizzat veya usulüne uygun düzenlenmiş bir vekaletnameye dayanarak tayin edeceği vekili (avukat) tarafından Kanun'da tahdidi olarak sayılan yerlere verilmesi gerektiği açıktır." gerekçesine yer vermiş; sayımın geniş tutulmasının amacını da "Anılan maddede dilekçenin verilebileceği yerler olarak belirtilen yargı yerleri ve makamların kişinin dava açma hakkını engellemeyecek şekilde geniş tutulduğu görülmekle birlikte, bu düzenlemedeki asıl amacın, kişilerin gıyabında haberleri olmadan açılacak davaların ya da olumsuz sonuçlara yol açabilecek ihtilafların önlenmesi, bu konuda güvenliklerinin sağlanması olduğu anlaşılmaktadır." saptamasıyla ortaya koymuştur.
Benzer yöndeki kararlar
Dilekçe ret usulü davacının talebini sınırlandıramaz
Yenilenen dilekçede aynı yanlışlıkların yapıldığı gerekçesiyle reddedilen davanın temyiz incelemesinde Kurul, "davacının talebinin dilekçe ret usulü ile sınırlanmasının 2577 sayılı Kanun'un 15. maddesinin 5. fıkrasında hüküm altına alınan amaç ile uyumlu olmayacağı gibi hakkaniyete de uygun düşmeyeceği" gerekçesiyle kararın bozulmasına karar vermiştir.
Yenilenen dilekçede menfaat bağı yine kurulmamışsa dava reddedilir
Düzenleyici işlemin iptali istemiyle açılan davada Daire, yenilenen dilekçede "menfaat bağı kurulmak suretiyle hangi kısımlarının iptalinin istenildiğinin tereddüte yer vermeyecek şekilde açık ve net olarak ortaya konulmadığı, aynı yanlışlıkların yapıldığı" saptamasıyla, 15. maddenin beşinci fıkrası uyarınca davanın reddine karar vermiştir.
İlk incelemenin yürütülmesi#
Edim yükleyen ve yaptırım öngören işlem kesin ve yürütülebilirdir
İşlemleri kesin ve yürütülebilir saymayarak davayı reddeden karara karşı yapılan temyiz incelemesinde Daire, “söz konusu işlemlerin davacının hukuki durumunda etki ve sonuç doğuran, idari davaya konu olabilecek kesin ve yürütülmesi gerekli işlemler olduğu” gerekçesiyle kararın bozulmasına karar vermiştir.
Benzer yöndeki kararlar
Aynı yönde: usuli eksiklik bozma sebebidir
Kurul, aynı usuli eksiklik nedeniyle temyize konu Daire kararında usul ve hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varmıştır.
Maddenin geneline ilişkin
Yenilenen dilekçede aynı yanlışlık yoksa dava esastan incelenir
Yönetmeliğe karşı açılan, dilekçesi reddedildikten sonra yenilenen dilekçede de aynı yanlışlıkların yapıldığı gerekçesiyle reddedilen davanın temyiz incelemesinde Kurul, yenilenen dilekçeyi ilk dilekçeyle karşılaştırarak eksikliğin giderildiğini saptamış ve 3. maddeye aykırılık bulunmadığını kabul ederek, "Bu itibarla, işin esası hakkında karar verilmesi gerekirken dava dilekçesinde aynı yanlışlıklar yapıldığı gerekçesiyle verilen davanın reddine ilişkin temyize konu kararda hukuki isabet görülmemiştir." gerekçesiyle kararın bozulmasına karar vermiştir.
İş sözleşmesinin feshi iş mahkemesinin görevinde
Kurul, taraflar arasındaki ilişkiyi İş Kanunu'na tabi hizmet sözleşmesi saymıştır. Fesih, “idarenin yetkili organı tarafından işveren sıfatıyla tesis edilmiş bir özel hukuk işlemi olduğu açıktır” denilerek uyuşmazlık iş mahkemelerine bırakılmıştır.
Hasım, düzenlemeyi yürütmekle görevli makamdır
Yönetmeliğin yürütme maddesi görevi Cumhurbaşkanlığına vermişti. Kurul, "Dava konusu Yönetmelik'in yürütülmesi görevi Cumhurbaşkanlığına verildiğinden, uyuşmazlıkta Cumhurbaşkanlığının hasım mevkiinde bulunması gerektiği anlaşılmaktadır." dedi ve "yalnızca Adalet Bakanlığı husumetiyle karar verilmesinde usul ve yasaya uyarlık bulunmadığından" daire kararını bozdu.
Birden çok usul meselesinde azınlıkta kalmak da aynı sonucu doğurur
İki üye hem ehliyet hem de aynı dilekçeyle dava açılamayacağı yönünde azınlıkta kalmış, işin esası hakkında oy kullanmamıştı. Kurul, “15. maddesinde sayılan nedenlere ilişkin iki meselede azınlıkta kalmalarına rağmen, 2577 sayılı Kanun'un 22. maddesindeki kurala aykırı bir şekilde, işin esası hakkında oylarını kullanmadıkları” gerekçesiyle Daire kararını bozmuştur.
Usul meselesinde azınlıkta kalan üye esas hakkında da oy kullanmalıdır
Daire üyelerinden ikisi, 15. maddede sayılan bir sebeple davanın reddi gerektiği oyunu kullanmış, ancak işin esası hakkında oy kullanmamıştı. Kurul, bu üyelerin “işin esası hakkında oylarını kullanmadıkları ve işin esasının heyete katılan diğer üç Daire üyesinin aynı yöndeki oylarıyla karara bağlandığı anlaşılmaktadır” saptamasıyla, kararda usul ve hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varmıştır.
Ayrı ayrı sözleşme imzalayan şirketler müşterek dilekçeyle dava açamaz
Kurul, uyuşmazlığın temelindeki sözleşmelerin ayrı ayrı imzalandığını, "davacı şirketlerin birlikte imzaladıkları bir sözleşmenin bulunmaması" karşısında ikinci fıkranın aradığı iştirakin doğmadığını belirtmiştir.
Tek dilekçe, asıl kuralın istisnasıdır
Kurul, hükmü "İdari işlemlere karşı ayrı ayrı dava açılması gerektiğine ilişkin asıl kurala istisna olarak getirilmiş olan" bir kural sayar. İşlemlerin "her birinin ayrı ayrı incelenmesi zorunluluğu bulunduğundan" dilekçenin reddi gerekirken işin esasına girilmesini bozma sebebi yapmıştır.
Bir maddenin tamamı dava ediliyorsa her bendi için aykırılık gösterilmeli
Yönetmelik maddesinin tamamının iptali isteniyorsa o maddeyle değiştirilen bütün bentler yönünden hukuka aykırılık iddiasının ayrı ayrı ortaya konulması gerekir; aksi hâlde dilekçe maddeye uygun sayılmaz.
Ölçüt: işlemlerin sebep unsuru ve denetiminin ayrı olup olmadığı
Daire, “her bir davacı yönünden tesis edildiği ileri sürülen işlemlerin sebep unsurunun farklı olduğu ve yargısal denetiminin ayrı ayrı yapılacağı” gerekçesiyle müşterek dilekçeyi kabul etmemiştir.
İstem, dilekçenin istem ve sonuç kısmında açıkça yazılmalı
Daire, talebin “istem ve sonuç kısmında açıkça belirtilmesi gerektiğinden, bu haliyle düzenlenen dava dilekçesinin 2577 sayılı Kanun'un 3. maddesine aykırı olduğu” sonucuna varmıştır.
Farklı yargı kollarına giren işlemler tek dilekçeye konulamaz
Genelge maddelerinin iptali Danıştayın görevinde olsa da, “iptal istemine konu uygulama işlemleri adli yargı yerlerinin görevinde olduğundan” istemler aynı dilekçede birleştirilemez.
Her madde için menfaat ilgisi ayrı gösterilir
Çok maddeli bir yönetmeliğin tümünün iptali istemiyle açılan davada Daire, istemin nasıl kurulması gerektiğini yargılamanın işleyişinden çıkararak, "Birçok maddeden oluşan bir düzenleyici işlemin tümünün, yetki veya şekil yönünden hukuka aykırılık sebebiyle iptalinin istenebilmesi mümkün ise de, yargı yerince, dava konusu düzenlemeyi yapan idarenin yetkili bulunması ve işlemde şekil yönünden hukuka aykırılık görülmemesi halinde, tek tek maddelerin incelenmesine geçileceğinden, incelenecek her maddeye veya düzenlemeye yönelik olarak menfaat ilgisinin ve hukuka aykırılık sebeplerinin davacı tarafından gösterilmiş olması gerekmektedir." gerekçesine yer vermiştir. Yetki ve şekil iddiası düzenlemenin bütününe yöneltilebilirken, konu, sebep ve maksat denetimi madde madde yürüdüğünden dilekçenin de madde madde kurulması gerekmektedir.
Hangi işlemin iptalinin istendiğinde tereddüt varsa dilekçe reddedilir
Daire, “iptalinin istenilip istenilmediği hususunda tereddüt meydana gelmiş ve dava dilekçesinin 2577 sayılı Kanun'un 3. maddesine uygun olarak düzenlenmediği sonucuna varılmıştır” diyerek dilekçeyi reddetmiştir.
Aynı gerekçe yüz elli sekiz kararda; seçkideki en yerleşik küme.
Dilekçe reddi gerekirken esasa girilmesi bozma sebebidir
Kimin için ne kadar manevi tazminat istendiği netleştirilmeden esasa girilmesi hukuka uygun bulunmamış, istinaf başvurusunun reddi kararı bozulmuştur.
İmzasız ya da kimin imzaladığı anlaşılamayan dilekçe reddedilir
Daire, “kimin tarafından imzalandığı anlaşılamayan dava dilekçesinin” maddeye uygun düzenlenmediğini belirterek reddine karar vermiştir.
Dernekler ancak menfaat bağı kurulan her il yönünden birlikte dava açabilir
Daire, “müşterek dilekçeyle açılan davanın 2577 sayılı Kanunun 5. maddesine aykırı olduğu” sonucuna varmış; derneklerin ortak amacı ve menfaat ilişkisi kurulabilen her il yönünden ayrı ayrı dava açması gerektiğini belirtmiştir.
Fotokopi imza taşıyan dilekçe dava açma iradesini ortaya koymaz
Dilekçenin imza kısmının fotokopi olduğu davada Daire, birinci fıkradaki imza şartını dava açma iradesinin belgesi olarak değerlendirerek, "dava dilekçesinin imza kısmının fotokopi olduğu, ıslak imzalı dilekçenin gönderilmediği, fotokopi nüshanın ise davacının dava açma iradesini ortaya koyan bir dilekçe olarak kabulüne olarak bulunmadığı sonucuna varılmaktadır." saptamasıyla, "dava dilekçesinin 2577 sayılı Kanun'un 3. maddesine uygun bulunmadığı sonucuna ulaşılmaktadır." gerekçesine yer vermiştir.
Tüzel kişi davacı, dava açma yetkisini belgelemeli
Dernek adına açılan davada tüzük gibi kuruluş mevzuatının eksiksiz eklenmesi gerekir; eklenmemesi dilekçeyi maddeye aykırı kılar.
Küçük adına açılan davada velayet bağı dilekçede gösterilmeli
Daire, “doğrudan anne ve baba tarafından velayet bağı belirtilmeksizin açılan davanın 2577 sayılı Kanunun 3. maddesine uygun bulunmadığı” sonucuna varmış; çocuk on sekiz yaşını dolduracaksa yenilenen dilekçeyi kendisinin ya da vekilinin vermesi gerektiğini de belirtmiştir.
Sözleşmenin uygulanması aşaması adlî yargıda
Daire sınırı sözleşmenin imzalandığı ana koyar: o ana kadarki işlemlerde idari yargı, sonrasında “sözleşmenin uygulanması aşamasında, idarenin sözleşmenin tarafı olarak hareket ederek yaptığı iş ve işlemler bakımından” adlî yargı görevlidir. Fesihten doğan tazminat davası bu ikinci kümededir.
Ortak muris için ayrı ayrı başvuran davacılar ayrı dava açar
Komisyona ortak muris yönünden ayrı ayrı başvuran davacıların istemleri, her biri kendi başvurusundan doğduğu için tek dilekçede birleştirilememiştir.
İştirak yoksa müşterek dilekçeyle açılan dava reddedilir
Daire, “davaya yol açan maddi olay veya hukuki sebeplerin aynı olması şartı yanında, müşterek dilekçe ile dava açılabilmesi için davacıların hak ve menfaatlerinde de birliktelik bulunması gerekmekte olup” diyerek, iştirak bulunmayan davayı 5. maddeye uygun görmemiştir.
Dilekçenin konu ve sonuç kısımları birbiriyle uyumlu olmalı
Daire, “dilekçenin belirtilen kısımları arasında uyumsuzluk bulunduğu” gerekçesiyle dilekçeyi maddeye aykırı saymıştır.
Kararın uygulanmamasından doğan dava denetimi yapan mahkemede görülür
Bölge idare mahkemesi kararının uygulanmadığından bahisle açılan tazminat davasında Daire, davanın "2577 sayılı Kanun'un 28. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, Devlet memurluğundan çıkarma cezasının yargısal denetimini yapan Van İdare Mahkemesinde görülüp çözümlenmesi gerekmektedir" gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiştir.
İtirazen şikâyet tüketilmeden açılan davada merci tecavüzü vardır
Daire, "kamu ihale mevzuatı uyarınca Kamu İhale Kurumuna itirazen şikâyet başvurusu yapılmadan açılan davada idari merci tecavüzü bulunduğundan, 2577 sayılı Kanun'un 15. maddesi uyarınca dava dilekçesinin Kamu İhale Kurumuna tevdii gerekmektedir." dedi. Esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına hükmeden mahkeme kararında "usul hükümlerine uygunluk bulunmamaktadır".
Taahhüt ve kefalet senedinden doğan borç adli yargıda görülür
Üniversite ile araştırma görevlisi arasındaki senede dayanılarak borç çıkarılmıştı. Daire, "taahhüt ve kefalet senedinin özel hukuk alanında tesis edilmiş bir sözleşme olması nedeniyle, davacı tarafından imzalanan taahhüt ve kefalet senedinden kaynaklanan borçlandırma işleminin iptali istemine ilişkin uyuşmazlığın görüm ve çözümü adli yargı yerlerine ait bulunmaktadır" dedi; "görev yönünden davanın reddine karar verilmesi gerekmekte iken, davanın esasına girilerek verilen İdare Mahkemesi kararında hukuka uyarlık bulunmamaktadır".
İdari işlem niteliğinde yargı kararı istenemez
Daire, istemin “idari işlem niteliğinde yargı kararı verilmesine yönelik olduğu ve 2577 sayılı Kanunun 2. maddesine aykırı olduğu gibi aynı maddede yer alan idari dava türlerinden hiçbirisine de girmediği” sonucuna varmıştır.
Davalı idare gösterilmeli; kanun hükmünün iptali istenemez
Dava konusunun tereddüde yer bırakmayacak şekilde ortaya konulmadığı ve davalı idarenin gösterilmediği saptanmış; yenilenecek dilekçede idari yargı yetkisi dışındaki kanun hükümlerinin iptalinin istenmemesi gerektiği belirtilmiştir.
Danıştayın ilk derece görevine girmeyen dava görev yönünden reddedilir
Daire, davanın "2575 sayılı Kanun'un 24. maddesi kapsamında ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda görülecek davalardan olmadığı" saptamasını yapmıştır. 15. maddenin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca davanın görev yönünden reddine ve dosyanın 20/C maddesine göre yetkili idare mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.
Kayyım işlemlerinden doğan uyuşmazlık adlî yargıda
Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun kayyım sıfatıyla tesis ettiği işlemler dava konusu edilmişti. Daire, “kayyım işlemlerinin idare hukuku ilkelerine göre değil ticaret hukuku ilkelerine göre tesis edildiği” saptamasıyla uyuşmazlığı adlî yargıya bırakmıştır.
Süre aşımı varken esasa girilmesi bozma sebebidir
Daire, süre aşımı bulunan davada işin esasının incelenmesini hukuka uygun bulmamış, istinaf başvurusunun reddine ilişkin kararı bozmuştur.
Asliye hukuk hâkimliği kendisine verilen dilekçeyi kayda almakla yükümlüdür
Asliye hukuk mahkemesinin dilekçeyi kabul etmemesi nedeniyle davanın süresinde açılmamış sayıldığı uyuşmazlıkta Daire, 4. ve 6. maddelerden çıkan usulü belirleyerek, "dava dilekçesi ve eklerinin, Danıştay veya ait olduğu mahkeme başkanlıkları dışında 2577 sayılı Kanun'da dilekçelerin verilebileceği yerlerden biri olarak sayılan asliye hukuk hakimliklerine verilmesi durumunda, harç ve posta ücretleri alındıktan ve deftere kaydı yapıldıktan sonra en geç üç gün içinde Danıştay'a veya ait olduğu mahkeme başkanlığına taahhütlü olarak gönderilmesi gerekmekte olup, dava dilekçesi eline ulaşan mahkeme tarafından dilekçe üzerinde ilk inceleme yapılacağı ve bir eksiklikle karşılaşılması durumunda da davanın görüm ve çözümünde yetkili mahkeme tarafından gerekli kararların verileceği açıktır." gerekçesine yer vermiş; kurala uyulmamasının sonucunu ise "asliye hukuk mahkemesince kendisine verilen dava dilekçesinin kabul edilmemesi ve kayda alınmaması durumunda ilgili asliye hukuk mahkemesince hem yetki aşımında bulunulacağı, hem de 2577 sayılı Kanun'la tanınmış olan dava dilekçesini yenileme hakkının davacının elinden alınacağı, dolayısıyla hak arama hürriyeti ve mahkemeye erişim hakkının ihlal edileceği açıktır." biçiminde belirlemiştir.
İmar planında her taşınmaz için o taşınmazın malikleri tek dilekçe verebilir
Daire, “davacıların hak veya menfaatte iştirakinin bulunması koşulunun somut olayda gerçekleşmediği” gerekçesiyle, her taşınmaz için o taşınmazda malik veya hissedar olanların ayrı dilekçe vermesi gerektiğini belirtmiştir.
Aynı gerekçe yirmi bir kararda; imar planı davalarının yerleşik ölçüsü.
Düzenleyici işlemde hangi madde, cümle ya da ibarenin iptalinin istendiği gösterilmeli
Daire, iptali istenen düzenlemenin “hangileri olduğunun, hiç bir tereddüte yer vermeyecek şekilde menfaat bağı kurulmak suretiyle açıkça ortaya konularak” dava açılması gerektiğini belirtmiştir.
Dilekçenin konu, açıklamalar ve sonuç bölümleri bütünlük taşımalıdır
Dilekçenin reddi üzerine açılan davada Daire, maddenin ikinci fıkrasındaki unsurları tek tek saymak yerine dilekçenin bütünü üzerinden ölçü kurarak, "dilekçenin, "Davanın Konusu", "Açıklamalar" ve "Sonuç ve Talep" bölümleri bir bütünlük arz edecek şekilde düzenlenerek, dava konusu işlemlerin, açıkça belirtilmesi, iptali istenen işlem veya işlemlerin tarihi, sayısı ile varsa yazılı bildirim veya öğrenme tarihinin gösterilerek tereddüde yer vermeyecek şekilde dilekçede yazılması, iptali istenilen idari işlemin hangi yönlerden hukuka aykırı olduğu ve davacının menfaatini ne şekilde ihlal ettiği ayrı ayrı, açık ve anlaşılır bir biçimde ortaya konulması suretiyle karşı taraf sayısından bir fazla düzenlenerek imzalanmış dilekçelerle yeniden dava açılması gerekmektedir." gerekçesine yer vermiştir. Bu gerekçe, taranan kararlar içinde aynı biçimde yüz elli sekiz kararda geçmektedir.
İki çocuk adına velayeten açılan davada menfaat iştiraki yoktur
"İki ayrı çocuk adına velayeten verilen vekaletnameye istinaden açılan bu davada, birden fazla şahsın müşterek dilekçe ile dava açabilmesi için 2577 sayılı Kanun'un 5. maddesinin aradığı anlamda davacıların hak veya menfaatlerinde iştirak bulunmadığından her iki şahıs için ayrı ayrı dava açılması gerektiği anlaşılmaktadır."
Dilekçe reddi gerekirken esasa girilmesi bozma sebebidir
Daire, “uyuşmazlık konusu her iki işleme karşı tek dilekçe ile dava açılması hukuken mümkün olmadığından” dilekçenin reddi gerekirken işin esasına girilmesini bozma sebebi saymıştır.
Bağ yoksa her davalı idareye ayrı dava açılır
Daire, “davacının aralarında maddî veya hukukî bağlılık bulunmayan istemlerinin aynı dava dilekçesi ile dava konusu edilmesi olanağı bulunmamaktadır” demiş, dilekçeyi her bir davalı idareye karşı ayrı ayrı dava açılmak üzere reddetmiştir.
Aykırılığın yaptırımı davanın reddi değil, dilekçenin reddidir
Dilekçe 5. maddeye uygun değilse 15. maddenin birinci fıkrasının (d) bendi uyarınca, otuz gün içinde yeniden dava açılmak üzere reddedilir. Davacının hak arama imkânı bu sürede korunur.
Mahkeme dilekçeyi reddetmek yerine esasa girerse karar bozulur
“İdare Mahkemesince söz konusu işlemler için ayrı ayrı dava açılmak üzere 2577 sayılı Kanun'un 15/1-(d) maddesi uyarınca dava dilekçesinin reddine karar verilmesi gerekirken, işin esasına girilerek karar verilmesinde hukuki isabet görülmemiştir.”
Benzer yöndeki kararlar
Süre aşımı ilk incelemede davanın reddini gerektirir
Kurul, süre aşımı yönünden yapılan incelemede Kanuna aykırılık görülürse davanın reddine karar verileceğini, yedinci maddeyi on beşinci maddeyle birlikte okuyarak belirtmiştir.
Hukuka aykırılık iddiaları gerekçesiyle ve tereddüde yer bırakmadan yazılmalı
İptali istenen kısımların gerekçeleriyle, tek tek ve tereddüde yer bırakmayacak şekilde gösterilmemesi dilekçeyi sakatlar.
Davacının unvanı dilekçede doğru yazılmalı
Baro adına açılan davada, dava tarihinde o unvana sahip bir baro bulunmadığı hâlde dilekçede eski unvanın kullanılması, maddeye aykırılık sayılmıştır.
Dayanak belgeler yenilenen dilekçeyle birlikte sunulmalı
Dilekçede dayanılan belgelerin, davanın yenilenmesi hâlinde dosyaya ibrazı gerektiği belirtilmiştir.
Değişiklik yönetmeliğinde hangi düzenlemenin dava edildiği anlaşılmalı
Asıl yönetmelik ile onu değiştiren yönetmelikten hangisinin hangi hükmünün dava edildiği anlaşılamadığından dilekçe maddeye uygun görülmemiştir.
Sözleşme de dava ediliyorsa hangi maddeleri olduğu yazılmalı
Genelge ekindeki kira sözleşmesi de dava edilecekse hangi maddelerinin hukuka aykırı olduğunun gerekçeleriyle ayrı ayrı yazılması istenmiştir.
Yerleşim yerleri farklı davacılar müşterek dilekçe veremez
Davacıların hak ve menfaatlerinde birliktelik aranırken yerleşim yeri farkı da gözetilmiş, müşterek dilekçe kabul edilmemiştir.
İddiaların dayanağı mevzuat doğru gösterilmeli
İddiaların dayanağı olan mevzuatın doğru şekilde ifade edilmemesi, dilekçeyi maddeye aykırı kılar.
Aykırı dilekçe reddedilir, otuz gün içinde yeniden açılabilir
Dilekçenin 5. maddeye uygun düzenlenmediği saptanarak 15/1-d uyarınca reddine karar verilmiştir.
Hangi düzenleyici işlemin dava edildiği sayısı ve başlığıyla gösterilmeli
İptali istenen düzenleyici işlemin hangisi olduğu, sayısı ve başlığı belirtilmeli; Yönetmelik değilse ne şekilde ve hangi tarihte öğrenildiği yazılmalıdır.
Dernek tüzüğü dilekçe ekinde bulunmalı
Dava dilekçesi ekine dernek tüzüğü eklenmeden açılan davada dilekçe maddeye uygun görülmemiştir.
Uyuşmazlık adli yargıya aitse görev yönünden ret gerekir
Daire, uyuşmazlığın görüm ve çözümünde adli yargının görevli olduğunu belirterek davanın görev yönünden reddi gerektiğini söylemiş, aksi yönde kurulan kararı bozmuştur.
Ayrı yargı yerlerinin işi tek dilekçeye sığmaz
Daire, “ayrı yargı yerlerince değerlendirilerek sonuçlandırılması gereken söz konusu işlemlere karşı aynı dilekçeyle dava açılmasına olanak bulunmamaktadır” demiştir.
Ayrı başvurular üzerine verilen kararlar tek dilekçeyle dava edilemez
Ortak muris yönünden ayrı ayrı yapılan başvurular üzerine verilen kararlar, tek dilekçeyle dava edilemez.
İstem, yargılamanın gerektirdiği açıklıkta netleştirilmeli
İstemin çerçevesi netleştirilmediğinden dilekçe bu yönüyle de maddeye uygun görülmemiştir.
Öncesinde şikâyet yoksa ihalenin iptaline karşı doğrudan dava açılır
İhale, yetkilinin kendiliğinden verdiği kararla iptal edilmiş, öncesinde idareye şikâyet başvurusu yapılmamıştı. Daire, "uyuşmazlık konusu ihalenin davalı idarece iptalinden önce idareye şikayet başvurusunda bulunulmadığı anlaşıldığından, ihalenin iptali işlemine karşı doğrudan dava açılabileceğinden" hareketle, "merci tecavüzü nedeniyle davalı idareye tevdii yönünde verilen temyize konu Mahkeme kararında hukuki isabet bulunmamaktadır" dedi.
Planın geneline ve kendi taşınmazına itiraz ayrı ayrı incelenir
İtirazların her davacı yönünden ayrı incelenmesi gerektiğinden dilekçe, ayrı ayrı dava açılmak üzere reddedilmiştir.
Her davacı için ayrı tazminat isteniyorsa dilekçe ayrılır
Komisyona ayrı ayrı başvuran davacıların, her biri için ayrı tutarda tazminat istemleri tek dilekçede birleştirilememiştir.
İstem açık ve net ortaya konulmalı
İstemin açık ve net olarak ortaya konulmaması dilekçeyi maddeye aykırı kılmıştır.
Yenilenen dilekçede aynı yanlışlık sürerse dava reddedilir
Daire, dilekçe reddi üzerine verilen yeni dilekçede aynı yanlışlıkların yapılması hâlinde davanın reddedileceği kuralını hatırlatmıştır.
Hukuka aykırılık sebepleri dilekçede ileri sürülmeli
Hukuka aykırılık sebepleri gösterilmeden açılan davada dilekçe maddeye uygun bulunmamış, eksiklikler giderilerek yeniden dava açılması gerekmiştir.
Düzenleyici işlem Danıştayda, uygulama işlemi mahkemede görülüyorsa dilekçe ayrılır
Danıştay Kanunu'nun 24. maddesi uyarınca ilk derecede Danıştayda görülecek düzenleyici işlem ile mahkemenin görevindeki uygulama işlemi aynı dilekçede birleştirilemez.
İşlemin tarih ve sayısı yazılmalı, örneği eklenmeli
İptali istenen işlemin tarih ve sayısı yazılarak konu ve sonuç kısımlarının birbiriyle uyumlu hâle getirilmesi, işlemin bir örneğinin eklenmesi istenmiştir.
Iştirak yoksa müşterek dilekçe reddedilir
Daire, davacıların “hak ve menfaatlerinde iştirak bulunmadığından” müşterek dilekçeyle açılan davayı reddetmiştir.
İleri sürülen sıfat belgelendirilmeli
Tıpta uzmanlık öğrencisi olduğu belirtilerek açılan davada, davayı açmakta sahip olunan meşru, şahsi ve güncel menfaatin belgelendirilmesi gerekmiştir.
Bağ da sebep-sonuç ilişkisi de yoksa dilekçe reddedilir
Daire, istemler arasında “maddi veya hukuki yönden bağlılık bulunmadığı gibi, sebep-sonuç ilişkisinin de mevcut olmadığı” gerekçesiyle dilekçeyi reddetmiştir.
Yenilenen dilekçede iptali istenen işlem açıkça ortaya konulmalıdır
“2577 sayılı Kanunun 3. ve 5. maddelerine uygun olarak düzenlenmediği anlaşılan dava dilekçesinin reddine karar verilmesi gerekmektedir.” Daire, yenilemede nelere dikkat edileceğini de göstermiştir.
Menfaat ve hukuki sebepler dilekçede açıkça ortaya konulmalı
Daire, davada “sahip olduğu menfaatin ve hukuki sebeplerin açıkça ortaya konulması gerekmektedir” diyerek dilekçeyi reddetmiştir.
Farklı tutarlarda manevi tazminat istemleri ayrışır
Her davacı için ayrı tutarda manevi tazminat istenmesi, istemlerin ayrı ayrı dava edilmesini gerektirmiştir.
Üçüncü madde ile beşinci madde birlikte incelenir
Dilekçe hem içerik yönünden maddeye uygun bulunmamış, hem de müşterek dilekçe için aranan menfaat iştirakinin bulunmadığı belirtilmiştir.
Yenilemede harç ve posta ücreti de yeniden yatırılır
Dilekçe reddi kararında, otuz gün içinde ayrı ayrı dilekçelerle ve gerekli harç ile posta ücreti yatırılmak suretiyle dava açılabileceği gösterilmiştir.
Eksiklikler tamamlanmak üzere otuz gün verilir
Dilekçe maddeye uygun bulunmamış, eksiklikler tamamlanarak yeniden düzenlenmek üzere otuz gün içinde dava açılabileceği belirtilmiştir.
Menfaat birlikteliği, aynı hukuki sebebin yanında ayrıca aranır
Daire, derneklerin birlikte dava açmasını “tüzüklerinde benzer veya ortak amacı güden dernekler tarafından sahip olunan menfaatin ortaya konulması şartıyla ve ilgili bulunulan, menfaat ilişkisi kurulabilen her bir il yönünden ayrı ayrı olmak üzere” mümkün görmüş, müşterek dilekçeyle açılan davayı 5. maddeye aykırı bulmuştur.
Bağ kurulamayan işlemler için ayrı ayrı dava açılır
Daire, dilekçenin 5. maddeye uygun düzenlenmediğini saptayarak, ayrı ayrı dilekçelerle dava açılmak üzere dilekçenin reddine karar vermiştir.
Ekteki işaretlemeye atıf yetmez, madde ve kısım yazılmalı
Dilekçenin, ekteki cetvele yapılan işaretlemelere atıfla değil, Yönetmeliğin hangi madde ve kısımlarının iptalinin istendiği açıkça yazılarak düzenlenmesi gerekmiştir.
Adli yargıdan gelen dilekçe de üçüncü maddeye uygun olmalıdır
Daire, “2577 sayılı Kanun'un 9. maddesinde görevli mahkemede dava açılabilme ifadesi yer almaktaysa da, idari davaların açılma şeklini düzenleyen 2577 sayılı Kanun'un 3. maddesine uygun olmayan bir dilekçe ile dava açılması durumunda dilekçenin reddine karar verilebileceği de açıktır” demiş; denetimi mahkemeye erişim hakkı ölçütüyle yapmıştır.
Menfaat bağı kurulmadan açılan davada dilekçe yenilenir
Menfaat bağı ortaya konulmadan açılan davada dilekçenin yenilenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Kurul kararları arasında bağ yoksa dilekçe reddedilir
Daire, "dava konusu işlemlerin aralarında Kanun'un aradığı şekilde bir bağlılık veya ilişkinin bulunmadığı anlaşılmaktadır" diyerek dilekçeyi reddetmiştir.
Konu, açıklamalar ve sonuç kısımları birbiriyle tutarlı olmalı
Yönetmeliğin belirli hükümlerinin iptali isteniyorsa bu hükümlerin konu, açıklamalar ve sonuç kısımlarında, üçü birbiriyle tutarlı olacak biçimde açıkça yazılması gerekir.
İşlemin tarihi, sayısı ve öğrenme tarihi sonuç ve talep kısmında yer almalıdır
"dava dilekçesinde, davanın konusunun açık ve kesin olarak belirtilmesi, iptali istenen işlem veya işlemlerin tarihi, sayısı ile varsa yazılı bildirim veya öğrenme tarihinin gösterilerek, iptali istenilen işlem veya işlemlerin tereddüde yer vermeyecek şekilde dilekçenin sonuç ve talep kısmında belirtilmesi gerektiği, bu şekilde düzenlenmeyen dilekçelerin yenilenmek üzere reddedileceği sonucuna varılmaktadır."
Süre aşımının sonucu davanın reddidir
Süre aşımı saptanan davada, on beşinci maddenin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca davanın reddine karar verilmiştir.
Aynı maddi olay şartı gerçekleşmezse dilekçe aykırıdır
Daire, “davaya yol açan maddi olay veya hukuki sebeplerin aynı olması şartı gerçekleşmediğinden dava dilekçesinin 2577 sayılı Kanun'un 5. maddesine aykırı olduğu sonucuna varılmıştır” demiştir.
Dilekçe reddi kararında, yenilemede aynı yanlışlığın sonucu duyurulur
Daire, dilekçeyi reddederken "dilekçenin reddi üzerine yeniden verilen dilekçede aynı yanlışlıklar yapıldığı takdirde davanın reddedileceği hususunun davacıya duyurulmasına" da hükmetmiştir.
İlk inceleme, üçüncü madde yönünden de yapılır
Dilekçeler üçüncü maddeye uygunluk yönünden de incelenir; aykırılık görülürse otuz gün içinde yeniden düzenlenmek üzere reddedilir.
Dilekçe reddi kararında yenilemenin sonucu da duyurulur
Dilekçe otuz gün içinde yeniden dava açılmak üzere reddedilmiş, yeniden verilen dilekçede aynı yanlışlıklar yapılırsa davanın reddedileceği davacıya duyurulmuştur.
Yenilemede aynı yanlışlığın sonucu davacılara duyurulur
Dilekçe reddedilirken, “yeniden verilen dilekçede de aynı yanlışlıklar yapıldığı takdirde davanın reddedileceği hususunun davacılara duyurulmasına” hükmedilmiştir.
Farklı yargı yollarına ait istemler tek dilekçede birleştirilemez
Uyuşmazlığın bir kısmı iş mahkemesinin görevine girdiğinden, dilekçenin 5. maddeye uygun düzenlenmediği sonucuna varılmıştır.
Aynı işlem için ikinci dava derdestlik sebebidir
Aynı bireysel işlemi konu alan önceki dava görülmekteyken açılan ikinci dava, derdestlik nedeniyle incelenmemiştir.
Her taşınmaz için o taşınmazın malikleri ayrı dilekçe verir
Her taşınmaz için o taşınmazda malik veya hissedar olanların, birden fazla taşınmazda birlikte malik olanların ise tek dilekçeyle dava açabileceği belirtilmiştir.
Üçüncü ve beşinci maddeye aykırılık birlikte değerlendirilir
Dilekçe hem 3. hem 5. maddeye uygun bulunmamış, 15/1-d uyarınca otuz gün içinde eksiklikler tamamlanmak üzere reddedilmiştir.
Değişiklik geçmişi
| Tarih | Değişim | Yürürlük | Ne oldu |
|---|---|---|---|
| 6/1/1982 | 2577 sayılı Kanun | 20/1/1982 | Maddenin ilk hâli |
| 5/4/1990 | 3622 sayılı Kanun | 10/4/1990 | Değişik · Ek. Ondördüncü maddedeki değişikliğe koşut olarak yeniden düzenlenmiş; aynı yanlışlıkların yinelenmesi hâlinde davanın reddi imkânı getirilmiştir. |
| 10/6/1994 | 4001 sayılı Kanun | 18/6/1994 | Değişik. İlk inceleme üzerine verilen görev ve yetki yönünden ret kararlarına karşı kanun yolu yeniden düzenlenmiştir. |
| 18/6/2014 | 6545 sayılı Kanun | 28/6/2014 | Dördüncü fıkradaki kanun yolu ibareleri, itiraz yolunun kaldırılıp istinaf yolunun getirilmesine uyum sağlamak üzere değiştirilmiştir. Bu madde tasarıda yoktu; Adalet Komisyonunda eklenmiştir. 18/6/2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanunun 15 inci maddesiyle, bu fıkrada yer alan “kararın düzeltilmesi veya temyiz yoluna; tek hâkim kararına karşı ise itiraz yoluna” ibaresi “ilgisine göre istinaf ya da temyiz yoluna” şeklinde değiştirilmiştir. |
| 2/7/2018 | 703 sayılı KHK | 9/7/2018 | 2/7/2018 tarihli ve 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 185 inci maddesiyle bu bentte yer alan “ve askeri” ibaresi madde metninden çıkarılmıştır. |
Tarih sütunu kanunlarda kabul, Anayasa Mahkemesi kararlarında karar tarihidir; yürürlük ise hükmün uygulanmaya başladığı tarihtir. Kanun metnindeki değişiklik şerhleri ile mevzuat.gov.tr metninin sayfa altı dipnotlarından ve yürürlük tarihleri tablosundan derlenmiştir.
Tebligat ve cevap verme
1. Dava dilekçelerinin ve eklerinin birer örneği davalıya, davalının vereceği savunma davacıya tebliğ olunur.
2. Davacının ikinci dilekçesi davalıya, davalının vereceği ikinci savunma da davacıya tebliğ edilir. Buna karşı davacı cevap veremez. Ancak, davalının ikinci savunmasında, davacının cevaplandırmasını gerektiren hususlar bulunduğu, davanın görülmesi sırasında anlaşılırsa, davacıya cevap vermesi için bir süre verilir.
3. Taraflar, yapılacak tebliğlere karşı, tebliğ tarihinden itibaren otuz gün içinde cevap verebilirler. Bu süre, ancak haklı sebeplerin bulunması halinde, taraflardan birinin isteği üzerine görevli mahkeme kararı ile otuz günü geçmemek ve bir defaya mahsus olmak üzere uzatılabilir. Sürenin geçmesinden sonra yapılan uzatma talepleri kabul edilmez.
4. Taraflar, sürenin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemezler. (Ek cümle: 11/4/2013-6459/4 md.) Ancak, tam yargı davalarında dava dilekçesinde belirtilen miktar, süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizin nihai karar verilinceye kadar, harcı ödenmek suretiyle bir defaya mahsus olmak üzere artırılabilir ve miktarın artırılmasına ilişkin dilekçe otuz gün içinde cevap verilmek üzere karşı tarafa tebliğ edilir.
5. (Değişik: 10/6/1994-4001/8 md.) Davalara ilişkin işlem dosyalarının aslı veya onaylı örneği idarenin savunması ile birlikte, Danıştay veya ilgili mahkeme başkanlığına gönderilir.
6. (Ek: 2/7/2012-6352/54 md.) Danıştayda ilk derece mahkemesi sıfatıyla görülen davalarda savcının esas hakkındaki yazılı düşüncesi taraflara tebliğ edilir. Taraflar, tebliğden itibaren on gün içinde görüşlerini yazılı olarak bildirebilirler.
Madde gerekçesi
Kanunun kabulü (6/1/1982)
Tasarıdaki karşılığı: 15'inci madde.
Tasarının 15 inci maddesinin 3 üncü fıkrasındaki 15 günlük süreler 30 güne çıkarılmış ve cevap verme mecburiyeti “verebilir” şeklinde düzeltilmiştir. Genel Kurulda maddenin beşinci fıkrası metinden çıkarılmış, altıncı fıkra beşinci fıkra olmuştur.
Adalet Komisyonunun tasarı metninde yaptığı değişiklikler:
Cevap süresi
Tasarı“Taraflar, yapılacak tebliğlere karşı, tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde cevap vermeye mecburdurlar. Bu süre, ancak haklı sebeplerin bulunması halinde, taraflardan birinin isteği üzerine görevli mahkeme kararı ile onbeş günü geçmemek ve bir defaya mahsus olmak üzere uzatılabilir.”
Komisyon“Taraflar, yapılacak tebliğlere karşı, tebliğ tarihinden itibaren otuz gün içinde cevap verebilirler. Bu süre, ancak haklı sebepleri bulunması halinde, taraflardan birinin isteği üzerine görevli mahkeme kararı ile otuz günü geçmemek ve bir defaya mahsus olmak üzere uzatılabilir.”
“521 sayılı Kanunda, savunma ve karşı dilekçelerin cevap süresi otuz gün olarak tespit edilmişti. Bu süreler on beş güne indirilmiştir.”
6 Ocak 1982 tarihli Millî Güvenlik Konseyi Genel Kurulu görüşmesinde maddeye ilişkin önemli kesitler şunlardır:
Prof. Dr. Şeref Gözübüyük (Devlet Başkanı Hukuk Danışmanı) — “Sayın Başkanım, bizim hukuk sistemimize göre, belediye ve il genel meclislerinin feshi ve başkanlıktan düşürülme, belediye meclislerinde özel bir düzenlemeye tabidir. Buralarda idarenin fazlaca yetkisi yok… Bu inceleme sistemi, tam bir dava ilkesi değildir; bir tür yarı dava; yarı idarenin bir görevi oluyor.”
Orgeneral Necdet Üruğ (Millî Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri) — “Sayın Başkanım, belediyelerin de bünyesinin ne şekil alacağını bugünden bilemiyoruz. Bu bakımdan, müsaade buyurursanız, bu hususu Belediyeler Kanununun içine koyalım… Henüz daha zannediyorum ki, belediyelerin ileride nasıl bir şekil alacağını bilemiyoruz.”
Hava Hâkim Albay Zeki Güngör (Adalet Komisyonu Sözcüsü) — “Hükümet tasarısında, cevap verme süreleri 15 gün olduğu halde, Komisyon olarak biz, zaruret halinde, 30 güne uzatılma durumunu getirdik.”
Millî Güvenlik Konseyi S. Sayısı 312 (1/254) · tarama · Millî Güvenlik Konseyi Tutanak Dergisi, 91 inci Birleşim, 6 Ocak 1982 · tarama
Tasarı ve Komisyon metinleri S. Sayısı 312'nin taranmış nüshasından aktarılmıştır; taramanın satır sonlarında düşürdüğü harfler tamamlanmış, dönemin yazımı korunmuştur.
4001 sayılı Kanunla yapılan değişiklik (10/6/1994)
İşlem dosyasının aslının ya da onaylı örneğinin savunmayla birlikte gönderilmesi zorunlu kılınmıştır.
Tasarının 7 nci, kanunlaşan metnin 8 inci maddesine ilişkin gerekçe şöyledir:
“2577 sayılı Kanunun 16 ncı maddesinin 5 inci fıkrasında yapılan değişiklikle, vergi davalarında olduğu gibi idare mahkemelerinin görev alanına giren davalarda da işlem dosyalarının aslı veya onaylı örneğinin idarenin savunması ile birlikte Danıştaya veya ilgili mahkeme başkanlığına gönderilmesi zorunluluğu getirilmektedir. Bu suretle, gerek yürütmenin durdurulması isteminin karara bağlanması, gerekse davanın esastan çözüme ulaştırılması aşamalarında gereksiz yere ara kararları verilerek uyuşmazlığın çözümünün ve dolayısıyla adaletin geciktirilmesinin önüne geçilmek istenmiştir.”
TBMM Tutanak Dergisi, Dönem 19, Cilt 62, 115 inci Birleşim, 10 Haziran 1994 (S. Sayısı 409 ve 409'a 1 inci Ek tutanağa eklidir) · tarama · Hükümet tasarısı 1/637, kanun teklifi 2/908; Adalet Komisyonu raporu 22/12/1993, ek raporu 24/2/1994. Kanun 10/6/1994 tarihinde kabul edilmiştir.
6352 sayılı Kanunla yapılan değişiklik (2/7/2012)
Danıştay savcısının yazılı düşüncesinin taraflara tebliği ve cevap için on beş günlük süre verilmesi hükme bağlanmıştır.
Tasarının 39 uncu, kanunlaşan metnin 54 üncü maddesine ilişkin gerekçe şöyledir:
“Maddeyle, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından ihlal kararına gerekçe teşkil eden sorunun çözümü amaçlanmaktadır. Daha önce Yargıtay Cumhuriyet savcılarının tebliğnamelerinin taraflara tebliğine ilişkin mevzuatımızda düzenlemeler yapılmıştır. Adil yargılanma hakkının bir gereği olarak Danıştay savcısı tarafından dosyaya sunulan yazılı görüşlerin taraflara tebliğ edilmesi, taraflara cevap vermek üzere onbeş gün süre verilmesi ve dosyanın bu aşamadan sonra karara bağlanması düzenlenmektedir.”
TBMM S. Sayısı 278 (Dönem 24, Yasama Yılı 2) — Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu · tarama · Kanun 2/7/2012 tarihinde kabul edilmiştir. Kanunun 51, 52, 60 ve 62 nci maddeleri tasarıda yer almayıp yasama sürecinde eklendiğinden bunlara ilişkin bir madde gerekçesi bulunmamaktadır.
6459 sayılı Kanunla yapılan değişiklik (11/4/2013)
Dördüncü fıkraya eklenen cümleyle, tam yargı davalarında dava devam ederken talep edilen tazminatın yetersiz kaldığının anlaşılması hâlinde, nihai karar verilinceye kadar ıslah suretiyle miktarın bir defaya mahsus artırılabilmesi kabul edilmiştir.
Tasarının 3 üncü, kanunlaşan metnin 4 üncü maddesine ilişkin gerekçe şöyledir:
“AİHM, devletin sorumluluğuna ilişkin tazminat davalarında, davacıların yargılamanın yavaş işlemesinden doğan zararlarını ortadan kaldıracak yeterli bir çözüm bulunmadığı yönünde ülkemiz aleyhinde ihlal kararları vermektedir. Düzenlemeyle, idarî yargıda açılan tam yargı davalarında talep edilen tazminatın daha yüksek olduğunun dava devam ederken anlaşılması durumunda, davacıya talep edilen miktarı arttırma hakkı verilmemesinin adil yargılama hakkının ihlali olarak kabul edilmesi sebebiyle, nihai karar verilinceye kadar ıslah suretiyle talep edilen tazminat miktarını arttırma hakkı tanınmaktadır.”
TBMM S. Sayısı 445 (1/748) — İnsan Hakları ve İfade Özgürlüğü Bağlamında Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu · tarama · Kanun 11/4/2013 tarihinde kabul edilmiştir. Kanunun 5 inci maddesiyle eklenen geçici 7 nci madde — hükmün, kanun yolu aşaması dâhil derdest davalarda da uygulanacağı — tasarıda yer almayıp yasama sürecinde eklendiğinden, buna ilişkin bir madde gerekçesi bulunmamaktadır.
Kararlar
16/1 ve 16/2 Tebligat ve dosyanın tekemmülü#
Hasım değişikliğinde yeni idarenin savunması alınmadan hüküm kurulamaz
Bir idare hasım mevkiinden çıkarılıp yerine başka bir idare alınmış, ancak yeni hasma dilekçeler tebliğ edilmeden esas hakkında karar verilmişti. Daire, dosyanın âmir hükümlere göre tekemmül ettirilmesinden sonra nihai karar verilmesi gerektiğini belirtmiş; savunma alınmadan hüküm kurulmasını âdil yargılanma hakkı kapsamındaki çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkelerinin ihlali saymıştır.
Dosya, savunma ve cevapların karşılıklı tebliğiyle tekemmül eder
Daire, "davalı idarece savunma dilekçesi ve ekinde sunulan bilgi ve belgelerin davacıya tebliğ edilerek, davacıya söz konusu bilgi ve belgelere karşı beyanda bulunma imkanı tanınması, davacı tarafından süresinde içerisinde savunmaya cevap dilekçesi verilmesi durumunda ise, bu dilekçenin davalı idareye tebliğ edilerek ikinci savunma dilekçesini sunma imkanı tanınması" suretiyle dosyanın tekemmül ettirilmesi gerektiğini belirtmiştir.
Benzer yöndeki kararlar
Eksik hasımla verilen karar bozulur, dosya tekemmül ettirilir
Daire, hasım mevkiine alınması gereken genel müdürlük de hasım yapıldıktan sonra dosya tekemmül ettirilerek karar verilmesi gerektiğini belirterek temyize konu kararda hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varmıştır.
Savunma ekindeki belgelere karşı beyan imkânı tanınmalıdır
Daire, davalı idarece dosyaya sunulan savunma dilekçesi ve ekindeki bilgi ve belgelerin davacıya tebliğ edilerek beyanda bulunma imkânı tanınması, cevap verilmesi hâlinde bu dilekçenin de davalı idareye tebliğ edilmesi suretiyle dosyanın tekemmül ettirilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
16/3 Cevap süresi ve ara kararın tebliği#
Ara kararla zararın arttığı anlaşılırsa ıslah için cevap süresi tanınır
Ara karar sonucunda davacının yoksun kaldığı miktarın daha fazla olduğu anlaşılmıştı. Daire, "davacının ıslah müessesesini işletebilmesi için ara kararının davacıya tebliğ edilerek davacının cevabı alındıktan sonra veya cevap süresi geçtikten sonra karar verilmesi gerekirken" bu usul uygulanmadan dava dilekçesindeki talep esas alınarak hüküm kurulmasını hukuka aykırı bulmuştur.
Benzer yöndeki kararlar
Karşı istinaf, cevap süresi içinde yapılabilir
Daire, "istinaf dilekçesi ile istinaf yoluna başvuran tarafın, istinaf dilekçesinin karşı tarafa tebliği üzerine kararı daha önce istinaf etmemiş olan karşı tarafın cevap süresi içinde karşı istinaf yoluna başvurmasının kanuna uygun olduğu açıktır" sonucuna varmıştır.
16/4 Miktar artırımı#
Artırım için zarar bilirkişi raporuyla net olarak tespit edilmiş olmalıdır
Daire, hükmün amacını tam yargı davalarında dava açıldığı tarihte zarar miktarının belirsiz olması hâlinde tazminatın nihai karara kadar artırılmasına olanak tanımak olarak belirlemiştir. Koşulları için şu gerekçeye yer vermiştir: "davacının miktar artırım talebinde bulunabilmesi için tazminat miktarının bilirkişi raporu ile tespit edilmiş olması, davacının uğradığı zarar miktarının net ve doğru olarak ortaya konulması, gerekli hukuki koşulların sağlanmış olması gerekmektedir".
İstemle bağlılık kuralının tek istisnası bu hükümdür
Daire, "mahkeme tarafından, sonradan bulunulan talepler hakkında inceleme yapılarak hüküm kurulmasına olanak bulunmamaktadır" demiş; bunun tek istisnasının, istemle bağlı olma kuralının yol açtığı hak kayıplarını gidermek amacıyla 6459 sayılı Kanun'la 16. maddenin dördüncü fıkrasına eklenen düzenleme olduğunu belirtmiştir.
Benzer yöndeki kararlar
Sonradan ileri sürülen talepler kural olarak incelenemez
Daire, sonradan bulunulan talepler hakkında inceleme yapılarak hüküm kurulmasına olanak bulunmadığını, bunun tek istisnasının 16. maddenin dördüncü fıkrasına eklenen miktar artırımı düzenlemesi olduğunu belirtmiştir.
Yeniden karar verilirken artırım hakkı kullandırılmalıdır
Daire, bozma üzerine yeniden verilecek kararda "davacıya 2577 sayılı Kanun'un 16. maddesinin 4. fıkrasında tanınan dava konusu miktarı artırım hakkını kullanmasına imkan verilerek bunun sonucuna göre hüküm kurulması gerekmektedir" sonucuna varmıştır.
Maddenin geneline ilişkin
Duruşma günü tüm vekillere tebliğ edilmezse mahkemeye erişim hakkı ihlal edilir
Duruşma günü davacı vekillerinden yalnız birine tebliğ edilmiş, diğer davacılar duruşmada temsil edilememiş ve nihai karar da aynı vekile tebliğ edildiğinden temyiz yalnız onun müvekkilleri yönünden yapılabilmişti. Kurul, "Anayasa'nın 36. maddesi ile teminata bağlanan mahkemeye erişim hakkı etkin bir şekilde sağlanmadan yapılan yargılama neticesinde tekemmül etmeyen dosyada tesis edilen Daire kararının bozulması gerekmektedir" sonucuna varmıştır.
Artırım hakkı tanınmadan karar verilmesi bozma sebebidir
Geçici görev yolluğunun ödenmesi istemiyle açılan tam yargı davasında İdare Mahkemesi, davacıya dava konusu miktarı artırma imkânı tanımadan karar vermişti. Daire, "davacıya 2577 sayılı Kanun'un 16. maddesinin dördüncü fıkrasında tanınan dava konusu miktarı artırım hakkını kullanmasına imkan verilmesi gerekirken, anılan hususa uyulmadan verilen kararda hukuki isabet görülmemiştir" gerekçesiyle kararı bozmuştur.
Sonradan sunulan belge tebliğ edilmeden hükme esas alınamaz
Davalı idare ikinci savunmasını verdikten sonra bir soruşturma raporunu dosyaya sunmuş, rapor davacıya tebliğ edilmediği hâlde kararın gerekçesinin bir kısmını oluşturmuştu. Daire, savunma hakkının tam olarak kullanılabilmesi için "bahsolunan dilekçenin davacıya tebliği ile dilekçe ekindeki raporu inceleyebilme imkanı tanınması suretiyle raporda yer alan hususlara karşı cevap verebilme olanağı sağlandıktan sonra bir karar verilmesi gerektiği halde bu yapılmadan karar verilmiş olmasında yasa ve usule uyarlık görülmemiştir" sonucuna varmıştır.
Benzer yöndeki kararlar
Hüküm, yürürlük tarihinde derdest olan davalara da uygulanır
Konuta verilen zararın tazmini istemiyle açılan davada Daire, tam yargı davalarında istemle bağlı olma kuralının yol açtığı hak kayıplarını gidermek amacıyla 16. maddenin dördüncü fıkrasına eklenen hükmü ve bu hükmün derdest davalarda da uygulanmasını öngören geçici 7. maddeyi aktararak kararı incelemiştir.
Kanun yolu aşamasındaki davalar da hükmün kapsamındadır
Daire, 6459 sayılı Kanun'la 16. maddenin dördüncü fıkrasına eklenen ıslah hükmünü ve bu hükmün kanun yolu aşaması dâhil derdest davalarda uygulanacağını öngören geçici 7. maddeyi birlikte aktararak uyuşmazlığı çözmüştür.
Değişiklik geçmişi
| Tarih | Değişim | Yürürlük | Ne oldu |
|---|---|---|---|
| 6/1/1982 | 2577 sayılı Kanun | 20/1/1982 | Maddenin ilk hâli |
| 10/6/1994 | 4001 sayılı Kanun | 18/6/1994 | Değişik. İşlem dosyasının aslının ya da onaylı örneğinin savunmayla birlikte gönderilmesi zorunlu kılınmıştır. |
| 2/7/2012 | 6352 sayılı Kanun | 5/7/2012 | Ek. Danıştay savcısının yazılı düşüncesinin taraflara tebliği ve cevap için on beş günlük süre verilmesi hükme bağlanmıştır. |
| 11/4/2013 | 6459 sayılı Kanun | 30/4/2013 | Ek. Dördüncü fıkraya eklenen cümleyle, tam yargı davalarında dava devam ederken talep edilen tazminatın yetersiz kaldığının anlaşılması hâlinde, nihai karar verilinceye kadar ıslah suretiyle miktarın bir defaya mahsus artırılabilmesi kabul edilmiştir. |
Tarih sütunu kanunlarda kabul, Anayasa Mahkemesi kararlarında karar tarihidir; yürürlük ise hükmün uygulanmaya başladığı tarihtir. Kanun metnindeki değişiklik şerhleri ile mevzuat.gov.tr metninin sayfa altı dipnotlarından ve yürürlük tarihleri tablosundan derlenmiştir.
Duruşma
1. (Değişik: 5/4/1990-3622/7 md.) Danıştay ile idare ve vergi mahkemelerinde açılan iptal ve yirmibeşbin Türk Lirasını aşan tam yargı davaları ile tarh edilen vergi, resim ve harçlarla benzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezaları toplamı yirmibeşbin Türk Lirasını aşan vergi davalarında, taraflardan birinin isteği üzerine duruşma yapılır.
2. Temyiz ve istinaflarda duruşma yapılması tarafların istemine ve Danıştay veya ilgili bölge idare mahkemesi kararına bağlıdır.
3. Duruşma talebi, dava dilekçesi ile cevap ve savunmalarda yapılabilir.
4. (Değişik: 5/4/1990-3622/7 md.) 1 ve 2 nci fıkralarda yer alan kayıtlara bağlı olmaksızın Danıştay, mahkeme ve hakim kendiliğinden duruşma yapılmasına karar verebilir.
5. Duruşma davetiyeleri duruşma gününden en az otuz gün önce taraflara gönderilir.
Madde gerekçesi
Kanunun kabulü (6/1/1982)
Tasarıdaki karşılığı: 16'ncı madde.
Tasarının 16 ncı maddesi amaca uygun şekilde yeniden kaleme alınmıştır. Genel Kurulda üçüncü fıkra “Duruşma talebi, dava dilekçesi ile cevap ve savunmalarda yapılabilir.” şeklinde yeniden yazılmıştır.
Adalet Komisyonunun tasarı metninde yaptığı değişiklikler:
Duruşma istemi
Tasarı“Danıştay ile İdare ve Vergi Mahkemelerinde açılan iptal ve ikiyüzbin lirayı aşan vergi ve tam yargı davalarında davacının isteği üzerine duruşma yapılır.”
Komisyon“Danıştay ile İdare ve Vergi Mahkemelerinde açılan iptal ve ikiyüz bin lirayı aşan tam yargı davaları ile tarhedilen vergi, resim ve harçlarla benzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezaları toplamı ikiyüz bin lirayı aşan vergi davalarında, taraflardan birinin isteği üzerine duruşma yapılır.”
Mahkemenin kendiliğinden duruşma kararı
Tasarı(Tasarıda karşılığı yoktur.)
Komisyon“Duruşma, dava dilekçesi ile savunmalarda istenebilir. Danıştay ve mahkemeler kendiliğinden duruşma yapılmasına karar verebilir.”
“Danıştayda temyizen görülen davalarda duruşmanın, tarafların istemi üzerine ilgili dairenin kararı ile yapılabileceği esası getirilmiştir.”
6 Ocak 1982 tarihli Millî Güvenlik Konseyi Genel Kurulu görüşmesinde maddeye ilişkin önemli kesitler şunlardır:
Hava Hâkim Albay Zeki Güngör (Adalet Komisyonu Sözcüsü) — “Daha önceki uygulaması şöyle: Davanın her safhasında duruşma talep edilebilirdi. Bu, suiistimal edildiği için, biz, duruşma taleplerini, yalnız dava ve cevaplarda mümkün kıldık. Mesela 2 bin dava açıyor; evvela birini duruşmalı istiyor. Kazandıktan sonra diğerlerini istiyor. Onu önlemek için bunu getirdik.”
Hâkim Tuğgeneral Muzaffer Başkaynak (Adalet Komisyonu Başkanı) — “Kanunun 1 nci maddesine göre, zaten, idarî davalar hakkında, üzerinde inceleme yapılarak karar veriliyor; duruşma yapılması, istisnasıdır. Bu konu suiistimal ediliyor; başta duruşma istememesine rağmen, davayı kazanacağını anlayınca, istiyor. Çünkü, duruşmalı olursa, avukatlık ücreti artıyor, duruşmasız olursa az oluyor.”
Orgeneral Kenan Evren (Başkan) — ““Duruşma talebi, dava dilekçesi ile cevap ve savunmalarda yapılabilir.””
Millî Güvenlik Konseyi S. Sayısı 312 (1/254) · tarama · Millî Güvenlik Konseyi Tutanak Dergisi, 91 inci Birleşim, 6 Ocak 1982 · tarama
Tasarı ve Komisyon metinleri S. Sayısı 312'nin taranmış nüshasından aktarılmıştır; taramanın satır sonlarında düşürdüğü harfler tamamlanmış, dönemin yazımı korunmuştur.
3622 sayılı Kanunla yapılan değişiklik (5/4/1990)
Talep üzerine duruşma yapılmasının parasal sınırı iki yüz bin liradan beş milyon liraya çıkarılmış; mahkemeye bu sınıra bağlı olmaksızın duruşmaya karar verme imkânı tanınmıştır.
Kanunun 7 nci maddesine ilişkin gerekçe şöyledir:
“Kanunun 17 nci maddesinde yapılan değişiklikle; talep üzerine duruşma yapılma zorunluluğunda sınır, günün ekonomik şartları nazara alınarak ikiyüzbin liradan beş milyon liraya çıkarılmaktadır. Ayrıca, 4 üncü fıkrada, Danıştay, mahkeme veya hâkimin bu şartlara bağlı olmaksızın duruşmaya karar verebilmelerine imkân tanınmaktadır.”
TBMM S. Sayısı 120 (1/415) — Hükümet tasarısı ve Adalet Komisyonu raporu · tarama · TBMM Tutanak Dergisi, Dönem 18, Cilt 43, 99 uncu Birleşim, 5 Nisan 1990 · tarama · Tasarı 1/415, Bakanlar Kurulu 27/2/1988; Adalet Komisyonu raporu ve 120’ye 1 inci Ek. Kanun 5/4/1990 tarihinde kabul edilmiştir.
4577 sayılı Kanunla yapılan değişiklik (8/6/2000)
Duruşma yapılmasına ilişkin parasal sınır yükseltilmiştir; komisyonda sınır bir milyar liraya çıkarılmıştır.
Kanunun 6 ncı maddesine ilişkin gerekçe şöyledir:
“Maddeyle; Danıştay ile idare ve vergi mahkemelerinde duruşma yapılmasına ilişkin 2577 sayılı Kanunun 17 nci maddesindeki parasal sınır, paranın satın alma gücünde ve ekonomik koşullarda meydana gelen değişime uyum sağlaması için artırılmaktadır.”
TBMM S. Sayısı 376 (1/536) — Tutanak Dergisi, Dönem 21, Cilt 35, 107 nci Birleşim, 8 Haziran 2000 tutanağına ekli · tarama · Tasarı 1/536, Bakanlar Kurulu 4/8/1999; Adalet Komisyonu raporu 28/2/2000. Kanun 8/6/2000 tarihinde kabul edilmiştir. Bu değişiklik yürürlükte değildir: hüküm daha sonra 2/7/2012 tarih ve 6352 sayılı Kanunla değiştirilmiştir. Bu sebeple kanun metnindeki dipnotlarda artık görünmez.
6352 sayılı Kanunla yapılan değişiklik (2/7/2012)
Zorunlu duruşma sınırı, tek hâkimle görülecek davalara ilişkin sınıra koşut olarak elli bin Türk Lirasına yükseltilmiştir.
Tasarının 40 ıncı, kanunlaşan metnin 55 inci maddesine ilişkin gerekçe şöyledir:
“2577 sayılı Kanunda tam yargı ve vergi davalarında duruşma yapılması zorunluluğuna ilişkin miktar, tek hâkim tarafından karara bağlanacak miktar ile aynıdır. 2576 sayılı Kanunun 7 nci maddesinde yapılan değişiklikle, tek hâkim tarafından görülecek tam yargı ve vergi davalarına ilişkin miktarın ellibin Türk Lirasına yükseltilmesine bağlı olarak zorunlu duruşma sınırına ilişkin miktar da ellibin Türk Lirasına yükseltilmektedir.”
TBMM S. Sayısı 278 (Dönem 24, Yasama Yılı 2) — Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu · tarama · Kanun 2/7/2012 tarihinde kabul edilmiştir. Kanunun 51, 52, 60 ve 62 nci maddeleri tasarıda yer almayıp yasama sürecinde eklendiğinden bunlara ilişkin bir madde gerekçesi bulunmamaktadır.
6545 sayılı Kanunla yapılan değişiklik (18/6/2014)
İkinci fıkradaki “itirazlarda” ibaresi “istinaflarda” olarak değiştirilmiştir.
Tasarının 8 inci, kanunlaşan metnin 16 ncı maddesine ilişkin gerekçe şöyledir:
“Tasarıyla, 2577 sayılı Kanunda yapılan düzenlemelerle itiraz kanun yolu kaldırılarak istinaf kanun yolu getirildiğinden yapılan değişikliklere uyum kapsamında bu maddede de değişiklik yapılmaktadır.”
TBMM S. Sayısı 592 (Dönem 24, Yasama Yılı 4) — Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu · tarama · Kanun 18/6/2014 tarihinde kabul edilmiştir. İstinafa ilişkin hükümler, bölge idare mahkemelerinin Resmî Gazetede ilan edilen göreve başlama tarihinden (20/7/2016) itibaren uygulanmaya başlamıştır.
Kararlar
17/1 Duruşma isteminin bağlayıcılığı#
İstem üzerine duruşma yapılması zorunludur
İmar planının iptali istemiyle açılan davada davacılar dava dilekçesinde duruşma istemiş, İdare Mahkemesi davanın esası hakkında duruşma yapmadan karar vermişti. Daire, "İdare Mahkemelerinde açılan iptal davalarında taraflardan birinin isteği üzerine duruşma yapılması zorunludur" diyerek, maddede aranan şartlar oluştuğu hâlde duruşma yapılmamasında usul hükümlerine uyarlık bulunmadığı sonucuna varmış ve esasa ilişkin temyiz iddialarını bu aşamada incelememiştir.
Hüküm açık ve emredicidir
Daire, Mahkemece davacının duruşma istemi göz önünde bulundurulmadan karar verilmesinin "2577 sayılı Kanun'un 17. maddesinin açık ve emredici kuralına aykırı olduğundan", duruşma yapılmaksızın verilen karara yönelik istinaf başvurusunun reddine ilişkin bölge idare mahkemesi kararında usul hükümlerine uygunluk bulunmadığı sonucuna varmıştır.
Benzer yöndeki kararlar
Koşullar oluşmuşsa duruşmasız çözüm usule aykırıdır
Köy sınırlarının değiştirilmesine ilişkin işlemlerin iptali istemiyle açılan davada usulüne uygun duruşma talebi karşılanmamıştı. Daire, "yasal koşulları oluştuğu halde duruşma yapılmaksızın uyuşmazlığın çözümlenmesinde usul hükümlerine uygunluk bulunmadığı" sonucuna ulaşmıştır.
Aynı yönde: istem karşılanmadan verilen karar bozulur
Daire, "davacının duruşma isteminde bulunmasına karşın İdare Mahkemesince duruşma yapılmadan karar verilmesinde usul hükümlerine uyarlık görülmemiştir" diyerek kararı 2577 sayılı Kanun'un 49. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca bozmuştur.
Duruşmaya ilişkin usul hükmü kamu düzenindendir
Daire, "kamu düzeninden olan usul hükümlerinin göz önünde bulundurulmasının kanunî bir zorunluluk olduğu dikkate alındığında", davacının duruşma isteminde bulunmasına karşın duruşma yapılmaksızın verilen kararda usul hükümlerine uyarlık bulunmadığını belirterek kararı bozmuştur.
17/3 Duruşma talebinin zamanı#
Dosya tekemmül ettikten sonraki talep duruşmayı zorunlu kılmaz
Davacı, dosyanın tekemmül etmesinden sonra verdiği dilekçeyle duruşma istemişti. Daire, talebin dava dilekçesi ile cevap ve savunmalarda yapılabileceğini öngören üçüncü fıkrayı anarak, "dosyanın tekemmül etmesinden sonra duruşma talebinde bulunulması nedeniyle duruşma açılmaması ve bu hususun kararda belirtilmemesi kararın kaldırılmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir" sonucuna varmıştır.
17/5 Duruşmanın tebliği ve hukuki dinlenilme hakkı#
Duruşma günü tüm vekillere tebliğ edilmezse mahkemeye erişim hakkı ihlal edilir
Duruşma günü davacı vekillerinden yalnız birine tebliğ edilmiş, diğer davacılar duruşmada temsil edilememiş ve nihai karar da aynı vekile tebliğ edildiğinden temyiz yalnız onun müvekkilleri yönünden yapılabilmişti. Kurul, "Anayasa'nın 36. maddesi ile teminata bağlanan mahkemeye erişim hakkı etkin bir şekilde sağlanmadan yapılan yargılama neticesinde tekemmül etmeyen dosyada tesis edilen Daire kararının bozulması gerekmektedir" sonucuna varmıştır.
Benzer yöndeki kararlar
Duruşma tarihinde SEGBİS altyapısı yoksa ihlalden söz edilemez
Davacı, ses ve görüntü nakledilmesi yoluyla duruşmaya katılamadığından savunma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştü. Daire, bu yolla duruşma icrasına ilişkin düzenlemelerin ve altyapının duruşmanın yapıldığı tarihten sonra yürürlüğe girdiğini saptayarak "davacının, SEGBİS yoluyla duruşmaya katılamaması nedeniyle savunma hakkının ihlal edildiği iddiası yerinde görülmemiştir" demiştir.
Maddenin geneline ilişkin
Duruşma yapılmaması dosyanın geri gönderilmesi sebebi değildir
Davacının talebine rağmen duruşma yapılmadan karar verilen davada Kurul, bu eksikliğin 45. maddenin beşinci fıkrasında sınırlı sayıda belirtilen hâllerden olmadığını belirterek, "istinaf dairesi tarafından duruşmanın bizzat yapılarak işin esası hakkında karar verilmesi gerekmektedir" gerekçesiyle ısrar kararının bozulmasına karar vermiştir.
Duruşma istemine rağmen duruşma yapılmaması bozma sebebidir
Davacı duruşma isteminde bulunduğu halde İdare Mahkemesince duruşma yapılmaksızın karar verilmişti. Daire, "davacının duruşma isteminde bulunmasına karşın İdare Mahkemesince duruşma yapılmadan verilen karara karşı davacı tarafından yapılan istinaf başvurusunun reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır" gerekçesiyle kararı bozmuş; bozma üzerine yeniden karar verileceğinden esasa ilişkin temyiz iddialarını bu aşamada incelememiştir.
Benzer yöndeki kararlar
Usul hükmüne aykırılık esasa girilmeden bozmayı gerektirir
Duruşma istemine karşın duruşma yapılmadan verilen karara karşı yapılan istinaf başvurusunun reddine ilişkin kararı Daire bozmuş; bozma üzerine yeniden karar verileceğinden davacının esasa ilişkin temyiz iddialarını incelememiştir.
Değişiklik geçmişi
| Tarih | Değişim | Yürürlük | Ne oldu |
|---|---|---|---|
| 6/1/1982 | 2577 sayılı Kanun | 20/1/1982 | Maddenin ilk hâli |
| 5/4/1990 | 3622 sayılı Kanun | 10/4/1990 | Değişik. Talep üzerine duruşma yapılmasının parasal sınırı iki yüz bin liradan beş milyon liraya çıkarılmış; mahkemeye bu sınıra bağlı olmaksızın duruşmaya karar verme imkânı tanınmıştır. |
| 2/7/2012 | 6352 sayılı Kanun | 5/7/2012 | Zorunlu duruşma sınırı, tek hâkimle görülecek davalara ilişkin sınıra koşut olarak elli bin Türk Lirasına yükseltilmiştir. 2/7/2012 tarihli ve 6352 sayılı Kanunun 55 inci maddesi ile bu fıkrada yer alan “birmilyar lirayı” ibareleri “yirmibeşbin Türk Lirasını” şeklinde değiştirilmiştir. |
| 18/6/2014 | 6545 sayılı Kanun | 28/6/2014 | İkinci fıkradaki “itirazlarda” ibaresi “istinaflarda” olarak değiştirilmiştir. 18/6/2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanunun 16 ncı maddesiyle, bu fıkrada yer alan “itirazlarda” ibaresi “istinaflarda” şeklinde değiştirilmiştir. |
Tarih sütunu kanunlarda kabul, Anayasa Mahkemesi kararlarında karar tarihidir; yürürlük ise hükmün uygulanmaya başladığı tarihtir. Kanun metnindeki değişiklik şerhleri ile mevzuat.gov.tr metninin sayfa altı dipnotlarından ve yürürlük tarihleri tablosundan derlenmiştir.
Duruşmalara ilişkin esaslar
1. Duruşmalar açık olarak yapılır. Genel ahlakın veya kamu güvenliğinin gerekli kıldığı hallerde, görevli daire veya mahkemenin kararı ile, duruşmanın bir kısmı veya tamamı gizli olarak yapılır.
2. Duruşmaları başkan yönetir.
3. Duruşmalarda taraflara ikişer defa söz verilir. Taraflardan yalnız biri gelirse onun açıklamaları dinlenir; hiç biri gelmezse duruşma açılmaz, inceleme evrak üzerinde yapılır.
4. Danıştayda görülen davaların duruşmalarında savcının bulunması şarttır. Taraflar dinlendikten sonra savcı yazılı düşüncesini açıklar. Bundan sonra taraflara son olarak ne diyecekleri sorulur ve duruşmaya son verilir.
5. Duruşmalı işlerde savcılar, keşif, bilirkişi incelemesi veya delil tespiti yapılmasını yahut işlem dosyasının getirtilmesini istedikleri takdirde, bu istekleri görevli daire veya kurul tarafından kabul edilmezse, işin esası hakkında ayrıca yazılı olarak düşünce bildirirler.
Madde gerekçesi
Tasarıdaki karşılığı: 17'nci madde.
Tasarının 17 nci maddesinin 3 üncü fıkrasının ilk cümlesi metinden çıkarılmış, 4 üncü fıkrada savcının düşüncesini yazılı olarak bildirmesi esası benimsenmiş ve 5 inci fıkraya Danıştaydaki kurullar eklenmiştir.
Adalet Komisyonunun tasarı metninde yaptığı değişiklikler:
Duruşmada tartışılacak hususlar
Tasarı“Duruşmada, ancak tarafların dilekçe ve savunmalarında ileri sürdükleri sebep ve deliller tartışılır. Duruşmalarda taraflara ikişer defa söz verilir.”
Komisyon“Duruşmalarda, taraflara ikişer defa söz verilir.”
Savcının düşüncesi
Tasarı“Taraflar dinlendikten sonra savcı düşüncesini bildirir.”
Komisyon“Taraflar dinlendikten sonra savcı yazılı düşüncesini açıklar.”
Millî Güvenlik Konseyi S. Sayısı 312 (1/254) · tarama
Tasarı ve Komisyon metinleri S. Sayısı 312'nin taranmış nüshasından aktarılmıştır; taramanın satır sonlarında düşürdüğü harfler tamamlanmış, dönemin yazımı korunmuştur.
Değişiklik geçmişi
Bu madde 6/1/1982'de kabul edildiği hâliyle yürürlüktedir; bugüne kadar değişikliğe uğramamıştır.
Tarih sütunu kanunlarda kabul, Anayasa Mahkemesi kararlarında karar tarihidir; yürürlük ise hükmün uygulanmaya başladığı tarihtir. Kanun metnindeki değişiklik şerhleri ile mevzuat.gov.tr metninin sayfa altı dipnotlarından ve yürürlük tarihleri tablosundan derlenmiştir.
Duruşmalı işlerde karar verilmesi
(Değişik birinci cümle: 10/6/1994-4001/9 md.) Duruşma yapıldıktan sonra en geç onbeş gün içinde karar verilir. Ara kararı verilen hallerde, bu kararın yerine getirilmesi üzerine, dosyalar öncelikle incelenir.
Madde gerekçesi
Kanunun kabulü (6/1/1982)
Tasarıdaki karşılığı: 18'inci madde.
Tasarının 18 inci maddesi daha anlaşılır biçimde yeniden yazılmıştır. Genel Kurulda, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunundaki süre esas alınarak otuz günlük süre on beş güne indirilmiştir.
Adalet Komisyonunun tasarı metninde yaptığı değişiklikler:
Karar süresi
Tasarı“Duruşma yapıldıktan sonra aynı gün, zaruret halinde onbeş gün içinde karar verilir.”
Komisyon“Duruşma yapıldıktan sonra aynı gün, bu mümkün olmazsa gerekçesiyle birlikte otuz gün içinde karar verilir.”
6 Ocak 1982 tarihli Millî Güvenlik Konseyi Genel Kurulu görüşmesinde maddeye ilişkin önemli kesitler şunlardır:
Hava Hâkim Albay Zeki Güngör (Adalet Komisyonu Sözcüsü) — “Sayın Başkanım, bunu Komisyon olarak biz getirdik. Hükümet tasarısında “15 gün içinde karar verilir” şeklinde; fakat karar yazılması, gerekçesiyle beraber anlamına gelmiyor. Uygulamada beş altı, hatta bir sene dahi gerekçeli kararın yazılmadığı da görülmekte. Biz bunu önlemek bakımından, “gerekçesi ile birlikte 30 gün” kaydını getirmiş bulunuyoruz.”
Hava Hâkim Albay Zeki Güngör (Adalet Komisyonu Sözcüsü) — “Şöyle oluyor: Duruşma yapılıyor; aynı gün toplanılıyor, karar veriliyor, davanın kabulü veya reddi diye; ama gerekçesinin yazılması aylarca sürüyor.”
Adalet Bakanı Cevdet Menteş — “Usul Hukuku Kanununun 384 ncü maddesi şöyle: “Sözlü yargılama oturumunda mahkeme, iki tarafın iddia ve savunmalarını dinledikten sonra yargılamanın bittiğini ve hükmünü bildirir; kararını gerekçesiyle yazarak imza ve tefhim eder. Bu mümkün olmazsa, mahkeme, yazılacak gerekçeli kararın tefhimi için 15 günü geçmemek üzere başka bir oturumda karar verir” diyor.”
Orgeneral Kenan Evren (Başkan) — “Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda, gerekçeli kararların 15 gün içerisinde yazılması yer aldığına göre, Adalet Bakanımız burada da 30 günün 15 gün olarak düzeltilmesini teklif ediyorlar.”
Millî Güvenlik Konseyi S. Sayısı 312 (1/254) · tarama · Millî Güvenlik Konseyi Tutanak Dergisi, 91 inci Birleşim, 6 Ocak 1982 · tarama
Tasarı ve Komisyon metinleri S. Sayısı 312'nin taranmış nüshasından aktarılmıştır; taramanın satır sonlarında düşürdüğü harfler tamamlanmış, dönemin yazımı korunmuştur.
4001 sayılı Kanunla yapılan değişiklik (10/6/1994)
Duruşmadan sonra aynı gün karar verilmemesinin gerekçelendirilmesi zorunluluğu kaldırılmış, karar süresi en geç on beş gün olarak belirlenmiştir.
Tasarının 8 inci, kanunlaşan metnin 9 uncu maddesine ilişkin gerekçe şöyledir:
“Bu madde ile, 2577 sayılı Kanunun 19 uncu maddesindeki, duruşma yapıldıktan sonra aynı gün karar verilmemesinin gerekçesinin kararda gösterilmesi zorunluluğu kaldırılmaktadır. Madde ile duruşma yapıldıktan sonra en geç onbeş gün içinde karar verilmesi zorunluluğu getirilmektedir. Bu zorunluluk amacın elde edilmesinde yeterli görülmektedir.”
TBMM Tutanak Dergisi, Dönem 19, Cilt 62, 115 inci Birleşim, 10 Haziran 1994 (S. Sayısı 409 ve 409'a 1 inci Ek tutanağa eklidir) · tarama · Hükümet tasarısı 1/637, kanun teklifi 2/908; Adalet Komisyonu raporu 22/12/1993, ek raporu 24/2/1994. Kanun 10/6/1994 tarihinde kabul edilmiştir.
Değişiklik geçmişi
| Tarih | Değişim | Yürürlük | Ne oldu |
|---|---|---|---|
| 6/1/1982 | 2577 sayılı Kanun | 20/1/1982 | Maddenin ilk hâli |
| 10/6/1994 | 4001 sayılı Kanun | 18/6/1994 | Değişik. Duruşmadan sonra aynı gün karar verilmemesinin gerekçelendirilmesi zorunluluğu kaldırılmış, karar süresi en geç on beş gün olarak belirlenmiştir. |
Tarih sütunu kanunlarda kabul, Anayasa Mahkemesi kararlarında karar tarihidir; yürürlük ise hükmün uygulanmaya başladığı tarihtir. Kanun metnindeki değişiklik şerhleri ile mevzuat.gov.tr metninin sayfa altı dipnotlarından ve yürürlük tarihleri tablosundan derlenmiştir.
Dosyaların incelenmesi
1. (Değişik birinci cümle: 18/6/2014-6545/17 md.) Danıştay, bölge idare mahkemeleri ile idare ve vergi mahkemeleri, bakmakta oldukları davalara ait her türlü incelemeyi kendiliğinden yapar. Mahkemeler belirlenen süre içinde lüzum gördükleri evrakın gönderilmesini ve her türlü bilgilerin verilmesini taraflardan ve ilgili diğer yerlerden isteyebilirler. Bu husustaki kararların, ilgililerce, süresi içinde yerine getirilmesi mecburidir. Haklı sebeplerin bulunması halinde bu süre, bir defaya mahsus olmak üzere uzatılabilir.
2. Taraflardan biri ara kararının icaplarını yerine getirmediği takdirde, bu durumun verilecek karar üzerindeki etkisi mahkemece önceden takdir edilir ve arakararında bu husus ayrıca belirtilir.
3. Ancak, istenen bilgi ve belgeler Devletin güvenliğine veya yüksek menfaatlerine veya Devletin güvenliği ve yüksek menfaatleriyle birlikte yabancı devletlere de ilişkin ise, Cumhurbaşkanı ya da ilgili Cumhurbaşkanı yardımcısı veya bakan, gerekçesini bildirmek suretiyle, söz konusu bilgi ve belgeleri vermeyebilir. (Ek Cümle: 10/6/1994-4001/10 md.) Verilmeyen bilgi ve belgelere dayanılarak ileri sürülen savunmaya göre karar verilemez.
4. (Mülga: 10/6/1994-4001/10 md.)
5. (Değişik: 5/4/1990-3622/8 md.) Danıştay, bölge idare, idare ve vergi mahkemelerinde dosyalar, bu Kanun ve diğer kanunlarda belirtilen öncelik veya ivedilik durumları ile Danıştay için Başkanlar Kurulunca; diğer mahkemeler için Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca konu itibariyle tespit edilip Resmi Gazete'de ilan edilecek öncelikli işler gözönünde bulundurulmak suretiyle geliş tarihlerine göre incelenir ve tekemmül ettikleri sıra dahilinde bir karara bağlanır. Bunların dışında kalan dosyalar ise tekemmül ettikleri sıraya göre ve tekemmül tarihinden itibaren en geç altı ay içinde sonuçlandırılır.
6. (Ek: 2/7/2012-6352/56 md.) Bölge idare mahkemelerindeki istinaf kanun yolu incelemeleri ile idare ve vergi mahkemelerinde heyet halinde görülen davalarda, birinci fıkrada belirtilen bilgi ve belgelerin istenmesine ve ek süre verilmesine ilişkin ara kararları daire başkanı, mahkeme başkanı veya dosyanın havale edildiği üye tarafından da verilebilir.
Madde gerekçesi
Kanunun kabulü (6/1/1982)
Tasarıdaki karşılığı: 19'uncu madde.
Tasarının ilgili maddesi aynen benimsenmiştir.
Millî Güvenlik Konseyi S. Sayısı 312 (1/254) · tarama
3622 sayılı Kanunla yapılan değişiklik (5/4/1990)
Öncelikli işler dışında kalan dosyaların da tekemmül tarihinden itibaren altı ay içinde sonuçlandırılması zorunluluğu getirilmiştir.
Kanunun 8 inci maddesine ilişkin gerekçe şöyledir:
“Kanunun 20 nci maddesinin 5 inci fıkrasında yapılan değişiklikle, fıkrada belirtilen öncelikli işlerin dışında kalan dava dosyalarının da tekemmül ettikleri sıraya göre ve tekemmül tarihinden itibaren altı ay içinde sonuçlandırma zorunluluğu getirilmiştir.”
TBMM S. Sayısı 120 (1/415) — Hükümet tasarısı ve Adalet Komisyonu raporu · tarama · TBMM Tutanak Dergisi, Dönem 18, Cilt 43, 99 uncu Birleşim, 5 Nisan 1990 · tarama · Tasarı 1/415, Bakanlar Kurulu 27/2/1988; Adalet Komisyonu raporu ve 120’ye 1 inci Ek. Kanun 5/4/1990 tarihinde kabul edilmiştir.
4001 sayılı Kanunla yapılan değişiklik (10/6/1994)
Verilmeyen bilgi ve belgelere dayanılarak ileri sürülen savunmaya göre karar verilemeyeceği hükme bağlanmış, gizli belgelerin taraflara incelettirilmemesine ilişkin dördüncü fıkra yürürlükten kaldırılmıştır.
Tasarının 9 uncu, kanunlaşan metnin 10 uncu maddesine ilişkin gerekçe şöyledir:
“Madde ile 2577 sayılı Kanunun 20 nci maddesinin 3 üncü fıkrasının sonuna eklenen cümle ile bu fıkrada sayılan haller nedeniyle mahkemeye verilmeyen bilgi ve belgelere dayanılarak ileri sürülen savunmaya göre karar verilemeyeceği öngörülerek, adalete gölge düşürmesinin önüne geçilmesi ve yargılama hukukunun delil sistemi korunmak istenmiştir. Yargılama usulü hukukunda amaç, davaya dayanak yapılan tüm belge ve delillerin tarafların bilgisine sunulması suretiyle gerçeğin ortaya çıkması ve bu suretle hukukun üstünlüğünün sağlanmasıdır. Taraf ve vekillerine incelettirilmeyen belge ve dosyaya dayanılarak karar verilmesi, davacılara gerçek anlamda iddiasını kanıtlama hakkı tanınmadığını gösterdiği gibi adalete de gölge düşürmektedir. Kaldı ki, uygulamada gizlilik taşımayan belge ve dosyalara gizlilik damgası vurularak bunların ilgililere incelettirilmesi engellenmektedir. Bu nedenle de, Kanunun 20 nci maddesinin 4 üncü fıkrası da yürürlükten kaldırılmaktadır.”
TBMM Tutanak Dergisi, Dönem 19, Cilt 62, 115 inci Birleşim, 10 Haziran 1994 (S. Sayısı 409 ve 409'a 1 inci Ek tutanağa eklidir) · tarama · Hükümet tasarısı 1/637, kanun teklifi 2/908; Adalet Komisyonu raporu 22/12/1993, ek raporu 24/2/1994. Kanun 10/6/1994 tarihinde kabul edilmiştir.
6352 sayılı Kanunla yapılan değişiklik (2/7/2012)
Heyet hâlinde görülen davalarda bazı ara kararların mahkeme başkanı veya dosyanın havale edildiği üye tarafından verilebilmesine imkân tanınmıştır.
Tasarının 41 inci, kanunlaşan metnin 56 ncı maddesine ilişkin gerekçe şöyledir:
“Maddeyle, heyet halinde görülen davalarda bazı ara kararların tek hâkim tarafından verilebilmesi imkânı getirilmektedir. Bilindiği gibi mahkemelerde heyet halinde görülen davalarda her türlü ara kararın da heyet tarafından alınması işyükünde birikmelere sebep olmaktadır. Bunun önüne geçilmesi amacıyla heyet halinde görülen davalarda, davanın kısa süre içinde karara bağlanabilmesi amacıyla, bazı bilgi ve belgelerin getirtilmesi ve ek süre verilmesi gibi bir kısım ara kararların mahkeme başkanı veya dosyanın havale edildiği üye tarafından alınabilmesi hükme bağlanmaktadır.”
TBMM S. Sayısı 278 (Dönem 24, Yasama Yılı 2) — Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu · tarama · Kanun 2/7/2012 tarihinde kabul edilmiştir. Kanunun 51, 52, 60 ve 62 nci maddeleri tasarıda yer almayıp yasama sürecinde eklendiğinden bunlara ilişkin bir madde gerekçesi bulunmamaktadır.
6545 sayılı Kanunla yapılan değişiklik (18/6/2014)
Madde, itiraz yolunun kaldırılmasına uyum sağlamak üzere değiştirilmiştir.
Tasarının 9 uncu, kanunlaşan metnin 17 nci maddesine ilişkin gerekçe şöyledir:
“Tasarıyla, itiraz kanun yolu yerine istinaf kanun yolu getirildiğinden yapılan değişikliklere uyum kapsamında bu maddede de değişiklik yapılmaktadır.”
TBMM S. Sayısı 592 (Dönem 24, Yasama Yılı 4) — Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu · tarama · Kanun 18/6/2014 tarihinde kabul edilmiştir. İstinafa ilişkin hükümler, bölge idare mahkemelerinin Resmî Gazetede ilan edilen göreve başlama tarihinden (20/7/2016) itibaren uygulanmaya başlamıştır.
Kararlar
20/1 Ara kararla toplanan bilgi ve belgeler#
Ara kararla gelen belge karşı tarafa tebliğ edilmeden hüküm kurulamaz
İdare, davacının terör örgütüyle irtibatına dair belgeleri ara karar üzerine dosyaya sunmuş, mahkeme bunları davacıya tebliğ etmeden karar vermişti. Daire, belgelerin "ilk derece mahkemesince ara kararı ile davacıya tebliği ve davacının söz konusu bilgi ve belgeler ile ilgili olarak cevap hakkını kullanabilmesi ve beyanlarını dosyaya sunabilmesi olanağı sağlandıktan sonra" karar verilmesi gerektiğini, bunun "adil yargılanma ilkesi" ile "silahların eşitliği" ilkesinin gereği olduğunu belirtti.
Benzer yöndeki kararlar
Belgenin doğruluğu ve düzenleyenin yetkisi re'sen araştırılır
Yatay geçiş başvurusunun reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davanın temyiz incelemesinde Daire, başvuruya esas alınan belge bakımından yapılması gereken araştırmayı belirleyerek, “belgeyi veren kurumun yetkili bir kurum olup olmadığı, tespit edilen eksikliklerin giderilip giderilmediği hususlarında ilgili merciler vasıtasıyla yapılacak araştırma sonrasında bir karar verilmesi gerektiği” sonucuna varmıştır.
Uygulama işleminin varlığı ara kararla araştırılır
Düzenleyici işlemin iptali istemiyle süresinden sonra açılan davada Daire, ara kararlarına verilen cevaplardan “uyuşmazlık konusu düzenlemeye dayanılarak davacı şirket adına tesis edimiş herhangi bir uygulama işleminin bulunmadığı” anlaşıldığı gerekçesiyle davanın süre aşımı yönünden reddine karar vermiştir.
20/1 Re'sen araştırma ilkesi#
Hâkim, davanın çözümü için gerekli bütün delillere kendiliğinden başvurabilir
Daire hükmü yetki olarak okudu: maddede her çeşit incelemenin kendiliğinden yapılacağı hükme bağlanarak "hakimin bakmakta olduğu davanın çözümü için gerekli bütün delillere kendiliğinden başvurma yetkisine sahip olduğu kurala bağlanmıştır".
Yargı yeri maddi gerçeği taraflardan bağımsız olarak araştırır
Daire ilkeyi amacıyla birlikte kurdu: idari yargı organları "davanın taraflarından bağımsız olarak maddi gerçeği açığa kavuşturmakla yükümlü oldukları, bu amaçla da dava konusu olayın çözümü için gerekli bilgi ve belgelerin yargı organlarınca re'sen toplanarak davanın hukuka ve hakkaniyete uygun şekilde sonuçlandırılması ve kamu yararının tesis edilmesinin amaçlandığı" belirtildi.
Teknik konuda bilirkişi incelemesi re'sen araştırmanın gereğidir
Etik ihlali tespitine dayanan işlemin iptali istemiyle açılan davanın temyiz incelemesinde Daire, “idari yargıda hakim olan ve 2577 sayılı Kanun'un 20. maddesinde ifadesini bulan re'sen araştırma ilkesi gereği, hakim tarafından maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasını teminen, dava konusu uyuşmazlığın teknik bir konu olması ve hâkimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgiyle çözümlenmesinin mümkün olmaması nedeniyle bilirkişi incelemesi yaptırılmasını zorunlu kıld”ığını belirterek kararın bozulmasına karar vermiştir.
Benzer yöndeki kararlar
Araştırma yalnız mümkün değil, olayın niteliğine göre zorunludur
Daire, re'sen araştırma ilkesi uyarınca uyuşmazlığın çözümü için "her türlü inceleme ve araştırmanın yapılması da mümkün, hatta olayın niteliğine göre gereklidir" dedi.
20/1 Re'sen araştırmanın kapsamına giren diğer işler#
Hasmın tamamlanması ve ihbar da mahkemenin kendi görevidir
Sağlık hizmetinden doğan zararın tazmini istemiyle açılan davanın temyiz incelemesinde Daire, hastanenin dönem dönem bağlı olduğu idareleri saptayarak, yeniden yapılacak yargılamada ikinci idarenin de “hasım mevkine alınarak dosyanın tekemmül ettirilmesi gerekmektedir” sonucuna varmış; ayrıca uzman hekimlerin bilirkişi heyetine katılması ve “davanın res'en ilgililere ihbar edilmesi gerektiği” sonucuna ulaşmıştır.
İhtirazi kayıt beyanları inceleme yetkisi çerçevesinde değerlendirilir
Kanuni süresinden sonra verilen düzeltme beyannamesine dayanan cezalı vergilendirmenin iptali istemiyle açılan davanın temyiz incelemesinde Daire, Anayasa Mahkemesi kararında belirtilen gerekçeleri de gözeterek, “düzeltme beyannamesine konulan ihtirazi kayıt beyanları da dikkate alınarak, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 20. maddesinde öngörülen inceleme ve araştırma yetkisi” çerçevesinde uyuşmazlığın esasının incelenmesi gerektiğine karar vermiştir.
Maddenin geneline ilişkin
İspat için gereken belgeler ara kararla taraflardan istenir
Sahte fatura kullanıldığından bahisle yapılan tarhiyata karşı açılan davada Kurul, ispatın hangi belgelerle yapılacağını göstermiştir: "bozma kararı üzerine verilecek ara kararıyla davacıdan, uyuşmazlık konusu faturaların gerçek bir mal teslimine veya hizmet ifasına dayandığı yolundaki iddiasını ispatlayacak bilgi ve belgelerin (alış belgeleri, sevk irsaliyeleri, ödeme ve nakliyeye ilişkin bilgi ve belgeler gibi); davalı idareden ise müeyyideli yazıda belirtilen mükellef hakkındaki tespitleri içeren raporlar ile diğer belgelerin ve davacı hakkında düzenlenmiş ya da düzenlenecek vergi inceleme raporu/basit raporun istenmesi" gerekir. Aynı gerekçe Kurulun birçok kararında tekrarlanmaktadır.
Raporlar arasındaki çelişki ancak farklı heyetten yeni raporla giderilir
Mahkeme, bilirkişi raporları arasındaki çelişkiyi mevcut bilirkişilerden ek rapor alarak gidermeye çalışmıştı. Daire, "Mahkemece farklı bir bilirkişi heyetinden yeni bir bilirkişi raporu almak suretiyle çelişkinin giderilmesi gerektiği, mevcut bilirkişilerden ek rapor alarak çelişkinin giderilmesinden bahsedilemeyeceğinden" çelişki ortadan kaldırılmaksızın kurulan hükmü hukuka aykırı bulmuştur.
Rapor tebliğ edilmeden ve itiraz hakkı tanınmadan hüküm kurulamaz
İdare Mahkemesi, hükme esas aldığı bilirkişi raporunu taraflara tebliğ etmeden karar vermişti. Daire, "hükme esas alınan bilirkişi raporu taraflara tebliğ edilmeden ve taraflara rapora itiraz hakkı tanınmadan, hukuki dinlenilme hakkının kısıtlanması suretiyle davanın esası hakkında karar verilmesinde usul hükümlerine ve adil yargılanma hakkına uygunluk görülmemiştir" gerekçesiyle kararı bozmuştur.
Dilekçe reddi yerine ara kararla istem açıklığa kavuşturulmalıdır
İptali istenen işlemin tarih ve sayısının gösterilmemesi nedeniyle dilekçenin reddedildiği davada Daire, bunu mahkemeye erişim hakkını ortadan kaldıracak biçimde usul kurallarının katı uygulanması sayarak, “davacının iptalini istediğini açıkça ortaya koyduğu ihale işleminin esası hakkında değerlendirme yapılabilmesi için resen inceleme yetkisi kapsamında gerek görülmesi halinde ilk incelemeye esas ara kararı ile istem açıklığa kavuşturularak” karar verilmesi gerektiğine hükmetmiştir.
Keşif avansı idareden istenir, yatırılmazsa hazineden karşılanır
Daire, uyuşmazlığın çözümünün mahallinde keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılmasını zorunlu kıldığını saptamıştır. "6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 325. maddesi uyarınca keşif avansının yargılama sonucu haksız çıkan taraftan alınmak şartıyla davalı idareden istenilmesi, davalı idare tarafından da yatırılmaması halinde hazineden karşılanması" suretiyle inceleme yaptırılması gerektiğini belirterek davanın reddi yolundaki kararı bozmuştur.
Benzer yöndeki kararlar
Bilirkişi incelemesi yapılmadan kurulan hüküm eksik incelemeye dayanır
Daire, "konuya ilişkin olarak bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle hüküm kurulması gerekirken, eksik inceleme sonucu verilen temyize konu Kararda hukuki isabet bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır" diyerek Bölge İdare Mahkemesi kararını bozmuştur.
Maddi olay açıklığa kavuşmadan dava sonuçlandırılamaz
İndirimli orana tabi satışlar nedeniyle yüklenilen katma değer vergisinin iadesi isteminin reddine ilişkin davada Daire, "bilirkişi incelemesi yaptırılarak maddi olayın açıklığa kavuşturulması gerekirken yazılı gerekçeyle davanın sonuçlandırılması hukuka uygun düşmemiş" sonucuna varmıştır.
Usulüne aykırı keşif yeniden yapılır
Daire, İdare Mahkemesince usulüne uygun olarak yeniden keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle uyuşmazlık hakkında karar verilmesi gerektiği sonucuna varmış ve iptal kararını bozmuştur.
Değişiklik geçmişi
| Tarih | Değişim | Yürürlük | Ne oldu |
|---|---|---|---|
| 6/1/1982 | 2577 sayılı Kanun | 20/1/1982 | Maddenin ilk hâli |
| 5/4/1990 | 3622 sayılı Kanun | 10/4/1990 | Değişik. Öncelikli işler dışında kalan dosyaların da tekemmül tarihinden itibaren altı ay içinde sonuçlandırılması zorunluluğu getirilmiştir. |
| 10/6/1994 | 4001 sayılı Kanun | 18/6/1994 | Ek · Mülga. Verilmeyen bilgi ve belgelere dayanılarak ileri sürülen savunmaya göre karar verilemeyeceği hükme bağlanmış, gizli belgelerin taraflara incelettirilmemesine ilişkin dördüncü fıkra yürürlükten kaldırılmıştır. Bu fıkrada yer alan "...Başkanlık Kurulunca" ibaresi, 10/6/1994 tarihli ve 4001 sayılı Kanunun 10 uncu maddesiyle “Başkanlar Kurulunca” şeklinde değiştirilmiştir. |
| 2/7/2012 | 6352 sayılı Kanun | 5/7/2012 | Ek. Heyet hâlinde görülen davalarda bazı ara kararların mahkeme başkanı veya dosyanın havale edildiği üye tarafından verilebilmesine imkân tanınmıştır. |
| 18/6/2014 | 6545 sayılı Kanun | 28/6/2014 | Değişik. Madde, itiraz yolunun kaldırılmasına uyum sağlamak üzere değiştirilmiştir. |
| 20/7/2017 | 7035 sayılı Kanun | 5/8/2017 | 20/7/2017 tarihli ve 7035 sayılı Kanunun 5 inci maddesiyle, bu fıkrada yer alan “İdare” ibaresi “Bölge idare mahkemelerindeki istinaf kanun yolu incelemeleri ile idare” şeklinde değiştirilmiş ve fıkraya “ara kararları” ibaresinden sonra gelmek üzere “daire başkanı” ibaresi eklenmiştir. |
| 2/7/2018 | 703 sayılı KHK | 9/7/2018 | 2/7/2018 tarihli ve 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 185 inci maddesiyle bu fıkrada yer alan “Başbakan veya ilgili” ibaresi “Cumhurbaşkanı ya da ilgili Cumhurbaşkanı yardımcısı veya” şeklinde değiştirilmiştir. |
Tarih sütunu kanunlarda kabul, Anayasa Mahkemesi kararlarında karar tarihidir; yürürlük ise hükmün uygulanmaya başladığı tarihtir. Kanun metnindeki değişiklik şerhleri ile mevzuat.gov.tr metninin sayfa altı dipnotlarından ve yürürlük tarihleri tablosundan derlenmiştir.
İvedi yargılama usulü
(Ek: 18/6/2014-6545/18 md.)
1. İvedi yargılama usulü aşağıda sayılan işlemlerden doğan uyuşmazlıklar hakkında uygulanır:
a) İhaleden yasaklama kararları hariç ihale işlemleri.
b) Acele kamulaştırma işlemleri.
c) Özelleştirme Yüksek Kurulu kararları.
d) 12/3/1982 tarihli ve 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu uyarınca yapılan satış, tahsis ve kiralama işlemleri.
e) 9/8/1983 tarihli ve 2872 sayılı Çevre Kanunu uyarınca, idari yaptırım kararları hariç çevresel etki değerlendirmesi sonucu alınan kararlar.
f) 16/5/2012 tarihli ve 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun uyarınca alınan Cumhurbaşkanı kararları.
2. İvedi yargılama usulünde:
a) Dava açma süresi otuz gündür.
b) Bu Kanunun 11 inci maddesi hükümleri uygulanmaz.
c) Yedi gün içinde ilk inceleme yapılır ve dava dilekçesi ile ekleri tebliğe çıkarılır.
d) Savunma süresi dava dilekçesinin tebliğinden itibaren on beş gün olup, bu süre bir defaya mahsus olmak üzere en fazla on beş gün uzatılabilir. Savunmanın verilmesi veya savunma verme süresinin geçmesiyle dosya tekemmül etmiş sayılır.
e) Yürütmenin durdurulması talebine ilişkin olarak verilecek kararlara itiraz edilemez.
f) Bu davalar dosyanın tekemmülünden itibaren en geç bir ay içinde karara bağlanır. Ara kararı verilmesi, keşif, bilirkişi incelemesi ya da duruşma yapılması gibi işlemler ivedilikle sonuçlandırılır.
g) Verilen nihai kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde temyiz yoluna başvurulabilir.
h) Temyiz dilekçeleri üç gün içinde incelenir ve tebliğe çıkarılır. Bu Kanunun 48 inci maddesinin bu maddeye aykırı olmayan hükümleri kıyasen uygulanır.
ı) Temyiz dilekçelerine cevap verme süresi on beş gündür.
i) Danıştay evrak üzerinde yaptığı inceleme sonunda, maddi vakıalar hakkında edinilen bilgiyi yeterli görürse veya temyiz sadece hukuki noktalara ilişkin ise yahut temyiz olunan karardaki maddi yanlışlıkların düzeltilmesi mümkün ise işin esası hakkında karar verir. Aksi hâlde gerekli inceleme ve tahkikatı kendisi yaparak esas hakkında yeniden karar verir. Ancak, ilk inceleme üzerine verilen kararlara karşı yapılan temyizi haklı bulduğu hâllerde kararı bozmakla birlikte dosyayı geri gönderir. Temyiz üzerine verilen kararlar kesindir.
j) Temyiz istemi en geç iki ay içinde karara bağlanır. Karar en geç bir ay içinde tebliğe çıkarılır.
Madde gerekçesi
6545 sayılı Kanunla yapılan değişiklik (18/6/2014)
İdari yargıya ivedi yargılama usulü kazandırılmıştır.
Tasarının 10 uncu, kanunlaşan metnin 18 inci maddesine ilişkin gerekçe şöyledir:
“İdari yargıda davaların tümü aynı usul takip edilmek suretiyle sonuçlandırılmaktadır. Ancak idari davaların bazıları, niteliği itibarıyla diğerlerinden farklıdır. Bu tür davaların geciktirilmeksizin karara bağlanması gerekmektedir. Bu bakımdan, gecikerek karar verilmesinde hem idare hem de davacılar bakımından katlanılması zor ya da imkânsız sonuçlar doğuracak sınırlı sayıdaki dava türünün, diğerlerine göre daha ivedi bir şekilde sonuçlandırılması gerekmektedir. Yargısal sürecin, süratle sonuçlandırılması özel önem taşıyan ihale, özelleştirme, acele kamulaştırma uyuşmazlıklarından kaynaklanan bazı davaların ivedilikle sonuçlandırılmaması halinde, hukuki belirsizlik doğmasına neden olunmaktadır. Madde ile Avrupa örneklerinde olduğu gibi idari yargılamaya ivedi yargılama usulü kurumu kazandırılmaktadır.”
TBMM S. Sayısı 592 (Dönem 24, Yasama Yılı 4) — Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu · tarama · Kanun 18/6/2014 tarihinde kabul edilmiştir. İstinafa ilişkin hükümler, bölge idare mahkemelerinin Resmî Gazetede ilan edilen göreve başlama tarihinden (20/7/2016) itibaren uygulanmaya başlamıştır.
Kararlar
20/A-1-a İhale işlemi sayılan ve sayılmayan işlemler#
Teminatın irat kaydından doğan tam yargı davası kapsam dışıdır
Teminatın irat kaydedilmesi nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen zararın tazmini istemiyle açılan davada Daire, "tam yargı davası niteliği taşıyan bakılan dava ivedi yargılama usulü kapsamında bulunmadığından" kanun yolu başvurusunun bölge idare mahkemesince karara bağlanması gerektiğini belirtmiştir. Temyiz isteminin görev yönünden reddine ve dosyanın istinaf incelemesinde görevli mahkemeye gönderilmesine karar vermiştir.
İhaleye çıkma kararı da ihale işlemidir
Belediyeye ait otuz taşınmazın 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu uyarınca ihale yoluyla satışına dair belediye meclisi kararının iptali istemiyle açılan davada Daire, "ihale sürecindeki işlemlerden kaynaklanan uyuşmazlıklara ivedi yargılama usulünün uygulanacağı" gerekçesiyle işlemi ihaleye çıkma kararı niteliğinde saymıştır. Uyuşmazlığın ivedi yargılama usulü uygulanarak çözümlenmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
Benzer yöndeki kararlar
Özel hukuk tüzel kişisinin işleminde adlî yargı görevlidir
Özel çevre koruma bölgesindeki su sporları irtibat noktasının kiralanmasına ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davada Daire, "şirket statüsünde bir özel hukuk tüzel kişisi olan davalı tarafından tesis edilen işlemin, idari işlem niteliğinde olmadığı, anılan işleme karşı açılan davanın görüm ve çözümünde adlî yargının görevli olduğu" sonucuna varmıştır.
Sözleşme imzalanmadığı için tamamlanmayan ihale süreci de kapsamdadır
Mesleki eğitim kursları hizmet alım ilanları kapsamında yapılan başvurunun reddine dair işlemin iptali istemiyle açılan davada Daire, "ihale ilanı ile başlayan ve sözleşmelerin imzalanmaması nedeniyle tamamlanmayan ihale sürecinde tesis edilen işlemin ihale işlemleri kapsamında olduğu" sonucuna varmıştır.
İhale kararının geri alınması mahiyetindeki işlem de kapsamdadır
İhale üzerine imzalanan sözleşmenin 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu uyarınca feshine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davada Daire, işlemin "doğurduğu sonuç itibarıyla ihale kararının geri alınması mahiyetinde bir işlem olması nedeniyle" uyuşmazlığın ivedi yargılama usulü uygulanarak çözümlenmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
20/A-1-b Acele kamulaştırma#
Sit alanında acele kamulaştırma için koruma kurulunun uygun görüşü gerekir
Acele kamulaştırma kararının sit alanındaki taşınmazlara ilişkin kısmının iptali istemiyle açılan davada Kurul, uygulama projesine yönelik koruma kurulu görüşünün henüz verilmediğini saptamıştır. "2863 sayılı Kanun kapsamındaki taşınmazlarla ilgili olarak uygulama yapılırken, taşınmazın sit statüsü de gözetilerek Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları Koruma Bölge Kurulundan uygun görüş alınması gerektiği" gerekçesiyle, görüş alınmaksızın tesis edilen kararın o taşınmaza yönelik kısmında hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varmıştır.
Kamulaştırmadan vazgeçilirse dava konusuz kalır
Acele kamulaştırma kararının iptali istemiyle açılan davada, yargılama sürerken Bakan oluruyla bir taşınmaz yönünden kamulaştırmadan vazgeçildiği anlaşılmıştır. Daire, o taşınmaz yönünden dava konusuz kaldığından karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiği sonucuna varmış; davanın açılmasına davalı idarenin sebebiyet verdiğini saptayarak yargılama giderlerinin idare üzerinde bırakılması gerektiğini belirtmiştir.
Benzer yöndeki kararlar
Elektrik iletim projesinde acelelik hali kabul edilmiştir
Elektrik iletim tesisine ilişkin acele kamulaştırma kararının iptali istemiyle açılan davada Daire, projenin gerçekleştirilmesinde acelelik halinin bulunduğu sonucuna varmıştır.
20/A-1-e Çevresel etki değerlendirmesi kararları#
Faaliyet başlamışsa işlemden haberdar olmamak hayatın olağan akışına aykırıdır
Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir kararının iptali istemiyle açılan davada Daire, 2021 yılında üretim faaliyetinin başladığını ve üretilen malzemelerin satışının faturalarla belgelendiğini saptamıştır. "iyi niyet kuralları çerçevesinde hareket etmesi beklenen davacıların, hayatın olağan akışı gereği dava konusu işlemden haberdar olmamasının mümkün olmadığı sonucuna varıldığından" davanın süresinde açılmış kabul edilemeyeceğini belirterek, işin esasına girilerek verilen iptal kararını bozmuş ve davayı süre aşımından reddetmiştir.
İptal kararı sonrası ÇED süreci yalnız eksik kısım için işletilebilir
ÇED Olumlu kararı ile dayanağı genelgenin iptali istemiyle açılan davada Daire, genelgenin pratik çözüm amacına yönelik olarak, çevre hukukunun dinamik yönü ve çevrenin korunmasının önemi gözetilerek yapıldığı sonucuna varmıştır. "Çevresel Etki Değerlendirmesi raporunun mahkeme kararında belirtilen gerekçe doğrultusunda eksik ve yetersiz kısımlarının yeniden düzenlenerek hazırlık işlemine hukukilik kazandırılmasında ve bu hazırlık işlemine dayanılarak yeni bir ÇED Olumlu veya ÇED Olumsuz kararı verilmesine ilişkin Genelgenin ikinci kısmında da 2872 sayılı Çevre Kanununa ve ilgili yönetmeliklere aykırı bir yön görülmemiştir" demiştir.
20/A-2-a Otuz günlük dava açma süresi ve on birinci maddenin uygulanmaması#
Süre otuz gündür ve üst makama başvuru süreyi durdurmaz
Taşınmazın açık artırma usulüyle satışına ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davada Daire, ivedi yargılama usulünde "dava açma süresinin otuz gün olduğu ve Kanun'un 11. maddesi hükümlerinin bu usülde uygulanmayacağı" kurallarına yer vermiştir. Davanın süre aşımı nedeniyle reddine ilişkin Mahkeme kararını, sonucu itibarıyla hukuka aykırılık görülmediğinden gerekçesiyle onamıştır.
Benzer yöndeki kararlar
Aynı kural 2886 sayılı Kanun'a göre yapılan satışta da işler
Devlet İhale Kanunu'nun 45. maddesi uyarınca açık artırma usulüyle satışa ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davada Daire, ivedi yargılama usulünde dava açma süresinin otuz gün olduğunu ve dava açılmadan önce idari işlemin kaldırılması, geri alınması veya değiştirilmesi için üst makama başvurulamayacağını belirtmiştir.
20/A-2-i Temyiz üzerine verilen kararın kesinliği#
İvedi usulde Danıştay esası kendisi karara bağlar
Yetkisiz mahkemece esası incelenerek verilen kararın temyizinde Daire, "ivedi yargılama usûlünde, verilen karar kesin olmak üzere, temyiz incelemesini yapan Danıştay'a inceleme ve tahkikat görevinin verildiği" saptamasını yapmıştır. Bu kuralın görevli ve yetkili mahkemece verilen kararlar için geçerli olduğunu, 49. maddedeki görev ve yetki dışında bir işe bakılması sebebinin ivedi usulden ayrı değerlendirilemeyeceğini belirtmiştir.
Benzer yöndeki kararlar
Karar düzeltme yolu kapalıdır
Okul kantini ve yemekhanesinin işletme hakkına ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davada Daire, İdare Mahkemesi kararını bozmuş ve davanın reddine karar vermiştir. Hükmü, 20/A maddesinin ikinci fıkrasının (i) bendi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere kesin olarak kurmuştur.
Kanun yolu: istinaf kapalı, doğrudan temyiz#
İvedi usule tâbi davada istinaf yolu kapalıdır
Bölge İdare Mahkemesi, ihale işlemine ilişkin davada istinaf başvurusunun esasını incelemişti. Daire, kararın "ivedi yargılama usulü kuralları gereğince doğrudan temyize tâbi olduğu ve ivedi yargılama usulüne tâbi olan davalarda anılan Kanun'un 45. maddesinin 8. fıkrası uyarınca istinaf kanun yoluna başvurulmasının mümkün olmadığı" gerekçesiyle, dosyanın esasa girilmeksizin Danıştaya gönderilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
Benzer yöndeki kararlar
Aynı sonuç başka kanunun özel usulünde de geçerlidir
5233 sayılı Kanun'un geçici 6. maddesinde belirtilen usule tâbi uyuşmazlıkta Daire, İdare Mahkemesi kararının doğrudan temyize tâbi olduğunu ve istinaf kanun yoluna başvurulmasının mümkün olmadığını belirtmiş; istinaf başvurusunu inceleyen Bölge İdare Mahkemesi kararını bozmuştur.
Kural kırk beşinci maddenin sekizinci fıkrasından doğar
Daire, 45. maddenin sekizinci fıkrasında ivedi yargılama usulüne tâbi davalarda istinaf yoluna başvurulamayacağının kurala bağlandığını belirtmiş; bu usule tâbi uyuşmazlıklarda ilk derece mahkemesi kararının doğrudan temyize tâbi olduğu sonucuna varmıştır.
Bölge idare mahkemesi esasa girmeden dosyayı Danıştaya gönderir
Daire, uyuşmazlığın ivedi yargılama usulü uygulanarak çözümlenmesi gerektiğini saptamış; Bölge İdare Mahkemesince esasa girilmeksizin dosyanın Danıştaya gönderilmesi gerekirken esas incelemesi yapılmasını hukuka aykırı bulmuştur.
Maddenin geneline ilişkin
Taşınmazı olan davacının ölümünde dilekçe iptal edilmez, dosya işlemden kaldırılır
ÇED olumlu kararının geçersiz sayılması istemiyle açılan davada davacılardan biri yargılama sırasında ölmüştü. Daire, dilekçenin iptalinin "münhasıran ölenin şahsına sıkı sıkıya bağlı olan, başkalarına devir ve temliki veya miras yoluyla intikali mümkün olmayan haklarla ilgili" davalara ait olduğunu, ölene ait bütün hak, mal ve borçların mirasçılara geçeceğini belirtmiş; ölen davacının proje alanında taşınmazı bulunduğundan onun yönünden dosyanın işlemden kaldırılmasına karar vermiştir.
Usulü kanun belirler, dosyanın gidişatı değil
Daire, uyuşmazlığın ivedi yargılama usulü kapsamında olmadığını saptamış; “genel yargılama usulü yerine ivedi yargılama usulü uygulanarak karar verilmesinde usul hükümlerine uygunluk bulunmamaktadır” diyerek kararı bozmuştur.
İhale uyuşmazlığında ivedi usul: mahkeme kendi usulünü seçemez
Daire, kapsam hükmünü 20/A maddesiyle birlikte okuyarak ihale işlemlerinden doğan uyuşmazlığın ivedi yargılama usulüne tâbi olduğunu belirtmiş; usul hükümlerine uymayan İdare Mahkemesi kararını bozmuştur.
Aynı gerekçe altmış dört kararda; madde 1'in uygulamadaki en yerleşik hattı.
Benzer yöndeki kararlar
İvedi usule girmeyen işte doğrudan temyiz yapılamaz
Daire, ivedi yargılama usulü kapsamında olmayan uyuşmazlıkta doğrudan temyiz incelemesi yapılamayacağını yineledi.
Ivedi usule tâbi işte genel usul uygulanamaz
Kapsam hükmü uyarınca uyuşmazlık ivedi yargılama usulüne tâbi görülmüş, aksi yönde kurulan karar bozulmuştur.
Değişiklik geçmişi
| Tarih | Değişim | Yürürlük | Ne oldu |
|---|---|---|---|
| 18/6/2014 | 6545 sayılı Kanun | 28/6/2014 | Ek. İdari yargıya ivedi yargılama usulü kazandırılmıştır. |
| 2/7/2018 | 703 sayılı KHK | 9/7/2018 | 2/7/2018 tarihli ve 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 185 inci maddesiyle bu bentte yer alan “Bakanlar Kurulu” ibaresi “Cumhurbaşkanı” şeklinde değiştirilmiştir. |
Tarih sütunu kanunlarda kabul, Anayasa Mahkemesi kararlarında karar tarihidir; yürürlük ise hükmün uygulanmaya başladığı tarihtir. Kanun metnindeki değişiklik şerhleri ile mevzuat.gov.tr metninin sayfa altı dipnotlarından ve yürürlük tarihleri tablosundan derlenmiştir.
Merkezî ve ortak sınavlara ilişkin yargılama usulü
(Ek: 10/9/2014-6552/96 md.)
1. Millî Eğitim Bakanlığı ile Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi tarafından yapılan merkezî ve ortak sınavlar, bu sınavlara ilişkin iş ve işlemler ile sınav sonuçları hakkında açılan davalara ilişkin yargılama usulünde:
a) Dava açma süresi on gündür.
b) Bu Kanunun 11 inci maddesi hükümleri uygulanmaz.
c) Yedi gün içinde ilk inceleme yapılır ve dava dilekçesi ile ekleri tebliğe çıkarılır.
ç) Savunma süresi dava dilekçesinin tebliğinden itibaren üç gün olup, bu süre bir defaya mahsus olmak üzere en fazla üç gün uzatılabilir. Savunmanın verilmesi veya savunma verme süresinin geçmesiyle dosya tekemmül etmiş sayılır.
d) Yürütmenin durdurulması talebine ilişkin olarak verilecek kararlara itiraz edilemez.
e) Bu davalar dosyanın tekemmülünden itibaren en geç on beş gün içinde karara bağlanır. Ara kararı verilmesi, keşif, bilirkişi incelemesi ya da duruşma yapılması gibi işlemler ivedilikle sonuçlandırılır.
f) Verilen nihai kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren beş gün içinde temyiz yoluna başvurulabilir.
g) Temyiz dilekçeleri üç gün içinde incelenir ve tebliğe çıkarılır. Bu Kanunun 48 inci maddesinin bu maddeye aykırı olmayan hükümleri kıyasen uygulanır.
ğ) Temyiz dilekçelerine cevap verme süresi beş gündür.
h) Danıştay evrak üzerinde yaptığı inceleme sonunda, maddi vakalar hakkında edinilen bilgiyi yeterli görürse veya temyiz sadece hukuki noktalara ilişkin ise yahut temyiz olunan karardaki maddi yanlışlıkların düzeltilmesi mümkün ise işin esası hakkında karar verir. Aksi hâlde gerekli inceleme ve tahkikatı kendisi yaparak esas hakkında yeniden karar verir. Ancak, ilk inceleme üzerine verilen kararlara karşı yapılan temyizi haklı bulduğu hâllerde kararı bozmakla birlikte dosyayı geri gönderir. Temyiz üzerine verilen kararlar kesindir.
ı) Temyiz istemi en geç on beş gün içinde karara bağlanır. Karar en geç yedi gün içinde tebliğe çıkarılır.
2. Millî Eğitim Bakanlığı ile Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi tarafından yapılan merkezî ve ortak sınavlar, bu sınavlara ilişkin iş ve işlemler ile sınav sonuçları hakkında açılan davalarda verilen yürütmenin durdurulması ve iptal kararları, söz konusu sınava katılan kişilerin lehine sonuç doğuracak şekilde uygulanır.
Kararlar
20/B Başvuru yolunun ve süresinin işlemde gösterilmesi#
Kısa süreli başvuru yolunun işlemde gösterilmesi hukuk güvenliğinin gereğidir
Daire, idari işlemlere karşı başvuru yollarının ayrıntılı düzenlemelerde yer almasını, başvuru süresinin kısa olmasını ve olağan başvuru yollarına istisna getirilebilmesini gözetmiştir. "işlemlere karşı hangi idari birime, hangi sürede başvurulacağının idarelerce işlemde belirtilmesi hukuk güvenliği ilkesinin gereğidir" sonucuna varmıştır.
20/B-1-a On günlük dava açma süresi#
Son gün adli tatile rastlarsa süre tatilin bitiminden yedi gün uzar
Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezince yayımlanan karara karşı açılan davada Daire, "20/B maddesine göre dava açma süresinin son gününün 31/07/2020 tarihine denk geldiği, bu tarihin Adli tatile rastlaması üzerine; İdari Yargılama Usul Kanunu'nun 8/3 maddesi uyarınca dava açma süresinin son gününün 07/09/2020 olması" karşısında, daha sonra açılan davanın süre aşımı nedeniyle reddine karar vermiştir.
Süre, sonuçların merkezin internet sitesinde ilanıyla başlar
Yerleştirme sonucuna karşı açılan davada Daire, dava açma süresinin on gün olduğunun başvuru kılavuzunda belirtildiğini saptamıştır. "davacının yerleştirme sonuçlarına yönelik açacağı davada, dava açma süresinin sonuçların ÖSYM'nin resmi internet sitesinde ilanı ile başlayacağı açık olup" diyerek süreyi ilan tarihinden işletmiştir.
Benzer yöndeki kararlar
On günlük süre geçtikten sonra açılan dava reddedilir
Dikey geçiş sınavına ilişkin işleme karşı açılan davada Daire, on günlük dava açma süresinin son gününü belirleyerek, bu tarihten aylar sonra açılan davanın süre aşımı nedeniyle esasının incelenmesine olanak bulunmadığı sonucuna varmıştır.
20/B-1-f Beş günlük temyiz süresi#
Benzer yöndeki kararlar
Kapsamdaki işlemde temyiz süresi beş gündür
Eksik hasımla görülen davada verilen kararı bozan Daire, ayrıca "dava konusu işlemlerin 2577 sayılı Kanun'un 20/B maddesi kapsamında olduğu, dolayısıyla verilecek nihai karara karşı tebliğ tarihinden itibaren beş gün içinde Danıştay'a temyiz yoluna başvurulabileceği açıktır" hususunu belirtmiştir.
Değişiklik geçmişi
| Tarih | Değişim | Yürürlük | Ne oldu |
|---|---|---|---|
| 10/9/2014 | 6552 sayılı Kanun | 11/9/2014 | Ek. (Ek: 10/9/2014-6552/96 md.) |
Tarih sütunu kanunlarda kabul, Anayasa Mahkemesi kararlarında karar tarihidir; yürürlük ise hükmün uygulanmaya başladığı tarihtir. Kanun metnindeki değişiklik şerhleri ile mevzuat.gov.tr metninin sayfa altı dipnotlarından ve yürürlük tarihleri tablosundan derlenmiştir.
Askerî hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıklara dair hükümler
(Ek:24/6/2021-7329/16 md.)
1. Bu madde; Millî Savunma Bakanlığı kadrolarında çalışan kamu görevlileri ile 25/6/2019 tarihli ve 7179 sayılı Askeralma Kanunu kapsamında askerlik hizmetini yerine getiren yedek subaylar ve yedek astsubaylar ile erbaş ve erleri ilgilendiren ve askerî hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıklar hakkında uygulanır. (Ek cümle:30/6/2022-7415/8 md.) Bu uyuşmazlıkların çözümünde ilgilinin görev yaptığı yerin idari yargı yetkisi yönünden bağlı olduğu bölge idare mahkemesinin bulunduğu yerdeki idare mahkemesi yetkilidir.
2. Dava dilekçelerinde, 3 üncü maddenin ikinci fıkrasında sayılanlara ilaveten bu madde kapsamındakilerin sicili, varsa sınıfı ve rütbesi de gösterilir.
3. Dilekçeler ile davalara ilişkin her türlü evrak, 4 üncü maddede belirtilen yerlere ilaveten ilgili idari yargı merciine gönderilmek üzere en yakın amirlere verilebilir.
4. Savaş hâlinde yürütmenin durdurulmasına karar verilemez.
5. Olağanüstü hâller sebebiyle alınan tedbirlerin uygulanmasında görevlendirilenlerin naklen atanmalarına ilişkin iptal davalarında, yürütmenin durdurulmasına karar verilemez.
6. Yüksek Askerî Şûranın terfi işlemleri ile kadrosuzluk nedeniyle emekliye ayırma işlemleri hariç her türlü ilişik kesme kararlarına karşı yargı yolu açıktır.
Kararlar
20/C-1 Askerî hizmete ilişkin uyuşmazlıkta yetkili mahkeme#
Ölçü dava açma tarihi itibarıyla görev yapılan yerdir
Kocaeli'nde sözleşmeli subay olarak görev yapan davacının muvazzaf subaylığa geçiş sınavının sözlü aşamasında başarısız sayılmasına ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davada Daire, yetkiyi "ilgilinin dava açma tarihi itibarıyla görev yaptığı Kocaeli ilinin idari yargı yetkisi yönünden bağlı olduğu İstanbul Bölge İdare Mahkemesinin bulunduğu yerdeki idare mahkemesi" ölçütüyle belirlemiştir.
Görevden ayrılanlarda en son görev yapılan yer esas alınır
Astsubay olarak görev yapmakta iken kamu görevinden çıkarılan ve açıkta iken emekliye ayrılan davacının emekli yolluk bedeli istemine ilişkin davada Daire, uyuşmazlığın askerî hizmete ilişkin işlemden kaynaklandığını saptamıştır. Yetkiyi "davacının en son görev yaptığı" yere göre belirlemiştir.
Yetki, ilgilinin görev yaptığı yere göre belirlenir
Samsun'da astsubay olarak görev yapan davacının açıkta kaldığı döneme ilişkin parasal haklarına yönelik davada Daire, birinci fıkraya 7415 sayılı Kanun'la eklenen düzenlemeyi uygulamıştır. Uyuşmazlığın çözümünde "ilgilinin görev yaptığı yerin idari yargı yetkisi yönünden bağlı olduğu Bölge İdare Mahkemesinin bulunduğu yerdeki idare mahkemesinin yetkili olduğu" kurala bağlandığından, davacının görev yaptığı yer mahkemesinin yetkili olduğuna karar vermiştir.
Benzer yöndeki kararlar
İlişiği henüz kesilmemişse dava tarihindeki görev yeri esas alınır
Daire, dosyadaki belgelerden "davacının, dava tarihinde (23/09/2024) Muğla ilindeki Birliğinden henüz ilişiğinin kesilmediği" anlaşıldığını saptamış; yetkiyi dava açma tarihi itibarıyla görev yaptığı Muğla ilinin bağlı olduğu bölge idare mahkemesinin bulunduğu yere göre belirlemiştir.
Malulen emekli olanda da en son görev yeri ölçüttür
Malulen emekliye ayrılmadan önce en son Balıkesir'de astsubay olarak görev yapan davacının maddi ve manevi zararlarının tazmini istemine ilişkin uyuşmazlıkta Daire, yetkiyi en son görev yaptığı yere göre belirlemiştir.
20/C-1 Kapsam dışında kalan işlemler#
Şehir hastanesinin sağlık kurulu raporuna ilişkin işlem kapsam dışıdır
Şehir hastanesinden alınan sağlık kurulu raporu ile yeni rapor alınması başvurusunun reddine ilişkin işlemlerin iptali istemiyle açılan davada Daire, bu işlemlerin "20/C maddesi kapsamında değerlendirilemeyeceğinden" yetkinin işlemleri tesis eden hastanenin bulunduğu yere göre belirlenmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
Askerî gereklere göre tesis edilmeyen işlem kapsam dışıdır
Emekli olduğunda tabancasına ruhsat verilmesi istemiyle yapılan başvurunun reddine ilişkin davada Daire, işlemin "askeri gereklere, askeri usul ve yönteme göre tesis edilmiş bir işlem olmadığı, dolayısıyla uyuşmazlık konusunun 2577 sayılı Kanun'un 20/C maddesi kapsamında bulunmadığı" sonucuna varmıştır. Yetkiyi 32. maddenin birinci fıkrasındaki genel kurala göre belirlemiştir.
20/C-1 Uyuşmazlık türlerine göre uygulama#
Türk Silahlı Kuvvetlerinden ilişik kesme işlemi kapsamdadır
Astsubay olarak görev yapan davacının Türk Silahlı Kuvvetlerinden ilişiğinin kesilmesine ilişkin işlemden kaynaklanan uyuşmazlıkta Daire, işlemi askerî hizmete ilişkin saymış ve yetkiyi 20/C maddesinin birinci fıkrasına göre belirlemiştir.
Benzer yöndeki kararlar
Beraat üzerine sözleşme feshinin iptali istemi kapsamdadır
Hudut alay komutanlığında görev yapmakta iken sözleşmesi feshedilen davacının, ceza yargılaması sonucunda beraat ettiğinden bahisle fesih işleminin iptali istemiyle açtığı davada Daire, yetkiyi 20/C maddesinin birinci fıkrasına göre belirlemiştir.
Terhis olan sözleşmeli erin ikramiye istemi kapsamdadır
Hava Kuvvetleri Komutanlığında sözleşmeli er iken terhis olarak görevinden ayrılan davacının ikramiye ve tazminat ödenmesi istemine ilişkin uyuşmazlıkta Daire, işlemi askerî hizmete ilişkin saymış ve yetkiyi 20/C maddesinin birinci fıkrasına göre belirlemiştir.
Güvenlik soruşturması sonrası adaylık işlemleri de kapsamdadır
Güvenlik soruşturması olumsuz sonuçlandığı için adaylık işlemleri sonlandırılan, bu işlemin iptali üzerine göreve başlayıp uzman erbaş olarak görev yapan davacının uyuşmazlığında Daire, yetkiyi 20/C maddesinin birinci fıkrasına göre belirlemiştir.
Subay temini sınavına katılma talebi kapsamdadır
Subay temini kapsamında Millî Savunma Bakanlığınca yapılacak sınava katılma talebinin zımnen reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davada Daire, yetkiyi 20/C maddesinin birinci fıkrasına göre belirlemiştir.
Derece, kademe, nasıp ve lojman puanı istemi kapsamdadır
Kamu görevinden çıkarıldığı tarih ile yeniden göreve başladığı tarih arasındaki döneme ilişkin olarak derece, kademe ve nasbının emsalleriyle aynı seviyeye getirilmesi ile lojman puanlarının düzeltilmesi istemiyle açılan davada Daire, yetkiyi 20/C maddesinin birinci fıkrasına göre belirlemiştir.
Bakanlık emrinde memur olarak çalışanın ataması kapsamdadır
Millî Savunma Bakanlığı emrinde memur olarak çalışan davacının Araştırma Merkezi Müdürlüğü emrine atanmasına ilişkin işlemden kaynaklanan uyuşmazlıkta Daire, yetkiyi 20/C maddesinin birinci fıkrasına göre belirlemiştir.
Atama işleminde de aynı ölçü uygulanır
İzmir'de kıdemli astsubay olarak görev yapan davacının başka bir komutanlık kadrosuna atanmasına ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davada Daire, dava açma tarihi itibarıyla görev yaptığı İzmir ilinin bağlı olduğu bölge idare mahkemesinin bulunduğu yerdeki idare mahkemesinin yetkili olduğuna karar vermiştir.
Disiplin cezası da askerî hizmete ilişkin işlemdir
Denizaltı Filosuna bağlı komutanlıkta astsubay olarak görev yapan davacıya disiplin cezası verilmesine ilişkin işlemden kaynaklanan uyuşmazlıkta Daire, yetkiyi 20/C maddesinin birinci fıkrasına göre belirlemiştir.
Danıştayın ilk derece görevi ile ilişkisi#
Danıştayın ilk derece görevine girmeyen dava görev yönünden reddedilir
Daire, davanın "2575 sayılı Kanun'un 24. maddesi kapsamında ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda görülecek davalardan olmadığı" saptamasını yapmıştır. 15. maddenin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca davanın görev yönünden reddine ve dosyanın 20/C maddesine göre yetkili idare mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.
Maddenin geneline ilişkin
Askerî hizmetle doğrudan ilgisi olmayan sınav 20/C dışındadır
Astsubay olarak görev yapan davacının subaylığa geçiş sınavına ilişkin işleme karşı açtığı davada çıkan yetki uyuşmazlığında Daire, Millî Savunma Bakanlığı personeli bakımından 20/C maddesinin uygulanacağını kabul etmekle birlikte, sınavın "eğitim-öğretim işinden kaynaklanması nedeniyle yürüttüğü kamu hizmeti ile doğrudan ilgisinin olmadığı" gerekçesiyle genel yetki kuralını uygulamış ve Ankara İdare Mahkemesinin yetkili olduğuna oyçokluğuyla karar vermiştir.
Sonradan yürürlüğe giren özel yetki kuralı tamamlanmış yargılamayı etkilemez
Nihai karar verildikten sonra yürürlüğe giren özel yetki kuralının uygulanıp uygulanmayacağının tartışıldığı uyuşmazlıkta Daire, kuralın yürürlüğünden önce “uyuşmazlığın esası hakkında nihai karar verilerek usule ilişkin işlemler tamamlanmış olduğundan, anılan özel yetki kuralının uygulanamayacağı sonucuna” vararak, “2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 36. maddesinin (b) bendi uyarınca, uyuşmazlığın çözümünde dava konusu olayın Hakkari ilinde meydana gelmesi nedeniyle” eylemin yapıldığı yer mahkemesinin yetkili olduğuna karar vermiştir. Aynı gerekçe on sekiz kararda tekrarlanmaktadır.
Askerî hizmete ilişkin uyuşmazlıkta 20/C özel kuralı uygulanır
Askerî hizmete ilişkin uyuşmazlıkta çıkan yetki uyuşmazlığında Daire, 20/C maddesiyle “ilgilinin görev yaptığı yerin idari yargı yetkisi yönünden bağlı olduğu bölge idare mahkemesinin bulunduğu yerdeki idare mahkemesinin yetkili kılındığı anlaşılmış olduğundan, davanın, 2577 sayılı Kanun'un 33. maddesi kapsamında değerlendirilmesi olanaklı değildir” gerekçesine yer vermiştir.
Değişiklik geçmişi
| Tarih | Değişim | Yürürlük | Ne oldu |
|---|---|---|---|
| 24/6/2021 | 7329 sayılı Kanun | 30/6/2021 | Ek. (Ek:24/6/2021-7329/16 md.) |
| 30/6/2022 | 7415 sayılı Kanun | — | Ek. (Ek cümle:30/6/2022-7415/8 md.) |
Tarih sütunu kanunlarda kabul, Anayasa Mahkemesi kararlarında karar tarihidir; yürürlük ise hükmün uygulanmaya başladığı tarihtir. Kanun metnindeki değişiklik şerhleri ile mevzuat.gov.tr metninin sayfa altı dipnotlarından ve yürürlük tarihleri tablosundan derlenmiştir.
Sonradan ibraz olunan belgeler
Dilekçeler ve savunmalarla birlikte verilmeyen belgeler, bunların vaktinde ibraz edilmelerine imkan bulunmadığına mahkemece kanaat getirilirse, kabul ve diğer tarafa tebliğ edilir. Bu belgeler duruşmada ibraz edilir ve diğer taraf cevabını hemen verebileceğini beyan eder veya cevap vermeye lüzum görmezse, ayrıca tebliğ edilmez.
Madde gerekçesi
Tasarıdaki karşılığı: 20'nci madde.
Tasarının ilgili maddesi aynen benimsenmiştir. Genel Kurulda madde başlığından “evrak ve” ibaresi çıkarılmıştır.
6 Ocak 1982 tarihli Millî Güvenlik Konseyi Genel Kurulu görüşmesinde maddeye ilişkin önemli kesitler şunlardır:
Prof. Dr. Şeref Gözübüyük (Devlet Başkanı Hukuk Danışmanı) — “Efendim, 21 nci maddenin başlığında, “İbraz Olunan Evrak ve Belgeler” denmiş. Oradaki “evrak” sözü fazla kalıyor; çıkarılması gerekir.”
Hava Hâkim Albay Zeki Güngör (Adalet Komisyonu Sözcüsü) — “Madde metninde, “müsbit evrak” tabiri vardı; onu çıkarmışız; fakat başlığı kalmış Başkanım.”
Millî Güvenlik Konseyi S. Sayısı 312 (1/254) · tarama · Millî Güvenlik Konseyi Tutanak Dergisi, 91 inci Birleşim, 6 Ocak 1982 · tarama
Kararlar
21/1 Ara kararla belge istenmesi#
İspat için gereken belgeler ara kararla taraflardan istenir
Sahte fatura kullanıldığından bahisle yapılan tarhiyata karşı açılan davada Kurul, ispatın hangi belgelerle yapılacağını göstermiştir: "bozma kararı üzerine verilecek ara kararıyla davacıdan, uyuşmazlık konusu faturaların gerçek bir mal teslimine veya hizmet ifasına dayandığı yolundaki iddiasını ispatlayacak bilgi ve belgelerin (alış belgeleri, sevk irsaliyeleri, ödeme ve nakliyeye ilişkin bilgi ve belgeler gibi); davalı idareden ise müeyyideli yazıda belirtilen mükellef hakkındaki tespitleri içeren raporlar ile diğer belgelerin ve davacı hakkında düzenlenmiş ya da düzenlenecek vergi inceleme raporu/basit raporun istenmesi" gerekir. Aynı gerekçe Kurulun birçok kararında tekrarlanmaktadır.
21/1 Sonradan ibraz edilen belgenin tebliği#
Sonradan sunulan belge tebliğ edilmeden hükme esas alınamaz
Davalı idare ikinci savunmasını verdikten sonra bir soruşturma raporunu dosyaya sunmuş, rapor davacıya tebliğ edilmediği hâlde kararın gerekçesinin bir kısmını oluşturmuştu. Daire, savunma hakkının tam olarak kullanılabilmesi için "bahsolunan dilekçenin davacıya tebliği ile dilekçe ekindeki raporu inceleyebilme imkanı tanınması suretiyle raporda yer alan hususlara karşı cevap verebilme olanağı sağlandıktan sonra bir karar verilmesi gerektiği halde bu yapılmadan karar verilmiş olmasında yasa ve usule uyarlık görülmemiştir" sonucuna varmıştır.
Maddenin geneline ilişkin
Ara kararla gelen belge karşı tarafa tebliğ edilmeden hüküm kurulamaz
İdare, davacının terör örgütüyle irtibatına dair belgeleri ara karar üzerine dosyaya sunmuş, mahkeme bunları davacıya tebliğ etmeden karar vermişti. Daire, belgelerin "ilk derece mahkemesince ara kararı ile davacıya tebliği ve davacının söz konusu bilgi ve belgeler ile ilgili olarak cevap hakkını kullanabilmesi ve beyanlarını dosyaya sunabilmesi olanağı sağlandıktan sonra" karar verilmesi gerektiğini, bunun "adil yargılanma ilkesi" ile "silahların eşitliği" ilkesinin gereği olduğunu belirtti.
Değişiklik geçmişi
Bu madde 6/1/1982'de kabul edildiği hâliyle yürürlüktedir; bugüne kadar değişikliğe uğramamıştır.
Tarih sütunu kanunlarda kabul, Anayasa Mahkemesi kararlarında karar tarihidir; yürürlük ise hükmün uygulanmaya başladığı tarihtir. Kanun metnindeki değişiklik şerhleri ile mevzuat.gov.tr metninin sayfa altı dipnotlarından ve yürürlük tarihleri tablosundan derlenmiştir.
Davaların karara bağlanması
1. Konular aydınlandığında meseleler sırasıyla oya konulur ve karara bağlanır.
2. 15 nci maddede sayılan sebeplerden biri ile veya yargılama usullerine ilişkin meselelerde azınlıkta kalanlar işin esası hakkında da oylarını kullanırlar. Azınlıkta kalanların görüşleri, kararların altına yazılır.
Madde gerekçesi
Tasarıdaki karşılığı: 21'inci madde.
Tasarının 21 inci maddesinin 1 inci fıkrası düzeltilmiş, 2 nci fıkrada 14 üncü maddeye yapılan atıf 15 inci madde olarak düzeltilmiştir.
Millî Güvenlik Konseyi S. Sayısı 312 (1/254) · tarama
Kararlar
22/1 Kararın oluşması için gereken oy#
Üç kişilik heyette en az iki üyenin aynı yönde oy kullanması gerekir
Mahkeme başkanı işin esasına geçilemeyeceği yönünde usule ilişkin karşı oy kullanmış, bir üye de davanın reddi gerektiği gerekçesiyle çoğunluğa katılmamıştı. Daire, “üç kişi ile yapılacak olan toplantıda kararın oluşabilmesi için en az iki üyenin aynı yönde oy kullanması ve varsa karşı oy kullanan üyenin belirtilmesi suretiyle kararın oluşturulması gerektiği açık olup, temyiz istemine konu edilen mahkeme kararında bu koşulun sağlanamadığı” saptamasıyla usulüne uygun alınmış bir kararın oluşmadığı sonucuna varmıştır.
Benzer yöndeki kararlar
Aynı yönde: usulüne uygun karar oluşmamıştır
Daire, aynı gerekçeyle, idari yargılama usulüne aykırı şekilde verilmiş bulunan İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmadığı sonucuna varmıştır.
22/2 Azınlıkta kalanın esas hakkında da oy kullanması#
Birden çok usul meselesinde azınlıkta kalmak da aynı sonucu doğurur
İki üye hem ehliyet hem de aynı dilekçeyle dava açılamayacağı yönünde azınlıkta kalmış, işin esası hakkında oy kullanmamıştı. Kurul, “15. maddesinde sayılan nedenlere ilişkin iki meselede azınlıkta kalmalarına rağmen, 2577 sayılı Kanun'un 22. maddesindeki kurala aykırı bir şekilde, işin esası hakkında oylarını kullanmadıkları” gerekçesiyle Daire kararını bozmuştur.
Usul meselesinde azınlıkta kalan üye esas hakkında da oy kullanmalıdır
Daire üyelerinden ikisi, 15. maddede sayılan bir sebeple davanın reddi gerektiği oyunu kullanmış, ancak işin esası hakkında oy kullanmamıştı. Kurul, bu üyelerin “işin esası hakkında oylarını kullanmadıkları ve işin esasının heyete katılan diğer üç Daire üyesinin aynı yöndeki oylarıyla karara bağlandığı anlaşılmaktadır” saptamasıyla, kararda usul ve hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varmıştır.
Benzer yöndeki kararlar
Aynı yönde: usuli eksiklik bozma sebebidir
Kurul, aynı usuli eksiklik nedeniyle temyize konu Daire kararında usul ve hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varmıştır.
Değişiklik geçmişi
Bu madde 6/1/1982'de kabul edildiği hâliyle yürürlüktedir; bugüne kadar değişikliğe uğramamıştır.
Tarih sütunu kanunlarda kabul, Anayasa Mahkemesi kararlarında karar tarihidir; yürürlük ise hükmün uygulanmaya başladığı tarihtir. Kanun metnindeki değişiklik şerhleri ile mevzuat.gov.tr metninin sayfa altı dipnotlarından ve yürürlük tarihleri tablosundan derlenmiştir.
Tutanaklar
Her dava dosyası için görüşmelere katılan başkan ve üyelerin, Danıştayda düşünce veren savcının, tetkik hakiminin ve tarafların ad ve soyadlarını, incelenen dosya numarasını, kısaca dava konusunu ve verilen kararın neticesini, çoğunlukta ve azınlıkta bulunanları gösteren bir tutanak düzenlenir. Bu tutanaklar görüşmelere katılanlar tarafından aynı toplantıda imzalanır ve dosyalarında saklanır.
Madde gerekçesi
Tasarıdaki karşılığı: 22'nci madde.
Tasarının ilgili maddesi aynen benimsenmiştir.
Millî Güvenlik Konseyi S. Sayısı 312 (1/254) · tarama
Kararlar
23 Görüşme tutanağı ile hükmün uyumu#
Tutanakta yazılandan farklı hüküm içeren karar bozulur
Daire, “görüşme tutanağında yazılandan farklı hüküm içeren mahkeme kararında isabet görülmemiştir” diyerek kararı bozmuştur.
Benzer yöndeki kararlar
Aynı yönde: tutanakla hüküm arasındaki fark bozma sebebidir
Daire, aynı gerekçeyle, görüşme tutanağında yazılandan farklı hüküm içeren mahkeme kararını bozmuştur.
23 Tutanağın imzalanması#
Tutanakta imzası bulunmayan hâkim kararı imzalayamaz
Toplantı tutanağında imzası bulunmayan bir hâkimin karar metnini imzaladığı görülmüştü. Daire, 23. madde ile 24. maddenin (h) bendi uyarınca toplantı tutanağı ile karar metninin karara katılan başkan ve üyelerce imzalanması gerektiğini belirtmiştir.
Değişiklik geçmişi
Bu madde 6/1/1982'de kabul edildiği hâliyle yürürlüktedir; bugüne kadar değişikliğe uğramamıştır.
Tarih sütunu kanunlarda kabul, Anayasa Mahkemesi kararlarında karar tarihidir; yürürlük ise hükmün uygulanmaya başladığı tarihtir. Kanun metnindeki değişiklik şerhleri ile mevzuat.gov.tr metninin sayfa altı dipnotlarından ve yürürlük tarihleri tablosundan derlenmiştir.
Kararlarda bulunacak hususlar
Kararlarda:
a) Tarafların ve varsa vekillerinin veya temsilcilerinin ad ve soyadları yahut unvanları ve adresleri,
b) Davacının ileri sürdüğü olayların ve dayandığı hukuki sebeplerin özeti istem sonucu ile davalının savunmasının özeti,
c) (Değişik: 10/6/1994-4001/11 md.) Danıştayda görülen davalarda tetkik hakimi ve savcının ad ve soyadları ile düşünceleri,
d) Duruşmalı davalarda duruşma yapılıp yapılmadığı, yapılmış ise hazır bulunan taraflar ve vekil veya temsilcilerinin ad ve soyadları,
e) Kararın dayandığı hukuki sebepler ile gerekçesi ve hüküm: tazminat davalarında hükmedilen tazminatın miktarı,
f) Yargılama giderleri ve hangi tarafa yükletildiği,
g) Kararın tarihi ve oybirliği ile mi, oyçokluğu ile mi verildiği,
h) Kararı veren mahkeme başkan ve üyelerinin veya hakiminin ad ve soyadları ve imzaları ve varsa karşı oyları,
ı) Kararı veren dairenin veya mahkemenin adı ve dosyanın esas ve karar numarası,
Belirtilir. (Ek cümle: 8/7/2021-7331/4 md.) Kararlar, verildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yazılır ve imzalanır.
Madde gerekçesi
Kanunun kabulü (6/1/1982)
Tasarıdaki karşılığı: 23'üncü madde.
Tasarının 23 üncü maddesinin (e) ve (f) fıkralarında düzeltmeler yapılmıştır. Genel Kurulda (h) bendindeki “ayrışık oy” ibaresi “karşı oy” olarak değiştirilmiştir.
Adalet Komisyonunun tasarı metninde yaptığı değişiklikler:
Kararın dayanağı
Tasarı“Kararın dayandığı kanuni ve hukuki sebepler ile gerekçesi, hüküm ve tazminat davalarında hükmedilen tazminatın miktarı,”
Komisyon“Kararın dayandığı hukuki sebepler ile gerekçesi, hüküm ve tazminat davalarında hükmedilen tazminatın miktarı,”
6 Ocak 1982 tarihli Millî Güvenlik Konseyi Genel Kurulu görüşmesinde maddeye ilişkin önemli kesitler şunlardır:
Orgeneral Nurettin Ersin — ““Ayrışık” olur mu? Olmaz… O, ayırmak gibi bir şey.”
Prof. Dr. Şeref Gözübüyük (Devlet Başkanı Hukuk Danışmanı) — “Efendim, bu terimlerin ikisinin de ayrı anlamları var. Burada aslında “ayrışık ve karşı oy” diye yazmak gerekir; fakat bizim dilimizde, biri diğerinin yerini alıyor. Şimdi, gerekçe itibariyle farklı düşünülse de aynı sonuca varılır: O zaman, ayrışık bir oy görüşündedir yahut karşıdır; muhaliftir. Onun için, herhalde, “karşı oy” bizce daha uygun düşecektir.”
Orgeneral Kenan Evren (Başkan) — ““…varsa karşı oyları — ayrışık değil.” Yani, muhalefet şerhi. O “ayrışık”ı “karşı” olarak değiştiriyoruz.”
Millî Güvenlik Konseyi S. Sayısı 312 (1/254) · tarama · Millî Güvenlik Konseyi Tutanak Dergisi, 91 inci Birleşim, 6 Ocak 1982 · tarama
Tasarı ve Komisyon metinleri S. Sayısı 312'nin taranmış nüshasından aktarılmıştır; taramanın satır sonlarında düşürdüğü harfler tamamlanmış, dönemin yazımı korunmuştur.
4001 sayılı Kanunla yapılan değişiklik (10/6/1994)
Kararlarda tetkik hâkiminin düşüncesine de yer verilmesi öngörülmüştür.
Tasarının 10 uncu, kanunlaşan metnin 11 inci maddesine ilişkin gerekçe şöyledir:
“2577 sayılı Kanunun 24 üncü maddesinin (c) bendinde yapılan değişiklikle, kararlarda bulunacak hususlar arasına, yürürlükten kaldırılmış bulunan 521 sayılı Danıştay Kanununda olduğu gibi Danıştay savcısının yanında tetkik hâkiminin düşüncesinin yer alması da öngörülmektedir. Bu suretle, kararın oluşumunda büyük oranda emeği geçen tetkik hâkiminin düşüncesinin yer alması sağlanmakta, tetkik hâkimliği müessesesine layık olduğu değerin verilmesi amaçlanmaktadır.”
TBMM Tutanak Dergisi, Dönem 19, Cilt 62, 115 inci Birleşim, 10 Haziran 1994 (S. Sayısı 409 ve 409'a 1 inci Ek tutanağa eklidir) · tarama · Hükümet tasarısı 1/637, kanun teklifi 2/908; Adalet Komisyonu raporu 22/12/1993, ek raporu 24/2/1994. Kanun 10/6/1994 tarihinde kabul edilmiştir.
7331 sayılı Kanunla yapılan değişiklik (8/7/2021)
Birinci fıkraya, kararların verildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yazılıp imzalanmasını öngören cümle eklenmiştir. Hüküm, teklifin dördüncü maddesi olarak görüşülmüş; sürenin on beş güne indirilmesini isteyen önerge reddedilmiştir. Görüşmede Danıştay temsilcisi, karar yazım süresine ilişkin mevzuatta o güne kadar bir hüküm bulunmadığını ve uygulamadaki durumu aktarmıştır.
Teklif sahibinin Adalet Komisyonunun 22 Haziran 2021 tarihli toplantısındaki sunuşunda düzenleme şöyle açıklanmıştır:
Yusuf Beyazıt (Tokat, teklif sahibi) — “Bu kapsamda hak arama hürriyetinin daha da geliştirilmesi amacıyla idari başvurulara cevap verme süresi altmış günden otuz güne; idari işlemin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem tesis edilmesi talebiyle üst makama yapılan başvurulara cevap verme süresi altmış günden otuz güne; idari eylemler nedeniyle dava açmadan önce idareye yapılan zorunlu başvurulara ilişkin idareye tanınan cevap verme süresi altmış günden otuz güne indirilmekte; idari yargı mercilerince verilen nihai kararların en geç otuz gün içinde yazılması gerektiği hükme bağlanmaktadır.”
23 Haziran 2021 tarihli görüşmede Danıştay temsilcisi uygulamadaki durumu şöyle aktarmıştır:
Sait Micanoğlu (Danıştay Genel Sekreter Yardımcısı) — “Karar yazım sürelerine ilişkin mevzuatta bir hüküm yok ancak HSK müfettişleri mahkemelerin iş durumunu gözeterek denetim esnasında bir karar yazım süresi öngörmektedirler. 2017 yılından itibaren bu süreleri otuz güne çekmeye çalışmaktadırlar. Taşrada birçok mahkeme de bu süreleri otuz güne çekmiş durumda. Ancak iş yoğunluğu çok fazla olan Ankara ve İstanbul gibi mahkemelerde şu anki koşullarda karar yazım süresini otuz güne indirmek biraz zaman alacaktır.”
Sait Micanoğlu (Danıştay Genel Sekreter Yardımcısı) — “2577 sayılı Kanun'un 20'nci maddesinde havale edildikten sonra dosyaların altı ay içerisinde karara bağlanması gerekiyor. Karar yazımına ilişkin herhangi bir süre öngörülmediği için zaman zaman bu üzerindeki dosyaları eritme adına bu süreleri öteleyebilmekteler hâkimler. Bu nedenle bu sürelerin altmış güne, hatta yüz güne kadar uzadığı oluyor.”
Sürenin on beş güne indirilmesi istenmiş, önerge reddedilmiştir; önergenin gerekçesi ve görüşmede dile getirilen değerlendirme şöyledir:
Önerge gerekçesi — “Teklifle idari yargılama sonucunda verilen kararın on beş güne düşürülmesi amaçlanmaktadır. Yargılama sürelerinin hızlanması amacıyla sürelerin düşürülmesi gerekmektedir.”
Ayhan Erel (Aksaray) — “Günümüzde her ne kadar hâkimlere süre verilmiş olsa da hâkimlerimizin buna riayet etmediğini bilfiil avukatlık yapan arkadaşlarımız bilmektedirler. “Kararlar otuz gün içinde yazılacaktır.” deniliyor ama hiçbir zaman yazılmıyor. Buna on beş gün diyelim, on beş de öyle olur, bari otuz gün içinde yazılır diye düşünüyoruz.”
TBMM Adalet Komisyonu Tutanak Dergisi, 7 nci Toplantı, 22 Haziran 2021 · tarama · TBMM Adalet Komisyonu Tutanak Dergisi, 8 inci Toplantı, 23 Haziran 2021 · tarama · Teklif (2/3697) ile Adalet Komisyonu Raporu, S. Sayısı 274 olarak Genel Kurulda görüşülmüş ve 8/7/2021 tarihinde kabul edilmiştir.
Kararlar
24/1-e Gerekçe ile hükmün uyumu#
Gerekçe, maddi olgular ile hüküm arasındaki hukuki değerlendirmedir
Kurul, gerekçenin ne olduğunu ve neden hükümle uyumlu olması gerektiğini ortaya koymuştur: "gerekçe, hakimin önüne gelen uyuşmazlıkla ilgili olarak saptadığı maddi olgular ile verdiği hüküm arasındaki hukuki değerlendirme olup, yargı makamınca yapılan değerlendirmenin sonucunun açıkça hüküm fıkrasında belirtilmesi ve kararın gerekçesi ile hüküm kısmının birbiriyle uyumlu olması önem taşımaktadır".
Gerekçe ile hüküm fıkrası arasındaki çelişki bozma sebebidir
Bölge İdare Mahkemesi, dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığını belirtmiş olmasına karşın iptal kararına yönelik istinaf başvurusunu gerekçeli olarak reddetmişti. Daire, "temyize konu kararın gerekçesi ile hüküm fıkrası arasında uyumsuzluk ve çelişki bulunduğu" saptamasıyla, hüküm fıkrası ile gerekçenin bütünlük arz etmesi gerektiğini belirtmiştir.
24/1-f Yargılama giderleri: konusu kalmayan davada haklılık#
Dava konusuz kalsa da gider için yargılamaya devam edilir
Daire, "davanın konusuz kalması durumunda mahkemece yargılama giderleri bakımından yargılamaya devam edilerek, davanın açıldığı tarihteki haklılık durumunun tespit edilmesi ve bu tespite göre yargılama giderlerine hükmedilmesi gerekmektedir" sonucuna varmıştır. Hükmün dayanağı, yirmi dördüncü maddenin (f) bendi ile otuz birinci maddenin Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na yaptığı göndermedir.
Davanın açılmasına sebebiyet veren idare gideri yüklenir
Daire, "davanın açıldığı tarihteki tarafların haklılık durumu değerlendirildiğinde, yargılama giderlerinin davanın açılmasına sebebiyet veren davalı idare üzerinde bırakılması ve vekille temsil edilen davacılar lehine vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken" aksi yönde kurulan hükmü hukuka aykırı bulmuştur.
Benzer yöndeki kararlar
Esası incelenmeyen davalarda da haklılık tespit edilir
Daire, "esası incelenmeyen davalarda, davanın esası bakımından yargılama sona ermekte ise de, yargılama giderleri açısından yargılamaya devam edilerek tarafların davanın açıldığı tarihteki haklılık durumlarının tespit edilmesi gerekmektedir" sonucuna varmıştır.
Haklılık incelenmeden idarenin sorumlu tutulması usule aykırıdır
Daire, "davanın açıldığı tarihteki tarafların haklılık durumları incelendiğinde yargılama giderleri ve vekalet ücretinden davalı idarenin sorumlu tutulmasına ilişkin temyize konu mahkeme kararında, yargılama giderleri ve vekalet ücreti yönünden, usul hükümlerine uygunluk bulunmamaktadır" sonucuna varmıştır.
İdare dava açıldıktan sonra işlemi iptal ederse gider idarede kalır
Dava açıldıktan sonra ibraz edilen mirasın reddi kararı üzerine idare ödeme emirlerini iptal etmiş, dava konusuz kalmıştı. Daire, davanın açılmasına yol açan tarafın idare olduğunu dava tarihindeki haklılık durumuna göre saptayarak yargılama giderini idare üzerinde bırakmıştır.
24/1-h Görüşme tutanağı ve imzalar#
Gerekçeli karar ile görüşme tutanağı arasındaki çelişki bozma sebebidir
Daire, "İdare Mahkemesinin gerekçeli kararı ile görüşme tutanağında belirtilen karar sonucu arasında uyumsuzluk ve çelişki bulunduğu dikkate alındığında, temyize konu İdare Mahkemesi kararında usûl hükümlerine uygunluk görülmemiştir" sonucuna varmıştır.
İmzası eksik görüşme tutanağıyla usulüne uygun karar alınmış sayılmaz
Daire, "görüşme tutanağının ıslak veya elektronik imza ile tamamlanması gerektiği halde bakılan davada; dosya içerisinde ıslak imzalı görüşme tutanağının bulunmaması ve UYAP'ta bulunan görüşme tutanağında imza eksikliği olması nedeniyle" Kanun'un öngördüğü biçimde usulüne uygun alınmış bir karar bulunmadığı sonucuna varmıştır.
Benzer yöndeki kararlar
Gerekçe, hüküm fıkrası ve tutanak birlikte çelişirse karar bozulur
Daire, kararın gerekçesi, hüküm fıkrası ve görüşme tutanağı arasında çelişki bulunduğunu saptayarak İdare Mahkemesi kararını bozmuştur.
Bölge idare mahkemesi kararında da tutanakla uyum aranır
Daire, Bölge İdare Mahkemesi kararının hüküm fıkrası ile görüşme tutanağı arasında uyumsuzluk ve çelişki bulunduğunu saptamış; kararın gerekçesinde de usul bakımından aykırılık görerek kararı bozmuştur.
Maddenin geneline ilişkin
Elektronik imzalı karar ile ıslak imzalı karar arasındaki fark giderilmelidir
UYAP sisteminde kayıtlı elektronik imzalı karar ile ıslak imzalı karar arasında hüküm fıkrasının bir bendi yönünden farklılık bulunduğu anlaşılmıştı. Kurul, bu farklılığın “giderilerek yeniden bir karar verilmesi gerekmektedir” sonucuna vararak Daire kararını bozmuştur.
Üç kişilik heyette en az iki üyenin aynı yönde oy kullanması gerekir
Mahkeme başkanı işin esasına geçilemeyeceği yönünde usule ilişkin karşı oy kullanmış, bir üye de davanın reddi gerektiği gerekçesiyle çoğunluğa katılmamıştı. Daire, “üç kişi ile yapılacak olan toplantıda kararın oluşabilmesi için en az iki üyenin aynı yönde oy kullanması ve varsa karşı oy kullanan üyenin belirtilmesi suretiyle kararın oluşturulması gerektiği açık olup, temyiz istemine konu edilen mahkeme kararında bu koşulun sağlanamadığı” saptamasıyla usulüne uygun alınmış bir kararın oluşmadığı sonucuna varmıştır.
Tutanakta imzası bulunmayan hâkim kararı imzalayamaz
Toplantı tutanağında imzası bulunmayan bir hâkimin karar metnini imzaladığı görülmüştü. Daire, 23. madde ile 24. maddenin (h) bendi uyarınca toplantı tutanağı ile karar metninin karara katılan başkan ve üyelerce imzalanması gerektiğini belirtmiştir.
Aleyhine hüküm verilen taraf gideri yüklenir, vekili olan idare lehine ücrete hükmedilir
Dava ehliyet yönünden reddedilmiş, buna karşın davalı idare lehine avukatlık ücretine hükmedilmemiş ve yargılama gideri davalı idareye yükletilmişti. Daire, "ehliyet yönünden davanın reddiyle, dolayısıyla davacının aleyhine sonuçlanan davada, davalı idareyi temsil eden vekil bulunmasına karşın davalı idare lehine avukatlık ücretine hükmedilmemesi ve yargılama giderlerinin davalı idareye yükletilmesi" yolundaki hükmü mevzuata aykırı bulmuştur.
Müdahil taraf sıfatını taşımaz; vekâlet ücreti ancak taraf lehine hükmedilir
Daire, "müdahilin davada taraf sıfatını haiz olmadığı, müdahilin de yer aldığı davada hükmün taraflar hakkında verildiği ve vekalet ücretinin ancak taraf lehine hükmedilebileceği açık olduğundan" İdare Mahkemesi kararının vekâlet ücretine ilişkin kısmını hukuka aykırı bulmuştur.
Tutanakta yazılandan farklı hüküm içeren karar bozulur
Daire, “görüşme tutanağında yazılandan farklı hüküm içeren mahkeme kararında isabet görülmemiştir” diyerek kararı bozmuştur.
Benzer yöndeki kararlar
Aynı yönde: usulüne uygun karar oluşmamıştır
Daire, aynı gerekçeyle, idari yargılama usulüne aykırı şekilde verilmiş bulunan İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmadığı sonucuna varmıştır.
Müdahilin yaptığı yargılama gideri davalı idareye yüklenemez
Parselasyon işleminin iptali istemiyle açılan davada, düzenleme sahasındaki başka bir taşınmazın maliki müdahil olarak kabul edilmişti. Daire, "müdahale isteminin kabulünde ve buna bağlı olarak da dava konusu işlemin iptaline karar verilmesi nedeniyle müdahilce yapılan yargılama giderlerinin davalı idareye yüklenmesinde isabet görülmemiştir" sonucuna varmıştır.
Aynı yönde: tutanakla hüküm arasındaki fark bozma sebebidir
Daire, aynı gerekçeyle, görüşme tutanağında yazılandan farklı hüküm içeren mahkeme kararını bozmuştur.
Değişiklik geçmişi
| Tarih | Değişim | Yürürlük | Ne oldu |
|---|---|---|---|
| 6/1/1982 | 2577 sayılı Kanun | 20/1/1982 | Maddenin ilk hâli |
| 10/6/1994 | 4001 sayılı Kanun | 18/6/1994 | Değişik. Kararlarda tetkik hâkiminin düşüncesine de yer verilmesi öngörülmüştür. |
| 8/7/2021 | 7331 sayılı Kanun | 14/7/2021 | Ek. Birinci fıkraya, kararların verildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yazılıp imzalanmasını öngören cümle eklenmiştir. Hüküm, teklifin dördüncü maddesi olarak görüşülmüş; sürenin on beş güne indirilmesini isteyen önerge reddedilmiştir. Görüşmede Danıştay temsilcisi, karar yazım süresine ilişkin mevzuatta o güne kadar bir hüküm bulunmadığını ve uygulamadaki durumu aktarmıştır. |
Tarih sütunu kanunlarda kabul, Anayasa Mahkemesi kararlarında karar tarihidir; yürürlük ise hükmün uygulanmaya başladığı tarihtir. Kanun metnindeki değişiklik şerhleri ile mevzuat.gov.tr metninin sayfa altı dipnotlarından ve yürürlük tarihleri tablosundan derlenmiştir.
Kararların saklanması ve tebliği
Kararın mahkeme başkanı ve üyeleri veya hakimi tarafından imzalı asıllarından biri, karar dosyasına, diğeri de dava dosyasına konur; mahkeme mührü ve başkan yahut hakim, Danıştayda daire veya kurul başkanı veya görevlendireceği bir üye imzasıyla tasdikli birer örneği de taraflara tebliğ edilir.
Madde gerekçesi
Tasarıdaki karşılığı: 24'üncü madde.
Tasarının 24 üncü maddesine Danıştay daire ve kurul başkanları ile tetkik hâkimleri de eklenmiştir.
Millî Güvenlik Konseyi S. Sayısı 312 (1/254) · tarama
Kararlar
25 Kararın aslı ve örneği#
Elektronik imzalı karar ile ıslak imzalı karar arasındaki fark giderilmelidir
UYAP sisteminde kayıtlı elektronik imzalı karar ile ıslak imzalı karar arasında hüküm fıkrasının bir bendi yönünden farklılık bulunduğu anlaşılmıştı. Kurul, bu farklılığın “giderilerek yeniden bir karar verilmesi gerekmektedir” sonucuna vararak Daire kararını bozmuştur.
25 Tebliğin kime yapılacağı#
Vekille takip edilen davada tebliğ vekile yapılır
Mahkeme kararı ile temyiz dilekçesi, davacı vekili bulunmasına rağmen davacı şirkete tebliğ edilmişti. Kurul, “kararda davacı vekilinin adına yer verilerek bu aşamadan sonra tebliği gerekli evrakların vekile tebliği gerekirken” bunun yapılmadığını saptayarak dosyanın usulüne uygun tekemmülünün sağlanması gerektiğine karar vermiştir.
Benzer yöndeki kararlar
Mirasçıya tebliğ yapılmadan dosya gönderilemez
Daire, onama kararının davacı mirasçıya tebliğ edilmesi ve tekemmül işlemlerinin tamamlanmasından sonra Danıştaya gönderilmesi için dosyanın İdare Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.
Maddenin geneline ilişkin
Tebligat Kanunu'nun 35. maddesi her tebligatta uygulanmaz
Vergi mahkemesi, Tebligat Kanunu'nun 35. maddesini uygulamaksızın dosyayı tekemmül ettirerek karar vermişti. Kurul, hükmün amacının “davacıların mülkiyet hakkının korunmasına yönelik kanuni güvencenin kötüye kullanılması engellenerek idari işlemin yürütülebilirliğinin korunması” olduğunu belirtmiş; olayda “Tebligat Kanunu'nun bahse konu hükmünün uygulanma olanağı bulunmadığından” mahkeme kararını yerinde görmüştür.
Benzer yöndeki kararlar
Aynı yönde: hükmün amacı dışında uygulanamayacağı
Kurul, aynı gerekçeyle, Tebligat Kanunu'nun anılan hükmünün olayda uygulanma olanağı bulunmadığı sonucuna varmıştır.
Değişiklik geçmişi
Bu madde 6/1/1982'de kabul edildiği hâliyle yürürlüktedir; bugüne kadar değişikliğe uğramamıştır.
Tarih sütunu kanunlarda kabul, Anayasa Mahkemesi kararlarında karar tarihidir; yürürlük ise hükmün uygulanmaya başladığı tarihtir. Kanun metnindeki değişiklik şerhleri ile mevzuat.gov.tr metninin sayfa altı dipnotlarından ve yürürlük tarihleri tablosundan derlenmiştir.
Tarafların kişilik veya niteliğinde değişiklik
1. Dava esnasında ölüm veya herhangi bir sebeple tarafların kişilik veya niteliğinde değişiklik olursa, davayı takip hakkı kendisine geçenin başvurmasına kadar; gerçek kişilerden olan tarafın ölümü halinde, idarenin mirasçılar aleyhine takibi yenilemesine kadar dosyanın işlemden kaldırılmasına ilgili mahkemece karar verilir. Dört ay içinde yenileme dilekçesi verilmemiş ise, varsa yürütmenin durdurulması kararı kendiliğinden hükümsüz kalır.
2. Yalnız öleni ilgilendiren davalara ait dilekçeler iptal edilir.
3. (Değişik: 5/4/1990-3622/9 md.) Davacının gösterdiği adrese tebligat yapılamaması halinde, yeni adresin bildirilmesine kadar dava dosyası işlemden kaldırılır ve varsa yürütmenin durdurulması kararı kendiliğinden hükümsüz kalır. Dosyanın işlemden kaldırıldığı tarihten başlayarak bir yıl içinde yeni adres bildirilmek suretiyle yeniden işleme konulması istenmediği takdirde, davanın açılmamış sayılmasına karar verilir.
4. (Değişik: 5/4/1990-3622/9 md.) Dosyaların işlemden kaldırılmasına ve davanın açılmamış sayılmasına dair kararlar diğer tarafa tebliğ edilir.
Madde gerekçesi
Kanunun kabulü (6/1/1982)
Tasarıdaki karşılığı: 25'inci madde.
Tasarının 25 inci maddesinin 1 inci fıkrasına, dört ay içinde yenileme dilekçesi verilmemesi halinde varsa yürütmenin durdurulması kararının kendiliğinden hükümsüz kalacağı hükmü eklenmiş; yalnız öleni ilgilendiren dava dilekçelerinin iptal edileceği hususu 2 nci fıkra olarak ilave edilmiş, 3 üncü fıkra metinden çıkarılmıştır.
Adalet Komisyonunun tasarı metninde yaptığı değişiklikler:
Yenileme dilekçesi verilmemesi
Tasarı(Tasarıda karşılığı yoktur.)
Komisyon“Dört ay içinde yenileme dilekçesi verilmemiş ise varsa yürütmenin durdurulması kararı kendiliğinden hükümsüz kalır. Yalnız öleni ilgilendiren davalara ait dilekçeler iptal edilir.”
Millî Güvenlik Konseyi S. Sayısı 312 (1/254) · tarama
Tasarı ve Komisyon metinleri S. Sayısı 312'nin taranmış nüshasından aktarılmıştır; taramanın satır sonlarında düşürdüğü harfler tamamlanmış, dönemin yazımı korunmuştur.
3622 sayılı Kanunla yapılan değişiklik (5/4/1990)
Adres nedeniyle işlemden kaldırılan dosyalarda bir yıl içinde yeni adres bildirilmezse davanın açılmamış sayılacağı esası getirilmiştir.
Kanunun 9 uncu maddesine ilişkin gerekçe şöyledir:
“Kanunun 26 ncı maddesinin 3 üncü fıkrasında yapılan değişiklikle, adres nedeniyle işlemden kaldırılan dosyaların işlemden kaldırıldığı tarihten başlayarak bir yıl içinde yeni adresin bildirilmesi suretiyle dosyanın yeniden işleme konulması istenmediği takdirde davanın açılmamış sayılmasına karar verileceği esası getirilmiştir.”
TBMM S. Sayısı 120 (1/415) — Hükümet tasarısı ve Adalet Komisyonu raporu · tarama · TBMM Tutanak Dergisi, Dönem 18, Cilt 43, 99 uncu Birleşim, 5 Nisan 1990 · tarama · Tasarı 1/415, Bakanlar Kurulu 27/2/1988; Adalet Komisyonu raporu ve 120’ye 1 inci Ek. Kanun 5/4/1990 tarihinde kabul edilmiştir.
Kararlar
26/1 Ölümün yargılama sırasında anlaşılması#
Ölüm gözetilmeden verilen karar bozulur
Davacının yargılama sırasında vefat ettiğinin sonradan anlaşıldığı uyuşmazlıkta Daire, “davacı …'nun 29/08/2017 tarihinde vefat ettiği anlaşıldığından, İdare Mahkemesince yukarıda aktarılan 2577 sayılı Kanun'un 26. maddesi gereğince işlem yapılmak üzere, temyize konu kararın bozulmasına karar verilmesi gerekmektedir” sonucuna varmıştır.
Davacının ölümü hâlinde mahkemece 26. maddeye göre karar verilir
Temyiz aşamasında davacının vefat ettiğinin anlaşıldığı uyuşmazlıkta Daire, “Uyap kayıtlarının incelenmesinden; davacı ...'ın 29/09/2021 tarihinde vefat ettiği anlaşıldığından 2577 sayılı Kanun'un yukarıda belirtilen 26. maddesi gereğince bir karar verilmesi gerekmektedir” sonucuna varmıştır. Aynı gerekçe yüz on bir kararda tekrarlanmaktadır.
Benzer yöndeki kararlar
Davayı takip hakkı geçen kişi başvurana kadar dosya işlemden kaldırılır
Taraf sıfatındaki değişiklikte, davayı takip hakkı kendisine geçen kişi başvurana kadar dosyanın işlemden kaldırılması gerekir.
Nüfus kaydından saptanan ölüm üzerine yeniden karar verilir
Nüfus kayıt sorgulamasında davacının vefat ettiğinin görüldüğü uyuşmazlıkta Daire, “davacının vefat ettiği anlaşıldığından, İdari Dava Dairesince 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 26. maddesinin uygulanması suretiyle yeniden bir karar verilmesi gerekmektedir” sonucuna varmıştır.
26/1 Tüzel kişiliğin sona ermesi#
İşlemden kaldırma kararı ara karar değil nihai karardır
Limited şirketin tüzel kişiliği dava devam ederken sona erdiğinde dosyanın yeniden işleme konulması için ihya kararının gerekip gerekmediği konusunda bölge idare mahkemesi vergi dava daireleri arasındaki aykırılığın giderilmesi istenmişti. Kurul şu gerekçeye yer vermiştir: "dosyanın işlemden kaldırılması yönünde verilen kararın ilk iki durumda olduğu gibi ara kararı niteliğinde olduğunun kabul edilmesi, yargılama hukuku kurallarıyla uyuşmayan, dosyanın yeniden işleme konulması talep edilmedikçe davanın sonsuza kadar derdest kalması sonucunu doğuracaktır". Buradan hareketle kararın nihai nitelikte olduğunu ve parasal sınırın üstünde temyize tabi bulunduğunu kabul etmiş; kesin kararla kesin olmayan karar arasındaki aykırılığın bu yolla giderilmesine hukuken olanak bulunmadığından istemi reddetmiştir.
Tüzel kişiliği sona eren şirketin dosyası ancak ihya ile işleme konulur
Dava sürerken ticaret şirketinin tüzel kişiliği sona erip dosya işlemden kaldırılmışsa, davanın kaldığı yerden yürüyebilmesi asliye ticaret mahkemesinin ihya kararına bağlıdır.
Dosya ancak şirketin ihyasıyla yeniden işleme konulabilir
Ticaret sicilinden kaydı silinen davacı şirketin dosyası, tasfiye memurunun başvurusu üzerine yeniden işleme konulup esas hakkında hüküm kurulmuştu. Daire, davanın kaldığı yerden devam edebilmesinin "ancak, taraflardan birinin istemi üzerine asliye ticaret mahkemesinin terkin işleminin türüne göre Türk Ticaret Kanunu'nun 547. maddesi veya geçici 7. maddesi uyarınca tüzel kişiliğin ihyasına karar vermesi durumunda mümkün" olduğunu belirtmiş; ihya sağlanmadan hüküm kurulmasını yargılama usulüne uygun bulmamıştır.
Benzer yöndeki kararlar
Ihya kararı olmadan dosya yürümez
Daire, “davanın kaldığı yerden devam edebilmesi ancak, istem üzerine asliye ticaret mahkemesinin Türk Ticaret Kanunu'nun 547. maddesi uyarınca tüzel kişiliğin ihyasına karar vermesi ile mümkün olabilecektir” demiştir.
Genel kurul kararıyla terkinde de aynı usul işler
Davacı şirketin ticaret sicil kaydı genel kurul kararına istinaden terkin edilmiş ve bu husus Ticaret Sicil Gazetesinde ilan edilmişti. Daire, aynı gerekçeyle şirketin ihyası sağlanarak yeniden işleme konulması isteninceye kadar dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilmek üzere kararı bozmuştur.
Kişilikteki değişiklik bozma sonrası yargılamada gözetilir
Daire, "davacı şirketin kişiliğinde 2577 sayılı Kanun'un 26. maddesinin birinci fıkrası anlamında değişiklik meydana geldiği hususu da gözetilerek karar verilmesi gerekeceği" belirtmek suretiyle, bozma üzerine yapılacak yargılamada hükmün uygulanacağını hükme bağlamıştır.
Terkinle taraf olma ehliyeti sona erer
Daire, ticaret sicilinden kaydı silinen şirketin "tüzel kişiliğinin, diğer bir deyişle hukuk alemindeki varlığının sona erdiği ve dolayısıyla taraf olma ehliyeti ve yargı mercileri önünde temsil olanağının bulunmadığı" saptamasıyla, şirketin ihyası sağlanarak yeniden işleme konulması isteninceye kadar dosyanın işlemden kaldırılması gerektiği sonucuna varmıştır.
26/1 ve 26/2 Ölüm hâlinde davanın akıbeti#
Taşınmazı olan davacının ölümünde dilekçe iptal edilmez, dosya işlemden kaldırılır
ÇED olumlu kararının geçersiz sayılması istemiyle açılan davada davacılardan biri yargılama sırasında ölmüştü. Daire, dilekçenin iptalinin "münhasıran ölenin şahsına sıkı sıkıya bağlı olan, başkalarına devir ve temliki veya miras yoluyla intikali mümkün olmayan haklarla ilgili" davalara ait olduğunu, ölene ait bütün hak, mal ve borçların mirasçılara geçeceğini belirtmiş; ölen davacının proje alanında taşınmazı bulunduğundan onun yönünden dosyanın işlemden kaldırılmasına karar vermiştir.
İptal davasında ölçüt, işlemin sonucunun terekeye intikal edip etmediğidir
Re'sen emekliye sevk işleminin iptali istemiyle açılan davada davacı ölmüş, mirasçıları davayı takip iradelerini bildirmişti. Daire, tam yargı davalarında mirasçıların takip hakkının doğduğunu belirttikten sonra iptal davaları yönünden ayrım yapmış: "İptali istenen işlemin sonuçları terekeye intikal etmiş veya ileride intikal edecek durumda ise mirasçıların takip hakkı doğar"; buna karşılık sonuçlar ölümle ortadan kalkıyorsa "dosyanın işlemden kaldırılmasına değil dava dilekçesinin iptaline karar verilmesi gerekir".
Hüküm kanun yolu aşamasını da kapsar
Taşınmaz hissesinin bedelsiz iadesi istemiyle açılan davada davacı, istinaf aşamasında ölmüştü. Daire, "2577 sayılı Kanunun 26. maddesi ile dava sırasında tarafların kişilik veya niteliğinde değişiklik olması durumunda izlenecek usul belirlenmiş olup, bu usulün kanun yolu safhasını kapsayacak şekilde anlaşılması gerektiği kuşkusuzdur" demiş; iade talebinin sonuçları bakımından mirasçıların takip hakkı bulunduğunu saptayarak kararı bozmuştur.
Benzer yöndeki kararlar
Sonradan öğrenilen ölüm üzerine düzeltme istemi kabul edilir
Davacının yargılama sırasında öldüğü anlaşılan vergi uyuşmazlığında Daire, karar düzeltme isteminin kabulüne ve vergi mahkemesi kararının bozulmasına karar vermiştir.
26/2 Yalnız öleni ilgilendiren davalar#
"Yalnız öleni ilgilendiren" ibaresinin ölçütü mirasçılara intikaldir
Sağlık Uygulama Tebliğinde değişiklik yapan hükmün iptali istemiyle açılan davada, belirli bir etkin maddeli ilacın kullanılmasına izin verilmemesi uyuşmazlık konusuydu ve davacı yargılama sırasında ölmüştü. Daire, "yalnız öleni ilgilendiren" ibaresinin "münhasıran ölenin şahsına sıkı sıkıya bağlı olan, gerçek kişiler açısından mirasçılara intikal etmeyecek menfaat ve hakları ifade ettiği" sonucuna varmış ve dava dilekçesinin iptaline karar vermiştir.
Tek encümen kararı ikiye ayrılır: yıkımda işlemden kaldırma, para cezasında dilekçe iptali
Ruhsata aykırı yapı nedeniyle hem yıkıma hem idari para cezasına ilişkin tek bir encümen kararı dava konusu edilmiş, davacı yargılama sırasında ölmüştü. Daire, Anayasa'nın 38. maddesindeki ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesinin idari para cezalarını da kapsadığını belirterek işlemi ikiye ayırmış: yıkıma ilişkin kısım yönünden davayı takip hakkı kendisine geçenin başvurmasına kadar dosyanın işlemden kaldırılması, yalnızca öleni ilgilendiren para cezası kısmı yönünden ise dilekçenin iptali gerektiği sonucuna varmıştır.
Benzer yöndeki kararlar
Ölüm MERNİS sorgusuyla re'sen saptanır
Yurt dışından ilaç teminine ilişkin düzenlemenin iptali istemiyle açılan davada Daire, UYAP üzerinden yapılan nüfus kayıt sorgulamasıyla davacının yargılama devam ederken öldüğünü saptamış; uyuşmazlığın yalnız öleni ilgilendiren bir dava niteliğinde bulunduğu sonucuna vararak dilekçenin iptaline karar vermiştir.
Sürücüye verilen trafik para cezası yalnızca öleni ilgilendirir
Birden çok işlemin dava konusu edildiği uyuşmazlıkta Daire, araç sürücüsü davacıya verilen trafik para cezasının iptaline ilişkin kısmın "yalnızca öleni ilgilendiren davalardan olması nedeniyle", davacının ölümü dikkate alınarak 26. madde kapsamında değerlendirme yapılması gerektiğini belirtmiştir.
26/3 Adresin bildirilmemesi ve bir yıllık süre#
Bir yıl içinde yeni adres bildirilmezse dava açılmamış sayılır
Daire, önceki kararıyla dosyayı 26. maddenin üçüncü fıkrası uyarınca işlemden kaldırmış ve bir yıl içinde başvurulmaması hâlinde davanın açılmamış sayılacağını belirtmişti. Karar tarihinden itibaren bir yıl geçtiği hâlde yeni adres bildirilmediği ve dosyanın yeniden işleme konulması istenmediğinden davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.
Benzer yöndeki kararlar
Yurt dışı adresine ve MERNİS'e tebligat yapılamaması aynı sonucu doğurur
Danıştayda ilk derece sıfatıyla görülen davada posta ücreti süresinde tamamlanmamış, davacının yurt dışı adresine gönderilen tebligat adresin yanlış olması nedeniyle teslim edilememiş, MERNİS adresi de bulunamamıştı. Daire, 26. maddenin üçüncü fıkrası uyarınca davanın açılmamış sayılmasına karar vermiştir.
Maddenin geneline ilişkin
Benzer yöndeki kararlar
Mirasçıya tebliğ yapılmadan dosya gönderilemez
Daire, onama kararının davacı mirasçıya tebliğ edilmesi ve tekemmül işlemlerinin tamamlanmasından sonra Danıştaya gönderilmesi için dosyanın İdare Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.
Değişiklik geçmişi
| Tarih | Değişim | Yürürlük | Ne oldu |
|---|---|---|---|
| 6/1/1982 | 2577 sayılı Kanun | 20/1/1982 | Maddenin ilk hâli |
| 5/4/1990 | 3622 sayılı Kanun | 10/4/1990 | Değişik. Adres nedeniyle işlemden kaldırılan dosyalarda bir yıl içinde yeni adres bildirilmezse davanın açılmamış sayılacağı esası getirilmiştir. |
Tarih sütunu kanunlarda kabul, Anayasa Mahkemesi kararlarında karar tarihidir; yürürlük ise hükmün uygulanmaya başladığı tarihtir. Kanun metnindeki değişiklik şerhleri ile mevzuat.gov.tr metninin sayfa altı dipnotlarından ve yürürlük tarihleri tablosundan derlenmiştir.
Yürütmenin durdurulması
(Değişik: 10/6/1994-4001/12 md.)
1. Danıştayda veya idari mahkemelerde dava açılması dava edilen idari işlemin yürütülmesini durdurmaz.
2. (Değişik: 2/7/2012-6352/57 md.) Danıştay veya idari mahkemeler, idari işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda, davalı idarenin savunması alındıktan veya savunma süresi geçtikten sonra gerekçe göstererek yürütmenin durdurulmasına karar verebilirler. Uygulanmakla etkisi tükenecek olan idari işlemlerin yürütülmesi, savunma alındıktan sonra yeniden karar verilmek üzere, idarenin savunması alınmaksızın da durdurulabilir. (Ek cümle: 21/2/2014-6526/17 md.) Ancak, kamu görevlileri hakkında tesis edilen atama, naklen atama, görev ve unvan değişikliği, geçici veya sürekli görevlendirmelere ilişkin idari işlemler, uygulanmakla etkisi tükenecek olan idari işlemlerden sayılmaz. Yürütmenin durdurulması kararlarında idari işlemin hangi gerekçelerle hukuka açıkça aykırı olduğu ve işlemin uygulanması halinde doğacak telafisi güç veya imkânsız zararların neler olduğunun belirtilmesi zorunludur. Sadece ilgili kanun veya Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi hükmünün iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine başvurulduğu gerekçesiyle yürütmenin durdurulması kararı verilemez.
3. (Ek: 2/7/2012-6352/57 md.) Dava dilekçesi ve eklerinden yürütmenin durdurulması isteminin yerinde olmadığı anlaşılırsa, davalı idarenin savunması alınmaksızın istem reddedilebilir.
4. Vergi mahkemelerinde, vergi uyuşmazlıklarından doğan davaların açılması, tarh edilen vergi, resim ve harçlar ile benzeri mali yükümlerin ve bunların zam ve cezalarının dava konusu edilen bölümünün tahsil işlemlerini durdurur. Ancak, 26 ncı maddenin 3 üncü fıkrasına göre işlemden kaldırılan vergi davası dosyalarında tahsil işlemi devam eder. Bu şekilde işlemden kaldırılan dosyanın yeniden işleme konulması ile ihtirazi kayıtla verilen beyannameler üzerine yapılan işlemlerle tahsilat işlemlerinden dolayı açılan davalar, tahsil işlemini durdurmaz. Bunlar hakkında yürütmenin durdurulması istenebilir. (Ek cümle: 19/1/2022- 7351/2 md.) (İptal cümle:Anayasa Mahkemesi’nin 1/6/2022 tarihli ve E.: 2022/14, K.: 2022/70 sayılı Kararı ile.)
5. Yürütmenin durdurulması istemli davalarda 16 ncı maddede yazılı süreler kısaltılabileceği gibi, tebliğin memur eliyle yapılmasına da karar verilebilir.
6. Yürütmenin durdurulması kararları teminat karşılığında verilir; ancak, durumun gereklerine göre teminat aranmayabilir. Taraflar arasında teminata ilişkin olarak çıkan anlaşmazlıklar, yürütmenin durdurulması hakkında karar veren daire, mahkeme veya hakim tarafından çözümlenir. İdareden ve adli yardımdan faydalanan kimselerden teminat alınmaz.
7. Yürütmenin durdurulması istemleri hakkında verilen kararlar; Danıştay dava dairelerince verilmişse konusuna göre İdari veya Vergi Dava Daireleri Kurullarına, bölge idare mahkemesi kararlarına karşı en yakın bölge idare mahkemesine, idare ve vergi mahkemeleri ile tek hakim tarafından verilen kararlara karşı bölge idare mahkemesine (…) kararın tebliğini izleyen günden itibaren yedi gün içinde bir defaya mahsus olmak üzere itiraz edilebilir. İtiraz edilen merciler, dosyanın kendisine gelişinden itibaren yedi gün içinde karar vermek zorundadır. İtiraz üzerine verilen kararlar kesindir.
8. Yürütmenin durdurulması kararı verilen dava dosyaları öncelikle incelenir ve karara bağlanır.
9. (Ek: 2/7/2012-6352/57 md.) Yürütmenin durdurulmasına dair verilen kararlar onbeş gün içinde yazılır ve imzalanır.
10. (Ek: 2/7/2012-6352/57 md.) Aynı sebeplere dayanılarak ikinci kez yürütmenin durdurulması isteminde bulunulamaz.
Madde gerekçesi
Kanunun kabulü (6/1/1982)
Tasarıdaki karşılığı: 27'nci madde.
Tasarının, yürütmenin durdurulmasına ilişkin 27 nci maddesinin 3 üncü ve 5 inci fıkraları amaca uygun şekilde yeniden düzenlenmiş ve fıkralar önem sıralarına göre yeniden sıralanmıştır. Dördüncü fıkranın son cümlesinin metinden çıkarılmasına ilişkin önerge Genel Kurulda reddedilmiştir.
Adalet Komisyonunun tasarı metninde yaptığı değişiklikler:
Yürütmenin durdurulması kararının süresi
Tasarı“Yürütmenin durdurulmasına karar verilen davalarda, her doksan günde bir yürütmenin durdurulması kararı yeniden incelenerek devam edip etmeyeceğine karar verilir.”
Komisyon“Yürütmenin durdurulmasına doksan gün için karar verilebilir. Tarafların istemi üzerine gerekçeli olarak yeniden yürütmenin durdurulmasına karar verilmesi mümkündür. Yürütmenin durdurulmasına karar verilen davalar, tekemmül etmelerinden itibaren altmış gün içinde esastan karara bağlanır. Aksi halde yürütmenin durdurulması kararı kendiliğinden hükümsüz kalır.”
Savaş ve sıkıyönetim hâlleri
Tasarı“Savaş ve sıkıyönetim halleri ile olağanüstü hallerde, sıkıyönetim ve olağanüstü halin ilan edildiği bölgelerde görevli olan veya sonradan bu bölgelerde görevlendirilen kamu personeli hakkında alınan idari işlemler ile grev ve lokavt ertelenmesi, toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin ertelenmesi, dernek ve kuruluşların kapatılması veya faaliyetten men edilmesi kararlarına ilişkin iptal davalarında yürütmeyi durdurma kararı verilemez.”
Komisyon“Savaş halinde yürütmenin durdurulmasına karar verilemez. Sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde; sıkıyönetim ve olağanüstü halin ilan edildiği bölgelerde görevli olan veya sonradan bu bölgelerde görevlendirilen kamu personeli hakkında yapılan idari işlemler ile, sıkıyönetim veya olağanüstü halin ilan edildiği bölgelerde grev ve lokavtların ertelenmesi, toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin ertelenmesi, dernek ve kuruluşların kapatılması veya faaliyetten menedilmesi kararlarına ilişkin davalarda yürütmenin durdurulmasına karar verilemez.”
“Yürütmeyi durdurma müessesesi yeniden düzenlenmiştir. Bu müessesenin sıkıyönetim ve olağanüstü hallerde kullanımı kısıtlanmış ve önlenmiştir. Genel olarak yürütmeyi durdurma kararlarının verilmesi yeni düzenlemede yeni kayıtlamalara tabi tutulmuştur. Bu düzenleme ile bir idari işlemin uygulanmasının yürütmenin durdurulması kararı yoluyla ertelenebilmesi, idari işlemin uygulanmasının hem telafisi güç ve imkânsız zararların doğmasına neden olması ihtimalinin hem de söz konusu idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartının birlikte gerçekleşmesine bağlı kılınmıştır. Ayrıca, verilen yürütmeyi durdurma kararlarının her 90 günde bir yeniden incelenmesi esası kabul edilmiştir. Böylece hem vatandaşın müessir bir idari yargı denetiminden yararlanması hem de idarenin kendisine düşen sorumluluğun gereğini yerine getirebilmesi ve ülke yönetimindeki özel durumların gerektirdiği etkinliği gösterebilmesi imkânları getirilmiştir.”
6 Ocak 1982 tarihli Millî Güvenlik Konseyi Genel Kurulu görüşmesinde maddeye ilişkin önemli kesitler şunlardır:
Hâkim Tuğgeneral Muzaffer Başkaynak (Adalet Komisyonu Başkanı) — “Sayın Başkanım, bu buyurduğunuz gibi, çok önemli bir madde. Aslında, birinci fıkraya göre, Danıştayda veya İdarî Mahkemelerde idarî dava açılması veya kanun yollarına başvurulması, idarenin eylem ve işleminin yerine getirilmesini durduramaz. Ancak büyük bir zararın vuku bulması ve bunun yanında hukukî büyük bir hatanın da var olması koşuluyla yürütmenin durdurulmasına karar verilebilecek.”
Hâkim Tuğgeneral Muzaffer Başkaynak (Adalet Komisyonu Başkanı) — “Telafisi güç bir eylem ve işlem; aynı zamanda imkânsız zararların tevlidi tek başına bir şey ifade etmiyor; her iki halde de, hukuka açıkça aykırı olmak şartı aranmaktadır.”
Hâkim Tuğgeneral Muzaffer Başkaynak (Adalet Komisyonu Başkanı) — “Şimdiye kadar yürürlükte bulunan metinde bu sistem yok. Yani, yürütmenin durdurulmasına karar verdiğiniz zaman esas hakkında karara girmeseniz dahi, sonuna kadar yürütmeyi durdurma kararı yürürlükte kalıyor; dolayısıyla, açılan dava ister lehe, ister aleyhe dahi neticelenmiş olsa, davayı açan taraf arzusunu yerine getirmiş oluyordu.”
Devlet Bakanı İlhan Öztrak — ““Aksi takdirde, yürütmenin durdurulması kararı kendiliğinden hükümsüz kalır” dersek, bu takdirde, verilmediğini bir an için düşünelim, yürütmenin durması kalkar; kendiliğinden kalktığı zaman, vatandaş bundan zarar görebilir efendim. Meselâ evinin yıkılması…”
Hâkim Tuğgeneral Muzaffer Başkaynak (Adalet Komisyonu Başkanı) — “Biz diyoruz ki, bir davada esas olan, idarede istikrardır, devamlılıktır ve idarenin etkinliğidir… 240 gün içerisinde esastan bir karara varmamışsa o mahkeme, demek ki, o konuya ciddî eğilmemiştir veya o konuyu istismar ediyor demektir.”
Prof. Dr. Şeref Gözübüyük (Devlet Başkanı Hukuk Danışmanı) — “Sayın Muzaffer Paşanın söylediklerine aynen katılırım; fakat sonucuna katılamıyorum… Vermediği takdirde, bunun sonucuna vatandaş katlansın diyoruz. Ben buna katılamıyorum; vatandaşı cezalandırmış oluyoruz. İdarenin, hukuka aykırı bir işleminden dolayı, eğer mahkeme görevini yapmamışsa, bunun cezasını mahkeme çeker… ama idarede istikrarı sağlayacağız diye, bunun müeyyidesini vatandaşa yükleyemeyiz. Çünkü, vatandaş zarara uğradığı için mahkemenin önüne geliyor.”
Hava Hâkim Albay Zeki Güngör (Adalet Komisyonu Sözcüsü) — “Müsaade ederseniz, müşahhas bir olay arz edeceğim. Üniversiteye devam eden bir kişi, üniversiteyle ilişiğinin kesilmesine dair işlemin iptali için dava açar — kendisi birinci sınıfta — yürütmenin durdurulması kararını alır. Dosya tekemmül eder, üç sene Danıştay’da bu bekler. Mezun olur; mezun olduktan sonra Danıştayca davası reddedilir; kendisi de diplomayı almıştır.”
Prof. Dr. Şeref Gözübüyük (Devlet Başkanı Hukuk Danışmanı) — “Sayın Başkanım, biz mahkemeye, hukuk devletine güvenmek zorundayız. Kötüyü örnek alarak bir düzenleme yapamayız… Mahkemeye biz öyle bir yetki veriyoruz ki, işlemin tümünü ortadan kaldırma, iptal etme yetkisi veriyoruz; fakat bu işlemin belli bir süre ertelenmesinde onu da kayıt altına alıyoruz; ortada, mahkemeye güvensizlik gösteriyoruz. Bunu hukuk devletiyle bağdaştırmak mümkün değil ve bunun müeyyidesi aslında vatandaşa yönelik, mahkemeye değil.”
Prof. Dr. Şeref Gözübüyük (Devlet Başkanı Hukuk Danışmanı) — “Sayın Başkanım, vatandaşı devlete karşı koruyan yegâne mekanizma, yargıdır. Eğer biz buna şu veyahut bu nedenle güvenemiyorsak, o zaman hiçbir mekanizma, koyacağımız hiçbir sistem işlemiyor.”
Adalet Bakanı Cevdet Menteş — “Bir hâkimin hatasından, bir hâkim veya mahkemenin iyi işlememesinden vatandaşı cezalandırmayı, ben, hukuk sistemine, hukuk anlayışıma uygun bulmuyorum, tamamen ters düşüyor… Ben derim ki, böyle bir safhaya gelen hâkim kararını vermiyorsa, onu cezalandıralım; ama, vatandaşı cezalandırmayalım.”
Hâkim Tuğgeneral Muzaffer Başkaynak (Adalet Komisyonu Başkanı) — “Şimdi terazinin bir tarafında devlet, bir tarafında vatandaş var. Doğru; ama vatandaşı kurtarırken, devleti cezalandırmış oluyoruz… devleti otoritesiz, zaaf içerisinde bırakıyoruz.”
Orgeneral Necdet Üruğ (Millî Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri) — “Sıkıyönetimin ilan edildiği bölgelerde grev ve lokavta mani olacak kişi, sıkıyönetim komutanıdır. Binaenaleyh, sıkıyönetim komutanının orada üç tane yetkisi zikredilmiş, burada zikredilmemiş. Acaba bir tereddüt hâsıl olur mu, “Öbürleri niye yazılmamış da, bu yazılmış” diye.”
Millî Güvenlik Konseyi S. Sayısı 312 (1/254) · tarama · Millî Güvenlik Konseyi Tutanak Dergisi, 91 inci Birleşim, 6 Ocak 1982 · tarama
Tasarı ve Komisyon metinleri S. Sayısı 312'nin taranmış nüshasından aktarılmıştır; taramanın satır sonlarında düşürdüğü harfler tamamlanmış, dönemin yazımı korunmuştur.
3622 sayılı Kanunla yapılan değişiklik (5/4/1990)
Sekizinci fıkra değiştirilmiş ve maddeye, yürütmenin durdurulması istemleri hakkında verilen kararlara karşı bir defaya mahsus itiraz yolunu açan on ikinci fıkra eklenmiştir. İtirazın kararı veren mahkemeye yapılmasını öneren ve fıkranın büsbütün çıkarılmasını isteyen iki önerge Genel Kurulda reddedilmiştir.
Kanunun 10 uncu maddesine ilişkin gerekçe şöyledir:
“27 nci maddeye eklenen 12 nci fıkra ile de, yürütmenin durdurulması istemleri üzerine verilen kabul ve red kararlarına karşı itiraz müessesesi getirilmekte ve yürütmenin durdurulması istemlerinin kabul ve reddine karar veren yargı mercii ve kurulların kararlarına karşı itiraz edilecek yargı mercii ve kurullar gösterilmektedir. Yürütmenin durdurulması ve yürütmenin durdurulması istemlerinin reddine dair kararlara, tebliğini izleyen günden itibaren yedi gün içinde ancak bir defaya mahsus olmak üzere itiraz edilebilecektir… İtiraz üzerine, bir karar verilinceye kadar da yürütmenin durdurulması kararı uygulanmayacaktır.”
Adalet Komisyonu raporunda bu düzenleme şöyle desteklenmiştir:
Adalet Komisyonu Raporu — “Yürütmenin durdurulması istemleri hakkında verilen kararlara itiraz müessesesi getirilmesindeki amaçlardan biri de Anayasanın ve söz konusu kanunun aradığı, telafisi güç ve imkânsız zararların birlikte gerçekleşip gerçekleşmediğinin itiraz mercilerince bir kez daha incelenmesini sağlamaktır.”
5 Nisan 1990 tarihli Genel Kurul görüşmesinde, itirazın kararı veren mahkemeye yapılmasını öneren önerge şöyle savunulmuştur:
İrfan Gürpınar (Kırklareli) — “Tasarıdaki düzenlemede görüldüğü gibi, yürütmeyi durdurma kararına itiraz, davayı gören mahkemeye değil, bir başka mahkemeye yapılmaktadır. Bugün yürürlükte olan mevzuatımıza göre, idarî eylem ve işlem hakkında verilen yürütmeyi durdurma kararı, bakılmakta olan dava içinde verilen bir ara kararıdır.”
İrfan Gürpınar (Kırklareli) — “Yine, ara kararı niteliğindeki yürütmenin durdurulması kararına, daha yargılama devam ederken ve yargıç son sözünü söylemeden, esasa ilişkin kararını bildirmeden tavır konulması da uygun değildir… İtiraz gerekçesiyle, bir başka mahkemenin incelemesine tabi tutulmakla, bu incelemeden sonra, mahkemeden, esas hakkında verilecek karara da bir yön verilecektir.”
İrfan Gürpınar (Kırklareli) — “Hâkim, böyle bir kararı vermesinden sonra, verilen bu kararın bir başka hâkim tarafından itirazen bozulması halinde, kendisine olan güvenini, inancını kaybedecektir; kararında hata arayacaktır ve vicdanî kanaatine göre hareket edemeyecektir. Bu nedenlerle, mahkemenin yürütmenin durdurulması yönündeki kararına bir başka mahkemede itiraz edilmesine, “yerinde değildir” diyoruz.”
TBMM S. Sayısı 120 (1/415) — Hükümet tasarısı ve Adalet Komisyonu raporu · tarama · TBMM Tutanak Dergisi, Dönem 18, Cilt 43, 99 uncu Birleşim, 5 Nisan 1990 · tarama · Tasarı 1/415, Bakanlar Kurulu 27/2/1988; Adalet Komisyonu raporu ve 120’ye 1 inci Ek. Kanun 5/4/1990 tarihinde kabul edilmiştir. Bu değişiklik yürürlükte değildir: hüküm daha sonra 10/6/1994 tarih ve 4001 sayılı Kanunla yeniden yazılmıştır. Bu sebeple kanun metnindeki dipnotlarda artık görünmez.
4001 sayılı Kanunla yapılan değişiklik (10/6/1994)
Madde bütünüyle yeniden düzenlenmiş; yürütmenin durdurulması için doksan günlük karar süresi ile altmış gün içinde esastan karara bağlanmaması hâlinde kararın kendiliğinden hükümsüz kalmasını öngören hüküm ve savaş, sıkıyönetim ile olağanüstü hâllere ilişkin fıkralar yürürlükten kaldırılmıştır.
Tasarının 11 inci, kanunlaşan metnin 12 nci maddesine ilişkin gerekçe şöyledir:
“Bu madde ile 2577 sayılı Kanunun 27 nci maddesinde yapılan değişiklikle, maddenin fıkraları yeni bir sistem içinde ele alınarak bazı fıkra numaralarının sırası değiştirilmekte ve bazı fıkralara ise yeni metinde yer verilmemektedir… 2 nci fıkrada yapılan değişiklikle, fıkranın ikinci ve üçüncü cümleleri yürürlükten kaldırılmaktadır. 2 nci fıkranın birinci cümlesinde yürütmenin durdurulmasına hangi koşullarla karar verilebileceği açıkça gösterilmiştir. Birinci cümle Anayasanın 125 inci maddesiyle de uyum içinde kaleme alınmıştır. İki ve üçüncü cümlelerle birinci cümlenin açıklaması yapılmaktadır ki bu da kanun yapım tekniğine uygun düşmemektedir.”
Doksan günlük süre ile hükümsüzlük yaptırımının kaldırılması şöyle gerekçelendirilmiştir:
“Yürürlükteki maddenin 4 üncü fıkrasında, yürütmenin durdurulmasına doksan gün içinde karar verilebilmesi öngörülmüştür. Bu durum uygulamada karışıklıklara, mahkemelerin iş yükünün artmasına ve adaletin gecikmesine neden olmaktadır. Yürütmenin durdurulmasına karar verilen dava dosyalarının tekemmülden itibaren altmış gün içinde esastan karara bağlanamaması halinde yürütmenin durdurulması kararının kendiliğinden hükümsüz kalması, mahkemelerin iş yükü nazara alındığında, bu süre içinde karar verilmesinin imkânsız olması sebebiyle kişilerin haklarının zarar görmesi durumu ortaya çıkmaktadır. Bu suretle hakkın özü şekle feda edilmiş olmaktadır ki, bu durum, hiçbir zaman hukuken savunulamaz.”
Savaş, sıkıyönetim ve olağanüstü hâllere ilişkin fıkraların kaldırılması şöyle gerekçelendirilmiştir:
“9, 10 ve 11 inci fıkralar; savaş, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde hangi koşullarla yürütmenin durdurulması kararı verileceği veya verilemeyeceği özel kanunlarında düzenlenmiş bulunduğundan, kanun tekniği bakımından bu hükümlerin İdarî Yargılama Usulü Kanununda yer almaması gerekmektedir.”
Madde, 10 Haziran 1994 tarihli Genel Kurul görüşmesinde şu değerlendirmeyle kabul edilmiştir:
Selçuk Maruflu (İstanbul) — “Söz almamın birinci nedeni, Yüce Meclisten, şimdiye kadar çok ender olarak bir yasa tasarısı, böyle görüşülmeden geçti. O bakımdan, bunu bir eksiklik olarak görüyorum… Bu düşüncelerle, bu yasa tasarısını, usulleri basitleştirmesi açısından genelde desteklediğimizi ifade ediyorum.”
TBMM Tutanak Dergisi, Dönem 19, Cilt 62, 115 inci Birleşim, 10 Haziran 1994 (S. Sayısı 409 ve 409'a 1 inci Ek tutanağa eklidir) · tarama · Hükümet tasarısı 1/637, kanun teklifi 2/908; Adalet Komisyonu raporu 22/12/1993, ek raporu 24/2/1994. Kanun 10/6/1994 tarihinde kabul edilmiştir.
6352 sayılı Kanunla yapılan değişiklik (2/7/2012)
Yürütmenin durdurulması kararının kural olarak savunma alındıktan sonra verilmesi, istemin dilekçeden anlaşılan yerinde olmaması hâlinde savunma alınmaksızın reddi, uygulanmakla etkisi tükenecek işlemlerde geçici durdurma ve aynı sebeplerle ikinci kez istemde bulunulamaması hükme bağlanmıştır.
Tasarının 42 nci, kanunlaşan metnin 57 nci maddesine ilişkin gerekçe şöyledir:
“Maddeyle, yürütmenin durdurulması müessesesi kısmen revize edilmektedir. Buna göre, yürütmenin durdurulması kararları kural olarak idarenin savunması alındıktan veya savunma süresi geçtikten sonra verilebilecektir. Yürütmenin durdurulması talebinin yerinde olmadığı, dava dilekçesi ve eklerinden anlaşılmakta ise davalı idarenin savunması alınmaksızın talep reddedilebilecektir. Yıkım ve sınır dışı etme gibi uygulanmakla etkisi tükenecek nitelikteki idari işlemler bakımından ise savunma alındıktan sonra yeniden bir karar verilinceye kadar geçici olarak yürütmenin durdurulmasına karar verilebilecektir. Ayrıca, aynı hukuki sebeplere dayanılarak ikinci kez yürütmenin durdurulması talebinde bulunulamayacağı düzenlenmekte olup, bu sayede reddedilmiş taleplerin tekraren yargı mercileri önüne getirilmesinin önüne geçilmesi amaçlanmaktadır.”
TBMM S. Sayısı 278 (Dönem 24, Yasama Yılı 2) — Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu · tarama · Kanun 2/7/2012 tarihinde kabul edilmiştir. Kanunun 51, 52, 60 ve 62 nci maddeleri tasarıda yer almayıp yasama sürecinde eklendiğinden bunlara ilişkin bir madde gerekçesi bulunmamaktadır.
Kararlar
27/4 Vergi davalarında tahsilatın durması#
İhtirazi kayıtla verilen beyanname üzerine kesilen cezada tahsilat durmaz
Kurul, dördüncü fıkradaki istisnayı geniş okudu: maddede "vergiler" yerine "daha geniş kapsamlı olan "işlemler" ifadesine yer verilmiştir". Buna göre vergi ziyaı cezasına "karşı dava açılmış olması, işlemin icrailik niteliğinde değişiklik meydana getirmeyerek tahsil işlemlerine başlanılmasına engel teşkil etmediğinden, vadesinde ödenmemesi halinde bu cezanın tahsili amacıyla ödeme emri düzenlenmesi mümkündür".
27/7 İtiraz yolu ve kararın kesinliği#
İtiraz yolu başka kararlara kıyasen uygulanamaz
Müdahale isteminin incelenmeksizin reddi kararının kaldırılması istemiyle yapılan başvuruda Kurul, yürütmenin durdurulmasına ilişkin itiraz yolunun kapsamını belirleyerek, “İdari Dava Daireleri Kurulunun görevleri arasında yer almadığı açık olan bir konuda sadece yürütmenin durdurulması kararlarına karşı getirilen "itiraz" müessesesinin kıyasen müdahale isteminin incelenmeksizin reddi kararlarına karşı uygulanması hukuken mümkün değildir” gerekçesiyle istemin incelenmeksizin reddine karar vermiştir.
İtiraz üzerine verilen karar kesindir; ikinci bir itiraz incelenmez
Daire, yedinci fıkraya dayanarak "yürütmenin durdurulması istemleri hakkında verilen kararlara karşı yapılan itiraz üzerine verilen kararların kesin olduğu" hükmünü uyguladı ve bölge idare mahkemesinin itiraz ret kararına yönelik yeni itirazın "incelenmesine olanak bulunmamaktadır" dedi.
Benzer yöndeki kararlar
Kesin karara karşı kanun yolu bulunmadığından temyiz de edilemez
Daire, "İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan itirazın reddine ilişkin Bölge İdare Mahkemesince kesin olarak verilen karara karşı öngörülmüş bir kanun yolu bulunmadığından, anılan kararın temyizen incelenmesine hukuken olanak bulunmamaktadır" dedi.
İtirazın reddi kararı kesin olduğundan temyize de konu olmaz
Daire, iki şartın birlikte gerçekleşmesi gereğini andıktan sonra, "bölge idare mahkemesi tarafından verilen yürütmenin durdurulması kararına yapılan itirazın reddine ilişkin karar kesin olduğundan, yapılan itirazın reddine ilişkin kararın temyiz edilmesine yasal olarak olanak" bulunmadığına hükmetti.
Yürütmenin durdurulması kararının sonucu#
Yürütmenin durdurulması işlemi askıya alır, iptal etmez
Yürütmenin durdurulması kararının doğurduğu sonucun tartışıldığı uyuşmazlıkta Kurul, bu kararlarla “idari işlemlerin uygulanması durdurulmaktadır yani idari işlemin uygulanması, yargılama sonuçlanıncaya kadar askıya alınmaktadır; bu kararlar, bir nevi yürütmenin durdurulmasına karar verildiği tarih itibariyla anılan idari işlemi işlemez hale getirmektedir fakat bu kararlar, doğrudan işlemin iptali sonucunu doğurmamaktadır” gerekçesine yer vererek, kararın işlemi askıya aldığını, iptal etmediğini kabul etmiştir.
Dava esastan reddedilince yürütmenin durdurulması kararı etkisini yitirir
Daire, yürütmenin durdurulması kararının yargılama sonundaki karara kadar iptal etkisi yarattığını belirttikten sonra sınırı çizdi: yargılama sonunda verilen karar ile yürütmenin durdurulması kararları "son bulur ve etkisini yitirir; aksi bir düşünce, yürütmenin durdurulması kararı verildikten sonra devam eden yargılama sürecini anlamsız hale getirecek". Somut olayda dava esastan reddedilip kesinleşmiş, yürütmenin durdurulması kararının etkisi de onunla sona ermişti.
Maddenin geneline ilişkin
Dilekçe, yürütmenin durdurulması istemi karara bağlanmadan önce incelenir
Daire, "yürütmenin durdurulması istemi hakkında bir karar verilmeksizin dava dilekçesi öncelikle 2577 sayılı Kanun'un 14. maddesinin 3. fıkrasının (g) bendi uyarınca anılan Kanun'un 5. maddesine uygun olup olmadığı yönünden incelenerek" hüküm kurmuştur. Usul incelemesi, ivedi istemin önüne geçer.
Temyizde verilen yürütmenin durdurulması kararı tahsili durdurur
Daire, temyiz istemi üzerine esas hakkında karar verilinceye kadar yürütmenin durdurulması yolunda verilen kararın kamu alacağının tahsilini durduracağını, esas hakkındaki kararla tahsil işleminin durduğu yerden devam edeceğini belirtmiştir.
Değişiklik geçmişi
| Tarih | Değişim | Yürürlük | Ne oldu |
|---|---|---|---|
| 6/1/1982 | 2577 sayılı Kanun | 20/1/1982 | Maddenin ilk hâli |
| 10/6/1994 | 4001 sayılı Kanun | 18/6/1994 | Değişik. Madde bütünüyle yeniden düzenlenmiş; yürütmenin durdurulması için doksan günlük karar süresi ile altmış gün içinde esastan karara bağlanmaması hâlinde kararın kendiliğinden hükümsüz kalmasını öngören hüküm ve savaş, sıkıyönetim ile olağanüstü hâllere ilişkin fıkralar yürürlükten kaldırılmıştır. |
| 2/7/2012 | 6352 sayılı Kanun | 5/7/2012 | Değişik · Ek. Yürütmenin durdurulması kararının kural olarak savunma alındıktan sonra verilmesi, istemin dilekçeden anlaşılan yerinde olmaması hâlinde savunma alınmaksızın reddi, uygulanmakla etkisi tükenecek işlemlerde geçici durdurma ve aynı sebeplerle ikinci kez istemde bulunulamaması hükme bağlanmıştır. 2/7/2012 tarihli ve 6352 sayılı Kanunun 57 nci maddesi ile bu maddeye (2) numaralı fıkradan sonra gelmek üzere (3) numaralı fıkra eklenmiş ve diğer fıkralar buna göre teselsül ettirilmiştir. |
| 21/2/2014 | 6526 sayılı Kanun | 6/3/2014 | Ek. (Ek cümle: 21/2/2014-6526/17 md.) |
| 1/7/2016 | 6723 sayılı Kanun | 23/7/2016 | 1/7/2016 tarihli ve 6723 sayılı Kanunun 13 üncü maddesiyle, bu fıkrada yer alan “, çalışmaya ara verme süresi içinde ise idare ve vergi mahkemeleri tarafından verilen kararlara en yakın nöbetçi mahkemeye veya kararı veren hâkimin katılmadığı nöbetçi mahkemeye,” ibaresi madde metninden çıkarılmıştır. |
| 2/7/2018 | 703 sayılı KHK | 9/7/2018 | 2/7/2018 tarihli ve 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 185 inci maddesiyle bu fıkrada yer alan “ilgili kanun” ibaresinden sonra gelmek üzere “veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesi” ibaresi eklenmiştir. |
| 19/1/2022 | 7351 sayılı Kanun | 22/1/2022 | Ek. (Ek cümle: 19/1/2022- 7351/2 md.) |
| 1/6/2022 | Anayasa Mahkemesi · E. 2022/14, K. 2022/70 | 7/7/2022 | İptal. (İptal cümle:Anayasa Mahkemesi’nin 1/6/2022 tarihli ve E.: 2022/14, K.: 2022/70 sayılı Kararı ile.) |
Tarih sütunu kanunlarda kabul, Anayasa Mahkemesi kararlarında karar tarihidir; yürürlük ise hükmün uygulanmaya başladığı tarihtir. Kanun metnindeki değişiklik şerhleri ile mevzuat.gov.tr metninin sayfa altı dipnotlarından ve yürürlük tarihleri tablosundan derlenmiştir.
Kararların sonuçları
1. (Değişik:10/6/1994-4001/13 md.) Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idare, gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecburdur. Bu süre hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz günü geçemez. (İptal cümle: Anayasa Mahkemesi’nin 10/7/2013 tarihli ve E.: 2012/107 K.: 2013/90 sayılı Kararı ile) (…) (Ek cümleler: 21/2/2014-6526/18 md.; Değişik üçüncü ve dördüncü cümleler: 10/9/2014-6552/97 md.; İptal üçüncü cümle: Anayasa Mahkemesi’nin 25/11/2015 tarihli ve E.: 2014/86, K.: 2015/109 sayılı Kararı ile) (…) (İptal dördüncü cümle: Anayasa Mahkemesi’nin 25/11/2015 tarihli ve E.: 2014/86, K.: 2015/109 sayılı Kararı ile) (Ek cümle: 10/9/2014-6552/97 md.) (…) ancak disiplin hükümleri saklıdır. (Ek cümle:2/7/2026- 7588/7 md.) Millî Savunma Bakanlığı merkez, taşra, yurt dışı teşkilatı ile bağlı, ilgili, ilişkili ve bünyesindeki kuruluşlarda görevli personel ve bunların adayları ile Milli Savunma Üniversitesinde eğitim gören askeri öğrenci ve bunların adayları hakkında; Jandarma, Sahil Güvenlik ve Emniyet teşkilatlarında görevli personel ve bunların adayları ile Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi, Polis Akademisi ve bunlara bağlı eğitim ve öğretim kurumlarındaki öğrenciler ile bunların adayları hakkında; Millî İstihbarat Teşkilatı Başkanlığı personeli hakkında; terör örgütleriyle eylem birliği içerisinde olmak, bu örgütlere yardım etmek, kamu imkân ve kaynaklarını bu örgütleri desteklemeye yönelik kullanmak ya da kullandırmak, bu örgütlerin propagandasını yapmak, bu örgütlerle iltisaklı olmak gerekçeleriyle kamu görevine alınmayan veya kamu görevinden veya meslekten ayrılan/çıkarılan yahut sözleşmesi feshedilenlerle ilgili idari davalar ile 27/6/1989 tarihli ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin geçici 35 inci maddesi uyarınca tesis edilen idari işlemlere yönelik açılan idari davalar ile ilgili mevzuat uyarınca gerçekleştirilen güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması işlemlerinin idarece olumsuz değerlendirilmesi sonucu söz konusu idari işleme yönelik açılan davalarda verilen ve göreve iade sonucunu doğuran mahkeme kararları uyarınca tesis edilecek işlemler, nihai kararların kesinleşmesinden sonra yerine getirilir.
2. (Değişik: 2/7/2012-6352/58 md.) Konusu belli bir miktar paranın ödenmesini gerektiren davalarda hükmedilen miktar ile her türlü davalarda hükmedilen vekalet ücreti ve yargılama giderleri, davacının veya vekilinin davalı idareye yazılı şekilde bildireceği banka hesap numarasına, bu bildirim tarihinden itibaren, birinci fıkrada belirtilen usul ve esaslar çerçevesinde yatırılır. Birinci fıkrada belirtilen süreler içinde ödeme yapılmaması halinde, genel hükümler dairesinde infaz ve icra olunur.
3. Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemeleri kararlarına göre işlem tesis edilmeyen veya eylemde bulunulmayan hallerde idare aleyhine Danıştay ve ilgili idari mahkemede maddi ve manevi tazminat davası açılabilir.
4. (Değişik: 21/2/2014-6526/18 md.) Mahkeme kararlarının süresi içinde kamu görevlilerince yerine getirilmemesi hâlinde tazminat davası ancak ilgili idare aleyhine açılabilir.
5. Vergi uyuşmazlıklarına ilişkin mahkeme kararlarının idareye tebliğinden sonra bu kararlara göre tespit edilecek vergi, resim, harçlar ve benzeri mali yükümler ile zam ve cezaların miktarı ilgili idarece mükellefe bildirilir.
6. (Değişik: 2/7/2012-6352/58 md.) Tazminat ve vergi davalarında idarece, mahkeme kararının tebliğ tarihi ile ödeme tarihi arasındaki süreye 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 48 inci maddesine göre belirlenen tecil faizi oranında hesaplanacak faiz ödenir. Ancak mahkeme kararının davacıya tebliği ile banka hesap numarasının idareye bildirildiği tarih arasında geçecek süre için faiz işlemez.
Madde gerekçesi
Kanunun kabulü (6/1/1982)
Tasarıdaki karşılığı: 28'inci madde.
Tasarının 28 inci maddesinin 1 inci fıkrasına yürütmenin durdurulması kararları eklenmiş, kararların kesinleşmiş olma şartı metinden çıkarılmış, 3 üncü ve 5 inci fıkralarda diğer maddelere uyum sağlayacak düzeltmelere gidilmiştir.
Adalet Komisyonunun tasarı metninde yaptığı değişiklikler:
İdarenin uymak zorunda olduğu kararlar
Tasarı“Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin kesinleşen kararlarının icaplarına göre idare, altmış gün içinde işlem veya eylem tesis etmeye mecburdur.”
Komisyon“Danıştay, Bölge İdare Mahkemeleri, İdare ve Vergi Mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre, en geç altmış gün içinde işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecburdur.”
“Mahkeme kararlarını kasten yerine getirmeyen kamu görevlileri aleyhine dava açılabileceği daha önce yargısal içtihatlarla kabul edilmişti. Bu husus kural olarak kanunda yeniden düzenlenmiştir.”
“Mahkeme kararlarının süratle infazını temin için, tam yargı davalarında ilâmın idareye tebliği tarihinden itibaren, idareyi, kanuni gecikme faizi ödemeye mecbur eden bir kural getirilmiştir.”
6 Ocak 1982 tarihli Millî Güvenlik Konseyi Genel Kurulu görüşmesinde maddeye ilişkin önemli kesitler şunlardır:
Hava Hâkim Albay Zeki Güngör (Adalet Komisyonu Sözcüsü) — ““Kararların Sonuçları” başlığını taşıyan bu maddeye göre Danıştay, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarını en geç 60 gün içinde yerine getirmeye mecbur olacaktır.”
Hava Hâkim Albay Zeki Güngör (Adalet Komisyonu Sözcüsü) — “Komisyon olarak biz, buraya, haciz ve ihtiyatî haciz uygulamaları ile ilgili vergi davalarında, vergi mahkemelerince verilen kararlar hakkında, bu kararların kesinleşmesinden sonra idarece yerine getirilmesi şartını getirdik. Bu, dünkü metinde yoktu; vergi davalarının özelliğine binaen bunu getirmiş bulunuyoruz ki, idareye bir takdir hakkı bırakıyoruz.”
Hava Hâkim Albay Zeki Güngör (Adalet Komisyonu Sözcüsü) — “Kasten yerine getirmeme, kişiyi bizzat zarara sokmak amacına, hiçbir idarî zaruret olmamasına rağmen, kararı yerine getirmeme anlamındadır.”
Hâkim Tuğgeneral Muzaffer Başkaynak (Adalet Komisyonu Başkanı) — “Mahkeme ilamının yerine getirilmediği bir olay olduğu zaman, vatandaş düşünecek: İdare aleyhine mi açayım, görevi yerine getirmeyen memur aleyhine mi açayım? Tabiî, kasıt unsurunu arayacak.”
Hava Hâkim Albay Zeki Güngör (Adalet Komisyonu Sözcüsü) — “Tazminat davasını kamu görevlisinden talep ederse, alamıyor zaten… Kamu görevlisinin maddî durumu müsait değil; ekseriya bu durumlarda da idare aleyhine dava açıyor ve idareden tazminatı alıyor; idare ondan sonra rücu hakkına sahip.”
Millî Güvenlik Konseyi S. Sayısı 312 (1/254) · tarama · Millî Güvenlik Konseyi Tutanak Dergisi, 91 inci Birleşim, 6 Ocak 1982 · tarama
Tasarı ve Komisyon metinleri S. Sayısı 312'nin taranmış nüshasından aktarılmıştır; taramanın satır sonlarında düşürdüğü harfler tamamlanmış, dönemin yazımı korunmuştur.
4001 sayılı Kanunla yapılan değişiklik (10/6/1994)
Kararların gecikmeksizin uygulanacağı, bu sürenin hiçbir şekilde otuz günü geçemeyeceği hükme bağlanmış; dördüncü fıkradaki altmış günlük süre otuz güne indirilmiştir.
Tasarının 12 nci, kanunlaşan metnin 13 üncü maddesine ilişkin gerekçe şöyledir:
“Uygulamada 2577 sayılı Kanunun 28 inci maddesinin 1 inci fıkrasının birinci cümlesi, idarî yargı mercilerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının altmış gün içinde uygulanma zorunluluğu bulunduğu şeklinde yorumlanarak, uygulama süresi, altmış gün olarak kabul edilmektedir. Halbuki, kanun koyucunun amacı imkânı olduğu sürece hemen uygulanması, durum gerektiriyorsa en geç altmış gün içinde uygulanmasıdır. Uygulamadaki bu yanlış anlamanın ortadan kaldırılması amacıyla fıkraya açıklık getirilmekte; esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararların icaplarına göre idarenin gecikmeksizin işlem tesis edeceği veya eylemde bulunacağı belirtilmektedir. Ancak, bu sürenin hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz günü geçemeyeceği vurgulanmaktadır… 2577 sayılı Kanunun 28 inci maddesinin 4 üncü fıkrasındaki “altmış günlük” süre, kişilerin haklarının korunması bakımından uzun bir süre kabul edilerek “otuz güne” indirilmiştir.”
TBMM Tutanak Dergisi, Dönem 19, Cilt 62, 115 inci Birleşim, 10 Haziran 1994 (S. Sayısı 409 ve 409'a 1 inci Ek tutanağa eklidir) · tarama · Hükümet tasarısı 1/637, kanun teklifi 2/908; Adalet Komisyonu raporu 22/12/1993, ek raporu 24/2/1994. Kanun 10/6/1994 tarihinde kabul edilmiştir.
6352 sayılı Kanunla yapılan değişiklik (2/7/2012)
Hükmedilen miktarın, vekâlet ücretinin ve yargılama giderlerinin davacının bildireceği banka hesabına yatırılması usulü getirilmiştir.
Tasarının 43 üncü, kanunlaşan metnin 58 inci maddesine ilişkin gerekçe şöyledir:
“Maddeyle, tam yargı davalarında hüküm altına alınan miktar ile her türlü davada hükmedilen vekâlet ücreti ve yargılama giderlerinin davacı veya vekilinin bildireceği banka hesap numarasına, bildirim tarihinden itibaren, birinci fıkrada belirtilen usul ve esaslar çerçevesinde yatırılması, bu süre içinde ödeme yapılmaması halinde genel hükümler dairesinde infaz edilmesi öngörülmektedir. Mevcut uygulamada, mahkemeler tarafından hüküm altına alınan alacakların, hemen ilamlı icra takibi yapılmak suretiyle tahsili yoluna gidildiğinden, hem icra dairelerinin işyükü gereksiz şekilde artmakta hem de idareler tekraren icra gideri ödeme külfetiyle karşı karşıya kalmaktadır.”
TBMM S. Sayısı 278 (Dönem 24, Yasama Yılı 2) — Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu · tarama · Kanun 2/7/2012 tarihinde kabul edilmiştir. Kanunun 51, 52, 60 ve 62 nci maddeleri tasarıda yer almayıp yasama sürecinde eklendiğinden bunlara ilişkin bir madde gerekçesi bulunmamaktadır.
Kararlar
28/1 Kararın icaplarına göre işlem tesisi#
Kararın uygulanması davacıyı daha ağır bir duruma sokamaz
Yargı kararının uygulanması amacıyla tesis edilen işleme karşı açılan davanın temyiz incelemesinde Kurul, işlemin "davacının davayı açtığı durumdan hukuksal olarak daha ağır yeni bir hukuksal durumla karşı karşıya kalması sonucunu doğuran bir yargı kararının uygulanması amacıyla tesis edildiği" gerekçesiyle ısrar kararının bozulmasına karar vermiştir.
İptal edilen kuralla aynı mahiyette düzenleme yapılamaz
İptal edilen yönetmelik kuralının yerine benzer içerikte yeni bir düzenleme yapılması üzerine açılan davanın temyiz incelemesinde Kurul, "mülga Yönetmelik'in anılan kuralının iptali yolunda kesinleşen yargı kararına, kesin hükme saygı ilkesine rağmen herhangi yasal bir dayanağı olmaksızın, söz konusu yargı kararının sonucu ve gerekçeleri göz önünde bulundurulmadan, mülga Yönetmelik'in anılan kuralı ile aynı mahiyette düzenleme içeren Yönetmelik'in dava konusu edilen 9. maddesinin (3) numaralı fıkrasıyla tesis edilen işlemde ve bu kurala dayanılarak tesis edilen bireysel işlemde hukuki isabet bulunmamaktadır" gerekçesiyle, iptal yolundaki kararın hukuka uygun olduğuna oyçokluğuyla karar vermiştir.
Yeni işlem tesis edilmesi tek başına 28. maddeye aykırılık değildir
Kesinleşmiş yargı kararının ardından yapılan yönetmelik değişikliğinin iptali istemiyle açılan davada Daire, "idarenin, yetki alanı kapsamında bulunan konularda her zaman yeni bir işlem tesis edilebileceği, mevcut işlemin geri alınabileceği açık olmakla birlikte, idarenin bu durumda alacağı kararların yeni bir idari işlem niteliğinde olması sebebiyle, yeniden yargısal denetime tabi tutulabileceği" gerekçesiyle, değişikliğin bir kısmı yönünden davanın reddine karar vermiştir.
İdarenin kusuru olmasa da kararın uygulanmasından doğan zarar tazmin edilir
Yargı kararının uygulanması niteliğindeki işlemler nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemiyle açılan davanın temyiz incelemesinde Daire, davalı idarenin kusuru bulunmadığını belirtmekle birlikte "hukuk devleti, hakkaniyet ve nesafet ilkeleri gereğince davacı üzerinde oluşan bu maddi manevi zararın tazmin edilmesi gerekmektedir" gerekçesiyle istinaf kararının onanmasına karar vermiştir.
Benzer yöndeki kararlar
İptal kararı istenen belgenin doğrudan düzenlenmesi sonucunu doğurmaz
Koleksiyon izin belgesi düzenlenmesi isteminin reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davada Daire, iptal kararının "yargı kararının gereğinin yerine getirilmesi aşamasında, davacının mirasçıları adına doğrudan koleksiyon izin belgesinin düzenlenmesi sonucunu doğurmayacağının kabulü gerekmektedir" gerekçesine yer vermiştir.
Kararın uygulanmamasından ve geç uygulanmasından doğan tazminat davası#
Kararın uygulanmamasından doğan dava denetimi yapan mahkemede görülür
Bölge idare mahkemesi kararının uygulanmadığından bahisle açılan tazminat davasında Daire, davanın "2577 sayılı Kanun'un 28. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, Devlet memurluğundan çıkarma cezasının yargısal denetimini yapan Van İdare Mahkemesinde görülüp çözümlenmesi gerekmektedir" gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiştir.
Benzer yöndeki kararlar
Kararın geç uygulanmasından doğan davada yetki denetimi yapan mahkemededir
Mahkeme kararının on bir ay sonra uygulanması nedeniyle paranın değer kaybından doğan zararın tazmini istemiyle açılan davada çıkan yetki uyuşmazlığında Daire, "zararı doğuran atama işlemini karara bağlayan Ankara İdare Mahkemesinin, yargı kararının geç uygalanması sebebiyle oluştuğu iddia edilen maddi tazminatın ödenmesi istemine ilişkin işbu davayı da çözmeye yetkili olduğu" sonucuna varmıştır.
Değişiklik geçmişi
| Tarih | Değişim | Yürürlük | Ne oldu |
|---|---|---|---|
| 6/1/1982 | 2577 sayılı Kanun | 20/1/1982 | Maddenin ilk hâli |
| 10/6/1994 | 4001 sayılı Kanun | 18/6/1994 | Değişik. Kararların gecikmeksizin uygulanacağı, bu sürenin hiçbir şekilde otuz günü geçemeyeceği hükme bağlanmış; dördüncü fıkradaki altmış günlük süre otuz güne indirilmiştir. |
| 2/7/2012 | 6352 sayılı Kanun | 5/7/2012 | Değişik. Hükmedilen miktarın, vekâlet ücretinin ve yargılama giderlerinin davacının bildireceği banka hesabına yatırılması usulü getirilmiştir. |
| 10/7/2013 | Anayasa Mahkemesi · E. 2012/107, K. 2013/90 | 22/11/2013 | İptal. (İptal cümle: Anayasa Mahkemesi’nin 10/7/2013 tarihli ve E.: 2012/107 K.: 2013/90 sayılı Kararı ile) |
| 21/2/2014 | 6526 sayılı Kanun | 6/3/2014 | Ek · Değişik. (Ek cümleler: 21/2/2014-6526/18 md.; Değişik üçüncü ve dördüncü cümleler: 10/9/2014-6552/97 md.; İptal üçüncü cümle: Anayasa Mahkemesi’nin 25/11/2015 tarihli ve E.: 2014/86, K.: 2015/109 sayılı Kararı ile) (Değişik: 21/2/2014-6526/18 md.) |
| 10/9/2014 | 6552 sayılı Kanun | 11/9/2014 | Ek. (Ek cümle: 10/9/2014-6552/97 md.) |
| 2/10/2014 | Anayasa Mahkemesi · E. 2014/149, K. 2014/151 | 9/10/2014 | İptal. Bu maddenin birinci fıkrasının üçüncü cümlesinin “23/4/1981 tarihli ve 2451 sayılı Bakanlıklar ve Bağlı Kuruluşlarda Atama Usulüne İlişkin Kanuna ekli (1) ve (2) sayılı cetvellerde gösterilen unvanları taşıyan görevler ile farklı atama usullerine tabi olsalar dâhi daire başkanı ve üstü görevlere, sivil memurlar hariç kolluk teşkilatlarının kadrolarına; açıktan, naklen veya vekâleten yapılan atama ve bu görevlerden alınma, bu görevlerle ilgili yer değiştirme, görev ve unvan değişikliği işlemleri hakkında verilen mahkeme kararlarının gereği, ilgilinin kazanılmış hak aylık derecesine uygun başka bir kadroya atanması suretiyle iki yıl içinde yerine getirilir.” bölümü, aynı fıkranın dördüncü cümlesi ve son cümlesinin “Bu fıkranın üçüncü cümlesinde belirtilen işlemlerle ilgili mahkeme kararlarının yerine getirilmemesi ceza soruşturması ve kovuşturmasına konu edilemez;” bölümü; 1/1/2015 tarihli ve 29223 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Anayasa Mahkemesi’nin 2/10/2014 tarihli ve E.: 2014/149, K.: 2014/151 sayılı Kararı ile iptal edilmiştir. |
| 25/11/2015 | Anayasa Mahkemesi · E. 2014/86, K. 2015/109 | 8/1/2016 | İptal. (İptal dördüncü cümle: Anayasa Mahkemesi’nin 25/11/2015 tarihli ve E.: 2014/86, K.: 2015/109 sayılı Kararı ile) |
| 2/7/2026 | 7588 sayılı Kanun | 11/7/2026 | Ek. (Ek cümle:2/7/2026- 7588/7 md.) |
Tarih sütunu kanunlarda kabul, Anayasa Mahkemesi kararlarında karar tarihidir; yürürlük ise hükmün uygulanmaya başladığı tarihtir. Kanun metnindeki değişiklik şerhleri ile mevzuat.gov.tr metninin sayfa altı dipnotlarından ve yürürlük tarihleri tablosundan derlenmiştir.
Açıklama
1. Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerince verilen kararlar yeterince açık değilse, yahut birbirine aykırı hüküm fıkralarını taşıyorsa, taraflardan her biri kararın açıklanmasını veya aykırılığın giderilmesini isteyebilir.
2. Açıklama dilekçeleri karşı taraf sayısından bir nüsha fazla verilir.
3. Kararı vermiş olan daire veya mahkeme işi inceler ve gerek görürse dilekçenin bir örneğini, belirleyeceği süre içinde cevap vermek üzere, karşı tarafa tebliğ eder, cevap iki nüsha olarak verilir. Bunlardan biri, açıklama veya aykırılığın kaldırılmasını isteyen tarafa gönderilir.
4. Görevli daire veya mahkemenin bu husustaki kararı, taraflara tebliğ olunur.
5. Açıklama veya aykırılığın kaldırılması, kararın yerine getirilmesine kadar istenebilir.
Madde gerekçesi
Tasarıdaki karşılığı: 29'uncu madde.
Tasarının ilgili maddesi aynen benimsenmiştir.
6 Ocak 1982 tarihli Millî Güvenlik Konseyi Genel Kurulu görüşmesinde maddeye ilişkin önemli kesitler şunlardır:
Hava Hâkim Albay Zeki Güngör (Adalet Komisyonu Sözcüsü) — “Açıklama dilekçesi geldiği zaman, bu özel bir taleptir, kanunlarda bunun belli bir süresi yok, “şu kadar süre içinde cevap verilir” diye. O itibarla, mahkeme, “Şu kadar süre içinde cevap vereceksin bu tavzih dilekçesine karşı; ne diyorsun?” şeklinde bildirecektir kendisine.”
Hava Hâkim Albay Zeki Güngör (Adalet Komisyonu Sözcüsü) — “Mahkeme tayin edecek, süresini. Çünkü, kanunî bir süre değil bu, mahkemenin takdir edeceği bir süredir.”
Millî Güvenlik Konseyi S. Sayısı 312 (1/254) · tarama · Millî Güvenlik Konseyi Tutanak Dergisi, 91 inci Birleşim, 6 Ocak 1982 · tarama
Kararlar
29 Aykırılığın giderilmesi#
Hüküm fıkrasındaki aykırılık açıklama yoluyla giderilir
Davalı idare, Daire kararının hüküm fıkrasındaki aykırılığın giderilmesini istemişti. Daire, “davalı idare tarafından öne sürülen aykırılığın giderilmesi istemine ilişkin nedenler 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 29. maddesine uygun bulunduğundan” istemin kabulüne ve aykırılığın giderilmesine karar vermiştir.
Maddenin geneline ilişkin
Maddede sayılanlar dışındaki istem reddedilir
Davacı, Dairenin daha önce verdiği kararda yanlışlık bulunduğunu ileri sürerek düzeltme istemişti. Daire, anılan kararda "2577 sayılı Kanun'un 30. maddesi anlamında düzeltilmesi gereken bir yanlışlık bulunmadığından" istemi yerinde görmemiş; maddede belirtilen şartlar gerçekleşmediğinden yanlışlığın düzeltilmesi isteminin reddine karar vermiştir.
Değişiklik geçmişi
Bu madde 6/1/1982'de kabul edildiği hâliyle yürürlüktedir; bugüne kadar değişikliğe uğramamıştır.
Tarih sütunu kanunlarda kabul, Anayasa Mahkemesi kararlarında karar tarihidir; yürürlük ise hükmün uygulanmaya başladığı tarihtir. Kanun metnindeki değişiklik şerhleri ile mevzuat.gov.tr metninin sayfa altı dipnotlarından ve yürürlük tarihleri tablosundan derlenmiştir.
Yanlışlıkların düzeltilmesi
1. İki tarafın adı ve soyadı ile sıfatı ve iddiaları sonucuna ilişkin yanlışlıklar ile hüküm fıkrasındaki hesap yanlışlıklarının düzeltilmesi de istenebilir.
2. 29 uncu maddenin son fıkrası dışında kalan hükümleri, bu istekler hakkında da uygulanır.
3. Yanlışlıkların düzeltilmesine karar verilirse, düzeltme ilamın altına yazılır.
Madde gerekçesi
Tasarıdaki karşılığı: 30'uncu madde.
Tasarının ilgili maddesi aynen benimsenmiştir.
6 Ocak 1982 tarihli Millî Güvenlik Konseyi Genel Kurulu görüşmesinde maddeye ilişkin önemli kesitler şunlardır:
Hava Hâkim Albay Zeki Güngör (Adalet Komisyonu Sözcüsü) — “Burada maddî bir hata var; o halde, maddî hata her zaman düzeltilebilmelidir. Tazminat davalarında bilhassa bahis konusu oluyor; mahkeme yukarıda 500 bin liraya hükmetmiş, aşağıda netice kısmına gelince bir sıfırı atılmış, yanlış olarak 50 bin olarak görülmüş. Bu, ilamın yerine getirilmesinden sonra dahi, bu maddî hatanın düzeltilmesine imkân veren bir hüküm oluyor.”
Millî Güvenlik Konseyi S. Sayısı 312 (1/254) · tarama · Millî Güvenlik Konseyi Tutanak Dergisi, 91 inci Birleşim, 6 Ocak 1982 · tarama
Kararlar
30/1 Düzeltilebilecek yanlışlıklar#
Maddede sayılanlar dışındaki istem reddedilir
Davacı, Dairenin daha önce verdiği kararda yanlışlık bulunduğunu ileri sürerek düzeltme istemişti. Daire, anılan kararda "2577 sayılı Kanun'un 30. maddesi anlamında düzeltilmesi gereken bir yanlışlık bulunmadığından" istemi yerinde görmemiş; maddede belirtilen şartlar gerçekleşmediğinden yanlışlığın düzeltilmesi isteminin reddine karar vermiştir.
Benzer yöndeki kararlar
İstem reddedilince dosya esas kaydı kapatılır
Daire, yanlışlığın düzeltilmesi isteminin reddine karar vermiş ve bu istem için açılan dosyanın esas kaydının kapatılmasına hükmetmiştir.
Sehven açılan dosyanın esas kaydı kapatılır
Daire, yanlışlığın düzeltilmesi istemi için sehven açılan dosyanın esas kaydının kapatılmasına karar vermiştir.
Maddenin geneline ilişkin
Hüküm fıkrasındaki aykırılık açıklama yoluyla giderilir
Davalı idare, Daire kararının hüküm fıkrasındaki aykırılığın giderilmesini istemişti. Daire, “davalı idare tarafından öne sürülen aykırılığın giderilmesi istemine ilişkin nedenler 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 29. maddesine uygun bulunduğundan” istemin kabulüne ve aykırılığın giderilmesine karar vermiştir.
Değişiklik geçmişi
Bu madde 6/1/1982'de kabul edildiği hâliyle yürürlüktedir; bugüne kadar değişikliğe uğramamıştır.
Tarih sütunu kanunlarda kabul, Anayasa Mahkemesi kararlarında karar tarihidir; yürürlük ise hükmün uygulanmaya başladığı tarihtir. Kanun metnindeki değişiklik şerhleri ile mevzuat.gov.tr metninin sayfa altı dipnotlarından ve yürürlük tarihleri tablosundan derlenmiştir.
Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ile Vergi Usul Kanununun uygulanacağı haller
1. Bu Kanunda hüküm bulunmayan hususlarda; hakimin davaya bakmaktan memnuiyeti ve reddi, ehliyet, üçüncü şahısların davaya katılması, davanın ihbarı, tarafların vekilleri, dosyanın taraflar ve ilgililerce incelenmesi, feragat ve kabul, teminat, mukabil dava, bilirkişi, keşif, delillerin tespiti, yargılama giderleri, adli yardım hallerinde ve duruşma sırasında tarafların mahkemenin sukünunu ve inzibatını bozacak hareketlerine karşı yapılacak işlemler, elektronik işlemler ile ses ve görüntü nakledilmesi yoluyla duruşma icrasında Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu hükümleri uygulanır. (Ek cümle: 5/4/1990- 3622/11 md.; Değişik:10/6/1994-4001/14 md.) Ancak, davanın ihbarı (…) Danıştay, mahkeme veya hakim tarafından re'sen yapılır. (Ek cümle: 3/11/2016-6754/22 md.) Bilirkişiler, bilirkişilik bölge kurulları tarafından hazırlanan listelerden seçilir ve bilirkişiler hakkında Bilirkişilik Kanunu ve 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun ilgili hükümleri uygulanır.
2. Bu Kanun ve yukarıdaki fıkra uyarınca Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa atıfta bulunulan haller saklı kalmak üzere, vergi uyuşmazlıklarının çözümünde Vergi Usul Kanununun ilgili hükümleri uygulanır.
Madde gerekçesi
Kanunun kabulü (6/1/1982)
Tasarıdaki karşılığı: 31'inci madde.
Tasarının ilgili maddesi aynen benimsenmiştir. Genel Kurulda maddeye, vergi uyuşmazlıklarında Vergi Usul Kanununun uygulanacağına ilişkin ikinci fıkra eklenmiş; fıkradaki “ayrık olmak üzere” ibaresi “saklı kalmak üzere” yapılmıştır.
6 Ocak 1982 tarihli Millî Güvenlik Konseyi Genel Kurulu görüşmesinde maddeye ilişkin önemli kesitler şunlardır:
Devlet Bakanı İlhan Öztrak — “Sayın Başkanım, Maliye Bakanlığının gösterdiği lüzum üzerine, bir ikinci bent şeklinde ilave sunmuştuk değişiklik önergesiyle; birinci bent hiç değişmiyor… bir ikinci fıkra eklenmesi gerekiyor, vergi usul kanununun hükümlerine atıf yapan bir hüküm.”
Hava Hâkim Albay Zeki Güngör (Adalet Komisyonu Sözcüsü) — “Sayın Başkanım, Komisyon olarak uzun uzun biz bu hususu tartıştık; gerek olmadığı kanısına vardık. Ancak tatbikatta bir tereddüdü önlemek için açıklık getirilmesini sağladığına göre katılırız.”
Hâkim Tuğgeneral Muzaffer Başkaynak (Adalet Komisyonu Başkanı) — “Efendim, bunu, “saklı olmak üzere” diyelim. Böyle “ayrık” kelimesi bizim usulümüzde hiç geçmedi.”
Prof. Dr. Şeref Gözübüyük (Devlet Başkanı Hukuk Danışmanı) — “Sayın Başkanım, tabiî, bu, belli ölçüde tereddüdü giderecek; fakat Vergi Usul Kanununu da idarenin süratle bu kanuna uydurması gerekmektedir. Bunu uyduramadığımız takdirde, yine bazı aksaklıklar devam edip gidecektir… Bu noktanın zabıtlarda bulunmasında yarar var efendim.”
Mehmet Karaduman (Maliye Bakanlığı Temsilcisi) — “Vergi idaresi, Vergi Usul Kanunundaki ekonomik delil sisteminden hareket ederken; vergi yargısı, ekonomik delil sistemini saklı tutan maddî delil sistemine dönerse ve içtihadı o şekle dönüştürürse, bizim, Vergi Usul Kanunundaki vergi inceleme usullerimizin hiçbir etkinliği kalmayacak.”
Millî Güvenlik Konseyi S. Sayısı 312 (1/254) · tarama · Millî Güvenlik Konseyi Tutanak Dergisi, 91 inci Birleşim, 6 Ocak 1982 · tarama
3622 sayılı Kanunla yapılan değişiklik (5/4/1990)
Bilirkişi seçiminin Danıştay, mahkeme veya hâkime bırakılacağı eklenmiştir.
Kanunun 11 inci maddesine ilişkin gerekçe şöyledir:
“31 inci madde, kanunda hüküm bulunmayan hususlarda Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun bazı hükümlerinin uygulanacağını âmirdir. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun bilirkişi seçimini taraflara bırakan hükmü, idarî yargıda işin uzamasına sebep olmaktadır. Maddenin birinci fıkrasına eklenen cümle ile bilirkişi seçimi Danıştay, mahkeme ve hâkime bırakılmaktadır.”
TBMM S. Sayısı 120 (1/415) — Hükümet tasarısı ve Adalet Komisyonu raporu · tarama · TBMM Tutanak Dergisi, Dönem 18, Cilt 43, 99 uncu Birleşim, 5 Nisan 1990 · tarama · Tasarı 1/415, Bakanlar Kurulu 27/2/1988; Adalet Komisyonu raporu ve 120’ye 1 inci Ek. Kanun 5/4/1990 tarihinde kabul edilmiştir.
4001 sayılı Kanunla yapılan değişiklik (10/6/1994)
Davanın ihbarının mahkemece re’sen yapılacağı hükme bağlanmıştır.
Tasarının 13 üncü, kanunlaşan metnin 14 üncü maddesine ilişkin gerekçe şöyledir:
“Yapılan değişiklikle cümleye sadece “davanın ihbarı” kavramı eklenmiştir. Bilindiği üzere idarî yargıda genellikle kişiler davacı, idare ise davalı durumundadır. İmar mevzuatından doğan uyuşmazlıklarda idarenin işlemi davanın tarafları dışındaki kişilerin de hukukunu etkilemektedir. Menfaatlerin çatışması nedeniyle çoğu kez taraflar üçüncü kişiye davayı ihbar etmediklerinden üçüncü kişiler hak kaybına uğramaktadırlar. Yapılan değişiklikle davanın ihbarı mahkemeye bırakıldığından hak kayıpları önlenmiş olacaktır.”
TBMM Tutanak Dergisi, Dönem 19, Cilt 62, 115 inci Birleşim, 10 Haziran 1994 (S. Sayısı 409 ve 409'a 1 inci Ek tutanağa eklidir) · tarama · Hükümet tasarısı 1/637, kanun teklifi 2/908; Adalet Komisyonu raporu 22/12/1993, ek raporu 24/2/1994. Kanun 10/6/1994 tarihinde kabul edilmiştir.
Kararlar
31/1 Adli yardım#
Adli yardım kabul edilmişse tahsil edilmeyen gider için müzekkere yazılır
Bölge İdare Mahkemesi kararını onayan Daire, "adli yardım talebinin daha önce kabul edilmiş olması nedeniyle temyiz aşamasında tahsil edilmeyen yargılama giderlerinin tahsili için Mahkemesince müzekkere yazılmasına" karar vermiştir.
31/1 Bilirkişi#
Raporlar arasındaki çelişki ancak farklı heyetten yeni raporla giderilir
Mahkeme, bilirkişi raporları arasındaki çelişkiyi mevcut bilirkişilerden ek rapor alarak gidermeye çalışmıştı. Daire, "Mahkemece farklı bir bilirkişi heyetinden yeni bir bilirkişi raporu almak suretiyle çelişkinin giderilmesi gerektiği, mevcut bilirkişilerden ek rapor alarak çelişkinin giderilmesinden bahsedilemeyeceğinden" çelişki ortadan kaldırılmaksızın kurulan hükmü hukuka aykırı bulmuştur.
Rapor tebliğ edilmeden ve itiraz hakkı tanınmadan hüküm kurulamaz
İdare Mahkemesi, hükme esas aldığı bilirkişi raporunu taraflara tebliğ etmeden karar vermişti. Daire, "hükme esas alınan bilirkişi raporu taraflara tebliğ edilmeden ve taraflara rapora itiraz hakkı tanınmadan, hukuki dinlenilme hakkının kısıtlanması suretiyle davanın esası hakkında karar verilmesinde usul hükümlerine ve adil yargılanma hakkına uygunluk görülmemiştir" gerekçesiyle kararı bozmuştur.
Benzer yöndeki kararlar
Bilirkişi incelemesi yapılmadan kurulan hüküm eksik incelemeye dayanır
Daire, "konuya ilişkin olarak bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle hüküm kurulması gerekirken, eksik inceleme sonucu verilen temyize konu Kararda hukuki isabet bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır" diyerek Bölge İdare Mahkemesi kararını bozmuştur.
Maddi olay açıklığa kavuşmadan dava sonuçlandırılamaz
İndirimli orana tabi satışlar nedeniyle yüklenilen katma değer vergisinin iadesi isteminin reddine ilişkin davada Daire, "bilirkişi incelemesi yaptırılarak maddi olayın açıklığa kavuşturulması gerekirken yazılı gerekçeyle davanın sonuçlandırılması hukuka uygun düşmemiş" sonucuna varmıştır.
31/1 Davanın ihbarı#
İhbar koşulları oluşmuşsa mahkeme re'sen ihbar eder
Taşınmazın eski maliklerine iadesine ilişkin uyuşmazlıkta Daire, otuz birinci maddede sayılan "davanın ihbarı için gerekli koşulların oluştuğu" sonucuna varmıştır. İdare Mahkemesinin, taşınmazın iade edileceği kişilere re'sen davayı ihbar etmesi gerektiğini belirtmiştir.
Benzer yöndeki kararlar
Kararın menfaatini etkileyeceği kişiye ihbar edilir
Haklarında disiplin soruşturması açılması istenen öğretim elemanlarına ilişkin uyuşmazlıkta Daire, verilecek kararın onların menfaatlerini etkileyebileceğini saptamış; Mahkemece yeniden karar verilirken bu kişilere davanın ihbar edilmesi gerektiğini belirtmiştir.
31/1 Davaya katılma#
Hukuki yararı bulunan üçüncü kişi fer'î müdahil olarak davada yer alabilir
Daire, otuz birinci maddenin üçüncü kişilerin davaya katılması konusunda Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na gönderme yaptığını, o Kanun'un altmış altıncı maddesinde üçüncü kişinin davayı kazanmasında hukuki yararı bulunan taraf yanında fer'î müdahil olarak davada yer alabileceğinin kurala bağlandığını aktarmıştır. İstemde bulunan şirketin hukuki yararı bulunduğunu saptayarak davalı idare yanında müdahale isteminin kabulüne karar vermiştir.
Müdahil taraf sıfatını taşımaz; vekâlet ücreti ancak taraf lehine hükmedilir
Daire, "müdahilin davada taraf sıfatını haiz olmadığı, müdahilin de yer aldığı davada hükmün taraflar hakkında verildiği ve vekalet ücretinin ancak taraf lehine hükmedilebileceği açık olduğundan" İdare Mahkemesi kararının vekâlet ücretine ilişkin kısmını hukuka aykırı bulmuştur.
Benzer yöndeki kararlar
Müdahale istemi karara bağlanmadan istinaf incelenemez
Müdahale istemi için gerekli harç ve posta avansını isteyen müzekkere, istemde bulunan odanın elektronik tebligat adresine çıkarılmıştı. Daire bu tebligatta hukuka uyarlık bulunmadığını saptamış; usulüne uygun tebligat yapılıp müdahale istemi hakkında karar verildikten sonra istinaf başvurusunun incelenmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
Müdahilin yaptığı yargılama gideri davalı idareye yüklenemez
Parselasyon işleminin iptali istemiyle açılan davada, düzenleme sahasındaki başka bir taşınmazın maliki müdahil olarak kabul edilmişti. Daire, "müdahale isteminin kabulünde ve buna bağlı olarak da dava konusu işlemin iptaline karar verilmesi nedeniyle müdahilce yapılan yargılama giderlerinin davalı idareye yüklenmesinde isabet görülmemiştir" sonucuna varmıştır.
31/1 Ehliyet#
Vasi icazeti yoksa dava ehliyeti de temyiz ehliyeti de yoktur
Dosyada vasinin düzenlediği icazet yazısı ile sulh hukuk mahkemesinin izin kararı bulunmuyordu. Daire, "4721 sayılı Kanun uyarınca dava açma ehliyeti bulunmayan davacının, temyiz yoluna başvurma ehliyetinin de bulunmadığı sonucuna ulaşılmaktadır" diyerek temyiz isteminin ehliyet yönünden reddine karar vermiştir.
Benzer yöndeki kararlar
Ehliyetten ret kararına karşı istinaf ehliyet yönünden reddedilemez
Daire, "davanın ehliyet yönünden reddi yönündeki İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun ehliyet yönünden reddi yolundaki temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır" sonucuna varmıştır.
31/1 Elektronik işlemler ile ses ve görüntü nakli yoluyla duruşma#
Benzer yöndeki kararlar
Duruşma tarihinde SEGBİS altyapısı yoksa ihlalden söz edilemez
Davacı, ses ve görüntü nakledilmesi yoluyla duruşmaya katılamadığından savunma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştü. Daire, bu yolla duruşma icrasına ilişkin düzenlemelerin ve altyapının duruşmanın yapıldığı tarihten sonra yürürlüğe girdiğini saptayarak "davacının, SEGBİS yoluyla duruşmaya katılamaması nedeniyle savunma hakkının ihlal edildiği iddiası yerinde görülmemiştir" demiştir.
31/1 Feragat ve kabul#
Davanın geri alınması göndermenin dışındadır, feragatle karıştırılamaz
İdare Mahkemesi, davacının beyanını feragat sayarak dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına hükmetmişti. Daire, "2577 sayılı Kanun'un 31. maddesinde 6100 sayılı Kanun'da yer alan davanın geri alınması hükümlerine atıfta bulunulmadığından" ve davacının temyiz dilekçesindeki beyanları da dikkate alınarak hususların netleştirilmesi gerektiğinden kararı bozmuştur.
Feragatten sonra verilen ek karar esas karardan önce gelir
Mahkeme, esas hakkında karar verdikten sonra feragat dilekçesi üzerine ek kararla karar verilmesine yer olmadığına hükmetmişti. Daire, ek kararın esas hakkındaki kararın yerine geçtiğini ve o kararın hukuk âleminde mevcudiyeti kalmadığını belirterek, kaldırılan karara yönelik başvuruyu incelememiştir.
Benzer yöndeki kararlar
Feragat üzerine konusu kalmayan dava hakkında karar verilmez
Destek eğitim programlarına ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davada davacının feragati üzerine Daire, konusu kalmayan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar vermiş; yargılama giderini davacı üzerinde bırakmış ve davalı idare lehine vekâlet ücretine hükmetmiştir.
31/1 Hâkimin reddi#
Aynı konuda daha önce karar vermiş olmak ret sebebi değildir
Aynı konudaki davalarda ret kararı vererek görüşlerini açıkladıkları, bu nedenle görünüşte tarafsız olma vasfını yitirdikleri ileri sürülerek hâkimlerin reddi istenmişti. Daire, bu iddianın reddi hâkim sebebi olarak değerlendirilemeyeceğini ve reddi istenen hâkimlerin tarafsızlıklarından şüpheyi gerektirecek somut bir durumun oluşmadığını saptayarak istemin reddine karar vermiştir.
Benzer yöndeki kararlar
Şikâyet üzerine işlem yapılmamışsa çekinme istemi yerinde değildir
Bölge İdare Mahkemesi dairesinin başkan ve üyeleri, davacının şikâyeti nedeniyle çekinme isteminde bulunmuştu. Daire, şikâyet üzerine Hâkimler ve Savcılar Kurulu tarafından herhangi bir işlem yapılmadığını saptayarak çekinme isteminin yerinde olmadığı sonucuna ulaşmış ve istemi reddetmiştir.
Birden çok üye reddedilmişse istem üst mercide incelenir
Daire, elli yedinci maddenin üçüncü fıkrasına göre idare ve vergi mahkemelerinde reddedilen başkan ve üye birden çoksa istemin bölge idare mahkemesince, bölge idare mahkemelerinde birden çoksa Danıştayca inceleneceğini belirterek ret istemini karara bağlamıştır.
31/1 Keşif#
Keşif avansı idareden istenir, yatırılmazsa hazineden karşılanır
Daire, uyuşmazlığın çözümünün mahallinde keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılmasını zorunlu kıldığını saptamıştır. "6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 325. maddesi uyarınca keşif avansının yargılama sonucu haksız çıkan taraftan alınmak şartıyla davalı idareden istenilmesi, davalı idare tarafından da yatırılmaması halinde hazineden karşılanması" suretiyle inceleme yaptırılması gerektiğini belirterek davanın reddi yolundaki kararı bozmuştur.
Benzer yöndeki kararlar
Usulüne aykırı keşif yeniden yapılır
Daire, İdare Mahkemesince usulüne uygun olarak yeniden keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle uyuşmazlık hakkında karar verilmesi gerektiği sonucuna varmış ve iptal kararını bozmuştur.
31/1 Tarafların vekilleri#
Vekâletnamesiz işlem yapan vekil yargılama giderini üstlenir
Vekâletnamesiz açılan davada verilen süre içinde usulüne uygun vekâletname sunulmamış, davacı asil de yapılan işlemleri kabul ettiğine dair dilekçe vermemişti. Daire davanın açılmamış sayılmasına karar vermiş; "yargılama giderlerinin 6100 sayılı Kanun'un 77. maddesinin 2. fıkrası uyarınca vekaletnamesiz işlem yapan vekil tarafından karşılanması gerekmektedir" sonucuna varmıştır.
Benzer yöndeki kararlar
Yetkisiz vekille açılan dava açılmamış sayılır
Yargılamanın yenilenmesi istemi yetkisiz vekil tarafından yapılmıştı. Daire, davanın açılmamış sayılması gerektiğini belirterek, istemin reddi yolundaki İdare Mahkemesi kararında sonucu itibarıyla hukuki isabetsizlik bulunmadığı sonucuna varmıştır.
31/1 Yargılama giderleri#
Hazineden karşılanan keşif ve bilirkişi gideri hazineye ödenir
Kurul, yargılama giderlerine ilişkin hüküm fıkrasını kırk dokuzuncu maddenin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca düzeltmiştir. Keşif harcı, keşif giderleri ve bilirkişi ücreti toplamının davalı idarelerden alınarak Hazine ve Maliye Bakanlığına verilmesi, kalan kısmın davacıya verilmesi biçiminde hükmü yeniden kurmuştur.
Aleyhine hüküm verilen taraf gideri yüklenir, vekili olan idare lehine ücrete hükmedilir
Dava ehliyet yönünden reddedilmiş, buna karşın davalı idare lehine avukatlık ücretine hükmedilmemiş ve yargılama gideri davalı idareye yükletilmişti. Daire, "ehliyet yönünden davanın reddiyle, dolayısıyla davacının aleyhine sonuçlanan davada, davalı idareyi temsil eden vekil bulunmasına karşın davalı idare lehine avukatlık ücretine hükmedilmemesi ve yargılama giderlerinin davalı idareye yükletilmesi" yolundaki hükmü mevzuata aykırı bulmuştur.
Maddenin geneline ilişkin
Vekille takip edilen davada tebliğ vekile yapılır
Mahkeme kararı ile temyiz dilekçesi, davacı vekili bulunmasına rağmen davacı şirkete tebliğ edilmişti. Kurul, “kararda davacı vekilinin adına yer verilerek bu aşamadan sonra tebliği gerekli evrakların vekile tebliği gerekirken” bunun yapılmadığını saptayarak dosyanın usulüne uygun tekemmülünün sağlanması gerektiğine karar vermiştir.
Vergi uyuşmazlığında Vergi Usul Kanunu'na gidilir
Kurul, dava açma ehliyetini belirlemeden önce hangi usulün uygulanacağını saptamıştır. 1. maddeden 31. maddeye giden zincir, “vergi uyuşmazlıklarının çözümünde Vergi Usul Kanununun ilgili hükümlerinin uygulanacağı” kuralına ulaşır; ehliyet de oradan belirlenmiştir.
Vekâletname sunulmazsa temyiz isteminde bulunulmamış sayılır
Vekil sıfatıyla işlem yapan avukattan ara kararla vekâletname istenmiş, verilen sürede sunulmamıştı. Daire, "anılan davacılar adına düzenlenmiş vekâletnamenin aslı veya onaylanmış örneğinin dosyaya sunulmadığı gibi, anılan davacılar tarafından da yapılan işlemlerin kabul edildiğinin bir dilekçeyle bildirilmediği anlaşılmıştır" tespitiyle, o davacılar yönünden temyiz isteminde bulunulmamış sayılmasına karar vermiştir.
Teknik konuda bilirkişi incelemesi re'sen araştırmanın gereğidir
Etik ihlali tespitine dayanan işlemin iptali istemiyle açılan davanın temyiz incelemesinde Daire, “idari yargıda hakim olan ve 2577 sayılı Kanun'un 20. maddesinde ifadesini bulan re'sen araştırma ilkesi gereği, hakim tarafından maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasını teminen, dava konusu uyuşmazlığın teknik bir konu olması ve hâkimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgiyle çözümlenmesinin mümkün olmaması nedeniyle bilirkişi incelemesi yaptırılmasını zorunlu kıld”ığını belirterek kararın bozulmasına karar vermiştir.
Dosya ancak şirketin ihyasıyla yeniden işleme konulabilir
Ticaret sicilinden kaydı silinen davacı şirketin dosyası, tasfiye memurunun başvurusu üzerine yeniden işleme konulup esas hakkında hüküm kurulmuştu. Daire, davanın kaldığı yerden devam edebilmesinin "ancak, taraflardan birinin istemi üzerine asliye ticaret mahkemesinin terkin işleminin türüne göre Türk Ticaret Kanunu'nun 547. maddesi veya geçici 7. maddesi uyarınca tüzel kişiliğin ihyasına karar vermesi durumunda mümkün" olduğunu belirtmiş; ihya sağlanmadan hüküm kurulmasını yargılama usulüne uygun bulmamıştır.
Düzeltme istemi sürerken feragat edilirse istem kabul edilir
Karar düzeltme istemi incelenirken davacı vekili davadan feragat etmişti. Daire, Hukuk Muhakemeleri Kanunu uyarınca feragatin hüküm kesinleşinceye kadar her zaman yapılabileceğini anarak, “davacının karar düzeltme isteminin bu nedenle kabulü ile” önceki kararının kaldırılmasına ve İdare Mahkemesi kararının davadan feragat nedeniyle bozulmasına karar vermiştir.
Vekil eliyle açılan davada vekâletnamenin aslı veya onaylı örneği dilekçeye eklenir
Avukat aracılığıyla açılan, dilekçe ekinde vekâletname sunulmayan ve ara kararına rağmen eksiklik tamamlanmayan davada Daire, kuralı 2577 sayılı Kanun ile 6100 sayılı Kanun'un birlikte okunmasından çıkararak, "idari davaların, bizzat davacı tarafından veya usulüne uygun olarak düzenlenen bir vekâletname ile tayin edilmiş avukat aracılığıyla açılabileceği; vekil sıfatıyla avukat tarafından açılacak davalarda, vekâletname aslının veya onaylı örneğinin de dava dilekçesine eklenmesinin zorunlu olduğu açıktır." gerekçesiyle dilekçenin 3. maddeye aykırılık nedeniyle reddine karar vermiştir.
Dava konusuz kalsa da gider için yargılamaya devam edilir
Daire, "davanın konusuz kalması durumunda mahkemece yargılama giderleri bakımından yargılamaya devam edilerek, davanın açıldığı tarihteki haklılık durumunun tespit edilmesi ve bu tespite göre yargılama giderlerine hükmedilmesi gerekmektedir" sonucuna varmıştır. Hükmün dayanağı, yirmi dördüncü maddenin (f) bendi ile otuz birinci maddenin Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na yaptığı göndermedir.
Davanın açılmasına sebebiyet veren idare gideri yüklenir
Daire, "davanın açıldığı tarihteki tarafların haklılık durumu değerlendirildiğinde, yargılama giderlerinin davanın açılmasına sebebiyet veren davalı idare üzerinde bırakılması ve vekille temsil edilen davacılar lehine vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken" aksi yönde kurulan hükmü hukuka aykırı bulmuştur.
Benzer yöndeki kararlar
Haklılık incelenmeden idarenin sorumlu tutulması usule aykırıdır
Daire, "davanın açıldığı tarihteki tarafların haklılık durumları incelendiğinde yargılama giderleri ve vekalet ücretinden davalı idarenin sorumlu tutulmasına ilişkin temyize konu mahkeme kararında, yargılama giderleri ve vekalet ücreti yönünden, usul hükümlerine uygunluk bulunmamaktadır" sonucuna varmıştır.
Esası incelenmeyen davalarda da haklılık tespit edilir
Daire, "esası incelenmeyen davalarda, davanın esası bakımından yargılama sona ermekte ise de, yargılama giderleri açısından yargılamaya devam edilerek tarafların davanın açıldığı tarihteki haklılık durumlarının tespit edilmesi gerekmektedir" sonucuna varmıştır.
Hâkim hakkında şikâyette bulunulması tek başına ret sebebi değildir
Daire, ara kararına verilen cevaptan davacının şikâyetinin işleme konulmadığının anlaşıldığını belirterek, “reddi hakim talebinin kabul edilebilmesi için, 6100 sayılı Kanun'un 36. maddesinin 1. fıkrasında sayılan durumların mevcut olmadığı” gibi başkan ve üyelerin tarafsızlığını şüpheye düşürecek bir hâlin de bulunmadığı sonucuna varmıştır.
İdare dava açıldıktan sonra işlemi iptal ederse gider idarede kalır
Dava açıldıktan sonra ibraz edilen mirasın reddi kararı üzerine idare ödeme emirlerini iptal etmiş, dava konusuz kalmıştı. Daire, davanın açılmasına yol açan tarafın idare olduğunu dava tarihindeki haklılık durumuna göre saptayarak yargılama giderini idare üzerinde bırakmıştır.
Değişiklik geçmişi
| Tarih | Değişim | Yürürlük | Ne oldu |
|---|---|---|---|
| 6/1/1982 | 2577 sayılı Kanun | 20/1/1982 | Maddenin ilk hâli |
| 5/4/1990 | 3622 sayılı Kanun | 10/4/1990 | Ek. Bilirkişi seçiminin Danıştay, mahkeme veya hâkime bırakılacağı eklenmiştir. |
| 2/7/2012 | 6352 sayılı Kanun | 5/7/2012 | Değişik ibare. 2/7/2012 tarihli 6352 sayılı Kanunun 59 uncu maddesi ile bu fıkrada yer alan “işlemlerde” ibaresi “işlemler ile elektronik işlemlerde” şeklinde değiştirilmiştir. |
| 3/11/2016 | 6754 sayılı Kanun | 24/11/2016 | Ek. 3/11/2016 tarihli ve 6754 sayılı Kanunun 22 nci maddesiyle, bu fıkrada yer alan “ve bilirkişi seçimi” ibaresi metinden çıkarılmıştır. |
| 17/10/2019 | 7188 sayılı Kanun | 24/10/2019 | Değişik ibare. 17/10/2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanunun 8 inci maddesiyle bu fıkrada yer alan “işlemler ile elektronik işlemlerde” ibaresi “işlemler, elektronik işlemler ile ses ve görüntü nakledilmesi yoluyla duruşma icrasında” şeklinde değiştirilmiştir. |
| 22/7/2020 | 7251 sayılı Kanun | 28/7/2020 | Ek ibare. 22/7/2020 tarihli ve 7251 sayılı Kanunun 52 nci maddesiyle, bu fıkraya “tarafların vekilleri,” ibaresinden sonra gelmek üzere “dosyanın taraflar ve ilgililerce incelenmesi,” ibaresi eklenmiştir. |
Tarih sütunu kanunlarda kabul, Anayasa Mahkemesi kararlarında karar tarihidir; yürürlük ise hükmün uygulanmaya başladığı tarihtir. Kanun metnindeki değişiklik şerhleri ile mevzuat.gov.tr metninin sayfa altı dipnotlarından ve yürürlük tarihleri tablosundan derlenmiştir.
İkinci Bölüm — İdari Davalarda Yetki ve Bağlantı ile Görevsizlik ve Yetkisizlik Hallerinde Yapılacak İşlemler
İdari davalarda genel yetki
1. Göreve ilişkin hükümler saklı kalmak şartıyla bu Kanunda veya özel kanunlarda yetkili idare mahkemesinin gösterilmemiş olması halinde, yetkili idare mahkemesi, dava konusu olan idari işlemi veya idari sözleşmeyi yapan idari merciin bulunduğu yerdeki idare mahkemesidir.
2. Bu Kanunun uygulanmasında yetki kamu düzenindendir. (Mülga ikinci cümle: 10/6/1994-4001/15 md.) (…)
Madde gerekçesi
Kanunun kabulü (6/1/1982)
Tasarıdaki karşılığı: 32'nci madde.
Tasarının ilgili maddesi aynen benimsenmiştir. Genel Kurulda bölüm başlığındaki “Halinde” ibaresi “Hallerinde” olarak düzeltilmiştir.
“İdari davalarda genel yetkinin tespitinden sonra kamu görevlileri, taşınmaz ve taşınır mallara ilişkin davalar ile tam yargı davalarında ve vergi davalarında yetki ayrı ayrı düzenlenmiştir.”
6 Ocak 1982 tarihli Millî Güvenlik Konseyi Genel Kurulu görüşmesinde maddeye ilişkin önemli kesitler şunlardır:
Hava Hâkim Albay Zeki Güngör (Adalet Komisyonu Sözcüsü) — “Türkiye muhtelif bölgelere ayrılacak ve bu bölgeler içinde de çeşitli vergi ve idare mahkemeleri olacak. Yetki, bu bölge içinde; çünkü coğrafî bölge olarak dikkate alınacak ve bu, coğrafî bölge olarak yetkiyi belirten bir madde.”
Hava Hâkim Albay Zeki Güngör (Adalet Komisyonu Sözcüsü) — “Bu idarî sözleşmeler iki kamu teşekkülü tarafından yapılan sözleşmelerdir. Bunda, karşılıklı olarak çıkan ihtilaflarda, “Şu idare veya şu bölge idare mahkemesi yetkilidir” demişse, ona göre işlem yapılacak.”
Millî Güvenlik Konseyi S. Sayısı 312 (1/254) · tarama · Millî Güvenlik Konseyi Tutanak Dergisi, 91 inci Birleşim, 6 Ocak 1982 · tarama
4001 sayılı Kanunla yapılan değişiklik (10/6/1994)
İdari sözleşmelerle yetkili mahkemenin belirlenebilmesine olanak veren hüküm yürürlükten kaldırılmıştır.
Tasarının 14 üncü, kanunlaşan metnin 15 inci maddesine ilişkin gerekçe şöyledir:
“İdarî davalarda yetki kamu düzenindedir. İdarî sözleşmelerde de idarenin üstün yetkileri söz konusudur. Bu itibarla, idarî sözleşmelerle yetkili mahkemenin belirlenebilmesi, idarî yargının özelliği ve bu yargının ilkeleri ile bağdaşmadığından, 2577 sayılı Kanunun 32 nci maddesinin 2 nci fıkrasının son cümlesinde, idarî sözleşmelerle, yetkili mahkemenin belirlenebilmesine olanak veren hüküm yürürlükten kaldırılmaktadır.”
TBMM Tutanak Dergisi, Dönem 19, Cilt 62, 115 inci Birleşim, 10 Haziran 1994 (S. Sayısı 409 ve 409'a 1 inci Ek tutanağa eklidir) · tarama · Hükümet tasarısı 1/637, kanun teklifi 2/908; Adalet Komisyonu raporu 22/12/1993, ek raporu 24/2/1994. Kanun 10/6/1994 tarihinde kabul edilmiştir.
Kararlar
32/1 Genel yetki kuralı#
Kamu görevlisi olmayanın ilişik kesme davasında genel kural uygulanır
İlişiğinin kesilmesine yönelik işlemin iptali istemiyle Millî Savunma Bakanlığına karşı açılan davada çıkan yetki uyuşmazlığında Daire, “genel yetki kuralı uyarınca uyuşmazlığın görüm ve çözümünde işlemi tesis eden idarenin bulunduğu yer idare mahkemesi olan Ankara İdare Mahkemesi yetkili bulunmaktadır” sonucuna varmıştır.
Bakanlık adına tesis edilen işlemde yetki Ankara'dadır
Engelli öğretmen adayı olarak atanmak üzere yaptığı başvurunun il millî eğitim müdürlüğünce reddi üzerine açılan davada çıkan yetki uyuşmazlığında Daire, başvurunun bakanlıkça belirlenen kurallar doğrultusunda yapıldığını belirterek, ret işleminin "Milli Eğitim Bakanlığı merkez teşkilatı adına tesis edildiği" gerekçesiyle Ankara İdare Mahkemesinin yetkili olduğuna karar vermiştir.
Yetkili yer, o ilin bağlı olduğu idare mahkemesidir
İl göç idaresi müdürlüğünce alınan sınır dışı etme kararının iptali istemiyle açılan davada çıkan yetki uyuşmazlığında Daire, işlemin anılan müdürlüğe ait olduğunu saptayarak, müdürlüğün bulunduğu ilin "idari yargı yetkisi yönünden bağlı olduğu idare mahkemesi" olan mahkemenin yetkili olduğuna karar vermiştir.
Kamu iktisadi teşebbüsünün işleminde merkezinin bulunduğu yer yetkilidir
Fazla ödemelerin geri alınmasına ilişkin işleme karşı açılan davada Daire, davanın ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda görülecek davalardan olmadığını belirterek, “2577 sayılı Kanun'un 32. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, dava konusu işlemi tesis eden PTT A.Ş.'nin bulunduğu yerdeki ... İdare Mahkemesinde görülüp çözümlenmesi gerekmektedir” sonucuna varmıştır.
Özel yetki kuralı yoksa işlemi yapan merciin yeri yetkilidir
Muvazzaf subay adayının adaylığına son verilmesine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davanın temyiz incelemesinde Daire, dava konusu işleme ilişkin "özel bir yetki kuralı da bulunmamaktadır" saptamasını yaptıktan sonra, yetkili idare mahkemesinin "dava konusu olan idari işlemi yapan idari merciin bulunduğu yerdeki idare mahkemesi olduğu kuşkusuzdur" gerekçesiyle Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulmasına karar vermiştir.
Benzer yöndeki kararlar
Geçici koruma kararının iptalinde işlemi yapan valiliğin yeri yetkilidir
Geçici koruma kararının iptaline ilişkin işleme karşı açılan davada çıkan yetki uyuşmazlığında Daire, “2577 sayılı Kanun'un 32. maddesinin 1. fıkrası uyarınca, davacı hakkındaki geçici koruma kararının iptaline ilişkin dava konusu işlemi tesis eden İstanbul Valiliği İl Göç İdaresi Müdürlüğünün bulunduğu yer mahkemesi olan İstanbul İdare Mahkemesinin uyuşmazlığın çözümünde yetkili olduğu” sonucuna varmıştır.
Yetkili yer, bakanlığın bulunduğu ilin bağlı olduğu mahkemedir
Yetki uyuşmazlığında Daire, “dava konusu uyuşmazlığın görüm ve çözümünde; dava konusu işlemi tesis eden Milli Savunma Bakanlığının bulunduğu Ankara ilinin idari yargı yetkisi yönünden bağlı bulunduğu Ankara İdare Mahkemesinin yetkili olduğu” sonucuna varmıştır.
Yetki asıl işlemi tesis eden idareye göre belirlenir
Personel çalışma belgesinin iptaline ilişkin işleme karşı açılan davada çıkan yetki uyuşmazlığında Daire, "asıl işlemin de Manisa Valiliği tarafından tesis edildiği" saptamasından hareketle, işlemi tesis eden idarenin bulunduğu yerdeki Manisa İdare Mahkemesinin yetkili olduğuna karar vermiştir.
Genel müdürlükçe tesis edilen işlemde yetki merkezdedir
Nüfus ve vatandaşlık işlemine karşı açılan davada çıkan yetki uyuşmazlığında Daire, "dava konusu işlemi tesis etmeye yetkili olan Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğünün bulunduğu yerin idari yargı yetkisi yönünden bağlı olduğu Ankara İdare Mahkemesinin yetkili olduğu" sonucuna varmıştır.
Kamu kurumu niteliğindeki birliğin işleminde de ölçü aynıdır
İhracatçı birliği üyeliğinin iptaline ilişkin işleme karşı açılan davada çıkan yetki uyuşmazlığında Daire, “iptali istenilen işlemin İstanbul Maden ve Metaller İhracatçı Birliği tarafından tesis edildiği anlaşıldığından davanın görüm ve çözümünde, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunun 32/1. maddesinde yer alan genel yetki kuralı uyarınca” birliğin bulunduğu yer mahkemesinin yetkili olduğuna karar vermiştir.
Kaymakamlıkça tesis edilen işlemde yetki o ildedir
Yetki uyuşmazlığında Daire, “uyuşmazlığın görüm ve çözümünde davaya konu işlemi tesis eden Çınar Kaymakamlığının bulunduğu yerdeki Diyarbakır İdare Mahkemesinin yetkili olduğu” sonucuna varmıştır.
İlçe müdürlüğünce tesis edilen işlemde de ölçü aynıdır
Nüfus işlemine karşı açılan davada çıkan yetki uyuşmazlığında Daire, “uyuşmazlığın görüm ve çözümünde işlemi tesis eden Oğuzeli İlçe Nüfus Müdürlüğü’nün bulunduğu yer idare mahkemesi olan Gaziantep İdare Mahkemesi’nin yetkili olduğu” sonucuna varmıştır.
Şehit sayılma isteminde yetki işlemi yapan idarenin yerinde
Görevi başında geçirdiği trafik kazası sonucu vefat eden jandarma uzman çavuşun şehit sayılması istemiyle yapılan başvurunun zımnen reddine karşı açılan davada çıkan yetki uyuşmazlığında Daire, "dava konusu işlemi tesis eden idarenin bulunduğu yer mahkemesi olan Edirne İdare Mahkemesinin yetkili olduğu" sonucuna varmıştır.
İl müdürlüğünce tesis edilen işlemde yetki o ildedir
Sosyal güvenlik il müdürlüğünce tesis edilen işleme karşı açılan davada çıkan yetki uyuşmazlığında Daire, "dava konusu işlemi tesis eden idarenin bulunduğu yerdeki Edirne İdare Mahkemesi yetkili bulunmaktadır" gerekçesiyle karar vermiştir.
Bakanlıkça tesis edilen işlemde yetki bakanlığın yerindedir
Yetki uyuşmazlığında Daire, “uyuşmazlığın görüm ve çözümünde, dava konusu işlemi tesis eden İçişleri Bakanlığı'nın bulunduğu yer idare mahkemesi olan Ankara İdare Mahkemesi'nin yetkili olduğu” sonucuna varmıştır.
Başvuruyu bakanlık reddetmişse yetki bakanlığın yerindedir
Sağlık Bakanlığına yapılan başvurunun reddi üzerine açılan davada çıkan yetki uyuşmazlığında Daire, ret işleminin bakanlıkça tesis edildiğini saptayarak "işlemi tesis eden idari merciin bulunduğu yerdeki Ankara İdare Mahkemesinin yetkili olduğu" sonucuna ulaşmıştır.
32/2 Yetkinin kamu düzeninden olması#
Yetkisiz mahkeme davayı süre yönünden reddedemez
İhaleye ilişkin işleme karşı açılan ve süre aşımı nedeniyle reddedilen davanın temyiz incelemesinde Daire, ihaleyi gerçekleştiren merciin bulunduğu yer mahkemesinin yetkili olduğunu belirledikten sonra, "2577 sayılı Kanun'un 14. maddesi uyarınca dilekçelerin ilk inceleme hususları yönünden sırasıyla inceleneceği dikkate alındığında yetkisiz yargı yerince verilen davanın süre aşımı nedeniyle reddi yolundaki İdare Mahkemesi kararında usul kurallarına uygunluk bulunmamaktadır" gerekçesiyle kararın bozulmasına karar vermiştir.
Yetkisiz mahkemenin esas hakkındaki kararı bozulur, dosya ona gönderilir
Yetkisiz mahkemece esas hakkında karar verilen davanın temyizinde Daire, yetkisiz mahkemece verilen “esasa yönelik kararın bozularak yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın kararı veren Mahkemeye gönderilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır” gerekçesine yer vermiştir.
Ülke çapında uygulanmayan yönerge Danıştay'da görülmez
Üniversitenin yatay geçiş yönergesinin bir hükmü ile başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle Danıştayda açılan davada Daire, üniversitenin birimlerinin birden çok ilde bulunmasının "dava konusu Yönerge'ye ülke çapında uygulanacak düzenleyici işlem niteliği kazandırmadığı" gerekçesiyle davanın ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda görülecek davalardan olmadığına ve dosyanın yetkili idare mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.
Benzer yöndeki kararlar
Süre aşımından ret kararı da yetkisiz mahkemeden gelmişse bozulur
Yetkisiz mahkemece süre aşımı nedeniyle reddedilen davanın temyizinde Daire, yetkisiz mahkemece verilen “süre aşımı nedeniyle davanın reddine yönelik kararın bozularak yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın kararı veren Mahkemeye gönderilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır” gerekçesine yer vermiştir.
Özel yetki kurallarıyla sınırı#
İptal davasının görüldüğü mahkeme ondan doğan tazminatı da çözer
Geçici teminatın irat kaydedilmesinden doğan uyuşmazlıkta Daire, “uyuşmazlığı çözmeye, davacı iş ortaklığının geçici teminatın irat kaydedilmesine yönelik işleme karşı açtığı iptal davasının görüldüğü Ankara İdare Mahkemelerinin yetkili olduğu” sonucuna varmıştır.
Askerî hizmetle doğrudan ilgisi olmayan sınav 20/C dışındadır
Astsubay olarak görev yapan davacının subaylığa geçiş sınavına ilişkin işleme karşı açtığı davada çıkan yetki uyuşmazlığında Daire, Millî Savunma Bakanlığı personeli bakımından 20/C maddesinin uygulanacağını kabul etmekle birlikte, sınavın "eğitim-öğretim işinden kaynaklanması nedeniyle yürüttüğü kamu hizmeti ile doğrudan ilgisinin olmadığı" gerekçesiyle genel yetki kuralını uygulamış ve Ankara İdare Mahkemesinin yetkili olduğuna oyçokluğuyla karar vermiştir.
Dava tarihinde kamu görevlisi olan için özel yetki kuralı işler
Yetki uyuşmazlığında Daire, “davacının dava açma tarihi itibarıyla kamu görevlisi olduğu anlaşıldığından, uyuşmazlığın görüm ve çözümünde, anılan maddede düzenlenen özel yetki kuralı uyarınca, ilgilinin görev yaptığı yerin bağlı bulunduğu Van İdare Mahkemesi yetkili bulunmaktadır” sonucuna varmıştır.
Kamu görevlisi olmayanın davasında genel yetki kuralı işler
Sözleşmesi 2018 yılında sona eren piyade üsteğmenin, beraatı üzerine sözleşmesinin yenilenmesi istemiyle yaptığı başvurunun zımnen reddi üzerine açılan davada çıkan yetki uyuşmazlığında Daire, şu gerekçeye yer vermiştir: "kamu görevlisi olmayan davacının yeniden sözleşme yapılması istemine ilişkin başvurusundan kaynaklanan davanın görüm ve çözümünde, 2577 sayılı Kanun'un 32. maddesinin birinci fıkrası uyarınca dava konusu işlemi tesis eden Kara Kuvvetleri Komutanlığı'nın bulunduğu yer idare mahkemesi olan Ankara İdare Mahkemesi yetkili bulunmaktadır".
Atama aşamasına girmeyen uyuşmazlıkta 33. madde uygulanmaz
Vergi Denetim Kurulu Başkanlığınca tesis edilen işleme karşı açılan davada çıkan yetki uyuşmazlığında Daire, uyuşmazlığın atama aşamasına ilişkin bulunmaması nedeniyle "davanın, 2577 sayılı Kanun'un 33. maddesi kapsamında değerlendirilmesi olanaklı değildir" gerekçesiyle, "işlemi tesis eden Hazine ve Maliye Bakanlığı Vergi Denetim Kurulu Başkanlığının bulunduğu yerdeki Ankara İdare Mahkemesi"nin yetkili olduğuna oyçokluğuyla karar vermiştir.
Özel kanun yetkiyi gösteriyorsa genel kural geri çekilir
Ek tahakkuk kararına karşı yapılan itirazın reddi üzerine açılan davada çıkan yetki uyuşmazlığında Daire, itirazın reddi kararlarına karşı işlemin yapıldığı yerdeki idari yargı mercilerine başvurulacağını öngören özel düzenlemeyi esas alarak, "itiraza konu işlem olan ek tahakkuk kararının tesis edildiği yer olan Sakarya ilindeki İdare Mahkemesinin yetkili olduğu" sonucuna varmıştır.
Benzer yöndeki kararlar
İhaleden doğan tam yargı davasında 32 ile 36 birlikte uygulanır
İhaleden kaynaklanan zararın tazmini istemiyle açılan davada çıkan yetki uyuşmazlığında Daire, "uyuşmazlığın görüm ve çözümünde 2577 sayılı Kanun'un 32/1 ve 36/1-a maddeleri uyarınca ihaleyi gerçekleştiren idarenin bulunduğu" yer mahkemesinin yetkili olduğuna karar vermiştir.
Tam yargı davasında 32 ile 36 birlikte uygulanır
Tam yargı davasında çıkan yetki uyuşmazlığında Daire, “2577 sayılı Kanun'un 32/1 ve 36/1-a maddeleri uyarınca uyuşmazlığı çözümlemeye yetkili yer idare mahkemesi olan Kocaeli İdare Mahkemesi'nin yetkili olduğu” sonucuna varmıştır.
Görevde yükselme sayılmayan geçiş işleminde genel kural uygulanır
Astsubaylıktan subaylığa geçiş sürecindeki işleme karşı açılan davada çıkan yetki uyuşmazlığında Daire, “uyuşmazlığın görevde yükselme olarak değerlendirilmeyecek işlemden kaynaklanması karşısında, 2577 sayılı Kanun'da veya diğer kanunlarda düzenlenen özel yetki hallerine girmediği” saptamasıyla, işlemi tesis etmeye yetkili idarenin bulunduğu yer mahkemesinin yetkili olduğuna karar vermiştir.
Mali ve sosyal haklar kapsamına girmeyen uyuşmazlıkta 32. madde
Emekliye ayrılan hâkimin, emeklilik talepli dilekçesinin işlemden kaldırılması istemiyle yaptığı başvurunun reddine karşı açtığı davada çıkan yetki uyuşmazlığında Daire, başvuru, işlem ve dava tarihi itibarıyla davacının hâkim olarak görev yapmadığını dikkate alarak, uyuşmazlığın 33. maddenin dördüncü fıkrası kapsamında bulunmadığını ve "aynı Kanun'un 32. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen genel yetki kuralına göre dava konusu işlemi tesis eden yer idare mahkemesi olan Ankara İdare Mahkemesi yetkili bulunmaktadır" gerekçesine yer vermiştir.
Maddenin geneline ilişkin
İhaleden doğan iptal ve tazminat isteminde 32 ile 36 birlikte uygulanır
İhaleyi gerçekleştiren idarenin sözleşme imzalamaması nedeniyle açılan iptal ve tazminat davasında çıkan yetki uyuşmazlığında Daire, “2577 sayılı Kanun'un 32/1 ve 36/1-a maddeleri uyarınca iptal ve tazminat isteminin, ihaleyi gerçekleştiren davalı idarenin sözleşme imzalamaması gerekçesine dayandırıldığı anlaşıldığından”, ihaleyi gerçekleştiren idarenin bulunduğu yer mahkemesinin yetkili olduğu sonucuna varmıştır.
Şehir hastanesinin sağlık kurulu raporuna ilişkin işlem kapsam dışıdır
Şehir hastanesinden alınan sağlık kurulu raporu ile yeni rapor alınması başvurusunun reddine ilişkin işlemlerin iptali istemiyle açılan davada Daire, bu işlemlerin "20/C maddesi kapsamında değerlendirilemeyeceğinden" yetkinin işlemleri tesis eden hastanenin bulunduğu yere göre belirlenmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
Kariyer mesleğe giriş sürecindeki işlemler 33. madde kapsamında değildir
Özel yarışma sınavıyla girilen kariyer meslekte, sınav ilanından atanma aşamasına kadar tesis edilen işleme karşı açılan davada çıkan yetki uyuşmazlığında Daire, bu işlemlerin “ilerleme ve yükselme kapsamında olmayıp, mesleğin gerektirdiği niteliklerin kazanılıp kazanılmadığının ölçülmesi aşamasına ilişkin bulunduğundan, davanın, 2577 sayılı Kanun'un 33. maddesi kapsamında değerlendirilmesi olanaklı değildir” gerekçesiyle, uyuşmazlığın genel yetki kuralına göre çözülmesi gerektiğine oyçokluğuyla karar vermiştir.
Askerî gereklere göre tesis edilmeyen işlem kapsam dışıdır
Emekli olduğunda tabancasına ruhsat verilmesi istemiyle yapılan başvurunun reddine ilişkin davada Daire, işlemin "askeri gereklere, askeri usul ve yönteme göre tesis edilmiş bir işlem olmadığı, dolayısıyla uyuşmazlık konusunun 2577 sayılı Kanun'un 20/C maddesi kapsamında bulunmadığı" sonucuna varmıştır. Yetkiyi 32. maddenin birinci fıkrasındaki genel kurala göre belirlemiştir.
Yurt çapında uygulanmayan işlemde genel yetki kuralı devreye girer
Yenilenebilir enerji kaynak alanı işlemlerinin iptali istemiyle Danıştayda açılan davada Daire, işlemlerin “genel ilkeler belirleyen, yurt çapında uygulanan bir düzenleyici işlem niteliği bulunmadığı sonucuna” vararak, “uyuşmazlığın 2577 sayılı Kanun'un 32. maddesinin birinci fıkrası kapsamındaki genel yetki kuralı uyarınca, dava konusu işlemleri tesis eden idarî merci olan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'nın bulunduğu yer mahkemesi”nce çözümlenmesi gerektiğine karar vermiştir.
Atama işlemini tesis eden bakanlığın yeri yetkili olabilir
Müfettiş yardımcılığına atama işleminin geri alınması istemiyle açılan davada çıkan yetki uyuşmazlığında Daire, “geri alınması/değiştirilmesi talep edilen ihtilaf konusu müfettiş yardımcılığına atama işlemini tesis eden Milli Eğitim Bakanlığının bulunduğu yerde kurulu Ankara İdare Mahkemesinin davanın görümüne yetkili olduğu” sonucuna varmıştır.
İvedi usulde Danıştay esası kendisi karara bağlar
Yetkisiz mahkemece esası incelenerek verilen kararın temyizinde Daire, "ivedi yargılama usûlünde, verilen karar kesin olmak üzere, temyiz incelemesini yapan Danıştay'a inceleme ve tahkikat görevinin verildiği" saptamasını yapmıştır. Bu kuralın görevli ve yetkili mahkemece verilen kararlar için geçerli olduğunu, 49. maddedeki görev ve yetki dışında bir işe bakılması sebebinin ivedi usulden ayrı değerlendirilemeyeceğini belirtmiştir.
Statü değiştiren geçiş işlemi görevde yükselme sayılmaz
Astsubaylıktan subaylığa geçiş sürecindeki işleme karşı açılan davada çıkan yetki uyuşmazlığında Daire, işlemlerin akademi başkanlığınca tesis edildiğini ve “uyuşmazlığın görevde yükselme olarak değerlendirilmeyecek işlemden kaynaklanması karşısında, 2577 sayılı Kanun'da veya diğer kanunlarda düzenlenen özel yetki hallerine girmediği” saptamasıyla, işlemi tesis etmeye yetkili idarenin bulunduğu yer mahkemesinin yetkili olduğuna karar vermiştir. Aynı gerekçe beş kararda tekrarlanmaktadır.
Malın fiilen bulunduğu yer tek başına yetki kurmaz
Aracın trafik tescil kaydının yapılması istemiyle açılan davada Daire, “aracın salt fiziken Tokat ilinde bulunması nedeniyle 2577 sayılı Kanunun 35. maddesindeki yetki kuralının uygulanamayacağı açık olmakla”, uyuşmazlığın çözümünde 32. maddenin birinci fıkrasındaki genel yetki kuralının uygulanacağı sonucuna varmıştır.
Taşınmaz hukukuna dayanmayan işlemde genel yetki kuralı işler
Ortak tesislerde enerji hissesinin belirlenmesine ilişkin işleme karşı açılan davada Daire, uyuşmazlığın “taşınmaz hukukuna ilişkin herhangi bir kuralla ilgili olmaksızın, ortak tesislerde hidroelektrik enerji üretimine ilişkin enerji hissesinin belirlenmesine yönelik işlemin iptali isteminden kaynaklandığı” saptamasıyla, genel yetki kuralının uygulanacağına karar vermiştir. Aynı gerekçe yüz yirmi iki kararda tekrarlanmaktadır.
Projenin iptali istemi taşınmaz mevzuatının uygulanmasına ilişkin değildir
Sulama projesinin iptali isteminin reddine karşı açılan davada çıkan yetki uyuşmazlığında Daire, davanın “taşınmaz mallarla ilgili mevzuatın uygulanmasına ilişkin olmadığı açıktır” saptamasıyla, uyuşmazlığın genel yetki kuralına göre işlemi tesis eden idarenin bulunduğu yerde çözüleceğine karar vermiştir.
Benzer yöndeki kararlar
Otuz üçüncü madde kapsamına girmeyen işlemde genel yetki uygulanır
Bakanlıkça tesis edilen işleme karşı açılan davada çıkan yetki uyuşmazlığında Daire, “uyuşmazlığın görüm ve çözümünde 2577 sayılı Kanun'un 32/1 maddesi gereğince dava konusu işlemi tesis eden Tarım ve Orman Bakanlığının bulunduğu yer idare mahkemesi olan Ankara İdare Mahkemesinin yetkili olduğu” sonucuna varmıştır.
Uyuşmazlık taşınır mal mevzuatından doğmuyorsa genel yetki işler
Daire, uyuşmazlığın 34. maddenin birinci fıkrası kapsamında taşınmaz mallarla ilgili mevzuatın uygulanmasına veya taşınmaza bağlı hakka, 35. madde kapsamında ise taşınır mallara yönelik olmadığını saptayarak, çözümünde 32. maddenin birinci fıkrasındaki genel yetki kuralının uygulanacağını belirtmiştir.
Taşınmazın doğrudan kendisiyle ilgili olmayan işlemde genel kural işler
Proje yapımından vazgeçilmesi isteminin reddine karşı açılan davada çıkan yetki uyuşmazlığında Daire, “taşınmazın doğrudan kendisiyle ilgili olmayan” işlemin iptali istemiyle açılan davanın görüm ve çözümünde “dava konusu işlemi tesis eden idarenin bulunduğu yerdeki İdare Mahkemesi olan Ankara İdare Mahkemesi'nin yetkili olduğu” sonucuna varmıştır.
Değişiklik geçmişi
| Tarih | Değişim | Yürürlük | Ne oldu |
|---|---|---|---|
| 6/1/1982 | 2577 sayılı Kanun | 20/1/1982 | Maddenin ilk hâli |
| 10/6/1994 | 4001 sayılı Kanun | 18/6/1994 | Mülga. İdari sözleşmelerle yetkili mahkemenin belirlenebilmesine olanak veren hüküm yürürlükten kaldırılmıştır. |
Tarih sütunu kanunlarda kabul, Anayasa Mahkemesi kararlarında karar tarihidir; yürürlük ise hükmün uygulanmaya başladığı tarihtir. Kanun metnindeki değişiklik şerhleri ile mevzuat.gov.tr metninin sayfa altı dipnotlarından ve yürürlük tarihleri tablosundan derlenmiştir.
Kamu görevlileri ile ilgili davalarda yetki
1. (Değişik: 5/4/1990-3622/12 md.) Kamu görevlilerinin atanması ve nakilleri ile ilgili davalarda yetkili mahkeme, kamu görevlilerinin yeni veya eski görev yeri idare mahkemesidir.
2. Kamu görevlilerinin görevlerine son verilmesi, emekli edilmeleri veya görevden uzaklaştırılmaları ile ilgili davalarda yetkili mahkeme, kamu görevlisinin son görev yaptığı yer idare mahkemesidir.
3. (Değişik: 5/4/1990-3622/12 md.) Kamu görevlilerinin görevle ilişkisinin kesilmesi sonucunu doğurmayan disiplin cezaları ile ilerleme, yükselme, sicil, intibak ve diğer özlük ve parasal hakları ve mahalli idarelerin organları ile bu organların üyelerinin geçici bir tedbir olarak görevden uzaklaştırılmalarıyla ilgili davalarda yetkili mahkeme ilgilinin görevli bulunduğu yer idare mahkemesidir.
4. (Ek: 2/7/2012-6352/60 md.) Özel kanunlardaki hükümler saklı kalmak kaydıyla, hâkim ve savcıların mali ve sosyal haklarına ve sicillerine ilişkin konularla, müfettiş hal kâğıtlarına karşı açacakları ve idare mahkemelerinin görevine giren davalarda yetkili mahkeme, hâkim veya savcının görev yaptığı yerin idari yargı yetkisi yönünden bağlı olduğu bölge idare mahkemesine en yakın bölge idare mahkemesinin bulunduğu yer idare mahkemesidir.
Madde gerekçesi
Kanunun kabulü (6/1/1982)
Tasarıdaki karşılığı: 33'üncü madde.
Tasarının ilgili maddesi aynen benimsenmiştir.
6 Ocak 1982 tarihli Millî Güvenlik Konseyi Genel Kurulu görüşmesinde maddeye ilişkin önemli kesitler şunlardır:
Hava Hâkim Albay Zeki Güngör (Adalet Komisyonu Sözcüsü) — “Sayın Başkanım, burada yeni bir usul geliyor, bilhassa birinci fıkrada: Kamu hizmetlerinin aksamaması için, kamu görevlisinin atanmasıyla ilgili davalarda, kamu görevlisi atandığı yere gitsin, orada dava açsın; böylece kamu görevi aksamasın, zamanında kişi çeşitli bahaneler bulmasın.”
Prof. Dr. Şeref Gözübüyük (Devlet Başkanı Hukuk Danışmanı) — “Görevden uzaklaştırılması dahi olsa, yine o kişinin son görev yaptığı, yani görevden uzaklaştırıldığı yer mahkemesi. Orada, artık, memur -nerede bulunuyorsa- hakkında yapılan işlem dolayısıyla ancak orada dava açılabilsin.”
Hâkim Tuğgeneral Muzaffer Başkaynak (Adalet Komisyonu Başkanı) — “Birincisinde, memurun, tayini nedeniyle gittiği yerde tayini aleyhine açacağı dava; ikincisinde, memurun emekliliği veya görevden uzaklaştırılması, yine o da gittiği yerde olacaktır; bunda ise, memurun, devletle olan parasal ihtilaflarında, bulunduğu yer idare mahkemesinde açılsın deniyor.”
Devlet Bakanı İlhan Öztrak — “Mesela “intibakım iyi yapılmadı” diyecek, nerede görevliyse, bulunduğu yerde, “Benim intibakımı yanlış yaptınız” veya “Harcırahımı eksik ödediniz” diyecek.”
Prof. Dr. Şeref Gözübüyük (Devlet Başkanı Hukuk Danışmanı) — ““Görev yeri”, “bulunduğu yer” dediğimiz zaman, son görev yeridir; nerede bulunuyor ise, orada görevli demektir… bu haliyle kalması da yine son görev yeri anlamındadır.”
Orgeneral Kenan Evren (Başkan) — “Peki, zabıtlara da geçti. Madem kasıt odur, mesele yok, böyle kalabilir.”
Millî Güvenlik Konseyi S. Sayısı 312 (1/254) · tarama · Millî Güvenlik Konseyi Tutanak Dergisi, 91 inci Birleşim, 6 Ocak 1982 · tarama
3622 sayılı Kanunla yapılan değişiklik (5/4/1990)
Genel yetki kuralının istisnaları genişletilmiştir. Üçüncü fıkranın bugünkü metni, tasarıdan değil, Genel Kurulda kabul edilen önergeden gelmektedir.
Kanunun 12 nci maddesine ilişkin gerekçe şöyledir:
“Kanunun 32 nci maddesindeki genel yetki kuralına göre, idarî davalar, idarî işlemi veya sözleşmeyi yapan idarî merciin bulunduğu yer idare mahkemesinde açılır. İdarî teşkilatlanmamız itibariyle bu kurala göre idarî davaların büyük çoğunluğu Ankara idare mahkemelerinde açılmaktadır. Tasarı ile kanunun 33 üncü maddesinin 3 üncü fıkrasında değişiklik yapılarak genel yetki kuralının istisnalarının kapsamı genişletilmekte ve bu davaların kamu görevlisinin görevli bulunduğu yer idare mahkemesinde açılması imkânı getirilerek davaların bir an önce çözüme kavuşturulması dolayısıyla idarî istikrarın sağlanması amaçlanmaktadır.”
Üçüncü fıkra, Genel Kurulda Hükümetin katıldığı şu önergeyle kabul edilmiştir:
Ülkü Güney (Gümüşhane) ve arkadaşlarının önergesi — “3. Kamu görevlilerinin görevle ilişkisinin kesilmesi sonucunu doğurmayan disiplin cezaları ile ilerleme, yükselme, sicil, intibak ve diğer özlük ve parasal hakları ve mahallî idarelerin organlarıyla bu organların üyelerinin geçici bir tedbir olarak görevden uzaklaştırılmalarıyla ilgili davalarda yetkili mahkeme ilgilinin görevli bulunduğu yer idare mahkemesidir.”
TBMM S. Sayısı 120 (1/415) — Hükümet tasarısı ve Adalet Komisyonu raporu · tarama · TBMM Tutanak Dergisi, Dönem 18, Cilt 43, 99 uncu Birleşim, 5 Nisan 1990 · tarama · Tasarı 1/415, Bakanlar Kurulu 27/2/1988; Adalet Komisyonu raporu ve 120’ye 1 inci Ek. Kanun 5/4/1990 tarihinde kabul edilmiştir.
Kararlar
33/1 Kamu görevlilerinin atanması ve nakilleri#
Atama işlemini tesis eden bakanlığın yeri yetkili olabilir
Müfettiş yardımcılığına atama işleminin geri alınması istemiyle açılan davada çıkan yetki uyuşmazlığında Daire, “geri alınması/değiştirilmesi talep edilen ihtilaf konusu müfettiş yardımcılığına atama işlemini tesis eden Milli Eğitim Bakanlığının bulunduğu yerde kurulu Ankara İdare Mahkemesinin davanın görümüne yetkili olduğu” sonucuna varmıştır.
Atama davasında eski görev yeri mahkemesi de yetkilidir
Ankara ilinden Hakkâri iline atanma işleminin iptali istemiyle açılan davada çıkan yetki uyuşmazlığında Daire, “davanın açıldığı tarih itibarıyla Hakkari Dağ Komando Tugay Komutanlığı emrinde subay olarak görev yapan davacının Ankara ilinden Hakkari iline atanmasına ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davaya konu uyuşmazlığın çözümünde, bakılan davanın, davacının eski görev yeri Mahkemesi olarak yetkili olduğu” sonucuna varmıştır.
Göreve iadede başka kadroya atama da atama uyuşmazlığıdır
Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu kararıyla göreve iade edilen davacının eski kadrosu yerine başka bir kadroya atanmasına karşı açtığı davada çıkan yetki uyuşmazlığında Daire, uyuşmazlığın “kamu görevlilerinin atanması ile ilgili olduğundan, 2577 sayılı Kanun'un 33/1 maddesi kapsamında olup” bu kurala göre çözülmesi gerektiğine karar vermiştir.
Kadrolu memurluğa geçiş istemi atama uyuşmazlığıdır
Sözleşmeli personel statüsünde görev yapan davacının kadrolu memur olarak istihdam edilmesi istemiyle yaptığı başvurunun reddine karşı açtığı davada çıkan yetki uyuşmazlığında Daire, uyuşmazlığın “kamu görevlilerinin atanması ile ilgili olduğundan, 2577 sayılı Kanun'un 33/1 ma”ddesi kapsamında bulunduğunu kabul etmiştir.
Benzer yöndeki kararlar
Dava açıldığı tarihteki görev yeri esas alınır
Yetki uyuşmazlığını inceleyen Daire, “davanın görüm ve çözümünde, davanın açıldığı tarihte davacının görevli bulunduğu yer olan Van ilinin idari yargı yetkisi yönünden bağlı olduğu Van İdare Mahkemesinin yetkili olduğu” sonucuna varmıştır.
Halihazırda görev yapılan yer mahkemesi uyuşmazlığı çözer
Yetki uyuşmazlığını inceleyen Daire, “uyuşmazlığı çözmeye, davacının halihazırda görev yaptığı yer idare mahkemesi olan Şanlıurfa İdare Mahkemesinin yetkili olduğu” sonucuna varmıştır.
33/2 Göreve son verme, emeklilik ve görevden uzaklaştırma#
Memuriyetten çıkarmada yetki son görev yerine göre belirlenir
Devlet memurluğundan çıkarma cezasına karşı açılan davada çıkan yetki uyuşmazlığında Daire, uyuşmazlığın disiplin cezasından kaynaklandığını belirterek, “2577 sayılı Kanun'un 33. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca davacının son görev yeri olan Iğdır ilinin idari yargı çevresi bakımından bağlı bulunduğu Ağrı İdare Mahkemesinin yetkili bulunduğu” sonucuna varmıştır.
33/3 Disiplin cezaları ile özlük ve parasal haklar#
Üçüncü fıkrada ölçü, dava tarihindeki fiilî görev yeridir
Kadrosu bakanlık merkez teşkilatında bulunmakla birlikte taşrada görev yapan davacının, hizmet sürelerinin kazanılmış hak aylığında değerlendirilmesi istemiyle açtığı davada çıkan yetki uyuşmazlığında Daire, “dava tarihi itibarıyla Diyarbakır Kentsel Dönüşüm İl Müdürlüğünde tekniker olarak görev yapan davacının” açtığı davada “2577 sayılı Kanun'un 33. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, davacının görev yaptığı yer idare mahkemesi olan Diyarbakır İdare Mahkemesi yetkili bulunmaktadır” sonucuna varmıştır.
Sonradan açılan ek parasal hak davasında da görev yeri esas alınır
Yargı kararı üzerine göreve iade edilip parasal hakları ödenen davacının, yasal faizin enflasyon değer kaybını karşılamadığı gerekçesiyle açtığı ek tazminat davasında çıkan yetki uyuşmazlığında Daire, “ek parasal haklarına ilişkin bu davanın görüm ve çözümünde, 2577 sayılı Kanun'un 33. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, davacının görev yaptığı yerdeki Şanlıurfa İdare Mahkemesi yetkili bulunmaktadır” gerekçesiyle karar vermiştir.
Göreve iade sonrası özlük ve parasal hak istemi üçüncü fıkraya girer
Kanun hükmünde kararnameyle kamu görevinden çıkarılıp Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu kararıyla göreve iade edilen davacının maddi ve manevi tazminat istemiyle açtığı davada çıkan yetki uyuşmazlığında Daire, “kamu görevlisi olan davacının özlük ve parasal haklarını da içeren uyuşmazlığın görüm ve çözümünde” 33. maddenin üçüncü fıkrasının uygulanacağına karar vermiştir.
İhtisas mülakatına çağrılmama ilerleme ve yükselme uyuşmazlığıdır
İhtisas mülakatına çağrılmamaya ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davada çıkan yetki uyuşmazlığında Daire, “davanın konusunun, kamu görevlisi olan davacının ilerleme talebi ve ihtisaslaşmak suretiyle görevde yükselmesine ili”şkin olması karşısında uyuşmazlığın 33. madde kapsamında çözüleceğine karar vermiştir. Aynı gerekçe yedi kararda tekrarlanmaktadır.
Benzer yöndeki kararlar
Görev yerinin bağlı olduğu idare mahkemesi yetkilidir
Yetki uyuşmazlığını inceleyen Daire, “uyuşmazlığın görüm ve çözümünde, 2577 sayılı Kanun'un 33'üncü maddesinin 3 numaralı fıkrası uyarınca davacının işbu dava tarihinde görev yaptığı yerin yargı yetkisi yönünden bağlı olduğu yer idare mahkemesi olan Ağrı İdare Mahkemesinin yetkili olduğu” sonucuna varmıştır.
Aday öğretmenliğe son vermede görev yapılan yer yetkilidir
Aday öğretmenlik sürecinde başarısız sayılarak memurluğa atanan davacının açtığı davada Daire, davanın “2577 sayılı Kanun'un 33. maddesinin yukarıda yer verilen hükümleri uyarınca, davacının aday öğretmen olarak görev yaptığı ve genel idare hizmetleri sınıfında memur olarak atandığı yerdeki Isparta İdare Mahkemesinde görülüp çözümlenmesi gerekmektedir” sonucuna varmıştır.
Açıkta geçen dönemin parasal sonuçlarına ilişkin istem de üçüncü fıkradadır
Kanun hükmünde kararnameyle görevden uzaklaştırılan davacının, açıkta geçen döneme ilişkin maddi ve manevi tazminat istemiyle açtığı davada çıkan yetki uyuşmazlığında Daire, “kamu görevlisi olan davacının parasal haklarını da içeren uyuşmazlığın görüm ve çözümünde” 33. maddenin üçüncü fıkrasının uygulanacağına karar vermiştir.
Ölçü, dava açma tarihinde fiilen görev yapılan yerdir
Sözleşmeli veteriner hekim olarak görev yapan davacının açtığı davada çıkan yetki uyuşmazlığında Daire, hizmet belgesinden görev yerini saptayarak, “davacının dava açma tarihi itibarıyla görev yaptığı yer idare mahkemesi olan Amasya ilinin idari yargı yetkisi yönünden bağlı olduğu Samsun İdare Mahkemesinin yetkili olduğu” sonucuna varmıştır.
Maddenin kapsamı dışında kalan uyuşmazlıklar#
Yetkisiz mahkemece bakılan dava bozma sebebidir
Yetkisiz mahkemece esası incelenerek karara bağlanan davanın temyizinde Daire, “dava konusu işlemin iptaline ilişkin İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında, uyuşmazlığa yetkisiz mahkeme tarafından bakıldığından hukuki isabet bulunmamaktadır” gerekçesiyle kararın bozulmasına karar vermiştir.
Kariyer mesleğe giriş sürecindeki işlemler 33. madde kapsamında değildir
Özel yarışma sınavıyla girilen kariyer meslekte, sınav ilanından atanma aşamasına kadar tesis edilen işleme karşı açılan davada çıkan yetki uyuşmazlığında Daire, bu işlemlerin “ilerleme ve yükselme kapsamında olmayıp, mesleğin gerektirdiği niteliklerin kazanılıp kazanılmadığının ölçülmesi aşamasına ilişkin bulunduğundan, davanın, 2577 sayılı Kanun'un 33. maddesi kapsamında değerlendirilmesi olanaklı değildir” gerekçesiyle, uyuşmazlığın genel yetki kuralına göre çözülmesi gerektiğine oyçokluğuyla karar vermiştir.
Statü değiştiren geçiş işlemi görevde yükselme sayılmaz
Astsubaylıktan subaylığa geçiş sürecindeki işleme karşı açılan davada çıkan yetki uyuşmazlığında Daire, işlemlerin akademi başkanlığınca tesis edildiğini ve “uyuşmazlığın görevde yükselme olarak değerlendirilmeyecek işlemden kaynaklanması karşısında, 2577 sayılı Kanun'da veya diğer kanunlarda düzenlenen özel yetki hallerine girmediği” saptamasıyla, işlemi tesis etmeye yetkili idarenin bulunduğu yer mahkemesinin yetkili olduğuna karar vermiştir. Aynı gerekçe beş kararda tekrarlanmaktadır.
Askerî hizmete ilişkin uyuşmazlıkta 20/C özel kuralı uygulanır
Askerî hizmete ilişkin uyuşmazlıkta çıkan yetki uyuşmazlığında Daire, 20/C maddesiyle “ilgilinin görev yaptığı yerin idari yargı yetkisi yönünden bağlı olduğu bölge idare mahkemesinin bulunduğu yerdeki idare mahkemesinin yetkili kılındığı anlaşılmış olduğundan, davanın, 2577 sayılı Kanun'un 33. maddesi kapsamında değerlendirilmesi olanaklı değildir” gerekçesine yer vermiştir.
Benzer yöndeki kararlar
Otuz üçüncü madde kapsamına girmeyen işlemde genel yetki uygulanır
Bakanlıkça tesis edilen işleme karşı açılan davada çıkan yetki uyuşmazlığında Daire, “uyuşmazlığın görüm ve çözümünde 2577 sayılı Kanun'un 32/1 maddesi gereğince dava konusu işlemi tesis eden Tarım ve Orman Bakanlığının bulunduğu yer idare mahkemesi olan Ankara İdare Mahkemesinin yetkili olduğu” sonucuna varmıştır.
Kariyer meslekte atanma aşamasına kadarki işlemler kapsam dışıdır
Vergi müfettişliği kadrosuna atanma ve aradaki dönemin parasal haklarına ilişkin istemle açılan davada çıkan yetki uyuşmazlığında Daire, kariyer mesleklerde “sınav ilanından yeterlik sınavı sonrası atanma aşamasına kadar geçen sürece ilişkin tesis edilen işlemler, ilerleme ve yükselme kapsamında olmayıp, mesleğin gerektirdiği niteliklerin kazanılıp kazanılmadığının ölçülmesi aşamasına ilişkin bulunduğundan, davanın, 2577 sayılı Kanun'un 33. maddesi kapsamında değerlendirilmesi olanaklı değildir” gerekçesine yer vermiştir.
Tazminat istemlerinde yetki#
Göreve iade edilenin tazminat davasında Ankara mahkemeleri yetkilidir
Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu kararıyla göreve iade edilen davacının, kamu görevinden çıkarılmasından doğan maddi ve manevi zararının tazmini istemiyle açtığı davada çıkan yetki uyuşmazlığında Daire, “kamu görevinden çıkarma ile kamu görevine iade tarihleri arasındaki dönemde uğradıklarını iddia ettikleri maddi ve manevi zararların tazmini isteminden doğan uyuşmazlıkların da 2577 sayılı Kanun'un 36/a ve 7075 sayılı Kanun'un 11/1 maddeleri uyarınca zararı doğuran idari uyuşmazlığı çözümlemeye yetkili olan Ankara özel yetkili idare mahkemelerince karara bağlanması gerektiği” sonucuna varmıştır.
Atama işlemini karara bağlayan mahkeme tam yargı davasına da bakar
Atama işleminden doğan zararın tazmini istemiyle açılan davada çıkan yetki uyuşmazlığında Daire, “zararı doğuran atama işlemini karara bağlayan Ankara İdare Mahkemesinin; bu uyuşmazlıktan kaynaklanan zararların tazminine ilişkin tam yargı davasını da çözmeye yetkili olduğu” sonucuna varmıştır.
Benzer yöndeki kararlar
Uyuşmazlığı karara bağlayan mahkeme zararı da çözer
Tam yargı davasında çıkan yetki uyuşmazlığında Daire, “zararı doğuran uyuşmazlığı karara bağlayan Ankara İdare Mahkemesinin; bu uyuşmazlıktan kaynaklanan zararların tazminine ilişkin tam yargı davasını da çözmeye yetkili olduğu” sonucuna varmıştır.
Manevi tazminat isteminde de özel yetki kuralı uygulanır
Göreve iade edilen davacının manevi zararının tazmini istemiyle açtığı davada çıkan yetki uyuşmazlığında Daire, “OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonu kararıyla göreve iade edilen davacının KHK ile kamu görevinden çıkarılmasından kaynaklı manevi zararının tazmini istemiyle açılan işbu davanın görüm ve çözümünde yukarıda anılan özel yasa uyarınca belirlenmiş olan Ankara İdare Mahkemeleri yetkili bulunmaktadır” sonucuna varmıştır.
Aynı ölçü maddi ve manevi tazminat isteminde de uygulanır
Atama işleminden kaynaklanan maddi ve manevi tazminat isteminde çıkan yetki uyuşmazlığında Daire, “zararı doğuran atama işlemini karara bağlayan Erzurum İdare Mahkemesinin; bu işlemden kaynaklanan maddi ve manevi tazminat ödenmesi istemine ilişkin tam yargı davasını da çözmeye yetkili olduğu” sonucuna varmıştır.
Maddenin geneline ilişkin
Atama işlemini karara bağlayan mahkeme tazminat davasını da çözer
Atama işleminden doğan zararın tazmini istemiyle açılan davada çıkan yetki uyuşmazlığında Daire, “zararı doğuran atama işlemini karara bağlayan Gaziantep İdare Mahkemesinin; bu işlemden kaynaklanan tam yargı davasını da çözmeye yetkili olduğu” sonucuna varmıştır. Aynı gerekçe on dokuz kararda tekrarlanmaktadır.
Dava tarihinde kamu görevlisi olan için özel yetki kuralı işler
Yetki uyuşmazlığında Daire, “davacının dava açma tarihi itibarıyla kamu görevlisi olduğu anlaşıldığından, uyuşmazlığın görüm ve çözümünde, anılan maddede düzenlenen özel yetki kuralı uyarınca, ilgilinin görev yaptığı yerin bağlı bulunduğu Van İdare Mahkemesi yetkili bulunmaktadır” sonucuna varmıştır.
Atama aşamasına girmeyen uyuşmazlıkta 33. madde uygulanmaz
Vergi Denetim Kurulu Başkanlığınca tesis edilen işleme karşı açılan davada çıkan yetki uyuşmazlığında Daire, uyuşmazlığın atama aşamasına ilişkin bulunmaması nedeniyle "davanın, 2577 sayılı Kanun'un 33. maddesi kapsamında değerlendirilmesi olanaklı değildir" gerekçesiyle, "işlemi tesis eden Hazine ve Maliye Bakanlığı Vergi Denetim Kurulu Başkanlığının bulunduğu yerdeki Ankara İdare Mahkemesi"nin yetkili olduğuna oyçokluğuyla karar vermiştir.
Benzer yöndeki kararlar
Meslekten çıkarma işleminde de ölçü aynıdır
Meslekten çıkarma işleminden doğan parasal hakların ödenmesi istemiyle açılan davada çıkan yetki uyuşmazlığında Daire, “zararı doğuran meslekten çıkarma işlemini karara bağlayan Trabzon İdare Mahkemesinin; bu işlemden kaynaklanan özlük hakları ve parasal hakların ödenmesi istemine ilişkin tam yargı davasını da çözmeye yetkili olduğu” sonucuna varmıştır.
Mali ve sosyal haklar kapsamına girmeyen uyuşmazlıkta 32. madde
Emekliye ayrılan hâkimin, emeklilik talepli dilekçesinin işlemden kaldırılması istemiyle yaptığı başvurunun reddine karşı açtığı davada çıkan yetki uyuşmazlığında Daire, başvuru, işlem ve dava tarihi itibarıyla davacının hâkim olarak görev yapmadığını dikkate alarak, uyuşmazlığın 33. maddenin dördüncü fıkrası kapsamında bulunmadığını ve "aynı Kanun'un 32. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen genel yetki kuralına göre dava konusu işlemi tesis eden yer idare mahkemesi olan Ankara İdare Mahkemesi yetkili bulunmaktadır" gerekçesine yer vermiştir.
Görevde yükselme sayılmayan geçiş işleminde genel kural uygulanır
Astsubaylıktan subaylığa geçiş sürecindeki işleme karşı açılan davada çıkan yetki uyuşmazlığında Daire, “uyuşmazlığın görevde yükselme olarak değerlendirilmeyecek işlemden kaynaklanması karşısında, 2577 sayılı Kanun'da veya diğer kanunlarda düzenlenen özel yetki hallerine girmediği” saptamasıyla, işlemi tesis etmeye yetkili idarenin bulunduğu yer mahkemesinin yetkili olduğuna karar vermiştir.
Değişiklik geçmişi
| Tarih | Değişim | Yürürlük | Ne oldu |
|---|---|---|---|
| 6/1/1982 | 2577 sayılı Kanun | 20/1/1982 | Maddenin ilk hâli |
| 5/4/1990 | 3622 sayılı Kanun | 10/4/1990 | Değişik. Genel yetki kuralının istisnaları genişletilmiştir. Üçüncü fıkranın bugünkü metni, tasarıdan değil, Genel Kurulda kabul edilen önergeden gelmektedir. |
| 2/7/2012 | 6352 sayılı Kanun | 5/7/2012 | Ek. (Ek: 2/7/2012-6352/60 md.) |
Tarih sütunu kanunlarda kabul, Anayasa Mahkemesi kararlarında karar tarihidir; yürürlük ise hükmün uygulanmaya başladığı tarihtir. Kanun metnindeki değişiklik şerhleri ile mevzuat.gov.tr metninin sayfa altı dipnotlarından ve yürürlük tarihleri tablosundan derlenmiştir.
Taşınmaz mallara ilişkin davalarda yetki
(Değişik: 10/6/1994-4001/16 md.)
1. İmar, kamulaştırma, yıkım, işgal, tahsis, ruhsat ve iskan gibi taşınmaz mallarla ilgili mevzuatın uygulanmasında veya bunlara bağlı her türlü haklara veya kamu mallarına ilişkin idari davalarda yetkili mahkeme taşınmaz malların bulunduğu yer idare mahkemesidir.
2. Köy, belediye ve özel idareleri ilgilendiren mevzuatın uygulanmasına ilişkin davalarla sınır uyuşmazlıklarında yetkili mahkeme, mülki idari birimin, köy, belediye veya mahallenin bulunduğu yahut yeni bağlandığı yer idare mahkemesidir.
Madde gerekçesi
Kanunun kabulü (6/1/1982)
Tasarıdaki karşılığı: 34'üncü madde.
Tasarının ilgili maddesi aynen benimsenmiştir.
Millî Güvenlik Konseyi S. Sayısı 312 (1/254) · tarama
4001 sayılı Kanunla yapılan değişiklik (10/6/1994)
Madde başlığıyla birlikte değiştirilmiş; köy, belediye ve özel idareleri ilgilendiren davalarla sınır uyuşmazlıklarında yetki ayrı bir fıkrada düzenlenmiştir.
Tasarının 15 inci, kanunlaşan metnin 16 ncı maddesine ilişkin gerekçe şöyledir:
“Tek fıkra halinde düzenlenmiş bulunan 34 üncü madde iki fıkra halinde düzenlenerek, 2 nci fıkrayla; köy, belediye ve özel idareleri ilgilendiren mevzuatın uygulanmasına ilişkin davalarla, sınır uyuşmazlıklarında yetkili mahkeme: mülkî idarî birimin, köy, belediye veya mahallenin bulunduğu yahut yeni bağlandığı yer idare mahkemesi yapılmaktadır. Bu suretle, mahallinde daha kolay ve daha az masrafla çözümlenmesi gereken davalar, Ankara idare mahkemelerinin görev ve yetki alanından çıkartılarak, bu uyuşmazlıkların o yerlerdeki idare mahkemelerinde çözümlenmesine olanak sağlanmaktadır. Bu değişiklikle, yargılama hukukunun temel prensiplerinden olan usul ekonomisine riayet edilmiş olmaktadır.”
TBMM Tutanak Dergisi, Dönem 19, Cilt 62, 115 inci Birleşim, 10 Haziran 1994 (S. Sayısı 409 ve 409'a 1 inci Ek tutanağa eklidir) · tarama · Hükümet tasarısı 1/637, kanun teklifi 2/908; Adalet Komisyonu raporu 22/12/1993, ek raporu 24/2/1994. Kanun 10/6/1994 tarihinde kabul edilmiştir.
Kararlar
34/1 İmar planı ve parselasyon#
İmar planına karşı açılan dava taşınmazın bulunduğu yerde görülür
İmar planlarının iptali istemiyle açılan davada Daire, 34. maddenin taşınmaz mallarla ilgili mevzuatın uygulanmasına ilişkin davalarda yetkiyi taşınmazın bulunduğu yere bağladığını belirterek, “imar planlarına karşı açılan davanın taşınmazın bulunduğu yer idare mahkemesinde çözümlenmesi gerekmektedir” gerekçesine yer vermiştir.
Taşınmazdan doğan tazminat davasında da 34. madde ile 36. madde birlikte işler
İmar uygulamasından doğan zararın tazmini istemiyle açılan davada çıkan yetki uyuşmazlığında Daire, “zarara yol açan zımnen ret işleminden kaynaklanan uyuşmazlığı çözümlemeye yetkili idare mahkemesi 2577 sayılı Kanun'un 34. maddesinde belirtilen özel yetki kuralı gereğince, taşınmazın bulunduğu yer idare mahkemesi olduğundan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 36. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendi ile 34. maddesinin 1. fıkrası uyarınca” taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinin yetkili olduğuna karar vermiştir.
Benzer yöndeki kararlar
Projenin durdurulması istemi de taşınmazla ilgili sayılır
Can ve mal güvenliğinin tehlikede olduğu iddiasıyla projenin faaliyetinin durdurulması istemiyle açılan davada çıkan yetki uyuşmazlığında Daire, “uyuşmazlığın çözümünün taşınmaz mallarla ilgili mevzuatın uygulanmasında veya bunlara bağlı her türlü haklara ilişkin olduğu sonucuna” vararak, taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinin yetkili olduğuna karar vermiştir.
34/1 Kamulaştırma ve kamu yararı kararları#
Enerji iletim hattı kamu yararı kararında taşınmazın yeri yetkilidir
Enerji iletim hattı projesi ile kamu yararı kararının, taşınmaz üzerinden geçecek kısmı yönünden iptali istemiyle açılan davada Daire, davanın ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda görülecek davalardan olmadığını belirterek, “kamu yararı kararının onaylanmasına ilişkin Bakan Olurunun İstanbul ili, Çekmeköy ilçesi, ... Mahallesi, ... parsel sayılı taşınmaz üzerinden geçecek kısımı yönünden iptali istemiyle açılan davanın görüm ve çözümünde, İstanbul İdare Mahkemesi'nin görevli ve yetkili olduğu” sonucuna varmıştır.
Benzer yöndeki kararlar
Rezerv yapı alanı ilanı ve satış ihalesinde taşınmazın yeri yetkilidir
Taşınmazın bulunduğu alanın rezerv yapı alanı ilan edilmesi ile satış ihalesine karşı açılan davada çıkan yetki uyuşmazlığında Daire, uyuşmazlığın “Samsun İlinde bulunan ve davacının mülkiyet iddiasın”da bulunduğu taşınmaza ilişkin olduğunu saptayarak, taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinin yetkili olduğuna karar vermiştir.
34/1 Ruhsat, izin ve işletme belgeleri#
İşyeri için düzenlenen satış belgesi taşınmaza bağlı haktır
Alkollü içki perakende satış belgesine ilişkin işleme karşı açılan davada çıkan yetki uyuşmazlığında Daire, belgenin işyeri için düzenlendiğini ve işlemin “taşınmazın eğitim kurumuna olan mesafesinin mevzuatta öngörülen mesafeden az olduğu gerekçesiyle tesis edil”diğini belirterek, uyuşmazlığın taşınmazın bulunduğu yerde çözüleceğine karar vermiştir.
İşyerine verilen uyarı cezasında işyerinin bulunduğu yer yetkilidir
İşyerine verilen uyarı cezasının kaldırılması istemiyle açılan davada çıkan yetki uyuşmazlığında Daire, “uyuşmazlığın görüm ve çözümünün, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 34. maddesinin 1. fıkrasında yer alan, taşınmaz mallarla ilgili mevzuattan veya bunlara bağlı her türlü hakka ilişkin idari davalarda, yetkili mahkemenin taşınmazın bulunduğu yer idare mahkemesi olduğuna ilişkin hüküm uyarınca, işyerinin bulunduğu yer olan Eskişehir ilinin yargı yetkisi bakımından bağlı olduğu Eskişehir İdare Mahkemesinin yetkili olduğu” sonucuna varmıştır.
Benzer yöndeki kararlar
Turizm işletme belgesinin iptali de taşınmazla ilgili sayılır
Tesisin turizm işletme belgesinin iptaline ilişkin işleme karşı açılan davada çıkan yetki uyuşmazlığında Daire, uyuşmazlığın “taşınmaz mallarla ilgili mevzuatın uygulanmasında veya bunlara bağlı her türlü haklara ilişkin olduğu sonucuna” vararak, taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinin yetkili olduğuna karar vermiştir.
34/1 Sit alanı ve kültür varlıkları#
Hazine taşınmazıyla takas istemi de taşınmaza bağlı haktır
Sit alanında kalan taşınmazın hazine taşınmazıyla takası isteminin reddine karşı açılan davada çıkan yetki uyuşmazlığında Daire, işlemin “taşınmaz mallarla ilgili mevzuatın uygulanmasından ve taşınmaza bağlı hakkın kullanımına ilişkin olduğu sonucuna” vararak, 34. maddenin birinci fıkrası uyarınca taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinin yetkili olduğuna karar vermiştir. Aynı gerekçe on üç kararda tekrarlanmaktadır.
34/1 Su ürünleri ve doğal kaynaklar#
Baraj gölünde su ürünleri tahsisi taşınmaza bağlı haktır
Baraj gölü üzerinde alabalık yetiştiriciliği tahsislerinin iptali istemiyle açılan davada çıkan yetki uyuşmazlığında Daire, “2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 34. maddesinin 1. fıkrası uyarınca, taşınmaz bir mal olan Uzunçayır Baraj Gölü üzerinde, Baraj Gölüne bağlı bir hak olan Alabalık yetiştiriciliği yapılmasına ilişkin olduğu görülen uyuşmazlığın görüm ve çözümünde” taşınmazın bulunduğu yerin bağlı olduğu mahkemenin yetkili olduğuna karar vermiştir.
34/1 Taşınmaza bağlı haklar#
Taşınmaza bağlı haklara ilişkin uyuşmazlıkta taşınmazın yeri yetkilidir
Yetki uyuşmazlığında Daire, “taşınmaz mallarla ilgili mevzuatın uygulanmasında veya bunlara bağlı her türlü haklara ilişkin uyuşmazlıklarda, taşınmazın bulunduğu yerdeki İdare Mahkemesinin yetkili olduğu” saptamasıyla, 34. maddenin birinci fıkrası uyarınca taşınmazın bulunduğu yerin bağlı olduğu mahkemenin yetkili olduğu sonucuna varmıştır.
Özel yetki kuralının amacı uyuşmazlığın kaynağına erişimi kolaylaştırmaktır
Kurumun dönüşüm şartlarına uygun hâle getirilmediği gerekçesiyle tesis edilen işleme karşı açılan davada çıkan yetki uyuşmazlığında Daire, uyuşmazlığın “binanın ruhsat alma özelliklerine sahip olup olmadığından kaynaklandığı ve taşınmazlar ile ilgili uyuşmazlıklarda özel yetki kuralının getiriliş amacının uyuşmazlığın kaynağı olan taşınmazlara kolayca eri”şilmesi olduğunu belirterek karar vermiştir.
34. madde kapsamı dışında kalan uyuşmazlıklar#
Yurt çapında uygulanmayan işlemde genel yetki kuralı devreye girer
Yenilenebilir enerji kaynak alanı işlemlerinin iptali istemiyle Danıştayda açılan davada Daire, işlemlerin “genel ilkeler belirleyen, yurt çapında uygulanan bir düzenleyici işlem niteliği bulunmadığı sonucuna” vararak, “uyuşmazlığın 2577 sayılı Kanun'un 32. maddesinin birinci fıkrası kapsamındaki genel yetki kuralı uyarınca, dava konusu işlemleri tesis eden idarî merci olan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'nın bulunduğu yer mahkemesi”nce çözümlenmesi gerektiğine karar vermiştir.
Projenin iptali istemi taşınmaz mevzuatının uygulanmasına ilişkin değildir
Sulama projesinin iptali isteminin reddine karşı açılan davada çıkan yetki uyuşmazlığında Daire, davanın “taşınmaz mallarla ilgili mevzuatın uygulanmasına ilişkin olmadığı açıktır” saptamasıyla, uyuşmazlığın genel yetki kuralına göre işlemi tesis eden idarenin bulunduğu yerde çözüleceğine karar vermiştir.
Taşınmaz hukukuna dayanmayan işlemde genel yetki kuralı işler
Ortak tesislerde enerji hissesinin belirlenmesine ilişkin işleme karşı açılan davada Daire, uyuşmazlığın “taşınmaz hukukuna ilişkin herhangi bir kuralla ilgili olmaksızın, ortak tesislerde hidroelektrik enerji üretimine ilişkin enerji hissesinin belirlenmesine yönelik işlemin iptali isteminden kaynaklandığı” saptamasıyla, genel yetki kuralının uygulanacağına karar vermiştir. Aynı gerekçe yüz yirmi iki kararda tekrarlanmaktadır.
Benzer yöndeki kararlar
Farklı yargı mercilerine giren işlemler aynı dilekçeye konulamaz
Taşınmaza ilişkin işlem ile özelleştirme kararının aynı dilekçeyle dava konusu edildiği uyuşmazlıkta Daire, işlemlerden birinin idare mahkemesinde, ötekinin ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda görüleceğini belirterek, “ayrı yargılama usulüne tabi ve farklı yargı merciilerinin görev alanına giren işlemlere karşı aynı dilekçe ile dava açılmayacağı sonucuna” varmıştır.
Taşınmazın doğrudan kendisiyle ilgili olmayan işlemde genel kural işler
Proje yapımından vazgeçilmesi isteminin reddine karşı açılan davada çıkan yetki uyuşmazlığında Daire, “taşınmazın doğrudan kendisiyle ilgili olmayan” işlemin iptali istemiyle açılan davanın görüm ve çözümünde “dava konusu işlemi tesis eden idarenin bulunduğu yerdeki İdare Mahkemesi olan Ankara İdare Mahkemesi'nin yetkili olduğu” sonucuna varmıştır.
Yetkisizlik hâlinde yapılacak işlem#
Yetkisiz mahkemece esasa girilmesi bozma sebebidir
Yetkisiz mahkemece esası incelenerek karara bağlanan davanın temyizinde Daire, “davanın yetki yönünden reddi ile dava dosyasının Ankara İdare Mahkemesi'ne gönderilmesi gerekirken, esasın incelenmesi suretiyle verilen İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır” gerekçesiyle kararın bozulmasına karar vermiştir. Aynı gerekçe yirmi iki kararda tekrarlanmaktadır.
Maddenin geneline ilişkin
Benzer yöndeki kararlar
Ticari ve iktisadi bütünlük satışı taşınır mal yetkisine girmez
Şirkete ait mal, hak ve varlıklardan oluşturulan ticari ve iktisadi bütünlüğün satışına ilişkin ihalenin iptali istenmişti. Daire, uyuşmazlığın “34 ve 35. maddelerinde düzenlenen taşınır ve taşınmaz mallara yönelik mevzuattan ya da bunlara ilişkin haklardan kaynaklanmadığı” sonucuna varmıştır.
Uyuşmazlık taşınır mal mevzuatından doğmuyorsa genel yetki işler
Daire, uyuşmazlığın 34. maddenin birinci fıkrası kapsamında taşınmaz mallarla ilgili mevzuatın uygulanmasına veya taşınmaza bağlı hakka, 35. madde kapsamında ise taşınır mallara yönelik olmadığını saptayarak, çözümünde 32. maddenin birinci fıkrasındaki genel yetki kuralının uygulanacağını belirtmiştir.
Değişiklik geçmişi
| Tarih | Değişim | Yürürlük | Ne oldu |
|---|---|---|---|
| 6/1/1982 | 2577 sayılı Kanun | 20/1/1982 | Maddenin ilk hâli |
| 10/6/1994 | 4001 sayılı Kanun | 18/6/1994 | Değişik. Madde başlığıyla birlikte değiştirilmiş; köy, belediye ve özel idareleri ilgilendiren davalarla sınır uyuşmazlıklarında yetki ayrı bir fıkrada düzenlenmiştir. Bu madde başlığı, 10/6/1994 tarih ve 4001 sayılı Kanunun 16 ncı maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir. |
Tarih sütunu kanunlarda kabul, Anayasa Mahkemesi kararlarında karar tarihidir; yürürlük ise hükmün uygulanmaya başladığı tarihtir. Kanun metnindeki değişiklik şerhleri ile mevzuat.gov.tr metninin sayfa altı dipnotlarından ve yürürlük tarihleri tablosundan derlenmiştir.
Taşınır mallara ilişkin davalarda yetki
(Değişik: 5/4/1990-3622/13 md.)
Taşınır mallara ilişkin davalarda yetkili mahkeme, taşınır malın bulunduğu yer idare mahkemesidir.
Madde gerekçesi
Kanunun kabulü (6/1/1982)
Tasarıdaki karşılığı: 35'inci madde.
Tasarının ilgili maddesi aynen benimsenmiştir.
6 Ocak 1982 tarihli Millî Güvenlik Konseyi Genel Kurulu görüşmesinde maddeye ilişkin önemli kesitler şunlardır:
Hava Hâkim Albay Zeki Güngör (Adalet Komisyonu Sözcüsü) — ““İstimval”, Millî Müdafaa Mükellefiyeti Kanununda da yer almaktadır; geçici olarak elkoyma, kullanma anlamına geliyor; yani tam bir elkoyma değil.”
Prof. Dr. Şeref Gözübüyük (Devlet Başkanı Hukuk Danışmanı) — “Taşınır malların kamulaştırılmasıdır; fakat hukukumuzda kamulaştırmayı biz taşınmaz mallar için kullandığımızdan, bunu eski bir deyim olarak hâlâ hukukumuzda muhafaza ediyoruz.”
Millî Güvenlik Konseyi S. Sayısı 312 (1/254) · tarama · Millî Güvenlik Konseyi Tutanak Dergisi, 91 inci Birleşim, 6 Ocak 1982 · tarama
3622 sayılı Kanunla yapılan değişiklik (5/4/1990)
El koyma ve istimval ayrımı kaldırılarak taşınır mallara ilişkin bütün davalar malın bulunduğu yer mahkemesine bırakılmıştır.
Kanunun 13 üncü maddesine ilişkin gerekçe şöyledir:
“Yukarıdaki maddede açıklanan sebeplerle el koyma ve istimval dışında taşınır mallara ilişkin davaların Ankara idare mahkemelerinde açılması önlenerek el koyma ve istimval ayırımı yapılmaksızın taşınır mallara ilişkin davaların taşınır malın bulunduğu yer idare mahkemesinde açılmasına imkân verilerek, bu davaların bir an evvel sonuca bağlanması amacıyla 35 inci maddede değişiklik yapılmıştır.”
TBMM S. Sayısı 120 (1/415) — Hükümet tasarısı ve Adalet Komisyonu raporu · tarama · TBMM Tutanak Dergisi, Dönem 18, Cilt 43, 99 uncu Birleşim, 5 Nisan 1990 · tarama · Tasarı 1/415, Bakanlar Kurulu 27/2/1988; Adalet Komisyonu raporu ve 120’ye 1 inci Ek. Kanun 5/4/1990 tarihinde kabul edilmiştir.
Kararlar
35 Taşınır mal yetkisinin sınırı#
Malın fiilen bulunduğu yer tek başına yetki kurmaz
Aracın trafik tescil kaydının yapılması istemiyle açılan davada Daire, “aracın salt fiziken Tokat ilinde bulunması nedeniyle 2577 sayılı Kanunun 35. maddesindeki yetki kuralının uygulanamayacağı açık olmakla”, uyuşmazlığın çözümünde 32. maddenin birinci fıkrasındaki genel yetki kuralının uygulanacağı sonucuna varmıştır.
Benzer yöndeki kararlar
Uyuşmazlık taşınır mal mevzuatından doğmuyorsa genel yetki işler
Daire, uyuşmazlığın 34. maddenin birinci fıkrası kapsamında taşınmaz mallarla ilgili mevzuatın uygulanmasına veya taşınmaza bağlı hakka, 35. madde kapsamında ise taşınır mallara yönelik olmadığını saptayarak, çözümünde 32. maddenin birinci fıkrasındaki genel yetki kuralının uygulanacağını belirtmiştir.
Ticari ve iktisadi bütünlük satışı taşınır mal yetkisine girmez
Şirkete ait mal, hak ve varlıklardan oluşturulan ticari ve iktisadi bütünlüğün satışına ilişkin ihalenin iptali istenmişti. Daire, uyuşmazlığın “34 ve 35. maddelerinde düzenlenen taşınır ve taşınmaz mallara yönelik mevzuattan ya da bunlara ilişkin haklardan kaynaklanmadığı” sonucuna varmıştır.
Değişiklik geçmişi
| Tarih | Değişim | Yürürlük | Ne oldu |
|---|---|---|---|
| 6/1/1982 | 2577 sayılı Kanun | 20/1/1982 | Maddenin ilk hâli |
| 5/4/1990 | 3622 sayılı Kanun | 10/4/1990 | Değişik. El koyma ve istimval ayrımı kaldırılarak taşınır mallara ilişkin bütün davalar malın bulunduğu yer mahkemesine bırakılmıştır. |
Tarih sütunu kanunlarda kabul, Anayasa Mahkemesi kararlarında karar tarihidir; yürürlük ise hükmün uygulanmaya başladığı tarihtir. Kanun metnindeki değişiklik şerhleri ile mevzuat.gov.tr metninin sayfa altı dipnotlarından ve yürürlük tarihleri tablosundan derlenmiştir.
Tam yargı davalarında yetki
İdari sözleşmelerden doğanlar dışında kalan tam yargı davalarında yetkili mahkeme, sırasıyla:
a) Zararı doğuran idari uyuşmazlığı çözümlemeye yetkili,
b) Zarar, bayındırlık ve ulaştırma gibi bir hizmetten veya idarenin herhangi bir eyleminden doğmuş ise, hizmetin görüldüğü veya eylemin yapıldığı yer,
c) Diğer hallerde davacının ikametgahının bulunduğu yer.
İdari mahkemesidir.
Madde gerekçesi
Tasarıdaki karşılığı: 36'ncı madde.
Tasarının 36 ncı maddesinin (a) fıkrasındaki “işlem” yerine “uyuşmazlık” ifadesi kullanılmış, (c) fıkrasına “ikametgâh” kelimesi eklenmiştir.
Adalet Komisyonunun tasarı metninde yaptığı değişiklikler:
Yetkili mahkemenin belirlenmesi
Tasarı“a) Zararı doğuran idari işlemi incelemeye yetkili, … c) Diğer hallerde davacının bulunduğu yer, İdare Mahkemesidir.”
Komisyon“a) Zararı doğuran idari uyuşmazlığı çözümlemeye yetkili, … c) Diğer hallerde davacının ikametgâhının bulunduğu yer, İdare Mahkemesidir.”
Millî Güvenlik Konseyi S. Sayısı 312 (1/254) · tarama
Tasarı ve Komisyon metinleri S. Sayısı 312'nin taranmış nüshasından aktarılmıştır; taramanın satır sonlarında düşürdüğü harfler tamamlanmış, dönemin yazımı korunmuştur.
Kararlar
36/1-a Zararı doğuran uyuşmazlığı çözen mahkeme#
Atama işlemini karara bağlayan mahkeme tazminat davasını da çözer
Atama işleminden doğan zararın tazmini istemiyle açılan davada çıkan yetki uyuşmazlığında Daire, “zararı doğuran atama işlemini karara bağlayan Gaziantep İdare Mahkemesinin; bu işlemden kaynaklanan tam yargı davasını da çözmeye yetkili olduğu” sonucuna varmıştır. Aynı gerekçe on dokuz kararda tekrarlanmaktadır.
İhaleden doğan iptal ve tazminat isteminde 32 ile 36 birlikte uygulanır
İhaleyi gerçekleştiren idarenin sözleşme imzalamaması nedeniyle açılan iptal ve tazminat davasında çıkan yetki uyuşmazlığında Daire, “2577 sayılı Kanun'un 32/1 ve 36/1-a maddeleri uyarınca iptal ve tazminat isteminin, ihaleyi gerçekleştiren davalı idarenin sözleşme imzalamaması gerekçesine dayandırıldığı anlaşıldığından”, ihaleyi gerçekleştiren idarenin bulunduğu yer mahkemesinin yetkili olduğu sonucuna varmıştır.
İşlemden doğan zararda yetki, o uyuşmazlığı çözen mahkemededir
İdarenin işlemi nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemiyle açılan davada çıkan yetki uyuşmazlığında Daire, “uyuşmazlığın görüm ve çözümünün yukarıda yer verilen 2577 sayılı Kanun'un 36/1-(a) maddesi uyarınca zararı doğuran idari uyuşmazlığı çözmeye yetkili mahkeme olan Diyarbakır İdare Mahkemesi'nin yetkili olduğu” sonucuna varmıştır.
Benzer yöndeki kararlar
Meslekten çıkarma işleminde de ölçü aynıdır
Meslekten çıkarma işleminden doğan parasal hakların ödenmesi istemiyle açılan davada çıkan yetki uyuşmazlığında Daire, “zararı doğuran meslekten çıkarma işlemini karara bağlayan Trabzon İdare Mahkemesinin; bu işlemden kaynaklanan özlük hakları ve parasal hakların ödenmesi istemine ilişkin tam yargı davasını da çözmeye yetkili olduğu” sonucuna varmıştır.
Performans değerlendirme işleminde de aynı bağ kurulur
Performans değerlendirme işleminden doğan zararın tazmini istemiyle açılan davada çıkan yetki uyuşmazlığında Daire, “zararı doğuran performans değerlendirme işlemini karara bağlayan Erzurum İdare Mahkemesinin; bu işlemden kaynaklanan zararların tazminine ilişkin tam yargı davasını da çözmeye yetkili olduğu” sonucuna varmıştır.
Manevi tazminat istemi de asıl uyuşmazlığın mahkemesine bağlanır
Göreve iade sonrası başka kadroya atanmadan doğan manevi zararın tazmini istemiyle açılan davada çıkan yetki uyuşmazlığında Daire, “davacının araştırma merkezine memur olarak atanmasına ilişkin davalı idarenin zararı doğuran işlemini karara bağlayan Ankara İdare Mahkemesinin bu kararın neticesine bağlı olarak talep edilen manevi zararın tazminine ilişkin tam yargı davasını da çözmeye yetkili olduğu” sonucuna varmıştır.
İptal kararına dayalı tam yargı davası da aynı mahkemede görülür
İptal kararına dayanılarak açılan parasal hak davasında çıkan yetki uyuşmazlığında Daire, “iptal kararına dayalı olarak açılan ve iptal edilen işlemden kaynaklanan işbu tam yargı davasına ilişkin uyuşmazlığın görüm ve çözümünde” iptal davasını karara bağlayan mahkemenin yetkili olduğuna karar vermiştir.
Adaylığın sonlandırılmasından doğan parasal istemde de ölçü aynıdır
Muvazzaf subay adaylığının sonlandırılmasından doğan parasal ve özlük hak kayıplarının tazmini istemiyle açılan davada çıkan yetki uyuşmazlığında Daire, “uyuşmazlığın görüm ve çözümünde, 2577 sayılı Kanun'un 36/1-a maddesi uyarınca zararı doğuran idari uyuşmazlığı çözen Ankara İdare Mahkemesinin yetkili olduğu” sonucuna varmıştır.
Adaylığın iptali kararına dayalı parasal istemde de aynı mahkeme yetkilidir
Adaylık işlemlerinin sonlandırılmasına ilişkin işlemin iptali üzerine yoksun kalınan parasal hakların istenmesiyle açılan davada çıkan yetki uyuşmazlığında Daire, “iptal kararına dayalı olarak açılan ve iptal edilen işlemden kaynaklanan işbu tam yargı davasına ili”şkin uyuşmazlığın, iptal davasını karara bağlayan mahkemede çözüleceğine karar vermiştir.
Eğitim merkezinden ilişik kesmede de aynı kural uygulanır
Polis meslek eğitim merkezinden ilişiğin kesilmesinden doğan parasal ve özlük hak kayıplarının tazmini istemiyle açılan davada çıkan yetki uyuşmazlığında Daire, “uyuşmazlığın görüm ve çözümünde, 2577 sayılı Kanun'un 36/1-a maddesi uyarınca zararı doğuran idari uyuşmazlığı çözen Ankara İdare Mahkemesinin yetkili olduğu” sonucuna varmıştır.
36/1-b Hizmetin görüldüğü veya eylemin yapıldığı yer#
Sonradan yürürlüğe giren özel yetki kuralı tamamlanmış yargılamayı etkilemez
Nihai karar verildikten sonra yürürlüğe giren özel yetki kuralının uygulanıp uygulanmayacağının tartışıldığı uyuşmazlıkta Daire, kuralın yürürlüğünden önce “uyuşmazlığın esası hakkında nihai karar verilerek usule ilişkin işlemler tamamlanmış olduğundan, anılan özel yetki kuralının uygulanamayacağı sonucuna” vararak, “2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 36. maddesinin (b) bendi uyarınca, uyuşmazlığın çözümünde dava konusu olayın Hakkari ilinde meydana gelmesi nedeniyle” eylemin yapıldığı yer mahkemesinin yetkili olduğuna karar vermiştir. Aynı gerekçe on sekiz kararda tekrarlanmaktadır.
Hizmetten doğan zararda eylemin gerçekleştiği yer yetkilidir
Askerlik görevi sırasında rahatsızlığının ilerlediği iddiasıyla açılan tazminat davasında çıkan yetki uyuşmazlığında Daire, “maddi ve manevi tazminat istemiyle açılan davaya konu uyuşmazlığın çözümünde 2577 sayılı Kanun'un 36/b maddesi uyarınca, eylemin gerçekleştiği, hizmetin görüldüğü yer idare mahkemesi olan İstanbul İdare Mahkemesi yetkili bulunmaktadır” sonucuna varmıştır.
Çatışmada ölüm nedeniyle açılan davada olayın gerçekleştiği yer yetkilidir
Bölücü terör örgütü mensuplarıyla çıkan çatışmada ölen kişinin yakınlarının açtığı tazminat davasında çıkan yetki uyuşmazlığında Daire, “müteveffanın ölümüne sebebiyet veren olayın Diyarbakır İli, Sur İlçesinde bölücü terör örgütü mensupları ile çıkan çatışma sonucunda gerçekleştiği ve davanın 2577 sayılı Kanun'un 36. maddesinde sayılan konulara ilişkin bulunduğu” saptamasıyla, eylemin gerçekleştiği yer mahkemesinin yetkili olduğuna karar vermiştir.
Benzer yöndeki kararlar
Sağlık hizmetinin işletilmesinden doğan zararda hizmetin görüldüğü yer
Askerlik görevi sırasında teşhis ve tedavi işlemlerinden doğan zararın tazmini istemiyle açılan davada çıkan yetki uyuşmazlığında Daire, “davacının gözünden rahatsızlanması ve akabinde sağlık hizmetinin işletilmesine yönelik teşhis ve tedavi işlemlerinin serdümen eri olarak görev yapmakta olduğu İzmir … Foça Komutanlığı'nda gerçekleştiği” saptamasıyla, 36. maddenin (b) bendi uyarınca hizmetin görüldüğü yer mahkemesinin yetkili olduğuna karar vermiştir.
36/1-c Davacının ikametgâhı#
İlk iki bent uygulanamıyorsa ikametgâh yeri devreye girer
Suriye harekât bölgesinde görev sırasında uğranılan zararın tazmini istemiyle açılan davada çıkan yetki uyuşmazlığında Daire, “olayda 2577 sayılı Kanun'un yukarıda aktarılan 36. maddesinin 1. fıkrasının (a) ve (b) bentlerinin uygulanma imkanının bulunmadığı, bu nedenle uyuşmazlığın görüm ve çözümünün, 2577 sayılı Kanun'un 36. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi gere”ğince davacının ikametgâhının bulunduğu yerde çözüleceğine karar vermiştir. Maddedeki sıralamanın nasıl işlediğini gösteren karardır.
Diğer hâllerde davacının ikametgâhının bulunduğu yer yetkilidir
Yetki uyuşmazlığında Daire, uyuşmazlığın ilk iki bent kapsamına girmediğini belirterek, “anılan maddenin aynı fıkrasının (c) bendi uyarınca, davanın görüm ve çözmümde dava tarihi itibarıyla davacının ikametgahının bulunduğu yer olan Tunceli ilinin idari yargı yönünden bağlı olduğu Erzincan İdare Mahkemesinin yetkili olduğu” sonucuna varmıştır.
Benzer yöndeki kararlar
Anayasa Mahkemesi ihlal kararına dayalı tazminatta da ikametgâh esastır
Anayasa Mahkemesinin hak ihlali kararına dayanılarak manevi tazminat istemiyle açılan davada çıkan yetki uyuşmazlığında Daire, “tam yargı davasına ilişkin açılan davanın görüm ve çözümünde, 2577 sayılı Kanunun 36. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi uyarınca, davacının ikametgahının bulunduğu yer olan Manisa ilinin yargı yetkisi bakımından bağlı olduğu Manisa İdare Mahkemesinin yetkili olduğu” sonucuna varmıştır.
Özel kanunla belirlenen yetki#
Göreve iade edilenin tazminat davasında Ankara mahkemeleri yetkilidir
Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu kararıyla göreve iade edilen davacının manevi zararının tazmini istemiyle açtığı davada çıkan yetki uyuşmazlığında Daire, “KHK ile kamu görevinden çıkarılmasından kaynaklı manevi zararlarının tazmini istemiyle açılan işbu davanın görüm ve çözümünde yukarıda anılan özel yasa uyarınca belirlenmiş olan Ankara İdare Mahkemeleri yetkili bulunmaktadır” sonucuna varmıştır. Aynı gerekçe iki yüz altmış altı kararda tekrarlanmaktadır.
Maddenin geneline ilişkin
İptal davasının görüldüğü mahkeme ondan doğan tazminatı da çözer
Geçici teminatın irat kaydedilmesinden doğan uyuşmazlıkta Daire, “uyuşmazlığı çözmeye, davacı iş ortaklığının geçici teminatın irat kaydedilmesine yönelik işleme karşı açtığı iptal davasının görüldüğü Ankara İdare Mahkemelerinin yetkili olduğu” sonucuna varmıştır.
Taşınmazdan doğan tazminat davasında da 34. madde ile 36. madde birlikte işler
İmar uygulamasından doğan zararın tazmini istemiyle açılan davada çıkan yetki uyuşmazlığında Daire, “zarara yol açan zımnen ret işleminden kaynaklanan uyuşmazlığı çözümlemeye yetkili idare mahkemesi 2577 sayılı Kanun'un 34. maddesinde belirtilen özel yetki kuralı gereğince, taşınmazın bulunduğu yer idare mahkemesi olduğundan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 36. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendi ile 34. maddesinin 1. fıkrası uyarınca” taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinin yetkili olduğuna karar vermiştir.
Atama işlemini karara bağlayan mahkeme tam yargı davasına da bakar
Atama işleminden doğan zararın tazmini istemiyle açılan davada çıkan yetki uyuşmazlığında Daire, “zararı doğuran atama işlemini karara bağlayan Ankara İdare Mahkemesinin; bu uyuşmazlıktan kaynaklanan zararların tazminine ilişkin tam yargı davasını da çözmeye yetkili olduğu” sonucuna varmıştır.
Göreve iade edilenin tazminat davasında Ankara mahkemeleri yetkilidir
Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu kararıyla göreve iade edilen davacının, kamu görevinden çıkarılmasından doğan maddi ve manevi zararının tazmini istemiyle açtığı davada çıkan yetki uyuşmazlığında Daire, “kamu görevinden çıkarma ile kamu görevine iade tarihleri arasındaki dönemde uğradıklarını iddia ettikleri maddi ve manevi zararların tazmini isteminden doğan uyuşmazlıkların da 2577 sayılı Kanun'un 36/a ve 7075 sayılı Kanun'un 11/1 maddeleri uyarınca zararı doğuran idari uyuşmazlığı çözümlemeye yetkili olan Ankara özel yetkili idare mahkemelerince karara bağlanması gerektiği” sonucuna varmıştır.
Sağlık hizmetinin sona erdiği yer mahkemesi yetkilidir
Hizmet kusurunun bir hastanede başlayıp başka bir hastanede devam ettiği ileri sürülen tam yargı davasında Daire, uyuşmazlığın “2577 sayılı Yasanın 36 (a) maddesi uyarınca, sağlık hizmetinin sona erdiği” yer idare mahkemesince çözümleneceğini belirtmiştir.
Benzer yöndeki kararlar
Uyuşmazlığı karara bağlayan mahkeme zararı da çözer
Tam yargı davasında çıkan yetki uyuşmazlığında Daire, “zararı doğuran uyuşmazlığı karara bağlayan Ankara İdare Mahkemesinin; bu uyuşmazlıktan kaynaklanan zararların tazminine ilişkin tam yargı davasını da çözmeye yetkili olduğu” sonucuna varmıştır.
Kararın geç uygulanmasından doğan davada yetki denetimi yapan mahkemededir
Mahkeme kararının on bir ay sonra uygulanması nedeniyle paranın değer kaybından doğan zararın tazmini istemiyle açılan davada çıkan yetki uyuşmazlığında Daire, "zararı doğuran atama işlemini karara bağlayan Ankara İdare Mahkemesinin, yargı kararının geç uygalanması sebebiyle oluştuğu iddia edilen maddi tazminatın ödenmesi istemine ilişkin işbu davayı da çözmeye yetkili olduğu" sonucuna varmıştır.
Aynı ölçü maddi ve manevi tazminat isteminde de uygulanır
Atama işleminden kaynaklanan maddi ve manevi tazminat isteminde çıkan yetki uyuşmazlığında Daire, “zararı doğuran atama işlemini karara bağlayan Erzurum İdare Mahkemesinin; bu işlemden kaynaklanan maddi ve manevi tazminat ödenmesi istemine ilişkin tam yargı davasını da çözmeye yetkili olduğu” sonucuna varmıştır.
İhaleden doğan tam yargı davasında 32 ile 36 birlikte uygulanır
İhaleden kaynaklanan zararın tazmini istemiyle açılan davada çıkan yetki uyuşmazlığında Daire, "uyuşmazlığın görüm ve çözümünde 2577 sayılı Kanun'un 32/1 ve 36/1-a maddeleri uyarınca ihaleyi gerçekleştiren idarenin bulunduğu" yer mahkemesinin yetkili olduğuna karar vermiştir.
Tam yargı davasında 32 ile 36 birlikte uygulanır
Tam yargı davasında çıkan yetki uyuşmazlığında Daire, “2577 sayılı Kanun'un 32/1 ve 36/1-a maddeleri uyarınca uyuşmazlığı çözümlemeye yetkili yer idare mahkemesi olan Kocaeli İdare Mahkemesi'nin yetkili olduğu” sonucuna varmıştır.
Hizmetin yoğun olarak gerçekleştiği yer ölçüt alınır
Ardışık tedavilerden doğan tam yargı davasında Daire, “hizmetin yoğun olarak gerçekleştiği ve sonlandığı yerin” bulunduğu yer mahkemesini 36. maddenin (b) bendi uyarınca yetkili görmüştür.
Değişiklik geçmişi
Bu madde 6/1/1982'de kabul edildiği hâliyle yürürlüktedir; bugüne kadar değişikliğe uğramamıştır.
Tarih sütunu kanunlarda kabul, Anayasa Mahkemesi kararlarında karar tarihidir; yürürlük ise hükmün uygulanmaya başladığı tarihtir. Kanun metnindeki değişiklik şerhleri ile mevzuat.gov.tr metninin sayfa altı dipnotlarından ve yürürlük tarihleri tablosundan derlenmiştir.
Vergi uyuşmazlıklarında yetki
Bu Kanununa göre vergi uyuşmazlıklarında yetkili mahkeme:
a) Uyuşmazlık konusu vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümleri tarh ve tahakkuk ettiren, zam ve cezaları kesen,
b) (Ek: 10/6/1994-4001/17 md.) Gümrük Kanununa göre alınması gereken vergilerle Vergi Usul Kanunu gereğince şikayet yoluyla vergi düzeltme taleplerinin reddine ilişkin işlemlerde; vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümleri tarh ve tahakkuk ettiren,
c) Amme Alacaklarının Tahsil Usulu Kanunun uygulanmasında, ödeme emrini düzenleyen,
d) Diğer uyuşmazlıklarda dava konusu işlemi yapan,
Dairenin bulunduğu yerdeki vergi mahkemesidir.
Madde gerekçesi
Kanunun kabulü (6/1/1982)
Tasarıdaki karşılığı: 37'nci madde.
Tasarının 37 nci maddesinin (a) fıkrası diğer maddelere uygun şekilde değiştirilmiştir.
Millî Güvenlik Konseyi S. Sayısı 312 (1/254) · tarama
4001 sayılı Kanunla yapılan değişiklik (10/6/1994)
Gümrük vergileri ile şikâyet yoluyla düzeltme taleplerinin reddine ilişkin işlemlerde yetki için yeni bir bent eklenmiştir.
Tasarının 16 ncı, kanunlaşan metnin 17 nci maddesine ilişkin gerekçe şöyledir:
“Gümrük Kanununa göre alınması gereken vergilerin tarh ve tahakkukundan sonra Maliye Bakanlığına itiraz edildikten sonra dava yoluna gidildiğinden, bu uyuşmazlıklara ilişkin davalar Ankara Vergi Mahkemelerinde açılmaktadır. 2577 sayılı Kanunun 37 nci maddesine eklenen (b) bendi; Ankara Vergi Mahkemelerinin iş yükünü azaltmak ve vergi davalarının ülke genelinde dengeli bir şekilde dağılımını sağlayarak uyuşmazlıkları bir an önce çözüme ulaştırmak ve farklı uygulamaya son vermek amacıyla Gümrük Kanununa göre alınması gereken vergilerde bu vergiyi tarh, tahakkuk ettiren yer vergi mahkemesi yetkili kılınmaktadır.”
TBMM Tutanak Dergisi, Dönem 19, Cilt 62, 115 inci Birleşim, 10 Haziran 1994 (S. Sayısı 409 ve 409'a 1 inci Ek tutanağa eklidir) · tarama · Hükümet tasarısı 1/637, kanun teklifi 2/908; Adalet Komisyonu raporu 22/12/1993, ek raporu 24/2/1994. Kanun 10/6/1994 tarihinde kabul edilmiştir.
Kararlar
37/1-a Vergiyi tarh ve tahakkuk ettiren daire#
Kaynakta kesilen vergide tarh eden dairenin yeri yetkilidir
Vekâlet ücreti üzerinden kaynakta kesinti yoluyla tahsil edilen katma değer vergisine karşı açılan davada çıkan yetki uyuşmazlığında Daire, verginin kesintiyi yapan kurumun bağlı bulunduğu vergi dairesince tarh ve tahakkuk ettirildiğini saptayarak, “2577 sayılı Yasa'nın 37. maddesinin (a) bendi uyarınca, bu davanın çözümünde, vergiyi tarh ve tahakkuk ettiren vergi idaresinin idari yargı yetkisi yönünden bağlı olduğu yer vergi mahkemesi olan İzmir Vergi Mahkemesinin yetkili olduğu” sonucuna varmıştır.
Destekleme ödemesinden kesilen vergide mükellefin dairesi yetkilidir
Tarımsal destekleme ödemesinden yapılan gelir vergisi kesintisine karşı açılan davada çıkan yetki uyuşmazlığında Daire, “davacının mahkemeye erişiminin en kolay ve en az yargılama gideriyle sağlanması ve benzer nitelikteki davaların ülke genelinde dengeli dağılımı sağlanmak suretiyle makul sürede yargılanmanın temin edilmesi gerekliliği de dikkate alınarak”, uyuşmazlığın davacının bağlı olduğu vergi dairesinin bulunduğu yer mahkemesinde çözüleceğine karar vermiştir.
Benzer yöndeki kararlar
Büyük mükellefler dairesine beyan edilen vergide o dairenin yeri yetkilidir
Büyük Mükellefler Vergi Dairesi Başkanlığına beyan edilerek ödenen verginin iadesi istemiyle açılan davada çıkan yetki uyuşmazlığında Daire, “uyuşmazlığın 2577 sayılı Kanunu'nun 37. maddesinin 1. fıkrası uyarınca ihtilaf konusu vergiyi tarh etmeye yetkili anılan Vergi Dairesi Başkanlığının bulunduğu yerdeki idari yargı merciince çözümlenmesi gerekmektedir” sonucuna varmıştır. Aynı gerekçe yedi kararda tekrarlanmaktadır.
37/1-b Şikâyet yoluyla düzeltme istemleri#
Düzeltme-şikâyet başvurusunda tahakkuku yapan dairenin yeri esastır
Sözleşme damga vergisinin iadesi istemiyle yapılan düzeltme-şikâyet başvurusunun reddine karşı açılan davada çıkan yetki uyuşmazlığında Daire, verginin ilgili vergi dairesince tahakkuk ettirildiğini saptayarak, “2577 sayılı Kanun'un 37. maddesinin (b) bendi uyarınca, bu davanın çözümünde, vergiyi tarh ve tahakkuk ettiren Seyhan Vergi Dairesi Müdürlüğünün bulunduğu Adana ilinin, idari yargı yetkisi yönünden bağlı olduğu yer vergi mahkemesi olan Adana Vergi Mahkemesinin yetkili olduğu” sonucuna varmıştır.
37/1-d Diğer uyuşmazlıklarda işlemi yapan daire#
Banka şubesince tahsil edilen vergide şubenin bulunduğu yer yetkilidir
Banka şubesince tahsil edilen banka ve sigorta muameleleri vergisinin iadesi istemiyle açılan davada çıkan yetki uyuşmazlığında Daire, vergiyi doğuran olayın şubenin bulunduğu yerde gerçekleştiğini belirterek, “2577 sayılı Kanun'un 37. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendi hükmü uyarınca, adı geçen şubenin bulunduğu yerdeki idari yargı merciince çözümlenmesi gerekmektedir” sonucuna varmıştır. Aynı gerekçe yirmi kararda tekrarlanmaktadır.
Değişiklik geçmişi
| Tarih | Değişim | Yürürlük | Ne oldu |
|---|---|---|---|
| 6/1/1982 | 2577 sayılı Kanun | 20/1/1982 | Maddenin ilk hâli |
| 10/6/1994 | 4001 sayılı Kanun | 18/6/1994 | Ek. Gümrük vergileri ile şikâyet yoluyla düzeltme taleplerinin reddine ilişkin işlemlerde yetki için yeni bir bent eklenmiştir. 10/6/1994 tarihli ve 4001 sayılı Kanunun 17 nci maddesiyle bu maddeye (b) bendi eklenmiş olup mevcut (b) ve (c) bentleri, (c) ve (d) olarak teselsül ettirilmiştir. |
Tarih sütunu kanunlarda kabul, Anayasa Mahkemesi kararlarında karar tarihidir; yürürlük ise hükmün uygulanmaya başladığı tarihtir. Kanun metnindeki değişiklik şerhleri ile mevzuat.gov.tr metninin sayfa altı dipnotlarından ve yürürlük tarihleri tablosundan derlenmiştir.
Bağlantılı davalar
1. (Ek: 10/6/1994-4001/18 md.) Aynı maddi veya hukuki sebepten doğan ya da biri hakkında verilecek hüküm, diğerini etkileyecek nitelikte olan davalar bağlantılı davalardır.
2. İdare mahkemesi, vergi mahkemesi veya Danıştaya veya birden fazla idare veya vergi mahkemelerine açılmış bulunan davalarda bağlantının varlığına taraflardan birinin isteği üzerine veya doğrudan doğruya mahkemece karar verilir.
3. Bağlantılı davalardan birinin Danıştayda bulunması halinde dava dosyası Danıştaya gönderilir.
4. Bağlantılı davalar, değişik bölge idare mahkemesinin yargı çevrelerindeki mahkemelerde bulunduğu takdirde dosyalar Danıştaya gönderilir.
5. Bağlantılı davalar aynı bölge idare mahkemesinin yargı çerçevesindeki mahkemelerde bulunduğu takdirde dosyalar o yer bölge idare mahkemesine gönderilir.
Madde gerekçesi
Kanunun kabulü (6/1/1982)
Tasarıdaki karşılığı: 38'inci madde.
Tasarının ilgili maddesi aynen benimsenmiştir.
“Danıştayda, idare veya vergi mahkemelerinde açılan davalar arasında bağlantının bulunması halinde bağlantının nasıl inceleneceği ve karara bağlanacağı ayrı ayrı düzenlenmiştir.”
Millî Güvenlik Konseyi S. Sayısı 312 (1/254) · tarama
4001 sayılı Kanunla yapılan değişiklik (10/6/1994)
Maddeye bağlantılı davanın tanımını yapan yeni bir birinci fıkra eklenmiştir.
Tasarının 17 nci, kanunlaşan metnin 18 inci maddesine ilişkin gerekçe şöyledir:
“Madde ile Kanunun 38 inci maddesine 1 sayılı yeni bir fıkra eklenmekte ve mevcut fıkra sayıları buna göre değiştirilmektedir. Eklenen fıkrada “bağlantılı dava”nın tanımı yapılmak suretiyle bağlantılı davalara uygulamada açıklık getirilmek istenmektedir.”
TBMM Tutanak Dergisi, Dönem 19, Cilt 62, 115 inci Birleşim, 10 Haziran 1994 (S. Sayısı 409 ve 409'a 1 inci Ek tutanağa eklidir) · tarama · Hükümet tasarısı 1/637, kanun teklifi 2/908; Adalet Komisyonu raporu 22/12/1993, ek raporu 24/2/1994. Kanun 10/6/1994 tarihinde kabul edilmiştir.
Kararlar
38/1 Bağlantının bulunmadığı hâller#
Mahkemenin ret kararına yapılan itiraz Danıştayca incelenir
İdare Mahkemesi bağlantı istemini reddetmiş, davalı idare bu karara itiraz etmişti. Daire, "söz konusu davalar arasında 2577 sayılı Kanun'un 38. maddesinde tanımlandığı biçimde bağlantı olmadığı anlaşıldığından, bağlantı isteminin reddi yolundaki İdare Mahkemesi kararında hukuki isabetsizlik bulunmamaktadır" diyerek itirazı reddetmiş ve dosyayı 39. maddenin ikinci fıkrasının (c) bendi uyarınca Mahkemesine göndermiştir.
Bağlantı bulunmazsa dosya mahkemesine geri gönderilir
Daire, vergi mahkemesindeki dava ile kendi esasında görülmekte olan dava arasında "yasada öngörülen anlamda bir bağlılık ya da aynı maddi ve hukuki sebeplerin bulunduğundan söz edilemeyeceğinden" bağlantı istemini yerinde görmemiş; 39. maddenin ikinci fıkrasının (c) bendi uyarınca dosyayı Mahkemesine geri göndermiştir.
Benzer yöndeki kararlar
Farklı yargılama aşamasındaki davalar arasında bağlantı kurulmaz
Bağlantılı olduğu ileri sürülen davalardan biri henüz ilk derecede, öteki kanun yolu aşamasındaydı. Daire, "bağlantılı olduğundan bahsedilen davaların farklı yargılama aşamasında bulunduğu dikkate alındığında, 2577 sayılı Kanun'un 38. maddesinde sayılan bağlantı şartlarının gerçekleşmediği" sonucuna ulaşarak istemi reddetmiş ve dosyayı Mahkemesine iade etmiştir.
Etkileme ölçütü gerçekleşmezse istem reddedilir
Ayrı illerdeki iki idare mahkemesinde görülen davalar bakımından Daire, birinde verilecek kararın ötekini etkilemeyeceği sonucuna vararak "davalar arasında 2577 sayılı Kanun'un 38. maddesinin öngördüğü anlamda bağlantı bulunmamaktadır" demiş ve dosyayı Mahkemesine göndermiştir.
38/1 ve 38/3 Bağlantının tanımı ve dosyanın Danıştaya gönderilmesi#
Bağlantıya karar verilince davalara bakacak mahkeme gösterilir
Ayrı idare mahkemelerinde açılan iki dava arasında bağlantı istenmişti. Daire, davaların "biri hakkında verilecek hükmün diğerini etkileyecek nitelikte olması nedeniyle 2577 sayılı Kanun'un 38. maddesinde tanımlandığı şekliyle bağlantılı davalar olduğu" sonucuna varmış; 39. maddenin ikinci fıkrasının (b) bendi uyarınca her iki davaya bakmak üzere bir mahkemeyi yetkili kılmıştır.
Davalardan biri Danıştayda ise her ikisi de Danıştayda görülür
İdare Mahkemesi bağlantı istemini reddetmiş, dosya itiraz üzerine Danıştaya gelmişti. Daire, iki davanın "aynı maddi sebepten doğması ve biri hakkında verilecek hükmün diğerini etkileyecek nitelikte olması nedeniyle" bağlantılı olduğunu saptamış; bağlantılı davalardan birinin Danıştayda bulunması nedeniyle her iki davanın da Danıştayda görülmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
38/2 Bağlantı kararının mahkemeye etkisi#
Bağlantıya karar verilmişse mahkeme esası inceleyemez
Daire bağlantının varlığına karar vermiş olmasına rağmen İdare Mahkemesi işin esasını inceleyerek hüküm kurmuştu. Daire, "idare mahkemesince, Dairemizin bu kararıyla bağlantının varlığına karar verilmiş olduğu gözönüne alınarak dosya esas kaydının kapatılması ve dosyanın ... İdare Mahkemesine gönderilmesi gerekmekte olup, işin esası incelenerek verilen kararın bozulması gerektiği" sonucuna varmıştır.
Maddenin geneline ilişkin
Mahkeme bağlantıyı kabul etmezse itiraz üzerine dosya Danıştaya gönderilir
İdare Mahkemesi, davaların aynı maddi veya hukuki sebepten doğmadığı ve biri hakkında verilecek kararın diğerlerini etkileyecek nitelikte olmadığı gerekçesiyle bağlantı bulunmadığına karar vermiş, davalı idarenin itirazı üzerine dosya Danıştaya gönderilmişti. Daire, davalar arasında 38. maddede öngörülen anlamda bağlantı bulunmadığı sonucuna varmıştır.
Bağlantı yoksa dosya mahkemesine iade edilir
Daire, “bağlantılı olduğundan bahsedilen davaların farklı yargılama aşamasında bulunduğu dikkate alındığında, 2577 sayılı Kanun'un 38. maddesinde sayılan bağlantı şartlarının gerçekleşmediği” sonucuna ulaşarak bağlantı isteminin reddine ve dosyanın İdare Mahkemesine iadesine karar vermiştir.
Değişik bölge idare mahkemesi çevrelerindeki dosyalar Danıştaya gönderilir
Daire, 38. maddenin birinci fıkrasındaki bağlantı tanımını ve dördüncü fıkrasındaki, bağlantılı davaların değişik bölge idare mahkemesi yargı çevrelerindeki mahkemelerde bulunması durumunda dosyaların Danıştaya gönderileceği kuralını birlikte uygulamıştır.
Benzer yöndeki kararlar
Aynı yönde: farklı aşamadaki davalar bağlantılı sayılmaz
Daire, aynı gerekçeyle bağlantı isteminin reddine ve dosyanın İdare Mahkemesine iadesine karar vermiştir.
İtiraz üzerine verilen karar kesindir
Daire, bağlantı iddiasına konu davalar arasında 38. maddenin birinci fıkrasının öngördüğü anlamda bağlantı bulunmadığını, birinde verilecek kararın diğerini etkileyecek nitelikte olmadığını saptamış; 42. maddenin üçüncü fıkrası uyarınca bağlantının bulunup bulunmadığı yolundaki kararların kesin olduğunu anmıştır.
Değişiklik geçmişi
| Tarih | Değişim | Yürürlük | Ne oldu |
|---|---|---|---|
| 6/1/1982 | 2577 sayılı Kanun | 20/1/1982 | Maddenin ilk hâli |
| 10/6/1994 | 4001 sayılı Kanun | 18/6/1994 | Ek fıkra · Ek. Maddeye bağlantılı davanın tanımını yapan yeni bir birinci fıkra eklenmiştir. 10/6/1994 tarih ve 4001 sayılı Kanunun 18 inci maddesiyle, bu maddeye (1) numaralı fıkra eklenmiş olup mevcut (1), (2), (3) ve (4) olan fıkra numaraları, (2), (3), (4) ve (5) olarak teselsül ettirilmiştir. |
Tarih sütunu kanunlarda kabul, Anayasa Mahkemesi kararlarında karar tarihidir; yürürlük ise hükmün uygulanmaya başladığı tarihtir. Kanun metnindeki değişiklik şerhleri ile mevzuat.gov.tr metninin sayfa altı dipnotlarından ve yürürlük tarihleri tablosundan derlenmiştir.
Bağlantının Danıştayca incelenmesi
1. Danıştayın dava konusu uyuşmazlığı incelemeye yetkili dairesi, bağlantılı dava dosyalarını öncelikle ve ivedilikle inceler ve karar verir.
2. Danıştay bağlantının bulunduğuna karar verdiği takdirde:
a) (Değişik: 5/4/1990-3622/14 md.) Davalardan biri Danıştayda açılmış ve çözümlenmesi Danıştayın görevine dahil bir uyuşmazlıkla ilgili ise, davaların tümü Danıştayda görülür ve durum ilgili mahkemelere ve taraflara bildirilir.
b) Davaların çözümlenmesi, ayrı bölge idare mahkemesinin yargı çevresindeki idare veya vergi mahkemelerinin görevlerine giren uyuşmazlıklarla ilgili ise Danıştayın ilgili dairesi yetkili mahkemeyi kararında belirtir ve dosyaları bu mahkemeye göndererek diğer mahkemeye veya mahkemelere durumu bildirir. Yetkili mahkeme de durumu ilgililere duyurur.
c) (Değişik: 10/6/1994-4001/19 md.) Danıştayca verilen karar bağlantı bulunmadığı yolunda ise, dosyalar İlgili mahkemelere geri gönderilir.
Madde gerekçesi
Kanunun kabulü (6/1/1982)
Tasarıdaki karşılığı: 39'uncu madde.
Tasarının 39 uncu maddesi amaca uygun şekilde yeniden yazılmıştır.
Millî Güvenlik Konseyi S. Sayısı 312 (1/254) · tarama
3622 sayılı Kanunla yapılan değişiklik (5/4/1990)
Danıştayda görülecek davalarda birleştirme zorunluluğu kaldırılarak Danıştayın takdirine bırakılmıştır.
Kanunun 14 üncü maddesine ilişkin gerekçe şöyledir:
“Kanunun 39 uncu maddesinin 2 nci fıkrasının (a) bendine göre Danıştayda görülecek davalarda birleştirme zorunluğu kaldırılmış ve birleştirme hususu Danıştayın takdirine bırakılmıştır.”
TBMM S. Sayısı 120 (1/415) — Hükümet tasarısı ve Adalet Komisyonu raporu · tarama · TBMM Tutanak Dergisi, Dönem 18, Cilt 43, 99 uncu Birleşim, 5 Nisan 1990 · tarama · Tasarı 1/415, Bakanlar Kurulu 27/2/1988; Adalet Komisyonu raporu ve 120’ye 1 inci Ek. Kanun 5/4/1990 tarihinde kabul edilmiştir.
4001 sayılı Kanunla yapılan değişiklik (10/6/1994)
İkinci fıkranın (c) bendi redaksiyona tabi tutulmuştur.
Tasarının 18 inci, kanunlaşan metnin 19 uncu maddesine ilişkin gerekçe şöyledir:
“2577 sayılı Kanunun 39 uncu maddesinin 2 nci fıkrasının (c) bendindeki “bağlantılı” kelimesindeki “lı” eki çıkarılarak bent redaksiyona tabi tutulmuştur.”
TBMM Tutanak Dergisi, Dönem 19, Cilt 62, 115 inci Birleşim, 10 Haziran 1994 (S. Sayısı 409 ve 409'a 1 inci Ek tutanağa eklidir) · tarama · Hükümet tasarısı 1/637, kanun teklifi 2/908; Adalet Komisyonu raporu 22/12/1993, ek raporu 24/2/1994. Kanun 10/6/1994 tarihinde kabul edilmiştir.
Kararlar
39/1 İtirazın incelenmesi#
Mahkemenin ret kararına yapılan itiraz Danıştayca incelenir
İdare Mahkemesi bağlantı istemini reddetmiş, davalı idare bu karara itiraz etmişti. Daire, "söz konusu davalar arasında 2577 sayılı Kanun'un 38. maddesinde tanımlandığı biçimde bağlantı olmadığı anlaşıldığından, bağlantı isteminin reddi yolundaki İdare Mahkemesi kararında hukuki isabetsizlik bulunmamaktadır" diyerek itirazı reddetmiş ve dosyayı 39. maddenin ikinci fıkrasının (c) bendi uyarınca Mahkemesine göndermiştir.
39/2-b Bağlantı varsa yetkili mahkemenin belirlenmesi#
Bağlantıya karar verilince davalara bakacak mahkeme gösterilir
Ayrı idare mahkemelerinde açılan iki dava arasında bağlantı istenmişti. Daire, davaların "biri hakkında verilecek hükmün diğerini etkileyecek nitelikte olması nedeniyle 2577 sayılı Kanun'un 38. maddesinde tanımlandığı şekliyle bağlantılı davalar olduğu" sonucuna varmış; 39. maddenin ikinci fıkrasının (b) bendi uyarınca her iki davaya bakmak üzere bir mahkemeyi yetkili kılmıştır.
Davalardan biri Danıştayda ise her ikisi de Danıştayda görülür
İdare Mahkemesi bağlantı istemini reddetmiş, dosya itiraz üzerine Danıştaya gelmişti. Daire, iki davanın "aynı maddi sebepten doğması ve biri hakkında verilecek hükmün diğerini etkileyecek nitelikte olması nedeniyle" bağlantılı olduğunu saptamış; bağlantılı davalardan birinin Danıştayda bulunması nedeniyle her iki davanın da Danıştayda görülmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
39/2-c Bağlantı yoksa dosyaların geri gönderilmesi#
Bağlantı bulunmazsa dosya mahkemesine geri gönderilir
Daire, vergi mahkemesindeki dava ile kendi esasında görülmekte olan dava arasında "yasada öngörülen anlamda bir bağlılık ya da aynı maddi ve hukuki sebeplerin bulunduğundan söz edilemeyeceğinden" bağlantı istemini yerinde görmemiş; 39. maddenin ikinci fıkrasının (c) bendi uyarınca dosyayı Mahkemesine geri göndermiştir.
Benzer yöndeki kararlar
Etkileme ölçütü gerçekleşmezse istem reddedilir
Ayrı illerdeki iki idare mahkemesinde görülen davalar bakımından Daire, birinde verilecek kararın ötekini etkilemeyeceği sonucuna vararak "davalar arasında 2577 sayılı Kanun'un 38. maddesinin öngördüğü anlamda bağlantı bulunmamaktadır" demiş ve dosyayı Mahkemesine göndermiştir.
Farklı yargılama aşamasındaki davalar arasında bağlantı kurulmaz
Bağlantılı olduğu ileri sürülen davalardan biri henüz ilk derecede, öteki kanun yolu aşamasındaydı. Daire, "bağlantılı olduğundan bahsedilen davaların farklı yargılama aşamasında bulunduğu dikkate alındığında, 2577 sayılı Kanun'un 38. maddesinde sayılan bağlantı şartlarının gerçekleşmediği" sonucuna ulaşarak istemi reddetmiş ve dosyayı Mahkemesine iade etmiştir.
Maddenin geneline ilişkin
Mahkeme bağlantıyı kabul etmezse itiraz üzerine dosya Danıştaya gönderilir
İdare Mahkemesi, davaların aynı maddi veya hukuki sebepten doğmadığı ve biri hakkında verilecek kararın diğerlerini etkileyecek nitelikte olmadığı gerekçesiyle bağlantı bulunmadığına karar vermiş, davalı idarenin itirazı üzerine dosya Danıştaya gönderilmişti. Daire, davalar arasında 38. maddede öngörülen anlamda bağlantı bulunmadığı sonucuna varmıştır.
Değişik bölge idare mahkemesi çevrelerindeki dosyalar Danıştaya gönderilir
Daire, 38. maddenin birinci fıkrasındaki bağlantı tanımını ve dördüncü fıkrasındaki, bağlantılı davaların değişik bölge idare mahkemesi yargı çevrelerindeki mahkemelerde bulunması durumunda dosyaların Danıştaya gönderileceği kuralını birlikte uygulamıştır.
Değişiklik geçmişi
| Tarih | Değişim | Yürürlük | Ne oldu |
|---|---|---|---|
| 6/1/1982 | 2577 sayılı Kanun | 20/1/1982 | Maddenin ilk hâli |
| 5/4/1990 | 3622 sayılı Kanun | 10/4/1990 | Değişik. Danıştayda görülecek davalarda birleştirme zorunluluğu kaldırılarak Danıştayın takdirine bırakılmıştır. |
| 10/6/1994 | 4001 sayılı Kanun | 18/6/1994 | Değişik. İkinci fıkranın (c) bendi redaksiyona tabi tutulmuştur. |
Tarih sütunu kanunlarda kabul, Anayasa Mahkemesi kararlarında karar tarihidir; yürürlük ise hükmün uygulanmaya başladığı tarihtir. Kanun metnindeki değişiklik şerhleri ile mevzuat.gov.tr metninin sayfa altı dipnotlarından ve yürürlük tarihleri tablosundan derlenmiştir.
Bağlantının Bölge İdare Mahkemesince incelenmesi
1. 1.Bölge idare mahkemesi bağlantılı dava dosyalarını öncelikle ve ivedilikle inceler ve kararını verir. Bölge idare mahkemesince verilen karar, bağlantının bulunduğu yolunda ise, yetkili mahkeme kararda belirtilmek suretiyle dosyalar yetkili mahkemeye gönderilir. Durum ayrıca diğer mahkemeye de duyurulur. Yetkili kılınan mahkeme durumu ilgililere bildirir.
2. Bölge idare mahkemesince verilen karar bağlantı olmadığı yolunda ise, dosyalar ilgili mahkemelere geri gönderilir.
Madde gerekçesi
Tasarıdaki karşılığı: 40'ıncı madde.
Tasarının ilgili maddesi aynen benimsenmiştir.
Millî Güvenlik Konseyi S. Sayısı 312 (1/254) · tarama
Kararlar
40 Bağlantı isteminin reddi ve dosyanın iadesi#
Bağlantı yoksa dosya mahkemesine iade edilir
Daire, “bağlantılı olduğundan bahsedilen davaların farklı yargılama aşamasında bulunduğu dikkate alındığında, 2577 sayılı Kanun'un 38. maddesinde sayılan bağlantı şartlarının gerçekleşmediği” sonucuna ulaşarak bağlantı isteminin reddine ve dosyanın İdare Mahkemesine iadesine karar vermiştir.
Benzer yöndeki kararlar
Aynı yönde: farklı aşamadaki davalar bağlantılı sayılmaz
Daire, aynı gerekçeyle bağlantı isteminin reddine ve dosyanın İdare Mahkemesine iadesine karar vermiştir.
Değişiklik geçmişi
Bu madde 6/1/1982'de kabul edildiği hâliyle yürürlüktedir; bugüne kadar değişikliğe uğramamıştır.
Tarih sütunu kanunlarda kabul, Anayasa Mahkemesi kararlarında karar tarihidir; yürürlük ise hükmün uygulanmaya başladığı tarihtir. Kanun metnindeki değişiklik şerhleri ile mevzuat.gov.tr metninin sayfa altı dipnotlarından ve yürürlük tarihleri tablosundan derlenmiştir.
Bağlantının mahkemelerce kabul edilmemesi
Bağlantı iddiaları mahkemelerce kabul edilmediği takdirde, bu hususta verilen ara kararı taraflara tebliğ edilir. Taraflar, tebliğ tarihini izleyen onbeş gün içerisinde, aynı yargı çevresindeki mahkemeler için o yer bölge idare mahkemesine, 38 nci maddenin 2 ve 3 ncü fıkrasındaki durumlarla ilgili davalar için Danıştaya başvuruda bulunabilirler. Başvuru üzerine bölge idare mahkemesi veya Danıştay görevli dairesince durum, yukarıdaki maddelerde yazılı usullere göre incelenerek karara bağlanır.
Madde gerekçesi
Tasarıdaki karşılığı: 41'inci madde.
Tasarının ilgili maddesi aynen benimsenmiştir.
Millî Güvenlik Konseyi S. Sayısı 312 (1/254) · tarama
Kararlar
41 İtiraz üzerine dosyanın gönderilmesi#
Mahkeme bağlantıyı kabul etmezse itiraz üzerine dosya Danıştaya gönderilir
İdare Mahkemesi, davaların aynı maddi veya hukuki sebepten doğmadığı ve biri hakkında verilecek kararın diğerlerini etkileyecek nitelikte olmadığı gerekçesiyle bağlantı bulunmadığına karar vermiş, davalı idarenin itirazı üzerine dosya Danıştaya gönderilmişti. Daire, davalar arasında 38. maddede öngörülen anlamda bağlantı bulunmadığı sonucuna varmıştır.
Benzer yöndeki kararlar
İtiraz üzerine verilen karar kesindir
Daire, bağlantı iddiasına konu davalar arasında 38. maddenin birinci fıkrasının öngördüğü anlamda bağlantı bulunmadığını, birinde verilecek kararın diğerini etkileyecek nitelikte olmadığını saptamış; 42. maddenin üçüncü fıkrası uyarınca bağlantının bulunup bulunmadığı yolundaki kararların kesin olduğunu anmıştır.
Maddenin geneline ilişkin
Mahkemenin ret kararına yapılan itiraz Danıştayca incelenir
İdare Mahkemesi bağlantı istemini reddetmiş, davalı idare bu karara itiraz etmişti. Daire, "söz konusu davalar arasında 2577 sayılı Kanun'un 38. maddesinde tanımlandığı biçimde bağlantı olmadığı anlaşıldığından, bağlantı isteminin reddi yolundaki İdare Mahkemesi kararında hukuki isabetsizlik bulunmamaktadır" diyerek itirazı reddetmiş ve dosyayı 39. maddenin ikinci fıkrasının (c) bendi uyarınca Mahkemesine göndermiştir.
Değişiklik geçmişi
Bu madde 6/1/1982'de kabul edildiği hâliyle yürürlüktedir; bugüne kadar değişikliğe uğramamıştır.
Tarih sütunu kanunlarda kabul, Anayasa Mahkemesi kararlarında karar tarihidir; yürürlük ise hükmün uygulanmaya başladığı tarihtir. Kanun metnindeki değişiklik şerhleri ile mevzuat.gov.tr metninin sayfa altı dipnotlarından ve yürürlük tarihleri tablosundan derlenmiştir.
Bağlantılı davalarla ilgili diğer esaslar
1. Bağlantının varlığı yolunda idare ve vergi mahkemelerince veya bu konuda yapılacak itiraz üzerine bölge idare mahkemesi veya Danıştayca bağlantı hakkında karar verilinceye kadar usuli işlemler durur.
2. Bağlantıya ilişkin işlemler sonuçlandırıldıktan sonra bu davalara bakmakla yetkili kılınan mahkeme veya Danıştay, davalara bırakıldığı yerden devam eder.
3. Bağlantının bulunup bulunmadığı yolundaki bölge idare mahkemesi ve Danıştay kararları kesindir.
Madde gerekçesi
Tasarıdaki karşılığı: 42'nci madde.
Tasarının ilgili maddesi aynen benimsenmiştir.
Millî Güvenlik Konseyi S. Sayısı 312 (1/254) · tarama
Kararlar
42/1 Bağlantı kararına kadar usuli işlemlerin durması#
Değişik bölge idare mahkemesi çevrelerindeki dosyalar Danıştaya gönderilir
Daire, 38. maddenin birinci fıkrasındaki bağlantı tanımını ve dördüncü fıkrasındaki, bağlantılı davaların değişik bölge idare mahkemesi yargı çevrelerindeki mahkemelerde bulunması durumunda dosyaların Danıştaya gönderileceği kuralını birlikte uygulamıştır.
Maddenin geneline ilişkin
Bağlantıya karar verilmişse mahkeme esası inceleyemez
Daire bağlantının varlığına karar vermiş olmasına rağmen İdare Mahkemesi işin esasını inceleyerek hüküm kurmuştu. Daire, "idare mahkemesince, Dairemizin bu kararıyla bağlantının varlığına karar verilmiş olduğu gözönüne alınarak dosya esas kaydının kapatılması ve dosyanın ... İdare Mahkemesine gönderilmesi gerekmekte olup, işin esası incelenerek verilen kararın bozulması gerektiği" sonucuna varmıştır.
Benzer yöndeki kararlar
İtiraz üzerine verilen karar kesindir
Daire, bağlantı iddiasına konu davalar arasında 38. maddenin birinci fıkrasının öngördüğü anlamda bağlantı bulunmadığını, birinde verilecek kararın diğerini etkileyecek nitelikte olmadığını saptamış; 42. maddenin üçüncü fıkrası uyarınca bağlantının bulunup bulunmadığı yolundaki kararların kesin olduğunu anmıştır.
Değişiklik geçmişi
Bu madde 6/1/1982'de kabul edildiği hâliyle yürürlüktedir; bugüne kadar değişikliğe uğramamıştır.
Tarih sütunu kanunlarda kabul, Anayasa Mahkemesi kararlarında karar tarihidir; yürürlük ise hükmün uygulanmaya başladığı tarihtir. Kanun metnindeki değişiklik şerhleri ile mevzuat.gov.tr metninin sayfa altı dipnotlarından ve yürürlük tarihleri tablosundan derlenmiştir.
Görevsizlik ve yetkisizlik hallerinde yapılacak işlem
1. İdare ve vergi mahkemeleri, idari yargının görev alanına giren bir davada görevsizlik veya yetkisizlik sebebiyle davanın reddine karar verirlerse dosyayı Danıştaya veya görevli ve yetkili idare veya vergi mahkemesine gönderirler.
a) Görevsizlik sebebiyle gönderilen dosyalarda Danıştay, davayı görevi içinde görmezse dosyanın yetkili ve görevli mahkemeye gönderilmesine karar verir.
b) Görevsizlik veya yetkisizlik sebebiyle dosyanın gönderildiği mahkeme kendisini görevsiz veya yetkisiz gördüğü takdirde, söz konusu mahkeme ile ilk görevsizlik veya yetkisizlik kararını veren mahkeme aynı bölge idare mahkemesinin yargı çevresinde ise, uyuşmazlık bölge idare mahkemesince, aksi halde Danıştayca çözümlenir.
2. Görev ve yetki uyuşmazlıklarında Danıştay ve bölge idare mahkemesince verilen kararlar ilgili mahkemelere bildirilir ve bu husus taraflara tebliğ olunur.
3. Danıştay ve bölge idare mahkemesince görev ve yetki uyuşmazlıkları ile ilgili olarak verilen kararlar kesindir.
4. Bu madde hükümleri gereğince verilen kararlar ile görevli ve yetkili kılınan mahkemeye yeniden dava açılması halinde harç alınmaz.
5. (Mülga: 5/4/1990-3622/27 md.)
Madde gerekçesi
Kanunun kabulü (6/1/1982)
Tasarıdaki karşılığı: 43'üncü madde.
Tasarının 43 üncü maddesi başlığına uygun şekilde (b) bendinde düzeltmeler yapılmak ve metne bir fıkra eklenmek suretiyle kabul edilmiştir.
Adalet Komisyonunun tasarı metninde yaptığı değişiklikler:
Görev ve yetki itirazının zamanı
Tasarı(Tasarıda karşılığı yoktur.)
Komisyon“Görev ve yetki itirazı; itiraz ve temyiz dahil olmak üzere davanın her safhasında yapılabileceği gibi, bu husus Danıştay ve mahkemelerce de kendiliğinden gözönünde tutulur.”
“İdari yargının görevine giren konularda Danıştay ve idare veya vergi mahkemelerince verilecek görevsizlik kararları ile yetkisizlik kararları sonucunda yapılacak işlemler düzenlenmiştir.”
Millî Güvenlik Konseyi S. Sayısı 312 (1/254) · tarama
Tasarı ve Komisyon metinleri S. Sayısı 312'nin taranmış nüshasından aktarılmıştır; taramanın satır sonlarında düşürdüğü harfler tamamlanmış, dönemin yazımı korunmuştur.
3622 sayılı Kanunla yapılan değişiklik (5/4/1990)
Beşinci fıkra yürürlükten kaldırılmıştır.
Kanunun 27 nci maddesine ilişkin gerekçe şöyledir:
“Yetkinin kamu düzeninden olması ve ilk inceleme sırasında resen nazara alınması gözönünde tutulmuş, bu fıkra hükmüne lüzum bulunmadığı gerekçesiyle 43 üncü maddenin 5 inci fıkrası yürürlükten kaldırılmaktadır.”
TBMM S. Sayısı 120 (1/415) — Hükümet tasarısı ve Adalet Komisyonu raporu · tarama · TBMM Tutanak Dergisi, Dönem 18, Cilt 43, 99 uncu Birleşim, 5 Nisan 1990 · tarama · Tasarı 1/415, Bakanlar Kurulu 27/2/1988; Adalet Komisyonu raporu ve 120’ye 1 inci Ek. Kanun 5/4/1990 tarihinde kabul edilmiştir.
Kararlar
43/1-b Yetkili yargı yerinin belirlenmesi#
İki ayrı yetkisizlik kararı yoksa merci tayini koşulları oluşmaz
Yetki yönünden reddedilen davanın dosyasının Danıştaya gönderildiği uyuşmazlıkta Daire, yenileme dilekçeleri üzerine yeni bir dosya meydana geldiğini belirterek, “yetki yönünden davanın reddedilmesi üzerine, dosyanın doğrudan Batman İdare Mahkemesine gönderilmesi gerekirken, yetkili yargı yerinin belirlenmesi amacıyla dava dosyasının Danıştay'a gönderildiği anlaşıldığından bu aşamada iki farklı Mahkemece verilmiş yetkisizlik kararının varlığından bahsedilemeyeceğinden 2577 sayılı Kanun'un 43. maddesi uyarınca yetkili yargı yerinin belirlenmesi koşullarının oluşmadığı sonucuna varılmıştır” gerekçesiyle dosyanın mahkemesine iadesine karar vermiştir.
Benzer yöndeki kararlar
Dosya doğrudan yetkili görülen mahkemeye gönderilir
Yetki yönünden reddedilen davada Daire, “yetki yönünden davanın reddedilmesi üzerine, dosyanın doğrudan Ankara İdare Mahkemesine gönderilmesi gerekirken, yetkili yargı yerinin belirlenmesi amacıyla dava dosyasının Danıştay'a gönderildiği anlaşıldığından; bu aşamada iki farklı Mahkemece verilmiş yetkisizlik kararının varlığından bahsedilemeyeceğinden 2577 sayılı Kanun'un 43. maddesi uyarınca yetkili yargı yerinin belirlenmesi koşullarının oluşmadığı sonucuna varılmıştır” gerekçesine yer vermiştir.
Maddenin geneline ilişkin
Yetkisiz mahkemece esasa girilmesi bozma sebebidir
Yetkisiz mahkemece esası incelenerek karara bağlanan davanın temyizinde Daire, “davanın yetki yönünden reddi ile dava dosyasının Ankara İdare Mahkemesi'ne gönderilmesi gerekirken, esasın incelenmesi suretiyle verilen İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır” gerekçesiyle kararın bozulmasına karar vermiştir. Aynı gerekçe yirmi iki kararda tekrarlanmaktadır.
Görevsizlik kararında davacı aleyhine vekâlet ücretine hükmedilemez
Dava açıldığı tarihte görevli olan mahkeme sonradan görevsiz hâle gelmiş, İdare Mahkemesi davayı görev yönünden reddederken davacı aleyhine vekâlet ücretine de hükmetmişti. Daire, "görevsiz hale gelmesi üzerine verilecek görevsizlik kararında, davacı aleyhine vekalet ücreti yükletilmesine hukuken olanak bulunmadığından" kararın yalnız bu kısmının kanun yararına bozulması gerektiği sonucuna varmıştır.
Değişiklik geçmişi
| Tarih | Değişim | Yürürlük | Ne oldu |
|---|---|---|---|
| 6/1/1982 | 2577 sayılı Kanun | 20/1/1982 | Maddenin ilk hâli |
| 5/4/1990 | 3622 sayılı Kanun | 10/4/1990 | Mülga. Beşinci fıkra yürürlükten kaldırılmıştır. |
Tarih sütunu kanunlarda kabul, Anayasa Mahkemesi kararlarında karar tarihidir; yürürlük ise hükmün uygulanmaya başladığı tarihtir. Kanun metnindeki değişiklik şerhleri ile mevzuat.gov.tr metninin sayfa altı dipnotlarından ve yürürlük tarihleri tablosundan derlenmiştir.
Merci tayini
1. Yetkili mahkemenin bir davaya bakmasına fiili veya hukuki bir engel çıktığı veya iki mahkemenin yargı çevresi sınırlarında tereddüt edildiği veya iki mahkemenin de aynı davaya bakmaya yetkili olduklarına karar verdikleri hallerde dava dosyaları, tarafların veya mahkemelerin istemi üzerine merci tayini için:
a) Uyuşmazlığın aynı yargı çevresindeki mahkeme veya mahkemeler arasında çıkması halinde, o yargı çevresindeki bölge idare mahkemesine,
b) Sair hallerde Danıştaya,
Gönderilir.
2. Danıştay ve bölge idare mahkemesi görevli ve yetkili mahkemeyi kararlaştırır.
3. Danıştay ve bölge idare mahkemesinin bu konuda vereceği kararlar kesindir.
Madde gerekçesi
Tasarıdaki karşılığı: 44'üncü madde.
Tasarının ilgili maddesi aynen benimsenmiştir.
“Yetkili mahkemelerin davaya bakmasına hukuki veya fiili engel çıkması ya da iki mahkemenin yargı sınırlarında tereddüt halinde yapılacak merci tayini işlemleri düzenlenmiştir.”
Millî Güvenlik Konseyi S. Sayısı 312 (1/254) · tarama
Kararlar
44 Merci tayininde yetkili mahkemenin belirlenmesi#
Sağlık hizmetinin sona erdiği yer mahkemesi yetkilidir
Hizmet kusurunun bir hastanede başlayıp başka bir hastanede devam ettiği ileri sürülen tam yargı davasında Daire, uyuşmazlığın “2577 sayılı Yasanın 36 (a) maddesi uyarınca, sağlık hizmetinin sona erdiği” yer idare mahkemesince çözümleneceğini belirtmiştir.
Benzer yöndeki kararlar
Hizmetin yoğun olarak gerçekleştiği yer ölçüt alınır
Ardışık tedavilerden doğan tam yargı davasında Daire, “hizmetin yoğun olarak gerçekleştiği ve sonlandığı yerin” bulunduğu yer mahkemesini 36. maddenin (b) bendi uyarınca yetkili görmüştür.
Değişiklik geçmişi
Bu madde 6/1/1982'de kabul edildiği hâliyle yürürlüktedir; bugüne kadar değişikliğe uğramamıştır.
Tarih sütunu kanunlarda kabul, Anayasa Mahkemesi kararlarında karar tarihidir; yürürlük ise hükmün uygulanmaya başladığı tarihtir. Kanun metnindeki değişiklik şerhleri ile mevzuat.gov.tr metninin sayfa altı dipnotlarından ve yürürlük tarihleri tablosundan derlenmiştir.
Üçüncü Bölüm — Kararlara Karşı Başvuru Yolları
İstinaf
(Değişik: 18/6/2014-6545/19 md.)
1. İdare ve vergi mahkemelerinin kararlarına karşı, başka kanunlarda farklı bir kanun yolu öngörülmüş olsa dahi, mahkemenin bulunduğu yargı çevresindeki bölge idare mahkemesine, kararın tebliğinden itibaren otuz gün içinde istinaf yoluna başvurulabilir. (Değişik cümle:28/7/2024-7524/52 md.) Ancak, konusu otuz bir bin Türk lirasını geçmeyen; vergi davaları, tam yargı davaları ve idari işlemlere karşı açılan iptal davaları hakkında idare ve vergi mahkemelerince verilen kararlar kesin olup, bunlara karşı istinaf yoluna başvurulamaz.
2. İstinaf, temyizin şekil ve usullerine tabidir. İstinaf başvurusuna konu olacak kararlara karşı yapılan kanun yolu başvurularında dilekçelerdeki hitap ve istekle bağlı kalınmaksızın dosyalar bölge idare mahkemesine gönderilir. (Ek cümle:28/7/2024-7524/52 md.) Bölge idare mahkemesinin 48 inci maddenin yedinci fıkrası uyarınca verdiği kararlara karşı tebliğ tarihini izleyen günden itibaren yedi gün içinde temyiz yoluna başvurulabilir.
3. (Değişik:16/7/2026-7589/5 md.) Bölge idare mahkemesi, ilk derece mahkemesinin kararına ilişkin yaptığı inceleme sonunda;
a) Kararı hukuka uygun bulursa,
b) Kararın sonucu hukuka uygun olmakla birlikte gösterilen gerekçeyi doğru bulmaz veya eksik bulursa kararın gerekçesini değiştirerek,
c) Karardaki maddi yanlışlıkların düzeltilmesi mümkün ise gerekli düzeltmeyi yaparak,
istinaf başvurusunun reddine karar verir.
4. Bölge idare mahkemesi, ilk derece mahkemesi kararını hukuka uygun bulmadığı takdirde istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verir. Bu hâlde bölge idare mahkemesi işin esası hakkında yeniden bir karar verir. İnceleme sırasında ihtiyaç duyulması hâlinde kararı veren mahkeme veya başka bir yer idare ya da vergi mahkemesi istinabe olunabilir. İstinabe olunan mahkeme gerekli işlemleri öncelikle ve ivedilikle yerine getirir.
5. (Değişik:16/7/2026-7589/5 md.) Bölge idare mahkemesi;
a) İlk inceleme üzerine verilen kararlar ile usule ilişkin verilen diğer nihai kararlara karşı yapılan istinaf başvurusunu haklı bulması,
b) Davaya görevsiz veya yetkisiz mahkeme yahut reddedilmiş veya yasaklanmış hâkim tarafından bakılmış olması,
c) Dilekçenin reddine karar verilmesi gerekirken bu karar verilmeksizin dava hakkında karar verilmesi,
d) Dosyanın eksik veya yanlış hasımla tekemmül ettirilerek karar verilmesi,
e) Talep hakkında karar verilmemesi yahut eksik hükümle karar verilmesi,
f) Keşif veya bilirkişi incelemesi yaptırılması gerektiği hâlde yaptırılmadan karar verilmesi,
g) Duruşma yapılması gerektiği hâlde duruşma yapılmadan karar verilmesi,
hallerinde, istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine kesin olarak karar verir. Ancak bölge idare mahkemesi, (f) ve (g) bentlerindeki eksikliği kendisi gidererek karar verebilir. Bu fıkrada sayılan haller dışında kararın kaldırılarak dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar verilemez.
6. Bölge idare mahkemelerinin 46 ncı maddeye göre temyize açık olmayan kararları kesindir. (Ek cümle: 20/7/2017-7035/6 md.) Bu kararlar, dosyayla birlikte kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilir ve bu mahkemelerce yedi gün içinde tebliğe çıkarılır.
7. İstinaf başvurusuna konu edilen kararı veren ya da karara katılan hâkim, aynı davanın istinaf yoluyla bölge idare mahkemesince incelenmesinde bulunamaz.
8. İvedi yargılama usulüne tabi olan davalarda istinaf yoluna başvurulamaz.
Madde gerekçesi
Kanunun kabulü (6/1/1982)
Tasarıdaki karşılığı: 45'inci madde.
Tasarının 45 inci maddesinin ilk fıkrasına “tebliğ tarihinden itibaren” ibaresi eklenmiştir. Genel Kurulda birinci fıkraya “başka kanunlarda aksine hüküm bulunsa dahi” ibaresi eklenmiş; üçüncü oturumdaki tekriri müzakerede fıkra, itiraz yolu ve süre ayrı ayrı düzenlenecek biçimde ikiye bölünmüştür.
“İdare mahkemeleri ile vergi mahkemelerinin tek hâkimle verdiği kararların temyiz konusu yapılmaması ve itiraz yoluyla ikinci derecede incelenmesi esası kabul edilmiştir.”
6 Ocak 1982 tarihli Millî Güvenlik Konseyi Genel Kurulu görüşmesinde maddeye ilişkin önemli kesitler şunlardır:
Mehmet Karaduman (Maliye Bakanlığı Temsilcisi) — “6183 sayılı Amme Alacakları Tahsil Usulü Hakkında Kanunda itiraz komisyonu kararlarının kesin olduğuna dair hükümler var ve halen de geçerli… Oysa, biz tasarıyı görüşürken, her türlü kararın iki aşamalı olmasını, temyiz ve itirazın kabil olmasını öngörmüştük. Bir karışıklık olmaması yönünden, kesin karar kalmaması yönünden, böyle bir düzenlemeyi uygun düşündük.”
Prof. Dr. Şeref Gözübüyük (Devlet Başkanı Hukuk Danışmanı) — “Bundan önce yapılan tadil teklifindeki düzenleme, hem itirazın kendini, hem de itiraz için konan süreleri etkiliyordu. Başka kanunlarda kısa süreli itirazlar öngörülmüştü; biz onları da kaldırmış oluyoruz. Bunu önlemek için, kanunlarda aksine bir hüküm bulunsa dahi, itiraz yolunu açıyoruz; sürede de genel süreyi koyuyoruz. Eğer özel kanunlarda daha kısa süre yahut daha uzun süreler öngörülmüş ise, onları mahfuz tutuyoruz.”
Millî Güvenlik Konseyi S. Sayısı 312 (1/254) · tarama · Millî Güvenlik Konseyi Tutanak Dergisi, 91 inci Birleşim, 6 Ocak 1982 · tarama
3622 sayılı Kanunla yapılan değişiklik (5/4/1990)
Bölge idare mahkemesinin kararı bozması hâlinde dosyayı mahkemeye geri göndermesi esası getirilmiştir.
Kanunun 15 inci maddesine ilişkin gerekçe şöyledir:
“Kanunun getirdiği sisteme göre, idare ve vergi mahkemelerinin tek hâkimle verdiği kararlara karşı bölge idare mahkemesine itiraz edilebilmektedir… İdare ve vergi mahkemelerinin tek hâkimle baktığı davalarda ilk inceleme üzerine verdiği karar ile tek hâkimle bakılmaması gereken davaya tek hâkim tarafından bakılması halinde de aynı hükümler uygulanarak davanın bölge idare mahkemesi tarafından sonuçlandırılması gerekmektedir. Bu hallerde, bölge idare mahkemesinin kararı bozması halinde dosyayı mahkemeye geri göndermesi ve esas hakkında kararın görevli mahkeme veya tek hâkim tarafından verilmesi tabiî hâkim ilkesine daha uygun düşecektir.”
TBMM S. Sayısı 120 (1/415) — Hükümet tasarısı ve Adalet Komisyonu raporu · tarama · TBMM Tutanak Dergisi, Dönem 18, Cilt 43, 99 uncu Birleşim, 5 Nisan 1990 · tarama · Tasarı 1/415, Bakanlar Kurulu 27/2/1988; Adalet Komisyonu raporu ve 120’ye 1 inci Ek. Kanun 5/4/1990 tarihinde kabul edilmiştir. Bu değişiklik yürürlükte değildir: hüküm daha sonra 18/6/2014 tarih ve 6545 sayılı Kanunla yeniden yazılmıştır. Bu sebeple kanun metnindeki dipnotlarda artık görünmez.
4577 sayılı Kanunla yapılan değişiklik (8/6/2000)
İtiraz yolu genişletilerek, o güne kadar Danıştayın temyiz incelemesine tabi olan bazı kararlar bölge idare mahkemelerinin itiraz incelemesine bırakılmıştır.
Kanunun 7 nci maddesine ilişkin gerekçe şöyledir:
“2577 sayılı İdarî Yargılama Usulü Kanununun 45 inci maddesi, idare ve vergi mahkemelerinin kararlarına karşı öngörülen kanun yollarından “itiraz”ı düzenlemektedir… Söz konusu 45 inci maddede yapılan değişiklikle, idare ve vergi mahkemelerinin tek hâkimle vermiş oldukları nihaî kararlar yanında, yürürlükteki sisteme göre Danıştayın temyiz incelemesine tabi olan bazı kararlar da, idarî uyuşmazlıkların niteliklerine göre ayrılarak, bölge idare mahkemelerinin itiraz incelemesine tabi kılınmaktadır. Maddede sayılan uyuşmazlıkların büyük bölümü, maddî ve teknik nitelikleri sebebiyle, keşif ve bilirkişi incelemesiyle çözüme kavuşturulmaktadır. Diğer bölümü ise, ülkenin genelini değil, yalnızca ilgili kamu idaresinin bulunduğu bölgeyi veya davacısını ilgilendiren ve esasen taraflarının yararına, en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması gereken uyuşmazlıklardır.”
TBMM S. Sayısı 376 (1/536) — Tutanak Dergisi, Dönem 21, Cilt 35, 107 nci Birleşim, 8 Haziran 2000 tutanağına ekli · tarama · Tasarı 1/536, Bakanlar Kurulu 4/8/1999; Adalet Komisyonu raporu 28/2/2000. Kanun 8/6/2000 tarihinde kabul edilmiştir. Bu değişiklik yürürlükte değildir: hüküm daha sonra 18/6/2014 tarih ve 6545 sayılı Kanunla yeniden yazılmıştır. Bu sebeple kanun metnindeki dipnotlarda artık görünmez.
6545 sayılı Kanunla yapılan değişiklik (18/6/2014)
Madde başlığıyla birlikte değiştirilerek itiraz kanun yolu terk edilmiş, yerine istinaf kanun yolu getirilmiştir. Kesin olan kararlar tahdidi olarak sayılmış; bunun dışındaki nihai kararların otuz gün içinde bölge idare mahkemesinde istinaf incelemesine tabi olacağı hükme bağlanmıştır.
Tasarının 11 inci, kanunlaşan metnin 19 uncu maddesine ilişkin gerekçe şöyledir:
“2577 sayılı Kanunun mevcut 45 inci maddesi itiraz kanun yolunu düzenlemektedir. Mevcut sistemde bölge idare mahkemeleri maddede sayılan konularda idare ve vergi mahkemelerince verilen kararları itirazen incelemekte ve kesin olarak karara bağlamaktadır… Maddeyle itiraz kanun yolu düzenlemesinden vazgeçilmekte ve istinaf kanun yolu hükme bağlanmaktadır. Buna göre idare ve vergi mahkemelerinin maddede sayılan (konusu beşbin Türk Lirasını geçmeyen iptal ve tam yargı davalarında verilen kararlar, asker ailelerine yardımla ilgili işlemlere karşı açılan davalarda verilen kararlar, kamu görevlilerinin lojman ve izin işlemlerine karşı açılan davalarla ilgili verilen kararlar gibi) kararları kesin olup bu kararlar hakkında istinaf dahil herhangi bir kanun yoluna başvurulamamaktadır. Tahdidi olarak sayılan bu konular dışında idare ve vergi mahkemelerince verilen nihai kararlar istinaf yoluyla bölge idare mahkemelerince incelenecektir.”
İstinaf incelemesinin kuralı ve istisnası şöyle açıklanmıştır:
“Bölge idare mahkemesi, yaptığı inceleme sonunda ilk derece mahkemesi kararını hukuka uygun bulursa istinaf başvurusunun reddine karar verecektir… Bölge idare mahkemesi, ilk derece mahkemesi kararını hukuka uygun bulmadığı takdirde istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verecektir. Bu halde bölge idare mahkemesi işin esasına girecek ve esas hakkında yeniden bir karar verecektir.”
“Yukarıda belirtildiği gibi istinaf incelemesinde kural, ilk derece mahkemesince verilen kararda tespit edilen maddi veya hukuki eksikliklerin istinaf mercii tarafından tamamlanarak nihai kararın da istinaf mercii tarafından verilmesidir. Ancak bu kuralın bir istisnası söz konusudur. Şayet ilk derece mahkemesinin 2577 sayılı Kanunun 14 ve 15 inci maddeleri uyarınca ilk inceleme üzerine vermiş olduğu bir karara karşı istinaf başvurusu yapılmış ve istinaf mercii bu başvuruyu haklı görmüş ise istinaf mercii bu kararı bozacak ve dosyayı kararı veren mahkemeye geri gönderecektir. Bunun gibi ilk derece mahkemesindeki davaya görevsiz ya da yetkisiz mahkeme tarafından yahut reddedilmiş ya da yasaklanmış hakim tarafından bakılmış olması halinde de, istinaf mercii kararı bozmak suretiyle dosyayı geri gönderecektir. Bölge idare mahkemesinin bu kararları kesindir.”
TBMM S. Sayısı 592 (Dönem 24, Yasama Yılı 4) — Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu · tarama · Kanun 18/6/2014 tarihinde kabul edilmiştir. İstinafa ilişkin hükümler, bölge idare mahkemelerinin Resmî Gazetede ilan edilen göreve başlama tarihinden (20/7/2016) itibaren uygulanmaya başlamıştır.
7589 sayılı Kanunla yapılan değişiklik (16/7/2026)
Üçüncü ve beşinci fıkralar yeniden yazılmıştır. Bölge idare mahkemesi, ilk derece kararının sonucunu hukuka uygun bulmakla birlikte gerekçesini yanlış veya eksik bulursa, kararı kaldırmadan gerekçeyi değiştirerek istinaf başvurusunun reddine karar verebilir. Dosyanın ilk derece mahkemesine geri gönderileceği hâller genişletilmiş, buna karşılık bu hâllerin dışına çıkılamayacağı açıkça hükme bağlanmıştır.
Teklifin 6 ncı, kanunlaşan metnin 5 inci maddesine ilişkin gerekçede üçüncü fıkra şöyle açıklanmıştır:
“Maddenin mevcut üçüncü fıkrasında bölge idare mahkemesinin istinaf başvurusunun reddine karar vereceği haller düzenlenmiştir. Buna göre bölge idare mahkemesi, ilk derece mahkemesinin kararını hukuka uygun bulursa veya karardaki maddi yanlışlıkların düzeltilmesi mümkünse gerekli düzeltmeyi yaparak istinaf başvurusunun reddine karar vermektedir. Ancak uygulamada bölge idare mahkemelerince incelenen kararın sonucu hukuka uygun bulunmakla birlikte gösterilen gerekçenin doğru bulunmaması veya eksik bulunması halinde ne şekilde karar verileceği hususunda tereddüt bulunduğu görülmektedir. Uygulamadaki tereddütlerin giderilmesi amacıyla bu tür durumlarda kaldırma kararı verilmeksizin kararın gerekçesi değiştirilerek istinaf başvurusunun reddine karar verileceği hüküm altına alınmaktadır. Böylelikle, karar sonucunun hukuka uygun olduğu hallerde sırf gerekçedeki eksiklik veya yanlışlık nedeniyle kararın kaldırılması yerine, istinaf merciinin gerekçeyi düzelterek veya değiştirerek uyuşmazlığı sonuçlandırmasına imkân tanınmaktadır.”
Beşinci fıkradaki değişiklik ise şöyle gerekçelendirilmiştir:
“Maddenin mevcut beşinci fıkrasında bölge idare mahkemesinin dosyayı ilk derece mahkemesine göndereceği haller düzenlenmiştir. Ancak uygulamada, yargılamanın mahiyetinden kaynaklanan sebeplerle, bölge idare mahkemelerince maddede sayılan haller dışında da dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine ihtiyaç duyulduğu görülmektedir. Bu nedenle uygulamada ortaya çıkan ihtiyaçların giderilmesi amacıyla bölge idare mahkemelerinin dosyayı ilk derece mahkemesine gönderebileceği bazı haller kanun metnine eklenmektedir.”
“Beşinci fıkrada yapılan düzenlemeyle mevcut geri gönderme sebeplerine ilave olarak; usule ilişkin verilen bazı nihai kararlara karşı yapılan istinaf başvurusunun haklı bulunması, dilekçenin reddine karar verilmesi gerekirken bu karar verilmeksizin dava hakkında karar verilmesi, dosyanın eksik veya yanlış hasımla tekemmül ettirilerek karar verilmesi, talep hakkında karar verilmemesi yahut eksik hükümle karar verilmesi halleri bölge idare mahkemesince dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesini gerektiren yeni sebepler olarak belirlenmektedir.”
“Örneğin; ilk derece mahkemesince davanın açılmamış sayılması, incelenmeksizin ret, karar verilmesine yer olmadığı veya dilekçenin iptali gibi maddenin beşinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen usule ilişkin nihai kararların verilmesi halinde, bölge idare mahkemesince istinaf başvurusu haklı bulunursa dosya ilk derece mahkemesine geri gönderilecektir.”
“Buna karşılık keşif veya bilirkişi incelemesi ile duruşma yapılması gerekirken yapılmayan hallerde bölge idare mahkemesinin dosyayı geri göndermeksizin karar verebilmesine imkân tanınmaktadır. Böylelikle her usulî eksikliğin zorunlu olarak kararın kaldırılması ve dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesi sonucunu doğurması önlenmekte, işin niteliğine göre istinaf merciine usul ekonomisine uygun biçimde hareket etme yetkisi verilmektedir.”
“Ayrıca ilk derece mahkemesi kararının maddede sayılan haller dışında kaldırılarak dosyanın ilgili mahkemeye geri gönderilemeyeceği açıkça hüküm altına alınmakta ve geri gönderme sebeplerinin genişletilemeyeceği vurgulanmak suretiyle dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesi istisnai bir yol olarak belirlenmektedir.”
TBMM Sıra Sayısı 280, Dönem 28, Yasama Yılı 4 — kanun teklifi (2/3737) ve Adalet Komisyonu Raporu, dağıtma tarihi 1/7/2026 · tarama · 7589 sayılı Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, Resmî Gazete 31/7/2026 - 33326 · tarama · Teklifin ve Adalet Komisyonu metninin 6 ve 7 nci maddeleri, kanunlaşan metinde 5 ve 6 ncı maddelerdir; gerekçeler teklif numaralandırmasıyla yayımlanmıştır. 46 ncı maddede yapılan değişiklikler, 7589 sayılı Kanunun geçici 1 inci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca 31/7/2026'dan sonra bölge idare mahkemelerince verilen kararlar hakkında uygulanır; bu tarihten önce verilen kararlara önceki hükümler uygulanmaya devam eder.
Kararlar
45/1 İstinaf yoluna başvurulabilecek kararlar#
Parasal sınırda davanın açıldığı tarihteki tutar esas alınır
İstinaf parasal sınırının hangi tarihe göre belirleneceğinin tartışıldığı uyuşmazlıkta Daire, “dava değerinin, davanın açıldığı 2024 yılı için 31.000,00 TL olarak belirlenen istinaf parasal sınırının altında kaldığı ve bu nedenle istinaf yoluna başvurulamayacağı görüldüğünden, temyize konu kararda sonucu itibarıyla hukuka aykırılık bulunmamaktadır” gerekçesine yer vermiştir. Aynı gerekçe otuz dokuz kararda tekrarlanmaktadır.
45/3 İstinaf başvurusunun reddi#
Benzer yöndeki kararlar
İstinaf başvurusu reddedilirken karar düzeltilerek onanabilir
İstinaf başvurusunun reddine ilişkin kararın temyizinde Daire, hüküm fıkrasının “2577 sayılı Kanun'un 45. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, İdare Mahkemesi kararının hüküm fıkrasında yer alan” vekâlet ücretine ilişkin ibarenin çıkarılması suretiyle düzeltilmesi gerektiğine karar vermiştir. Aynı gerekçe yüz doksan üç kararda tekrarlanmaktadır.
45/4 ve 45/5 Kararın kaldırılması üzerine yapılacak işlem#
Duruşma yapılmaması dosyanın geri gönderilmesi sebebi değildir
Davacının talebine rağmen duruşma yapılmadan karar verilen davada Kurul, bu eksikliğin 45. maddenin beşinci fıkrasında sınırlı sayıda belirtilen hâllerden olmadığını belirterek, "istinaf dairesi tarafından duruşmanın bizzat yapılarak işin esası hakkında karar verilmesi gerekmektedir" gerekçesiyle ısrar kararının bozulmasına karar vermiştir.
İstinaf mercii hukuk kuralını belirlemede ilk derece ile aynı yetkidedir
İlk derece mahkemesi kararı kaldırılarak dosyanın yeniden karar verilmek üzere gönderildiği uyuşmazlıkta Kurul, tespit edilen eksikliğin istinaf mercince tamamlanması gerektiğini belirterek, “idari yargıda istinaf incelemesini yapan merciin, temyiz incelemesinden farklı olarak istinaf incelemesinin mahiyeti gereği uyuşmazlığa konu maddi olayın tespiti ve değerlendirilmesi yanında uygulanacak hukuk kuralının belirlenmesi ve yorumlanmasında ilk derece mahkemeleriyle aynı yetkiye sahip olduğu açıktır” gerekçesine yer vermiştir.
Bölge idare mahkemesi kaldırdığı kararın yerine kendisi karar verir
Kurul kuralı ve istisnasını birlikte kurdu: bölge idare mahkemesi "kural olarak, istinaf başvurusunu kabul ederek ilk derece mahkemesi kararını kaldırdıktan sonra ilk derece mahkemesi kararındaki maddi ve/veya hukuki eksiklikleri tamamlayarak işin esası hakkında yeniden karar verecek". Sayılı istisnalar dışında "dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi yargılama usulü kurallarına aykırılık teşkil edecektir".
Dosyayı geri gönderebileceği haller sınırlıdır
İstinaf başvurusunun kabulüyle ilk derece mahkemesi kararı kaldırıldıktan sonra dosyanın geri gönderildiği uyuşmazlıkta Daire, beşinci fıkrada sayılan hâllerin tüketici nitelikte olduğunu belirterek, “istinaf merciinin, istinaf başvurusunu kabul edip, ilk derece mahkemesinin kararını kaldırdıktan sonra, dava dosyasını yeniden karar verilmek üzere ilgili mahkemeye gönderebileceği haller, bunlarla sınırlıdır” gerekçesiyle, bilirkişi incelemesi gerektiği sonucuna varılması hâlinde raporun aldırılarak esasın incelenmesinin de istinaf merciinin görevi olduğuna karar vermiştir.
Eksiklik hangi türden olursa olsun istinaf mercii tamamlar
Daire, Anayasa Mahkemesinin 26/10/2022 tarihli kararına dayandı: uyuşmazlığın bir kısmı hakkında inceleme yapılmaması, eksik hüküm kurulması, dosya tekemmül ettirilmeden karar verilmesi, davanın konusunun hatalı nitelendirilmesi, duruşma yapılmaması gibi hallerde de dosya geri gönderilemez; bölge idare mahkemesi "istinaf başvurusunun kabulü ile kararı kaldırarak işin esası hakkında yeniden bir karar verecek".
Kural esası incelemek, dosya göndermek istisnadır
İlk derece mahkemesi kararı kaldırıldıktan sonra dosyanın geri gönderildiği uyuşmazlıkta Daire, “istinaf merciinin, ilk derece mahkemesi kararını hukuka uygun bulursa istinaf başvurusunun reddine, aksi hâlde ise kararın kaldırılmasına karar vermesi, istinaf mercii tarafından ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verildiği durumlarda ise kural olarak, mahkeme kararında tespit edilen maddî veya hukukî eksiklikler tamamlanarak nihaî karar verilmesi gerekmektedir” gerekçesine yer vermiştir. Aynı gerekçe seksen bir kararda tekrarlanmaktadır.
Esastan ret kararı beşinci fıkra hali değildir; dosya geri gönderilemez
İlk derece mahkemesi kararının kaldırılması üzerine dosyanın geri gönderildiği uyuşmazlıkta Daire, dördüncü fıkra uyarınca istinaf merciinin “işin esası hakkında karar vermesi gerekmektedir” kuralını andıktan sonra, davanın esastan reddedilmiş olmasının beşinci fıkrada sayılan hâllerden sayılamayacağını belirterek, “davanın esası hakkında karar verilmesi gerekirken dosyanın İdare Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesinde yargılama usulü kurallarına uyarlık bulunmamaktadır” gerekçesiyle kararın bozulmasına karar vermiştir.
Bozma üzerine istinaf incelemesini yine bölge idare mahkemesi yapar
Esas hakkındaki bölge idare mahkemesi kararının bozulmasından sonra dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesi üzerine Daire, istinaf başvurusunun kabulü hâlinde kural olarak işin esası hakkında yeniden karar verileceğini, dosyanın gönderilmesinin istisnaî hâllere bağlı olduğunu belirterek, "bozma kararına uyan Bölge İdare Mahkemesinin, bozma kararının gerekçeleri doğrultusunda istinaf incelemesi yaparak yeniden bir karar vermesi gerekmekte" olduğuna karar vermiştir.
Vergi dava dairesi de eksikliği kendisi tamamlar
Daire ölçüyü vergi yargısı için yineledi: beşinci fıkradaki hallerden biri bulunmadığına göre "ilk derece mahkemesi kararında tespit edilen maddi ve/veya hukuki eksikliğin anılan Kanun'un 45. maddesinin 4. numaralı fıkrası uyarınca bölge idare mahkemesince tamamlanarak yeniden bir karar verilmesi gerekmektedir".
Benzer yöndeki kararlar
Eksik incelemeyle verilen karar kaldırılıp gönderilmişse de aynı sonuç
Daire, ilk derece mahkemesinin eksik incelemeye dayalı kararının kaldırılarak mahkemesine gönderilmesine dair istinaf dairesi kararını "kesin nitelikte bir karar" saydı ve temyiz edilemeyeceğine hükmetti.
Kararda dayanılan araştırmayı da istinaf mercii yapar
Daire, "Bölge İdare Mahkemesi tarafından kararda dayanılan hususlara ilişkin araştırmalar da yapılarak dosya hakkında karar verilmesi gerekirken İdare Mahkemesi kararının kaldırılarak dosyanın karar verilmek üzere Mahkemeye gönderilmesinde hukuka uygunluk görülmemiştir" dedi.
Beşinci fıkraya dayanan gönderme kararı temyiz edilemez
İlk inceleme üzerine verilen ret kararının kaldırılarak dosyanın mahkemesine gönderilmesine ilişkin karar "kesin nitelikte bir karar olduğu, anılan kararın 2577 sayılı Kanunun 45. maddesinin 5. fıkrası uyarınca temyiz edilmesinin mümkün olmadığı" gerekçesiyle temyiz istemi incelenmeksizin reddedildi.
Uyuşmazlığın hukuki nitelendirmesi beşinci fıkraya aykırılık değildir
Daire, maddi tazminat isteminin 5233 sayılı Kanun, manevi tazminat isteminin sosyal risk ilkesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği yolundaki kararda "45. maddesinin 5. fıkrasında belirtilen usul hükümlerine aykırılık bulunmamaktadır" dedi.
45/6 Kararların kesinliği#
Parasal sınırın altındaki idari para cezasında istinaf kararı kesindir
Kurul, kırk altıncı maddenin birinci fıkrasının (b) bendinin "konusu para olan davalarda öncelikle uygulanması gerektiği ve 46/1-h bendinin ise bu sisteme istisna teşkil etmediği" sonucuna vardı; buna göre sınırı aşmayan idari para cezası davasında bölge idare mahkemesi kararının kesin olduğu, "dolayısıyla, bu kararın temyiz istemine konu edilemeyeceği sonucuna ulaşılmaktadır".
Anayasa Mahkemesi, kısmen veya tümden kabul hâlinde kesinliği iptal etti
Anayasa Mahkemesi, altıncı fıkradaki "Bölge idare mahkemelerinin 46 ncı maddeye göre temyize açık olmayan kararları kesindir." ibaresini "istinaf başvurusunun kısmen veya tümden kabulü hali" yönünden iptal etti; karar 26 Haziran 2025'te yürürlüğe girdi. Daire, iptalin "bakılmakta olan uyuşmazlıkta da dikkate alınması gerektiği açıktır" diyerek kısmen kaldırma kararını temyize tabi saydı ve kendi önceki ret kararını kaldırdı.
Benzer yöndeki kararlar
Kırk altıncı maddede sayılmayan davada istinaf kararı kesinleşir
Daire, "istinaf incelemesinden sonra temyiz incelemesine tabi olan davalar arasında sayılmayan ve 2577 sayılı Kanunun 45. maddesinin 6. fıkrası uyarınca istinaf incelemesi üzerine kesinleşen karar hakkında temyiz isteminde bulunulması hukuken mümkün" olmadığına hükmetti.
Maddenin geneline ilişkin
Bölge idare mahkemesinin "temyiz yolu açıktır" demesi temyiz hakkı doğurmaz
Baroya kayıt istemine ilişkin kararın temyizinde Kurul, kararın birinci fıkranın (d) bendindeki meslekten çıkarılma ile (e) bendindeki ticari faaliyetin engellenmesi kapsamına girmediğini belirledikten sonra, “temyiz istemine konu Bölge İdare Mahkemesi kararının hüküm fıkrasında temyiz yolunun açık olduğunun belirtilmesinin, kanunen temyiz yolu öngörülmeyen davalarda ilgilisine temyiz hakkı vermeyeceği de açıktır” gerekçesiyle temyiz isteminin incelenmeksizin reddine karar vermiştir.
Altıncı madde kanun yolu dilekçelerine de kıyasen uygulanır
İstinaf harcı sürenin son günü saat 22.17'de yatırılıp dilekçenin bir dakika sonra sisteme yüklendiği uyuşmazlıkta Kurul, hükmün kapsamını dava dilekçesiyle sınırlamayarak, “2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunun 6. maddesinde, fiziki ortamda verilecek dava dilekçesi üzerine yapılacak işlem ve davanın açılmış sayılacağı tarih düzenlenmiş olup; bu Kanun hükmünün, kanun yoluna başvuru dilekçeleri ve kanun yolu başvurusunun yapılmış sayılacağı tarih hakkında da kıyasen uygulanması gerekmektedir” gerekçesiyle, “başvurunun süresinde yapıldığının kabulü gerekmekte” olduğu sonucuna varmıştır.
Ölçü artık davanın açıldığı tarihteki parasal sınırdır
Yirmi bir bin sekiz yüz yirmi iki liralık idari para cezasına karşı açılan davada Bölge İdare Mahkemesi, İdare Mahkemesi kararını kesin sayarak istinaf istemini incelenmeksizin reddetmişti. Daire, "Usul hukuku alanında geçerli olan temel ilke, yargılamaya ilişkin kanun hükümlerinin derhal yürürlüğe girmesidir" diyerek 7550 sayılı Kanun'la getirilen ölçüyü uygulamış; davanın açıldığı 2023 yılı sınırının yirmi bin lira olduğunu saptayarak istinaf incelemesinin esas yönünden yapılması gerektiği sonucuna varmış ve kararı bozmuştur.
Süre aşımından önce kararın temyize tabi olup olmadığı incelenir
Bölge idare mahkemesi, otuz günlük sürenin çok sonra başvurulduğu gerekçesiyle temyiz isteminin reddine karar vermişti. Daire, "söz konusu uyuşmazlığın öncelikle olarak temyize tabilik bakımından değerlendirilmek suretiyle" incelenmesi gerektiğini belirtmiş; elli bir bin liralık tazminat isteminin temyiz parasal sınırının altında kaldığını ve 46. maddede sayılan davalar arasında yer almadığını saptayarak kararın kesin olduğu sonucuna varmıştır.
Teminatın irat kaydından doğan tam yargı davası kapsam dışıdır
Teminatın irat kaydedilmesi nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen zararın tazmini istemiyle açılan davada Daire, "tam yargı davası niteliği taşıyan bakılan dava ivedi yargılama usulü kapsamında bulunmadığından" kanun yolu başvurusunun bölge idare mahkemesince karara bağlanması gerektiğini belirtmiştir. Temyiz isteminin görev yönünden reddine ve dosyanın istinaf incelemesinde görevli mahkemeye gönderilmesine karar vermiştir.
Değişiklikten önce ölçü kararın verildiği tarihti
Maden Kanunu'na muhalefet nedeniyle verilen idari para cezasına karşı açılan davada Daire, ceza miktarının Bölge İdare Mahkemesince karar verildiği tarihte geçerli olan temyiz parasal sınırının altında kaldığını saptayarak temyiz isteminin incelenmeksizin reddine karar vermiştir. Karar, ölçüyü karar tarihine bağlayan Ek 1. maddenin ikinci fıkrasının 7550 sayılı Kanun'la değiştirilmesinden önce verilmiştir.
İvedi usule tâbi davada istinaf yolu kapalıdır
Bölge İdare Mahkemesi, ihale işlemine ilişkin davada istinaf başvurusunun esasını incelemişti. Daire, kararın "ivedi yargılama usulü kuralları gereğince doğrudan temyize tâbi olduğu ve ivedi yargılama usulüne tâbi olan davalarda anılan Kanun'un 45. maddesinin 8. fıkrası uyarınca istinaf kanun yoluna başvurulmasının mümkün olmadığı" gerekçesiyle, dosyanın esasa girilmeksizin Danıştaya gönderilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
Vergi davasında da dava açılış tarihi esas alınır
Vergi Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusu incelenmeksizin reddedilmişti. Daire, "dava açılış tarihi olan 2024 yılı itibarıyla istinaf parasal sınırı olan 31.000-TL'nin üzerinde olan (39.122,30-TL) Vergi Mahkemesi kararına yönelik istinaf yolunun açık olduğu anlaşıldığından" kararın istinaf başvurusunun esası incelenmek üzere bozulması gerektiği sonucuna varmıştır.
Benzer yöndeki kararlar
Kural kırk beşinci maddenin sekizinci fıkrasından doğar
Daire, 45. maddenin sekizinci fıkrasında ivedi yargılama usulüne tâbi davalarda istinaf yoluna başvurulamayacağının kurala bağlandığını belirtmiş; bu usule tâbi uyuşmazlıklarda ilk derece mahkemesi kararının doğrudan temyize tâbi olduğu sonucuna varmıştır.
Aynı ölçü sigorta bildirge cezasında da uygulanmıştır
İş yeri bildirgesinin süresinde Kuruma verilmediğinden bahisle uygulanan idari para cezasına karşı açılan davada Daire, İdare Mahkemesi kararını kesin sayıp istinaf istemini incelenmeksizin reddeden Bölge İdare Mahkemesi kararını bozmuştur.
Aynı sonuç başka kanunun özel usulünde de geçerlidir
5233 sayılı Kanun'un geçici 6. maddesinde belirtilen usule tâbi uyuşmazlıkta Daire, İdare Mahkemesi kararının doğrudan temyize tâbi olduğunu ve istinaf kanun yoluna başvurulmasının mümkün olmadığını belirtmiş; istinaf başvurusunu inceleyen Bölge İdare Mahkemesi kararını bozmuştur.
Trafikten men ve para cezasında istinaf yolu açıktır
Aracın trafikten men edilmesi ile idari para cezasına karşı açılan davada Daire, istinaf istemlerinin incelenmeksizin reddine ilişkin Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmadığı sonucuna varmış ve kararı bozmuştur.
Karşı istinaf, cevap süresi içinde yapılabilir
Daire, "istinaf dilekçesi ile istinaf yoluna başvuran tarafın, istinaf dilekçesinin karşı tarafa tebliği üzerine kararı daha önce istinaf etmemiş olan karşı tarafın cevap süresi içinde karşı istinaf yoluna başvurmasının kanuna uygun olduğu açıktır" sonucuna varmıştır.
Bölge idare mahkemesi esasa girmeden dosyayı Danıştaya gönderir
Daire, uyuşmazlığın ivedi yargılama usulü uygulanarak çözümlenmesi gerektiğini saptamış; Bölge İdare Mahkemesince esasa girilmeksizin dosyanın Danıştaya gönderilmesi gerekirken esas incelemesi yapılmasını hukuka aykırı bulmuştur.
Değişiklik geçmişi
| Tarih | Değişim | Yürürlük | Ne oldu |
|---|---|---|---|
| 6/1/1982 | 2577 sayılı Kanun | 20/1/1982 | Maddenin ilk hâli |
| 18/6/2014 | 6545 sayılı Kanun | 28/6/2014 | Değişik. Madde başlığıyla birlikte değiştirilerek itiraz kanun yolu terk edilmiş, yerine istinaf kanun yolu getirilmiştir. Kesin olan kararlar tahdidi olarak sayılmış; bunun dışındaki nihai kararların otuz gün içinde bölge idare mahkemesinde istinaf incelemesine tabi olacağı hükme bağlanmıştır. Bu madde başlığı “İtiraz:” iken, 18/4/2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanunun 19 uncu maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir. [Kaynak metnin dipnotunda tarih 18/4/2014 olarak geçmektedir; 6545 sayılı Kanunun kabul tarihi 18/6/2014'tür.] |
| 20/7/2017 | 7035 sayılı Kanun | 5/8/2017 | Ek. 20/7/2017 tarihli ve 7035 sayılı Kanunun 6 ncı maddesiyle, bu maddenin birinci fıkrasında yer alan “aksine hüküm bulunsa” ibaresi “farklı bir kanun yolu öngörülmüş olsa” şeklinde değiştirilmiştir. |
| 20/7/2022 | Anayasa Mahkemesi · E. 2022/48, K. 2022/93 | 17/8/2022 | İptal. Anayasa Mahkemesinin 20/7/2022 tarihli ve E.: 2022/48, K.: 2022/93 sayılı Kararı ile bu fıkranın birinci cümlesi “istinafın kanuni süre geçtikten sonra yapılması hâli” yönünden iptal edilmiştir. |
| 28/7/2024 | 7524 sayılı Kanun | 2/8/2024 | Değişik · Ek. (Değişik cümle:28/7/2024-7524/52 md.) (Ek cümle:28/7/2024-7524/52 md.) |
| 27/3/2025 | Anayasa Mahkemesi · E. 2024/189, K. 2025/83 | 26/6/2025 | İptal. Anayasa Mahkemesinin 27/3/2025 tarihli ve E.: 2024/189; K.: 2025/83 sayılı Kararı ile bu fıkranın birinci cümlesi "istinaf başvurusunun kısmen veya tümden kabulü hali" yönünden iptal edilmiştir. |
| 16/7/2026 | 7589 sayılı Kanun | 31/7/2026 | Değişik. Üçüncü ve beşinci fıkralar yeniden yazılmıştır. Bölge idare mahkemesi, ilk derece kararının sonucunu hukuka uygun bulmakla birlikte gerekçesini yanlış veya eksik bulursa, kararı kaldırmadan gerekçeyi değiştirerek istinaf başvurusunun reddine karar verebilir. Dosyanın ilk derece mahkemesine geri gönderileceği hâller genişletilmiş, buna karşılık bu hâllerin dışına çıkılamayacağı açıkça hükme bağlanmıştır. |
Tarih sütunu kanunlarda kabul, Anayasa Mahkemesi kararlarında karar tarihidir; yürürlük ise hükmün uygulanmaya başladığı tarihtir. Kanun metnindeki değişiklik şerhleri ile mevzuat.gov.tr metninin sayfa altı dipnotlarından ve yürürlük tarihleri tablosundan derlenmiştir.
Temyiz
(Değişik: 18/6/2014-6545/20 md.)
1. Danıştay dava dairelerinin nihai kararları ile bölge idare mahkemelerinin aşağıda sayılan davalar hakkında verdikleri kararlar, başka kanunlarda aksine hüküm bulunsa dahi Danıştayda, kararın tebliğinden itibaren otuz gün içinde temyiz edilebilir:
a) Düzenleyici işlemlere karşı açılan iptal davaları.
b) (İptal bent: Anayasa Mahkemesinin 26/7/2023 tarihli ve E.:2023/36 K.:2023/142 sayılı Kararı ile) (Yeniden Düzenleme:28/7/2024-7524/53 md.) Konusu dokuz yüz yirmi bin Türk lirasını aşan; vergi davaları, tam yargı davaları ve idari işlemler hakkında açılan davalar.
c) (Ek:28/7/2024-7524/53 md.) (Mülga:16/7/2026-7589/6 md.)
d) Belli bir meslekten, kamu görevinden veya öğrencilik statüsünden çıkarılma sonucunu doğuran işlemlere karşı açılan iptal davaları.
e) Belli bir ticari faaliyetin icrasını süresiz veya otuz gün yahut daha uzun süreyle engelleyen işlemlere karşı açılan iptal davaları.
f) Müşterek kararnameyle yapılan atama, naklen atama ve görevden alma işlemleri ile daire başkanı ve daha üst düzey kamu görevlilerinin atama, naklen atama ve görevden alma işlemleri hakkında açılan iptal davaları.
g) İmar planları, parselasyon işlemlerinden kaynaklanan davalar.
h) Tabiat Varlıklarını Koruma Merkez Komisyonu ve Kültür Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulunca itiraz üzerine verilen kararlar ile 18/11/1983 tarihli ve 2960 sayılı Boğaziçi Kanununun uygulanmasından doğan davalar.
ı) Maden, taşocakları, orman, jeotermal kaynaklar ve doğal mineralli sular ile ilgili mevzuatın uygulanmasına ilişkin işlemlere karşı açılan davalar.
i) Ülke çapında uygulanan öğrenim ya da bir meslek veya sanatın icrası veyahut kamu hizmetine giriş amacıyla yapılan sınavlar hakkında açılan davalar.
j) Liman, kruvaziyer limanı, yat limanı, marina, iskele, rıhtım, akaryakıt ve sıvılaştırılmış petrol gazı boru hattı gibi kıyı tesislerine işletme izni verilmesine ilişkin mevzuatın uygulanmasından doğan davalar.
k) 8/6/1994 tarihli ve 3996 sayılı Bazı Yatırım ve Hizmetlerin Yap-İşlet-Devret Modeli Çerçevesinde Yaptırılması Hakkında Kanunun uygulanmasından ve 16/7/1997 tarihli ve 4283 sayılı Yap-İşlet Modeli ile Elektrik Enerjisi Üretim Tesislerinin Kurulması ve İşletilmesi ile Enerji Satışının Düzenlenmesi Hakkında Kanunun uygulanmasından doğan davalar.
l) 6/6/1985 tarihli ve 3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanununun uygulanmasından doğan davalar.
m) 3/7/2005 tarihli ve 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununun uygulanmasından doğan davalar.
n) Düzenleyici ve denetleyici kurullar tarafından görevli oldukları piyasa veya sektörle ilgili olarak alınan kararlara karşı açılan davalar.
2. (Ek:16/7/2026-7589/6 md.) Birinci fıkra kapsamında olmayan davalarda bölge idare mahkemesinin istinaf kanun yolu incelemesinde ilk derece mahkemesi kararını kaldırması üzerine yeniden verdiği kararlar, tebliğinden itibaren otuz gün içinde Danıştayda temyiz edilebilir. Ancak, aşağıda sayılan dava ve işler bakımından kaldırma kararı üzerine yeniden bir karar verilmiş olsa dahi temyiz yoluna başvurulamaz:
a) İdare ve vergi mahkemelerinde tek hâkimle görülen davalar.
b) 2/7/1941 tarihli ve 4081 sayılı Çiftçi Mallarının Korunması Hakkında Kanunun uygulanmasından kaynaklanan davalar.
c) 4/12/1984 tarihli ve 3091 sayılı Taşınmaz Mal Zilyedliğine Yapılan Tecavüzlerin Önlenmesi Hakkında Kanunun uygulanmasından kaynaklanan davalar.
d) 4/4/2013 tarihli ve 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanununun uygulanmasından kaynaklanan davalar.
e) Miktar veya değeri itibarıyla birinci fıkranın (b) bendinde belirtilen temyiz sınırının altında kalan bölge idare mahkemesinin yeniden verdiği karar ile ilk derece mahkemesi kararı arasındaki farkın, miktar itibarıyla 45 inci maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde belirtilen parasal sınırı geçmeyen kararlar.
f) Sadece vekalet ücreti ve yargılama giderlerine ilişkin verilen kararlar.
Madde gerekçesi
Kanunun kabulü (6/1/1982)
Tasarıdaki karşılığı: 46'ncı madde.
Tasarının ilgili maddesi aynen benimsenmiştir. Genel Kurulda maddeye “başka kanunlarda aksine hüküm bulunsa dahi” ibaresi eklenmiş; üçüncü oturumdaki tekriri müzakerede madde, temyiz yolu ve süre ayrı ayrı düzenlenecek biçimde iki fıkra hâline getirilmiştir.
“İdare mahkemeleri ile vergi mahkemeleri kararlarına karşı Danıştaya temyiz yoluyla müracaat süresi 30 gün olarak tespit edilmiştir.”
6 Ocak 1982 tarihli Millî Güvenlik Konseyi Genel Kurulu görüşmesinde maddeye ilişkin önemli kesitler şunlardır:
Prof. Dr. Şeref Gözübüyük (Devlet Başkanı Hukuk Danışmanı) — “Bu da, bundan önce kabul ettiğimiz 45 nci maddeyle aynen ilgili. Orada da, Danıştay için temyiz yoluna başvurmada, süre ile müracaatın birbirinden ayrılması sağlanıyor. Müracaat için, kanunda, müracaat yolunu kapayan başka hükümler olsa dahi, biz bu yolu açmış oluyoruz.”
Millî Güvenlik Konseyi S. Sayısı 312 (1/254) · tarama · Millî Güvenlik Konseyi Tutanak Dergisi, 91 inci Birleşim, 6 Ocak 1982 · tarama
3622 sayılı Kanunla yapılan değişiklik (5/4/1990)
Danıştay dava daireleri ile dava daireleri genel kurullarının ilk derece kararlarına karşı temyiz yolu açılmış; temyiz süresi altmış günden otuz güne indirilmiştir.
Kanunun 16 ncı maddesine ilişkin gerekçe şöyledir:
“Kanunun 46 ncı maddesinin 1 inci fıkrasına göre idare ve vergi mahkemelerinin nihaî kararları başka kanunlarda hüküm bulunsa dahi Danıştayda temyiz edilebilmektedir. Bu fıkrada yapılan değişiklikle Danıştay dava daireleri ile İdarî veya Vergi Dava Daireleri Genel Kurullarının nihaî kararlarına karşı Danıştayda temyiz yolu açılmaktadır. Maddenin 2 nci fıkrasında da, 1 inci fıkraya paralel düzenleme yapılmakta, «altmış günlük» temyiz süresi, davaların bir an önce kesin sonuca bağlanması ve idarî istikrarın sağlanması, işlerin süratlendirilmesi amacıyla otuz güne indirilmektedir.”
TBMM S. Sayısı 120 (1/415) — Hükümet tasarısı ve Adalet Komisyonu raporu · tarama · TBMM Tutanak Dergisi, Dönem 18, Cilt 43, 99 uncu Birleşim, 5 Nisan 1990 · tarama · Tasarı 1/415, Bakanlar Kurulu 27/2/1988; Adalet Komisyonu raporu ve 120’ye 1 inci Ek. Kanun 5/4/1990 tarihinde kabul edilmiştir. Bu değişiklik yürürlükte değildir: hüküm daha sonra 18/6/2014 tarih ve 6545 sayılı Kanunla yeniden yazılmıştır. Bu sebeple kanun metnindeki dipnotlarda artık görünmez.
4001 sayılı Kanunla yapılan değişiklik (10/6/1994)
Temyiz süresine “özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde” kaydı eklenmiştir.
Tasarının 19 uncu, kanunlaşan metnin 20 nci maddesine ilişkin gerekçe şöyledir:
“Vergi Usul Kanununda vergi uyuşmazlıkları ile ilgili olarak İdarî Yargılama Usulü Kanunundaki süreden farklı temyiz süresi getirilmiş bulunduğundan, 46 ncı maddenin 2 nci fıkrasına “özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde” ibaresi eklenmek suretiyle 2577 sayılı Kanunun 7 nci maddesinin birinci fıkrası ile paralellik sağlanmaktadır.”
TBMM Tutanak Dergisi, Dönem 19, Cilt 62, 115 inci Birleşim, 10 Haziran 1994 (S. Sayısı 409 ve 409'a 1 inci Ek tutanağa eklidir) · tarama · Hükümet tasarısı 1/637, kanun teklifi 2/908; Adalet Komisyonu raporu 22/12/1993, ek raporu 24/2/1994. Kanun 10/6/1994 tarihinde kabul edilmiştir. Bu değişiklik yürürlükte değildir: hüküm daha sonra 18/6/2014 tarih ve 6545 sayılı Kanunla yeniden yazılmıştır. Bu sebeple kanun metnindeki dipnotlarda artık görünmez.
6545 sayılı Kanunla yapılan değişiklik (18/6/2014)
Bölge idare mahkemesi kararlarından temyize tabi olanlar tahdidi olarak sayılmış, temyiz süresi on beş gün olarak belirlenmiştir.
Tasarının 12 nci, kanunlaşan metnin 20 nci maddesine ilişkin gerekçe şöyledir:
“Maddeyle, istinaf kanun yolu incelemesi sonucunda bölge idare mahkemelerince esas hakkında karara bağlanan dava türlerinden temyize tabi olanlar, tahdidi olarak sayılmak suretiyle düzenlenmektedir. Bölge idare mahkemesinin sayılan kararlarına karşı temyiz süresi onbeş gün olarak hükme bağlanmaktadır.”
Genel gerekçede maddenin işlevi şöyle belirtilmiştir:
“2577 sayılı Kanunun 46 ncı maddesinde yapılan değişiklikle, istinaf mahkemelerince karara bağlanacak konulardan hangisinin temyiz yolu ile Danıştay’a gideceği belirlenmekte olup, bu maddede tahdidi olarak sayılan bu konular dışındaki davaların bölge idare mahkemelerinde istinaf incelemesi neticesinde kesinleşmesi öngörülmektedir.”
TBMM S. Sayısı 592 (Dönem 24, Yasama Yılı 4) — Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu · tarama · Kanun 18/6/2014 tarihinde kabul edilmiştir. İstinafa ilişkin hükümler, bölge idare mahkemelerinin Resmî Gazetede ilan edilen göreve başlama tarihinden (20/7/2016) itibaren uygulanmaya başlamıştır.
7589 sayılı Kanunla yapılan değişiklik (16/7/2026)
Birinci fıkranın başına “1.” ibaresi eklenmiş, (c) bendi yürürlükten kaldırılmış ve maddeye ikinci fıkra eklenmiştir. Bölge idare mahkemesinin ilk derece kararını kaldırarak yeniden verdiği kararlar kural olarak otuz gün içinde temyize açılmış; tek hâkimle görülen davalar, 4081, 3091 ve 6458 sayılı Kanunların uygulanmasından doğan davalar, parasal sınırın altında kalan farklar ile yalnız vekâlet ücreti ve yargılama giderine ilişkin kararlar bunun dışında tutulmuştur.
Teklifin 7 nci, kanunlaşan metnin 6 ncı maddesine ilişkin gerekçede önce mevcut durum ortaya konulmuştur:
“Mevcut düzenlemede, bölge idare mahkemelerinin maddede sayılan davalar hakkında verdikleri kararların temyiz edilebileceği hüküm altına alınmıştır. Bu kapsamda düzenleyici işlemlere karşı açılan iptal davaları, konusu belirli parasal sınırı aşan vergi davaları, tam yargı davaları ve idari işlemler hakkında açılan davalar ile uyuşmazlığın niteliği itibarıyla kanun koyucu tarafından temyiz incelemesine tabi tutulması gerekli görülen dava türleri Danıştayda temyiz edilebilmektedir.”
“Bölge idare mahkemeleri yalnızca ilk derece mahkemesi kararlarının hukuka uygunluğunu denetleyen bir merci olarak değil, bazı hallerde ilk derece mahkemesi kararını kaldırarak yeniden karar veren bir yargı mercii olarak görev yapmaktadır. Bu yönüyle bölge idare mahkemesinin, istinaf başvurusunu kabul ederek ilk derece mahkemesi kararını kaldırması ve yeni bir hüküm kurması hâlinde verilen karar, taraflar bakımından doğrudan sonuç doğuran yeni bir yargısal değerlendirme niteliği taşımaktadır.”
Değişikliğin dayanağı olan Anayasa Mahkemesi kararı şöyle değerlendirilmiştir:
“Anayasa Mahkemesinin 27/3/2025 tarihli ve E: 2024/189, K: 2025/83 sayılı kararıyla, 2577 sayılı Kanunun 45 inci maddesinin altıncı fıkrasında yer alan ve bölge idare mahkemelerinin 46 ncı maddeye göre temyize açık olmayan kararlarının kesin olduğunu öngören kural, “istinaf başvurusunun kısmen veya tümden kabulü hali” yönünden iptal edilmiştir. Anayasa Mahkemesi söz konusu kararında, bölge idare mahkemesinin ilk derece mahkemesi kararını kaldırarak yeni bir karar verdiği hallerde, bu kararın taraflar ve hukuk düzeni bakımından doğuracağı sonuçlar gözetilmeksizin temyiz yolunun kategorik olarak kapatılmasının hükmün denetlenmesini talep etme hakkına ölçüsüz bir sınırlama oluşturduğunu belirtmiştir.”
“Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi kararında, bölge idare mahkemelerinin bazı kararlarının kesin sayılmasını kural olarak Anayasaya aykırı bulmamış; bazı kararların kesin sayılmasını, davaların makul sürede ve en az giderle sonuçlandırılması, usul ekonomisinin sağlanması, Danıştayın iş yükünün azaltılması ve içtihat mahkemesi rolünün güçlendirilmesi gerekçeleriyle meşru sebepler olarak kabul etmiştir.”
Getirilen kural ve istisnaları şöyle açıklanmıştır:
“Düzenlemeyle, Anayasa Mahkemesinin anılan kararında ortaya konulan ölçütler gözetilerek, bölge idare mahkemeleri tarafından istinaf kanun yolu incelemesinde kaldırma kararı üzerine yeniden verilen kararların, kural olarak tebliğinden itibaren otuz gün içinde Danıştayda temyiz edilebilmesi öngörülmektedir. Böylelikle, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması üzerine bölge idare mahkemesince yeni bir hüküm kurulan hallerde, bu kararın hukuka uygunluğunun Danıştay tarafından denetlenmesine imkân tanınmakta ve hükmün denetlenmesini talep etme hakkının daha etkili biçimde korunması sağlanmaktadır.”
“Bununla birlikte, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması üzerine bölge idare mahkemesince yeniden verilen her kararın mutlak şekilde temyiz incelemesine tabi tutulması; idari yargıda kanun yolu sisteminin işleyişi, makul sürede yargılanma hakkı, usul ekonomisi ve Danıştayın iş yükü bakımından sakıncalar taşımaktadır. Bu sebeple ikinci fıkranın ikinci cümlesiyle bir istisna getirilerek tek hakimle görülen davalar ile niteliği itibarıyla Danıştayın temyiz incelemesine zaruret bulunmadığı değerlendirilen dava ve işlerde bölge idare mahkemelerince kaldırma kararı üzerine yeniden bir karar verilmiş olsa dahi bu kararların temyiz edilemeyeceği düzenlenmektedir.”
“Belirtmek gerekir ki, bölge idare mahkemesinin 45 inci maddenin üçüncü fıkrasının (b) ve (c) bentleri kapsamında istinaf başvurusunu reddettiği hallerde ilk derece mahkemesinin kararı kaldırılmamış olacağından, bu kararlar bakımından temyiz yolu açılmamıştır. Örneğin; 45 inci maddenin üçüncü fıkrasının (b) bendi uyarınca bölge idare mahkemesinin, ilk derece mahkemesi kararının sonucunu hukuka uygun bulmakla birlikte gösterilen gerekçeyi doğru bulmaması veya eksik bulması nedeniyle gerekçeyi değiştirerek istinaf başvurusunu reddettiği hallerde, gerekçenin değiştirilmiş olması bizatihi kararın temyiz edilebilmesi sonucunu doğurmayacaktır.”
“Diğer yandan, kural olarak bölge idare mahkemesinin ilk derece mahkemesinin kararını kaldırıp yeniden verdiği kararlar temyize açıldığından, aynı sonucu halihazırda konusu sadece para olan davalar bakımından sağlayan birinci fıkranın (c) bendine ihtiyaç kalmamıştır. Bu sebeple anılan bent yürürlükten kaldırılmaktadır. Belirtmek gerekir ki, maddenin birinci fıkrasında sayılan davalarda verilen kararlar her halükârda temyize açık olmaya devam edecektir.”
“Düzenleme, Anayasa Mahkemesinin iptal kararında ortaya konulan anayasal ölçütler doğrultusunda hükmün denetlenmesini talep etme hakkı ile davaların makul sürede ve en az giderle sonuçlandırılması ilkeleri arasında ölçülü bir denge kurmayı amaçlamaktadır. Bu çerçevede, bölge idare mahkemelerince kaldırma kararı üzerine yeniden verilen kararların temyiz edilebilirliği açıkça düzenlenmekte; temyize kapalı tutulacak dava ve işler ise kanunda ayrıca gösterilerek kanun yolu sisteminin belirli, öngörülebilir ve uygulanabilir hâle getirilmesi sağlanmaktadır.”
TBMM Sıra Sayısı 280, Dönem 28, Yasama Yılı 4 — kanun teklifi (2/3737) ve Adalet Komisyonu Raporu, dağıtma tarihi 1/7/2026 · tarama · 7589 sayılı Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, Resmî Gazete 31/7/2026 - 33326 · tarama · Teklifin ve Adalet Komisyonu metninin 6 ve 7 nci maddeleri, kanunlaşan metinde 5 ve 6 ncı maddelerdir; gerekçeler teklif numaralandırmasıyla yayımlanmıştır. 46 ncı maddede yapılan değişiklikler, 7589 sayılı Kanunun geçici 1 inci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca 31/7/2026'dan sonra bölge idare mahkemelerince verilen kararlar hakkında uygulanır; bu tarihten önce verilen kararlara önceki hükümler uygulanmaya devam eder.
Kararlar
46/1 Temyiz edilebilecek kararlar#
Bölge idare mahkemesinin "temyiz yolu açıktır" demesi temyiz hakkı doğurmaz
Baroya kayıt istemine ilişkin kararın temyizinde Kurul, kararın birinci fıkranın (d) bendindeki meslekten çıkarılma ile (e) bendindeki ticari faaliyetin engellenmesi kapsamına girmediğini belirledikten sonra, “temyiz istemine konu Bölge İdare Mahkemesi kararının hüküm fıkrasında temyiz yolunun açık olduğunun belirtilmesinin, kanunen temyiz yolu öngörülmeyen davalarda ilgilisine temyiz hakkı vermeyeceği de açıktır” gerekçesiyle temyiz isteminin incelenmeksizin reddine karar vermiştir.
Temyize tabi davalar listesi, başvuru hakkını daraltacak biçimde katı yorumlanmaz
Temyiz isteminin incelenmeksizin reddedildiği uyuşmazlıkta Daire, maddede sayılan davaların yorumlanmasında gözetilecek ölçüyü belirleyerek, “mahkemeye erişme hakkı, temyiz yoluna başvurma hakkını da kapsadığından, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun temyize tabi davaları düzenleyen 46. maddesinin temyiz yoluna başvuru haklarını daraltan şekilde katı yorumlanmaması gerekir” gerekçesine yer vermiştir.
Ne düzenleyici işlem ne de faaliyeti engelleyen işlem olan karar kesindir
Ulaşım koordinasyon merkezi kararına karşı açılan davada verilen bölge idare mahkemesi kararının temyizi üzerine Daire, kararın "genel nitelikte düzenleyici işlem niteliğinde olmadığından, 2577 sayılı Kanun'un 46. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendi kapsamına girmediği; yürütülmekte olan belli bir ticari faaliyetin icrasını süresiz veya otuz gün yahut daha uzun süreyle engelleyen işlem sıfatını haiz olmadığından, 2577 sayılı Kanun'un 46. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendi kapsamına da girmeyeceği" gerekçesiyle temyiz isteminin incelenmeksizin reddine karar vermiştir.
Sayılanlar arasında olmayan davada istinaf kararı kesinleşir
Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonuna yapılan başvurunun reddine karşı açılan davada Daire, verilen kararın "2577 sayılı Kanun'un 46. maddesinde sayılan temyiz edilebilecek konular arasında yer almadığı ve istinaf incelemesinden geçmek suretiyle kesinleştiği" saptamasıyla temyiz isteminin incelenmeksizin reddine karar vermiştir.
46/1-b Belli bir miktarı aşan davalar#
Objektif olarak belirlenebilen miktar (b) bendi kapsamındadır
Temyiz başvurusunun parasal sınır nedeniyle reddedildiği uyuşmazlıkta Daire, “uyuşmazlık konusu miktar objektif olarak tespit edilebilir olduğundan uyuşmazlığın, 2577 sayılı Kanun'un 46. maddesinin (b) bendi kapsamında belirli bir miktarı ihtiva eden bir uyuşmazlık olarak değerlendirilmesi gerektiği, hükmün sonucu olarak elde edilecek tutar istinaf kararının verildiği 2023 yılı temyiz sınırı olan 581.000,00-TL'nin üzerinde olduğundan davalı idarenin temyiz başvurusunun reddine ilişkin Bölge İdare Mahkemesi kararında usule uygunluk bulunmadığı sonucuna varılmıştır” gerekçesine yer vermiştir. Aynı gerekçe doksan dokuz kararda tekrarlanmaktadır.
Sınırı aşmayan ve bentlerde sayılmayan davada istinaf kararı kesindir
İmar para cezasına karşı açılan davada Daire, “konusu para ile değerlendirilen uyuşmazlıklara ilişkin 2577 sayılı Kanunun 46. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde belirlenen miktarı aşmayan davalar ve aynı fıkranın diğer bentlerinde sayılan dava konuları dışında kalan davalar hakkında idare mahkemelerince verilen kararlara karşı yapılan istinaf başvurusu üzerine bölge idare mahkemelerince verilen kararların kesin olduğu; dolayısıyla, bu kararların temyiz istemine konu edilemeyeceği sonucuna ulaşılmaktadır” gerekçesine yer vermiştir.
46/1-e Görevden alma ve meslekten çıkarma#
Geçici olarak faaliyetten alıkoyma meslekten çıkarma sayılmaz
Yetkilendirilmiş gümrük müşavirinin altı ay süreyle mesleki faaliyetten alıkonulması bakımından Daire, işlemin "belirli bir meslekten çıkarılma sonucunu doğurmadığı", yalnızca "belirli bir süre ile meslek icrasının disiplin cezası niteliğinde bir işlemle durdurulması sonucunu doğurduğu" sonucuna vardı.
Mesul müdürlükten alınma, uzmanlık mesleğini engellemez
Daire, işlemin "davacının deri ve zührevi hastalıklar uzmanı olarak mesleğini icra etmesinin engellenmesi mahiyetinde bir işlem olmadığı, sadece mesul müdürlük görevini yapamaması sonucunu doğuran bir işlem olduğu" tespitiyle davayı kırk altıncı madde kapsamı dışında bıraktı.
Sertifikanın yenilenmemesi, hekimin mesleğinden çıkarılması değildir
Daire ölçüyü mesleğin bütünü üzerinden kurdu: sertifikanın yenilenmemesine ilişkin işlem "sertifika eğitimi uyarınca kazanılan yetkinliklerle sınırlı olarak tıbbi uygulama yapabilme yetkisini engellemekte olup, tabibin diğer alanlarda hekimlik mesleğinin icrasına devam edebileceği gözetildiğinde" kırk altıncı maddedeki meslekten çıkarılma niteliğini taşımaz.
Üst düzey kamu görevlisinin görevden alınmasında temyiz yolu açıktır
Bölge idare mahkemesinin temyiz yolu kapalı olmak üzere verdiği kararın temyizinde Daire, kararın "2577 sayılı Kanun'un 46. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinde yer alan daire başkanı ve daha üst düzey kamu görevlilerinin görevden alma işlemlerine ilişkin davalar kapsamında değerlendirilerek, temyiz yolu açık olmak üzere karar verilmesi gerekirken" aksi yönde verilmesinde hukuki isabet bulunmadığına ve kararın bozulmasına karar vermiştir.
Benzer yöndeki kararlar
Hemşirenin hemodiyaliz sertifikası için de aynı ölçü
Sertifikanın geçerliliğini yitirdiğine ilişkin işlem, "hemşire olan davacının diğer alanlarda mesleğinin icrasına engel teşkil etmediğinden" ne meslekten çıkarılma ne de ticari faaliyeti engelleyen işlem sayıldı.
46/1-e Ticari faaliyeti engelleyen işlemler#
Faaliyete devam eden sağlık kuruluşunun ek kadro istemi kapsam dışıdır
Daire, "sağlık hizmeti sunmaya devam etmekte olan sağlık kuruluşunun, mevcut kadrosuna ilave olarak ek kadro verilmesi istemiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin dava konusu işlemin, davacı şirketin ticari faaliyetinin engellenmesi sonucunu doğuran bir yönünün bulunmadığı" sonucuna vardı.
Kendi personelini taşıyan şirketin aracının men'i ticari faaliyeti engellemez
Şirket, kendi işyerine kendi çalışanlarını taşırken aracı altmış gün trafikten men edilmişti. Daire bunu (e) bendi dışında saydı: işlemin "belli bir ticari faaliyetin icrasını süresiz veya otuz gün yahut daha uzun süreyle engelleyen işlem niteliğinde olmadığı" sonucuna varıldı; bölge idare mahkemesi kararı kesindir.
Benzer yöndeki kararlar
Faaliyet engellenmiyorsa parasal sınır da ayrıca devreye girer
Aracın trafikten men'i ile idari para cezasına karşı açılan davada Daire, men işleminin esas ticari faaliyeti engelleyen nitelikte bulunmadığını belirledikten sonra, “öte yandan davaya konu edilen idari para cezası miktarının da temyiz parasal sınırının altında kaldığı görülmekte olup” saptamasıyla bölge idare mahkemesi kararının kesin olduğuna karar vermiştir.
Yeni birim kurma isteminin reddi de faaliyeti engellemez
Daire, "sağlık hizmeti sunmaya devam etmekte olan sağlık kuruluşunun, bünyesinde radyoterapi merkezi kurulması istemiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin dava konusu işlemin, davacı şirketin ticari faaliyetinin engellenmesi sonucunu doğuran bir yönünün bulunmadığı" sonucuna vardı.
Kendi personelini taşıma esas iştigal alanı değildir
Daire, aracın altmış gün trafikten men edilmesinin "davacının esas iştigal alanına ilişkin ticari faaliyetinin icrasını süresiz veya otuz gün yahut daha uzun süreyle engelleyen işlem niteliğinde olmadığı" sonucuna vardı.
Ek kadro ve cihaz isteminin reddi, ticari faaliyeti engelleyen işlem değildir
Sağlık hizmetini sunmaya devam eden özel hastanenin ek branş kadrosu ve ek cihaz istemi reddedilmişti. Daire, "dava konusu işlemin, davacı şirketin ticari faaliyetinin engellenmesi sonucunu doğuran bir yönünün bulunmadığı" gerekçesiyle, "her ne kadar temyiz yolu açık olmak üzere karar verilmişse de, kesin olup temyizen incelenmesine hukuki olanak bulunmamaktadır" dedi.
Ölçü, kuruluşun öteki alanlarda faaliyetinin sürmesidir
Faaliyet izin belgesinin ruhsata işlenmemesi bakımından Daire, "sağlık kuruluşunun diğer alanlarında faaliyetinin devam ettiği gözetildiğinde" işlemin kırk altıncı maddedeki niteliği taşımadığına hükmetti.
48/6 ve 48/7 Kesin karar hakkında temyiz#
Kesin karar hakkındaki temyiz istemini ret kararı Danıştayca kesin verilir
Kesin bir karar hakkında yapılan temyiz başvurusunda Daire, 48. maddenin altıncı fıkrası uyarınca “temyizin kesin bir karar hakkında olması halinde kararı veren merciin temyiz isteminin reddine karar vereceği; aynı maddenin 7. fıkrasında ise, temyizin kesin bir karar hakkında olduğunun anlaşıldığı hallerde altıncı fıkrada sözü edilen kararın Danıştayın ilgili dairesince kesin olarak verileceği” kuralını uygulamıştır. Aynı gerekçe yetmiş dört kararda tekrarlanmaktadır.
Maddenin geneline ilişkin
Parasal sınırın altındaki idari para cezasında istinaf kararı kesindir
Kurul, kırk altıncı maddenin birinci fıkrasının (b) bendinin "konusu para olan davalarda öncelikle uygulanması gerektiği ve 46/1-h bendinin ise bu sisteme istisna teşkil etmediği" sonucuna vardı; buna göre sınırı aşmayan idari para cezası davasında bölge idare mahkemesi kararının kesin olduğu, "dolayısıyla, bu kararın temyiz istemine konu edilemeyeceği sonucuna ulaşılmaktadır".
İşlemden kaldırma kararı ara karar değil nihai karardır
Limited şirketin tüzel kişiliği dava devam ederken sona erdiğinde dosyanın yeniden işleme konulması için ihya kararının gerekip gerekmediği konusunda bölge idare mahkemesi vergi dava daireleri arasındaki aykırılığın giderilmesi istenmişti. Kurul şu gerekçeye yer vermiştir: "dosyanın işlemden kaldırılması yönünde verilen kararın ilk iki durumda olduğu gibi ara kararı niteliğinde olduğunun kabul edilmesi, yargılama hukuku kurallarıyla uyuşmayan, dosyanın yeniden işleme konulması talep edilmedikçe davanın sonsuza kadar derdest kalması sonucunu doğuracaktır". Buradan hareketle kararın nihai nitelikte olduğunu ve parasal sınırın üstünde temyize tabi bulunduğunu kabul etmiş; kesin kararla kesin olmayan karar arasındaki aykırılığın bu yolla giderilmesine hukuken olanak bulunmadığından istemi reddetmiştir.
Anayasa Mahkemesi, kısmen veya tümden kabul hâlinde kesinliği iptal etti
Anayasa Mahkemesi, altıncı fıkradaki "Bölge idare mahkemelerinin 46 ncı maddeye göre temyize açık olmayan kararları kesindir." ibaresini "istinaf başvurusunun kısmen veya tümden kabulü hali" yönünden iptal etti; karar 26 Haziran 2025'te yürürlüğe girdi. Daire, iptalin "bakılmakta olan uyuşmazlıkta da dikkate alınması gerektiği açıktır" diyerek kısmen kaldırma kararını temyize tabi saydı ve kendi önceki ret kararını kaldırdı.
Ölçü davanın açıldığı tarihteki temyiz sınırıdır
Arazi izin bedeline ilişkin uyuşmazlıkta Daire, talep edilen bedel miktarının davanın açıldığı tarihte geçerli olan temyiz parasal sınırının altında kaldığını saptamıştır. Temyize konu kararın 46. maddeye göre temyiz kanun yolu açık olmayan kararlardan olduğu sonucuna varmış ve temyiz isteminin incelenmeksizin reddine karar vermiştir.
Ölçü artık davanın açıldığı tarihteki parasal sınırdır
Yirmi bir bin sekiz yüz yirmi iki liralık idari para cezasına karşı açılan davada Bölge İdare Mahkemesi, İdare Mahkemesi kararını kesin sayarak istinaf istemini incelenmeksizin reddetmişti. Daire, "Usul hukuku alanında geçerli olan temel ilke, yargılamaya ilişkin kanun hükümlerinin derhal yürürlüğe girmesidir" diyerek 7550 sayılı Kanun'la getirilen ölçüyü uygulamış; davanın açıldığı 2023 yılı sınırının yirmi bin lira olduğunu saptayarak istinaf incelemesinin esas yönünden yapılması gerektiği sonucuna varmış ve kararı bozmuştur.
Süre aşımından önce kararın temyize tabi olup olmadığı incelenir
Bölge idare mahkemesi, otuz günlük sürenin çok sonra başvurulduğu gerekçesiyle temyiz isteminin reddine karar vermişti. Daire, "söz konusu uyuşmazlığın öncelikle olarak temyize tabilik bakımından değerlendirilmek suretiyle" incelenmesi gerektiğini belirtmiş; elli bir bin liralık tazminat isteminin temyiz parasal sınırının altında kaldığını ve 46. maddede sayılan davalar arasında yer almadığını saptayarak kararın kesin olduğu sonucuna varmıştır.
Değişiklikten önce ölçü kararın verildiği tarihti
Maden Kanunu'na muhalefet nedeniyle verilen idari para cezasına karşı açılan davada Daire, ceza miktarının Bölge İdare Mahkemesince karar verildiği tarihte geçerli olan temyiz parasal sınırının altında kaldığını saptayarak temyiz isteminin incelenmeksizin reddine karar vermiştir. Karar, ölçüyü karar tarihine bağlayan Ek 1. maddenin ikinci fıkrasının 7550 sayılı Kanun'la değiştirilmesinden önce verilmiştir.
Usulü kanun belirler, dosyanın gidişatı değil
Daire, uyuşmazlığın ivedi yargılama usulü kapsamında olmadığını saptamış; “genel yargılama usulü yerine ivedi yargılama usulü uygulanarak karar verilmesinde usul hükümlerine uygunluk bulunmamaktadır” diyerek kararı bozmuştur.
Temyiz etmemiş taraf karar düzeltme isteyemez
Davacı temyiz yoluna başvurmamış, karar onun yönünden kesinleşmişti. Daire, “temyiz isteminde bulunmayan davacı yönünden İdare Mahkemesi kararının kesinleştiği açık olup, davacının kararın düzeltilmesi isteminin incelenmesine olanak bulunmamaktadır” diyerek istemi incelenmeksizin reddetmiştir.
Değişiklikten önce ölçü bölge idare mahkemesi kararının verildiği yıldı
Daire, "davanın konusunun temyize konu bölge idare mahkemesi kararının verildiği 2023 yılı için miktar itibarıyla öngörülen temyiz sınırı olan 581.000,00-TL'nin altında kaldığı anlaşıldığından" Bölge İdare Mahkemesi kararının kesin olduğu sonucuna varmıştır. Karar, ölçüyü karar tarihine bağlayan ikinci fıkranın 7550 sayılı Kanun'la değiştirilmesinden önce verilmiştir.
Konusu para olmayan işlemde parasal sınır ölçütü işlemez
Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nun geçici 11. maddesi kapsamında araca ilişkin tesis edilen işleme karşı açılan davada Daire, "dava konusu işlemin konusunun para olmadığı dikkate alındığında" vergi mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusu üzerine verilen karara karşı yapılan temyiz başvurusunun incelenme olanağı bulunmadığı sonucuna varmıştır.
Benzer yöndeki kararlar
Islahla artırılan tazminatta da dava tarihindeki sınır ölçüdür
Çocuğunun ölümü nedeniyle açılan ve miktar artırım dilekçesiyle iki yüz otuz altı bin liraya çıkan tam yargı davasında Daire, "davanın, açıldığı 2018 yılındaki temyiz parasal sınırının üzerindeki bir miktara ilişkin olduğu" saptamasıyla kararın temyize tabi olduğu sonucuna varmıştır.
Aynı ölçü devlet hakkı bedelinin iadesinde de uygulanmıştır
İadesi talep edilen devlet hakkı bedeline ilişkin davada Daire, miktarın davanın açıldığı tarihte geçerli olan temyiz parasal sınırının altında kaldığını saptayarak temyiz isteminin incelenmeksizin reddine karar vermiştir.
İvedi usule girmeyen işte doğrudan temyiz yapılamaz
Daire, ivedi yargılama usulü kapsamında olmayan uyuşmazlıkta doğrudan temyiz incelemesi yapılamayacağını yineledi.
Kırk altıncı maddede sayılmayan dava için sınır aranmaz, karar kesindir
Vergi Dava Dairesi kararının temyizinde Daire, kararın "2577 sayılı Kanun'un 46. maddesinde tahdidi olarak sayılanlar arasında yer almadığı dolayısıyla" kesin olduğunu saptayarak temyiz isteminin incelenmeksizin reddine karar vermiştir.
Kırk altıncı maddede sayılmayan davada istinaf kararı kesinleşir
Daire, "istinaf incelemesinden sonra temyiz incelemesine tabi olan davalar arasında sayılmayan ve 2577 sayılı Kanunun 45. maddesinin 6. fıkrası uyarınca istinaf incelemesi üzerine kesinleşen karar hakkında temyiz isteminde bulunulması hukuken mümkün" olmadığına hükmetti.
Kesin karara karşı temyiz incelenmez
Daire, temyiz istemine esas teşkil eden kararın Bölge İdare Mahkemesinin 46. maddeye göre temyiz yolu açık olmayan kesin kararlarından olduğunu saptayarak temyiz isteminin incelenmeksizin reddine karar vermiştir.
Değişiklik geçmişi
| Tarih | Değişim | Yürürlük | Ne oldu |
|---|---|---|---|
| 6/1/1982 | 2577 sayılı Kanun | 20/1/1982 | Maddenin ilk hâli |
| 18/6/2014 | 6545 sayılı Kanun | 28/6/2014 | Değişik. Bölge idare mahkemesi kararlarından temyize tabi olanlar tahdidi olarak sayılmış, temyiz süresi on beş gün olarak belirlenmiştir. |
| 26/7/2023 | Anayasa Mahkemesi · E. 2023/36, K. 2023/142 | 13/7/2024 | İptal. (İptal bent: Anayasa Mahkemesinin 26/7/2023 tarihli ve E.:2023/36 K.:2023/142 sayılı Kararı ile) |
| 28/7/2024 | 7524 sayılı Kanun | 2/8/2024 | Ek bent · Yeniden Düzenleme · Ek. 28/7/2024 tarihli ve 7524 sayılı Kanunun 53 üncü maddesi ile bu fıkraya (b) bendinden sonra gelmek üzere bent eklenmiş ve diğer bentler buna göre teselsül ettirilmiştir. |
| 16/7/2026 | 7589 sayılı Kanun | 31/7/2026 | Ek ibare · Mülga · Ek. Birinci fıkranın başına “1.” ibaresi eklenmiş, (c) bendi yürürlükten kaldırılmış ve maddeye ikinci fıkra eklenmiştir. Bölge idare mahkemesinin ilk derece kararını kaldırarak yeniden verdiği kararlar kural olarak otuz gün içinde temyize açılmış; tek hâkimle görülen davalar, 4081, 3091 ve 6458 sayılı Kanunların uygulanmasından doğan davalar, parasal sınırın altında kalan farklar ile yalnız vekâlet ücreti ve yargılama giderine ilişkin kararlar bunun dışında tutulmuştur. 16/7/2026 tarihli ve 7589 sayılı Kanunun 6 ncı maddesiyle bu fıkranın başına “1.” ibaresi eklenmiştir. |
Tarih sütunu kanunlarda kabul, Anayasa Mahkemesi kararlarında karar tarihidir; yürürlük ise hükmün uygulanmaya başladığı tarihtir. Kanun metnindeki değişiklik şerhleri ile mevzuat.gov.tr metninin sayfa altı dipnotlarından ve yürürlük tarihleri tablosundan derlenmiştir.
Temyiz edilemeyecek kararlar · mülga
(Mülga: 18/6/2014-6545/103 md.)
Madde gerekçesi
Kanunun kabulü (6/1/1982)
Tasarıdaki karşılığı: 47'nci madde.
Tasarının 47 nci maddesi tek fıkra halinde yazılmak suretiyle benimsenmiştir.
6 Ocak 1982 tarihli Millî Güvenlik Konseyi Genel Kurulu görüşmesinde maddeye ilişkin önemli kesitler şunlardır:
Hâkim Tuğgeneral Muzaffer Başkaynak (Adalet Komisyonu Başkanı) — “İdare ve vergi mahkemelerinin tek hâkimle kararına vâki itirazlar, temyiz niteliğinde bulunan bölge idare mahkemelerinde bakılıyor ve bu temyiz şartlarını taşıyor. Ancak, vergiyle ilgili konular varsa, o, bölge idare mahkemesini aşar; o, temyiz olarak Danıştaya gider, istisnasını getiriyor.”
Millî Güvenlik Konseyi S. Sayısı 312 (1/254) · tarama · Millî Güvenlik Konseyi Tutanak Dergisi, 91 inci Birleşim, 6 Ocak 1982 · tarama
3622 sayılı Kanunla yapılan değişiklik (5/4/1990)
İkinci cümle yürürlükten kaldırılarak tek hâkimle verilen vergi kararlarının temyizi kapatılmış, bunlar itiraza tabi kılınmıştır.
Kanunun 27 nci maddesine ilişkin gerekçe şöyledir:
“Bölge idare mahkemelerine işlerlik kazandırarak, mükellefiyetin mevzuuna, esasına, şekline, muafiyet ve istisna hükümlerine ilişkin vergi uyuşmazlıklarında tek hâkimle verilen kararların Danıştayda temyiz edilebilme imkânı kaldırılarak, itiraza tabi kararlar haline getirmek amacıyla 47 nci maddenin ikinci cümlesi yürürlükten kaldırılmaktadır.”
TBMM S. Sayısı 120 (1/415) — Hükümet tasarısı ve Adalet Komisyonu raporu · tarama · TBMM Tutanak Dergisi, Dönem 18, Cilt 43, 99 uncu Birleşim, 5 Nisan 1990 · tarama · Tasarı 1/415, Bakanlar Kurulu 27/2/1988; Adalet Komisyonu raporu ve 120’ye 1 inci Ek. Kanun 5/4/1990 tarihinde kabul edilmiştir. Bu değişiklik yürürlükte değildir: hüküm daha sonra 18/6/2014 tarih ve 6545 sayılı Kanunla yürürlükten kaldırılmıştır. Bu sebeple kanun metnindeki dipnotlarda artık görünmez.
4577 sayılı Kanunla yapılan değişiklik (8/6/2000)
İtiraz yolu açık olan kararların temyiz edilemeyeceği esası getirilmiştir.
Kanunun 8 inci maddesine ilişkin gerekçe şöyledir:
“2577 sayılı Kanunun 47 nci maddesi, aynı Kanunun 45 inci maddesinde yapılan değişikliğe paralel olarak yeniden düzenlenmekte, idare ve vergi mahkemelerince verilen ve itiraz yolu açık olan kararların temyiz edilemeyeceği esası getirilmektedir.”
TBMM S. Sayısı 376 (1/536) — Tutanak Dergisi, Dönem 21, Cilt 35, 107 nci Birleşim, 8 Haziran 2000 tutanağına ekli · tarama · Tasarı 1/536, Bakanlar Kurulu 4/8/1999; Adalet Komisyonu raporu 28/2/2000. Kanun 8/6/2000 tarihinde kabul edilmiştir. Bu değişiklik yürürlükte değildir: hüküm daha sonra 18/6/2014 tarih ve 6545 sayılı Kanunla yürürlükten kaldırılmıştır. Bu sebeple kanun metnindeki dipnotlarda artık görünmez.
6545 sayılı Kanunla yapılan değişiklik (18/6/2014)
Madde yürürlükten kaldırılmıştır.
Kanunun 103 üncü maddesine ilişkin gerekçe şöyledir:
“Tasarıyla, 2577 sayılı Kanunda yapılan düzenlemelerle itiraz kanun yolu kaldırılarak istinaf kanun yolu getirilmiştir. Kanunun 103 üncü maddesiyle, bu düzenlemenin zorunlu sonucu olarak 47 nci madde yürürlükten kaldırılmıştır.”
TBMM S. Sayısı 592 (Dönem 24, Yasama Yılı 4) — Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu · tarama · Kanun 18/6/2014 tarihinde kabul edilmiştir. İstinafa ilişkin hükümler, bölge idare mahkemelerinin Resmî Gazetede ilan edilen göreve başlama tarihinden (20/7/2016) itibaren uygulanmaya başlamıştır.
Değişiklik geçmişi
| Tarih | Değişim | Yürürlük | Ne oldu |
|---|---|---|---|
| 6/1/1982 | 2577 sayılı Kanun | 20/1/1982 | Maddenin ilk hâli |
| 18/6/2014 | 6545 sayılı Kanun | 28/6/2014 | Mülga. Madde yürürlükten kaldırılmıştır. |
Tarih sütunu kanunlarda kabul, Anayasa Mahkemesi kararlarında karar tarihidir; yürürlük ise hükmün uygulanmaya başladığı tarihtir. Kanun metnindeki değişiklik şerhleri ile mevzuat.gov.tr metninin sayfa altı dipnotlarından ve yürürlük tarihleri tablosundan derlenmiştir.
Temyiz dilekçesi
(Değişik: 5/4/1990-3622/17 md.)
1. Temyiz istemleri Danıştay Başkanlığına hitaben yazılmış dilekçeler ile yapılır.
2. Temyiz dilekçelerinin 3 üncü madde esaslarına göre düzenlenmesi gereklidir, düzenlenmemiş ise eksikliklerin onbeş gün içinde tamamlatılması hususu, kararı veren Danıştay veya bölge idare mahkemesince ilgiliye tebliğ olunur. Bu sürede eksiklikler tamamlanmazsa temyiz isteminde bulunulmamış sayılmasına Danıştay veya bölge idare mahkemesince karar verilir.
3. Temyiz dilekçeleri, ilgisine göre kararı veren bölge idare mahkemesine, Danıştaya veya 4 üncü maddede belirtilen mercilere verilir ve kararı veren bölge idare mahkemesi veya Danıştayca karşı tarafa tebliğ edilir. Karşı taraf tebliğ tarihini izleyen otuz gün içinde cevap verebilir. Cevap veren, kararı süresinde temyiz etmemiş olsa bile düzenleyeceği dilekçesinde, temyiz isteminde bulunabilir. Bu takdirde bu dilekçeler temyiz dilekçesi yerine geçer.
4. (Değişik:10/6/1994-4001/21 md.) Kararı veren Danıştay veya bölge idare mahkemesi, cevap dilekçesi verildikten veya cevap süresi geçtikten sonra dosyayı dizi listesine bağlı olarak, Danıştaya veya Kurula gönderir.
5. Yürütmenin durdurulması isteği bulunan temyiz dilekçeleri, karşı tarafa tebliğ edilmeden dosya ile birlikte, yürütmenin durdurulması istemi hakkında karar verilmek üzere kararı veren bölge idare mahkemesince Danıştay Başkanlığına, Danıştayın ilk derece mahkemesi olarak baktığı davalarda, görevli dairece konusuna göre İdari veya Vergi Dava Daireleri Kuruluna gönderilir. Danıştayda görevli daire veya kurul tarafından yürütmenin durdurulması istemi hakkında karar verildikten sonra tebligat bu daire veya kurulca yapılarak dosya tekemmül ettirilir.
6. Temyiz dilekçesi verilirken gerekli harç ve giderlerin tamamının ödenmemiş olması halinde kararı veren; merci tarafından verilecek yedi günlük süre içerisinde tamamlanması, aksi halde temyizden vazgeçilmiş sayılacağı hususu temyiz edene yazılı olarak bildirilir. Verilen süre içinde harç ve giderler tamamlanmadığı takdirde, ilgili merci, kararın temyiz edilmemiş sayılmasına karar verir. Temyizin kanuni süre geçtikten sonra yapılması veya kesin bir karar hakkında olması halinde de kararı veren merci, temyiz isteminin reddine karar verir. İlgili merciin bu kararları ile bu maddenin 2 nci fıkrasında belirtilen temyiz isteminde bulunulmamış sayılmasına ilişkin kararlarına karşı, tebliğ tarihini izleyen günden itibaren yedi gün içinde temyiz yoluna başvurulabilir.
7. (Ek: 10/6/1994-4001/21md.; Değişik: 18/6/2014-6545/21 md.) Temyiz dilekçesi verilirken gerekli harç ve giderlerin ödenmemiş olduğu, dilekçenin 3 üncü madde esaslarına göre düzenlenmediği, temyizin kanuni süre içinde yapılmadığı veya kesin bir karar hakkında olduğunun anlaşıldığı hâllerde, 2 ve 6 ncı fıkralarda sözü edilen kararlar, dosyanın gönderildiği Danıştayın ilgili dairesi ve kurulunca, kesin olarak verilir.
Madde gerekçesi
Kanunun kabulü (6/1/1982)
Tasarıdaki karşılığı: 48'inci madde.
Tasarının 48 inci maddesinin 2 nci fıkrasında 2 nci maddeye yapılan atıf 3 üncü madde olarak değiştirilmiş, 3 üncü fıkra Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa uygun şekilde düzenlenmiştir.
Adalet Komisyonunun tasarı metninde yaptığı değişiklikler:
Karşı tarafın cevap süresi
Tasarı“Karşı taraf tebliğden itibaren on beş gün içerisinde cevap verebilir. Cevap verenin temyiz hakkı bulunmasa bile düzenleyeceği cevap dilekçesinde temyiz isteminde bulunabilir.”
Komisyon“Karşı taraf tebliğden itibaren otuz gün içerisinde cevap verebilir. Cevap veren, kararı süresinde temyiz etmemiş olsa bile; düzenleyeceği dilekçesinde temyiz isteminde bulunabilir.”
Millî Güvenlik Konseyi S. Sayısı 312 (1/254) · tarama
Tasarı ve Komisyon metinleri S. Sayısı 312'nin taranmış nüshasından aktarılmıştır; taramanın satır sonlarında düşürdüğü harfler tamamlanmış, dönemin yazımı korunmuştur.
3622 sayılı Kanunla yapılan değişiklik (5/4/1990)
Temyiz dilekçesine ilişkin madde yeniden düzenlenerek Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunuyla koşutluk sağlanmıştır.
Kanunun 17 nci maddesine ilişkin gerekçe şöyledir:
“Kanunun temyiz dilekçelerini düzenleyen 48 inci maddesi değiştirilmekte ve Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun bu konu ile ilgili hükümleriyle paralellik sağlanmakta, maddeye açıklık getirilmekte ve Danıştay dava dairesi ve İdarî ve Vergi Daireleri Genel Kurulu kararlarına karşı da temyiz yolu açılmış bulunduğundan buna ilişkin ilaveler maddeye eklenmektedir.”
TBMM S. Sayısı 120 (1/415) — Hükümet tasarısı ve Adalet Komisyonu raporu · tarama · TBMM Tutanak Dergisi, Dönem 18, Cilt 43, 99 uncu Birleşim, 5 Nisan 1990 · tarama · Tasarı 1/415, Bakanlar Kurulu 27/2/1988; Adalet Komisyonu raporu ve 120’ye 1 inci Ek. Kanun 5/4/1990 tarihinde kabul edilmiştir.
4001 sayılı Kanunla yapılan değişiklik (10/6/1994)
Dördüncü fıkra yeniden yazılmış, maddeye yedinci fıkra eklenmiştir.
Tasarının 20 nci, kanunlaşan metnin 21 inci maddesine ilişkin gerekçe şöyledir:
“Maddenin 4 üncü fıkrası redaksiyona tabi tutulmuş ve maddeye eklenen 7 nci fıkrada; temyiz dilekçesi verilirken harç ve giderlerin ödenmemiş olduğu, dilekçenin Kanunun 3 üncü maddesi esaslarına göre düzenlenmediği ve temyiz isteminin kanuni süre geçirildikten sonra yapıldığı hususlarının dosyanın gönderildiği Danıştayın ilgili dairesince saptanması hallerinde de, maddenin 2 ve 6 ncı fıkralarında sözü edilen kararların Danıştay daire ve kurulunca verilmesine açıklık getirilerek, uygulamadaki farklılık giderilmekte ve farklı uygulamalardan kaynaklanan gecikmelerin önlenmesi amaçlanmaktadır.”
TBMM Tutanak Dergisi, Dönem 19, Cilt 62, 115 inci Birleşim, 10 Haziran 1994 (S. Sayısı 409 ve 409'a 1 inci Ek tutanağa eklidir) · tarama · Hükümet tasarısı 1/637, kanun teklifi 2/908; Adalet Komisyonu raporu 22/12/1993, ek raporu 24/2/1994. Kanun 10/6/1994 tarihinde kabul edilmiştir.
6545 sayılı Kanunla yapılan değişiklik (18/6/2014)
Temyiz dilekçesine ilişkin hükümler, temyizin artık bölge idare mahkemesi kararlarına karşı işletileceği dikkate alınarak uyarlanmıştır.
Tasarının 13 üncü, kanunlaşan metnin 21 inci maddesine ilişkin gerekçe şöyledir:
“Maddeyle, ilk derece mahkemesi kararları yerine bölge idare mahkemesi kararları aleyhine temyiz yoluna başvurulması söz konusu olacağından mevcut kanunda yer alan temyiz dilekçesine ilişkin hükümlerde uyarlama yapılmaktadır.”
TBMM S. Sayısı 592 (Dönem 24, Yasama Yılı 4) — Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu · tarama · Kanun 18/6/2014 tarihinde kabul edilmiştir. İstinafa ilişkin hükümler, bölge idare mahkemelerinin Resmî Gazetede ilan edilen göreve başlama tarihinden (20/7/2016) itibaren uygulanmaya başlamıştır.
Kararlar
48/2 Dilekçenin şekli ve eksikliğin tamamlanması#
Vekâletname sunulmazsa temyiz isteminde bulunulmamış sayılır
Vekil sıfatıyla işlem yapan avukattan ara kararla vekâletname istenmiş, verilen sürede sunulmamıştı. Daire, "anılan davacılar adına düzenlenmiş vekâletnamenin aslı veya onaylanmış örneğinin dosyaya sunulmadığı gibi, anılan davacılar tarafından da yapılan işlemlerin kabul edildiğinin bir dilekçeyle bildirilmediği anlaşılmıştır" tespitiyle, o davacılar yönünden temyiz isteminde bulunulmamış sayılmasına karar vermiştir.
Dilekçe usule uygunsa bulunulmamış sayılma kararı verilemez
İdare Mahkemesi, yenileme dilekçesini usule aykırı bularak istinaf isteminde bulunulmamış sayılmasına karar vermişti. Daire, "yenileme dilekçesinin 2577 sayılı Kanunda öngörülen usule uygun olduğu görüldüğünden" dilekçenin esası incelenmek üzere gönderilmesi gerektiği sonucuna varmış ve istinaf başvurusunun reddine ilişkin kararı bozmuştur.
Benzer yöndeki kararlar
Eksiklik ara kararla bildirilir, giderilmezse istem düşer
Vekâletname süresinin sona erdiği görülmesi üzerine Daire, yeni vekâletnamenin veya davaya bizzat devam edileceğine ilişkin dilekçenin sunulmasını ara kararla istemiş; eksiklik süresinde giderilmediğinden temyiz isteminde bulunulmamış sayılmasına karar vermiştir.
Vekâletname süresi dolan vekilin dilekçesi kabul edilemez
Vekâletname süresi dolduktan sonra temyiz dilekçesi sunulmuş, ara karara rağmen yeni vekâletname verilmemişti. Daire, süresi dolan vekil tarafından sunulan dilekçenin kabulünün mümkün olmadığı sonucuna varmış ve temyiz isteminde bulunulmamış sayılmasına karar vermiştir.
48/3 Dilekçenin verileceği merci, tebliği ve cevap#
Karşı temyiz kapsamında olmayan istem süresinde sayılmaz
Davalı idare, kendisine tebliğ edilen davacı temyiz dilekçesine cevap verirken aynı dilekçeyle Daire kararını da temyiz etmişti. Kurul, "söz konusu dilekçesinin 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 48. maddesinin 3. fıkrasında düzenlenen karşı temyiz başvurusu kapsamında bulunmadığı anlaşıldığından, süresinde olmayan temyiz isteminin incelenme olanağı bulunmamaktadır" sonucuna varmıştır.
Doğrudan Danıştaya gönderilen temyiz dilekçesi kararı veren merciye iade edilir
Bölge idare mahkemesi kararı, doğrudan Danıştay Başkanlığına hitaben yazılan dilekçeyle temyiz edilmiş ve dilekçe sehven yeni bir dava gibi kaydedilmişti. Daire, dilekçenin kararı veren daireye sunulması gerektiğini belirterek sehven açılan dosyanın esas kaydının kapatılmasına ve dilekçenin ait olduğu dosyaya konulmak üzere gönderilmesine karar vermiştir.
Benzer yöndeki kararlar
Katılma yoluyla karar düzeltme istemi kanunda öngörülmemiştir
Davacı, kendi süresi içinde karar düzeltme yoluna başvurmayıp, davalının dilekçesinin tebliği üzerine cevapla birlikte karar düzeltme isteminde bulunmuştu. Daire, "yasal dayanağı bulunmayan bir şekilde katılma yoluyla karar düzeltme isteminde bulunduğu anlaşıldığından" istemin incelenmeksizin reddine karar vermiştir.
48/5 Yürütmenin durdurulması istemli temyiz dilekçesi#
Yürütmenin durdurulması istemi yoksa dilekçe tebliğ edilmeden gönderilemez
Temyiz dilekçesinde yürütmenin durdurulması istemi bulunmadığı halde mahkeme, dilekçeyi karşı tarafa tebliğ etmeden dosyayı Danıştaya göndermişti. Daire, tebliğ edilmeden gönderme yolunun yalnız yürütmenin durdurulması istemli dilekçelere tanındığını belirterek dosya esas kaydının kapatılmasına ve tekemmül ettirilmek üzere dosyanın geri gönderilmesine karar vermiştir.
Benzer yöndeki kararlar
Dilekçe temyiz edene değil karşı tarafa tebliğ edilir
Davacının temyiz dilekçesi, davalı idareye tebliğ edilmesi gerekirken yine davacıya tebliğ edilerek dosya Danıştaya gönderilmişti. Daire, dosya esas kaydının kapatılmasına ve dilekçe davalı idareye tebliğ edilip tekemmülü sağlandıktan sonra gönderilmek üzere dosyanın iadesine karar vermiştir.
48/7 Kesin karar ve süresinde olmayan temyiz#
Otuz günlük süre geçtikten sonra yapılan temyiz reddedilir
Daire, kararın tebliğinden itibaren otuz günlük temyiz süresi geçirildikten sonra verilen dilekçeyle temyiz isteminde bulunulduğunu saptamış; 48. maddenin yedinci fıkrası uyarınca temyiz isteminin süre aşımı nedeniyle reddine karar vermiştir.
Benzer yöndeki kararlar
Süre aşımı her temyiz eden bakımından ayrı değerlendirilir
Aynı karara karşı davalı idare, müdahiller ve aile birlikleri temyiz başvurusunda bulunmuştu. Daire, bir kısım temyiz istemini süre aşımı nedeniyle reddetmiş, süresinde başvuran müdahillerin istemlerini kabul ederek kararı bozmuştur.
48/7 Parasal sınırın hangi tarihe göre belirleneceği#
Ölçü artık davanın açıldığı tarihteki parasal sınırdır
Yirmi bir bin sekiz yüz yirmi iki liralık idari para cezasına karşı açılan davada Bölge İdare Mahkemesi, İdare Mahkemesi kararını kesin sayarak istinaf istemini incelenmeksizin reddetmişti. Daire, "Usul hukuku alanında geçerli olan temel ilke, yargılamaya ilişkin kanun hükümlerinin derhal yürürlüğe girmesidir" diyerek 7550 sayılı Kanun'la getirilen ölçüyü uygulamış; davanın açıldığı 2023 yılı sınırının yirmi bin lira olduğunu saptayarak istinaf incelemesinin esas yönünden yapılması gerektiği sonucuna varmış ve kararı bozmuştur.
Değişiklikten önce ölçü kararın verildiği tarihti
Maden Kanunu'na muhalefet nedeniyle verilen idari para cezasına karşı açılan davada Daire, ceza miktarının Bölge İdare Mahkemesince karar verildiği tarihte geçerli olan temyiz parasal sınırının altında kaldığını saptayarak temyiz isteminin incelenmeksizin reddine karar vermiştir. Karar, ölçüyü karar tarihine bağlayan Ek 1. maddenin ikinci fıkrasının 7550 sayılı Kanun'la değiştirilmesinden önce verilmiştir.
Süre aşımından önce kararın temyize tabi olup olmadığı incelenir
Bölge idare mahkemesi, otuz günlük sürenin çok sonra başvurulduğu gerekçesiyle temyiz isteminin reddine karar vermişti. Daire, "söz konusu uyuşmazlığın öncelikle olarak temyize tabilik bakımından değerlendirilmek suretiyle" incelenmesi gerektiğini belirtmiş; elli bir bin liralık tazminat isteminin temyiz parasal sınırının altında kaldığını ve 46. maddede sayılan davalar arasında yer almadığını saptayarak kararın kesin olduğu sonucuna varmıştır.
Vergi davasında da dava açılış tarihi esas alınır
Vergi Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusu incelenmeksizin reddedilmişti. Daire, "dava açılış tarihi olan 2024 yılı itibarıyla istinaf parasal sınırı olan 31.000-TL'nin üzerinde olan (39.122,30-TL) Vergi Mahkemesi kararına yönelik istinaf yolunun açık olduğu anlaşıldığından" kararın istinaf başvurusunun esası incelenmek üzere bozulması gerektiği sonucuna varmıştır.
Benzer yöndeki kararlar
Islahla artırılan tazminatta da dava tarihindeki sınır ölçüdür
Çocuğunun ölümü nedeniyle açılan ve miktar artırım dilekçesiyle iki yüz otuz altı bin liraya çıkan tam yargı davasında Daire, "davanın, açıldığı 2018 yılındaki temyiz parasal sınırının üzerindeki bir miktara ilişkin olduğu" saptamasıyla kararın temyize tabi olduğu sonucuna varmıştır.
Trafikten men ve para cezasında istinaf yolu açıktır
Aracın trafikten men edilmesi ile idari para cezasına karşı açılan davada Daire, istinaf istemlerinin incelenmeksizin reddine ilişkin Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmadığı sonucuna varmış ve kararı bozmuştur.
Aynı ölçü sigorta bildirge cezasında da uygulanmıştır
İş yeri bildirgesinin süresinde Kuruma verilmediğinden bahisle uygulanan idari para cezasına karşı açılan davada Daire, İdare Mahkemesi kararını kesin sayıp istinaf istemini incelenmeksizin reddeden Bölge İdare Mahkemesi kararını bozmuştur.
Maddenin geneline ilişkin
Kesin karar hakkındaki temyiz istemini ret kararı Danıştayca kesin verilir
Kesin bir karar hakkında yapılan temyiz başvurusunda Daire, 48. maddenin altıncı fıkrası uyarınca “temyizin kesin bir karar hakkında olması halinde kararı veren merciin temyiz isteminin reddine karar vereceği; aynı maddenin 7. fıkrasında ise, temyizin kesin bir karar hakkında olduğunun anlaşıldığı hallerde altıncı fıkrada sözü edilen kararın Danıştayın ilgili dairesince kesin olarak verileceği” kuralını uygulamıştır. Aynı gerekçe yetmiş dört kararda tekrarlanmaktadır.
Onanarak kesinleşen kısım yeniden temyiz edilemez
Aracın altmış gün süreyle trafikten men edilmesine ilişkin işlemin iptali istemi, Dairenin kısmen onama kısmen bozma kararıyla onanarak kesinleşmiş; davalı idare bu kısma yönelik temyiz başvurusunda bulunmuştu. Daire, "kesinleşen kısma yönelik temyiz isteminin incelenmesine yasal olanak bulunmamaktadır" gerekçesiyle temyiz isteminin incelenmeksizin reddine karar vermiştir.
Benzer yöndeki kararlar
Posta ücreti yatırılmazsa karar temyiz edilmemiş sayılır
Posta ücreti süresinde yatırılmayan temyiz istemi incelenmemiş, karar temyiz edilmemiş sayılmıştır.
Temyizde posta ücreti yatırılmazsa temyiz edilmemiş sayılır
Kurul, posta ücreti süresinde yatırılmadığından “48/6. maddesi uyarınca davacının temyiz isteminin incelenmesine hukuken olanak bulunmamaktadır” demiştir.
Değişiklik geçmişi
| Tarih | Değişim | Yürürlük | Ne oldu |
|---|---|---|---|
| 6/1/1982 | 2577 sayılı Kanun | 20/1/1982 | Maddenin ilk hâli |
| 5/4/1990 | 3622 sayılı Kanun | 10/4/1990 | Değişik. Temyiz dilekçesine ilişkin madde yeniden düzenlenerek Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunuyla koşutluk sağlanmıştır. |
| 10/6/1994 | 4001 sayılı Kanun | 18/6/1994 | Değişik · Ek. Dördüncü fıkra yeniden yazılmış, maddeye yedinci fıkra eklenmiştir. |
| 18/6/2014 | 6545 sayılı Kanun | 28/6/2014 | Temyiz dilekçesine ilişkin hükümler, temyizin artık bölge idare mahkemesi kararlarına karşı işletileceği dikkate alınarak uyarlanmıştır. 18/6/2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanunun 21 inci maddesiyle, bu fıkrada yer alan “mahkemece” ibareleri “bölge idare mahkemesince” şeklinde değiştirilmiştir. 18/6/2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanunun 21 inci maddesiyle, bu fıkrada yer alan “mahkemeye” ibaresi “bölge idare mahkemesine”, “mahkeme” ibaresi “bölge idare mahkemesi” şeklinde değiştirilmiştir. 18/6/2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanunun 21 inci maddesiyle, bu fıkrada yer alan “mahkeme” ibaresi “bölge idare mahkemesi” şeklinde değiştirilmiştir. 18/6/2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanunun 21 inci maddesiyle, bu fıkrada yer alan “mahkemece” ibaresi “bölge idare mahkemesince” şeklinde değiştirilmiştir. 18/6/2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanunun 21 inci maddesiyle, bu fıkranın birinci cümlesinde yer alan “mahkeme veya Danıştay daire başkanı” ibaresi “merci” ve “onbeş” ibaresi “yedi” şeklinde; ikinci cümlesinde yer alan “mahkeme, ilk derece mahkemesi olarak davaya bakan Danıştay dairesi” ibaresi “ilgili merci” şeklinde; üçüncü cümlesinde yer alan “mahkeme, ilk derece mahkemesi olarak davaya bakan Danıştay dairesi” ibaresi “merci” şeklinde; dördüncü cümlesinde yer alan “Mahkemenin veya Danıştay dairesinin” ibaresi “İlgili merciin” şeklinde değiştirilmiş aynı fıkranın üçüncü cümlesinde yer alan “yapılması” ibaresinden sonra gelmek üzere “veya kesin bir karar hakkında olması” ibaresi eklenmiştir. |
| 20/7/2022 | Anayasa Mahkemesi · E. 2022/48, K. 2022/93 | 17/8/2022 | İptal. Anayasa Mahkemesinin 20/7/2022 tarihli ve E.: 2022/48, K.: 2022/93 sayılı Kararı ile bu fıkrada yer alan “ve 6 ncı” ibaresi, “istinafın kanuni süre geçtikten sonra yapılması hâli” yönünden iptal edilmiştir. |
Tarih sütunu kanunlarda kabul, Anayasa Mahkemesi kararlarında karar tarihidir; yürürlük ise hükmün uygulanmaya başladığı tarihtir. Kanun metnindeki değişiklik şerhleri ile mevzuat.gov.tr metninin sayfa altı dipnotlarından ve yürürlük tarihleri tablosundan derlenmiştir.
Temyiz incelemesi üzerine verilecek kararlar
(Değişik: 18/6/2014-6545/22 md.)
1. Temyiz incelemesi sonunda Danıştay;
a) Kararı hukuka uygun bulursa onar. Kararın sonucu hukuka uygun olmakla birlikte gösterilen gerekçeyi doğru bulmaz veya eksik bulursa, kararı, gerekçesini değiştirerek onar.
b) Kararda yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmayan maddi hatalar ile düzeltilmesi mümkün eksiklik veya yanlışlıklar varsa kararı düzelterek onar.
2. Temyiz incelemesi sonunda Danıştay;
a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c) Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması,
sebeplerinden dolayı incelenen kararı bozar.
3. Kararların kısmen onanması ve kısmen bozulması hâllerinde kesinleşen kısım Danıştay kararında belirtilir.
4. Danıştayın ilk derece mahkemesi olarak baktığı davaların temyizen incelenmesinde bu madde ile ısrar hariç 50 nci madde hükümleri kıyasen uygulanır.
5. Temyize konu edilen kararı veren ya da karara katılan hâkim aynı davanın temyiz incelemesinde görev alamaz.
Madde gerekçesi
Kanunun kabulü (6/1/1982)
Tasarıdaki karşılığı: 49'uncu madde.
Tasarının 49 uncu maddesi daha açık bir biçimde yeniden kaleme alınmıştır.
Adalet Komisyonunun tasarı metninde yaptığı değişiklikler:
Israr kararı
Tasarı“Mahkeme bozmaya uymayarak önceki kararında ısrar ederse, ısrar kararının ilgili tarafından temyizi halinde, dava, konusuna göre İdare veya Vergi Dava Daireleri Genel Kurulunca incelenir. İlgili Danıştay Dava Dairesinin kararına uyulursa mahkemenin kararı bozulur; aksi halde onaylanır.”
Komisyon“Vergi ve tam yargı davalarında mahkeme bozmaya uymayarak eski kararında ısrar edebilir. Israr kararının ilgili tarafından temyizi halinde, dava, konusuna göre Danıştay İdare veya Vergi Dava Daireleri Genel Kurulunca incelenir. … Danıştay İdare ve Vergi Dava Daireleri Genel Kurulları kararlarına uyulması zorunludur.”
“Temyiz incelemesi ve bozma sebepleri 521 sayılı Kanundan aynen alınmıştır.”
Millî Güvenlik Konseyi S. Sayısı 312 (1/254) · tarama
Tasarı ve Komisyon metinleri S. Sayısı 312'nin taranmış nüshasından aktarılmıştır; taramanın satır sonlarında düşürdüğü harfler tamamlanmış, dönemin yazımı korunmuştur.
3622 sayılı Kanunla yapılan değişiklik (5/4/1990)
Danıştayın ilk derece mahkemesi olarak baktığı davalarda ısrar hakkı tanınmamıştır.
Kanunun 18 inci maddesine ilişkin gerekçe şöyledir:
“Kanunun 49 uncu maddesine eklenen 6 ncı fıkra ile Danıştayın ilk derece mahkemesi olarak baktığı davalarda dava daireleri ile İdarî veya Vergi Dava Daireleri Genel Kurul kararlarının temyiz incelemesi sonucunda verilen kararlara karşı ısrar hakkı tanınmamakta, maddenin diğer fıkralarının kıyasen uygulanacağı belirtilmektedir.”
TBMM S. Sayısı 120 (1/415) — Hükümet tasarısı ve Adalet Komisyonu raporu · tarama · TBMM Tutanak Dergisi, Dönem 18, Cilt 43, 99 uncu Birleşim, 5 Nisan 1990 · tarama · Tasarı 1/415, Bakanlar Kurulu 27/2/1988; Adalet Komisyonu raporu ve 120’ye 1 inci Ek. Kanun 5/4/1990 tarihinde kabul edilmiştir. Bu değişiklik yürürlükte değildir: hüküm daha sonra 18/6/2014 tarih ve 6545 sayılı Kanunla yeniden yazılmıştır. Bu sebeple kanun metnindeki dipnotlarda artık görünmez.
6545 sayılı Kanunla yapılan değişiklik (18/6/2014)
Madde başlığıyla birlikte değiştirilerek temyiz incelemesi üzerine verilecek kararlar yeniden düzenlenmiştir.
Tasarının 14 üncü, kanunlaşan metnin 22 nci maddesine ilişkin gerekçe şöyledir:
“Maddeyle, temyiz incelemesi üzerine verilecek kararlar düzenlenmektedir. Mevcut uygulamada verilen onama, düzelterek onama, kısmen onama ve kısmen bozma ile bozma şeklindeki karar türleri korunmaktadır.”
TBMM S. Sayısı 592 (Dönem 24, Yasama Yılı 4) — Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu · tarama · Kanun 18/6/2014 tarihinde kabul edilmiştir. İstinafa ilişkin hükümler, bölge idare mahkemelerinin Resmî Gazetede ilan edilen göreve başlama tarihinden (20/7/2016) itibaren uygulanmaya başlamıştır.
Kararlar
49/1-b Faiz başlangıcının düzeltilmesi#
Bölge idare mahkemesi kararının hüküm fıkrası da düzeltilerek onanır
Manevi tazminata idareye başvuru tarihinden faiz yürütülen davada Daire, faizin dava tarihinden işletilmesi gerektiği sonucuna varmıştır. Düzeltmeyi yalnız İdare Mahkemesi kararında değil, istinaf başvurusunun reddine ilişkin Bölge İdare Mahkemesi kararının hüküm fıkrasına da işleyerek 49. maddenin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca kararı düzelterek onamıştır.
Faiz başlangıcı: başvuru varsa başvuru, yoksa dava tarihi
Parasal hakların hak ediş tarihinden itibaren işletilecek faizle ödenmesine hükmedilen davada Daire, yasal faizin başlangıcı bakımından şu gerekçeye yer vermiştir: "idareye başvuru varsa başvuru tarihinin, başvuru yoksa davanın açıldığı tarihin esas alınması gerektiği hususu, Danıştay içtihatlarıyla istikrar kazanmıştır". Yanlışlığı yeniden yargılama gerektirmeyen kapsamda görerek hüküm fıkrasını dava tarihi esas alınacak biçimde düzeltmiş ve kararı onamıştır.
Benzer yöndeki kararlar
Faiz yanlışlığı yeniden yargılama gerektirmez
Daire, faiz başlangıcının hak ediş tarihi olarak belirlenmesini hukuka aykırı bulmuş; "bu yanlışlık 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmayan eksiklik ve yanlışlık kapsamında olduğundan" hüküm fıkrasını dava tarihine göre düzeltmiştir.
Islahla artırılan miktara da başvuru tarihinden faiz işler
Maddi tazminatın ıslahla artırılan kısmına ıslah dilekçesinin tebliğ tarihinden faiz yürütülmüştü. Daire, tazminatın tamamına idareye başvuru tarihinden itibaren faiz işletilmesi gerektiği sonucuna varmış ve hüküm fıkrasını bu yönde düzelterek kararı onamıştır.
Tazminata uygulanacak faizin başlangıç tarihi düzeltilerek onanmıştır
Bölge İdare Mahkemesince hükmedilen tazminata uygulanacak faizin başlangıç tarihine yönelik temyiz isteminde Daire, kararı bu yönden düzelterek onamıştır.
49/1-b Vekâlet ücretinin düzeltilmesi#
Vekille takip edilmeyen dava için idare lehine ücrete hükmedilmez
Davanın reddi üzerine davalı idare lehine vekâlet ücretine hükmedilen davada Daire şu gerekçeye yer vermiştir: "davalı idarenin, davayı vekili aracılığıyla takip etmediği görüldüğünden, davalı idare lehine, avukatlık ücretine hükmedilmesinde hukuki isabet görülmemiştir". Bunu yeniden yargılama gerektirmeyen eksiklik sayarak ilgili ibarenin hüküm fıkrasından çıkarılması suretiyle kararı düzelterek onamıştır.
Ücretin yanlış tarafa yükletilmesi düzeltme kapsamındadır
Davanın kabulüne karar verilmiş olmasına rağmen vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye ödenmesine hükmedilen vergi davasında Daire, bunu "yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmayan düzeltilmesi mümkün eksiklik" saymıştır. Hüküm fıkrasındaki ibareyi ücretin davalı idare tarafından davacıya ödenmesi biçiminde düzelterek kararı onamıştır.
Benzer yöndeki kararlar
Ücret, kararın verildiği tarihte yürürlükteki tarifeye göre belirlenir
Reddedilen manevi tazminat yönünden takdir edilen avukatlık ücretinin hangi tarifeye göre belirleneceği uyuşmazlığında Daire, ücretin "anılan kararın verildiği tarihte yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenmesi gerektiği açıktır" gerekçesine yer vermiş, hüküm fıkrasını bu tarifeye göre düzelterek kararı onamıştır.
Seri davalarda ücret tarifedeki indirimli oran üzerinden belirlenir
Seri davalarda takdir edilen vekâlet ücretine yönelik temyiz isteminde Daire, "taraf vekillerinin harcadığı emek ve mesai dikkate alınarak vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğinden" Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin seri davalara ilişkin maddesi uyarınca tam ücretin yüzde altmışı oranında belirlenen ücrete hükmedilmesi gerektiği sonucuna varmış, hüküm fıkrasını bu yönde düzelterek onamıştır.
Ücret toplamındaki hesap hatası düzeltilir
Hüküm fıkrasında davalı idareye verilecek vekâlet ücretinin toplamı yanlış hesaplanmıştı. Daire, 49. maddenin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca tutarı düzelterek kararı onamıştır.
Düzeltme oyçokluğuyla da yapılabilir
Geçici faaliyet belgesi veya çevre izin belgesi olmaksızın faaliyet gösterdiğinden bahisle verilen idari para cezasının iptali istemiyle açılan davada Daire, temyiz isteminin reddine karar vermiş; Bölge İdare Mahkemesi kararının yalnız vekâlet ücretine ilişkin kısmını, iki üyenin karşı oyuyla düzelterek onamıştır.
Maktu yerine tarifedeki oranlı ücrete hükmedilmesi gerekir
İdare Mahkemesince maktu vekâlet ücretine hükmedilen davada Daire, tam ücretin yarısı oranında vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiği sonucuna varmış; Bölge İdare Mahkemesi kararında sonucu itibarıyla hukuki isabetsizlik bulunmadığından hüküm fıkrasını bu yönde düzeltmiştir.
Hüküm fıkrasına eksik kalan ücret ibaresi eklenir
Vekille temsil edilen davalı belediye lehine vekâlet ücretine hükmedilmemişti. Daire, bunu yeniden yargılama gerektirmeyen eksiklik sayarak hüküm fıkrasına ücrete ilişkin ibarenin eklenmesi suretiyle kararı düzelterek onamıştır.
İlk aşamada hükmedilen ücret için yeniden takdir yapılmaz
Bozmadan sonra verilen kararda davacı lehine yeniden vekâlet ücreti takdir edilmişti. Daire, "ilk aşamada taraflar lehine karşılıklı olarak vekâlet ücretine hükmedildiği halde, davacı lehine yeniden vekâlet ücreti takdir edilmesinde hukuki isabet görülmemiştir" gerekçesiyle ilgili ibarenin çıkarılması suretiyle kararı düzelterek onamıştır.
49/2 Bozma sebepleri#
Duruşma istemine rağmen duruşma yapılmaması bozma sebebidir
Davacı duruşma isteminde bulunduğu halde İdare Mahkemesince duruşma yapılmaksızın karar verilmişti. Daire, "davacının duruşma isteminde bulunmasına karşın İdare Mahkemesince duruşma yapılmadan verilen karara karşı davacı tarafından yapılan istinaf başvurusunun reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır" gerekçesiyle kararı bozmuş; bozma üzerine yeniden karar verileceğinden esasa ilişkin temyiz iddialarını bu aşamada incelememiştir.
Benzer yöndeki kararlar
Davanın reddine ilişkin Daire kararı bozulmuştur
Millî Eğitim Bakanlığı Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin iptali istemiyle açılan davada Kurul, davacının temyiz isteminin kabulüne ve davanın reddine ilişkin Daire kararının bozulmasına karar vermiştir.
Usul hükmüne aykırılık esasa girilmeden bozmayı gerektirir
Duruşma istemine karşın duruşma yapılmadan verilen karara karşı yapılan istinaf başvurusunun reddine ilişkin kararı Daire bozmuş; bozma üzerine yeniden karar verileceğinden davacının esasa ilişkin temyiz iddialarını incelememiştir.
49/3 Kısmen onama, kısmen bozma ve kesinleşen kısım#
Onanarak kesinleşen kısım yeniden temyiz edilemez
Aracın altmış gün süreyle trafikten men edilmesine ilişkin işlemin iptali istemi, Dairenin kısmen onama kısmen bozma kararıyla onanarak kesinleşmiş; davalı idare bu kısma yönelik temyiz başvurusunda bulunmuştu. Daire, "kesinleşen kısma yönelik temyiz isteminin incelenmesine yasal olanak bulunmamaktadır" gerekçesiyle temyiz isteminin incelenmeksizin reddine karar vermiştir.
Benzer yöndeki kararlar
Bozulan kısım yönünden dosya daireye geri gönderilir
Gemiadamları ve Kılavuz Kaptanlar Yönetmeliğinin çeşitli hükümlerinin iptali istemiyle açılan davada Kurul, Daire kararının iptale ilişkin kısmını onamış, davanın reddine ilişkin kısmını bozmuş; bozulan kısım yönünden yeniden karar verilmek üzere dosyanın Daireye gönderilmesine karar vermiştir.
İki madde yönünden bozma, diğerleri yönünden onama
İş Ekipmanlarının Kullanımında Sağlık ve Güvenlik Şartları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin iptali istemiyle açılan davada Kurul, Daire kararının dava konusu 9. ve 15. maddeler yönünden davanın reddine ilişkin kısmını bozmuş, diğer maddelere ilişkin kısmını onamıştır.
Hükmün kimi ibaresi yönünden bozma, kimi yönünden onama
Özel Kreş ve Gündüz Bakımevleri ile Özel Çocuk Kulüplerinin Kuruluş ve İşleyiş Esasları Hakkında Yönetmeliğin çeşitli hükümlerinin iptali istemiyle açılan davada Kurul, Daire kararının bir kısım hüküm yönünden onanmasına, bir kısım ibare yönünden bozulmasına karar vermiştir.
İptale ilişkin kısım onanır, redde ilişkin kısım bozulur
Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü tarafından verilecek idari para cezalarına ilişkin yönetmeliğin iptali istemiyle açılan davada Kurul, Daire kararının iptale ilişkin kısmını onamış, davanın reddine ilişkin kısmını bozmuştur.
Yönetmeliğin maddeleri ayrı ayrı onanıp bozulur
Sözleşmeli Öğretmen İstihdamına İlişkin Yönetmeliğin çeşitli maddelerinin iptali istemiyle açılan davada Kurul, Müşterek Kurul kararının Yönetmeliğin 11. maddesinin iptaline ilişkin kısmını onamış, diğer maddelere ilişkin kısımları yönünden bozmuştur.
Vergi davasında hüküm fıkraları ayrılarak onanır ve bozulur
Vergi Mahkemesi kararına yöneltilen istinaf başvurusu üzerine verilen Vergi Dava Dairesi kararının temyizen incelenmesinde Daire, iade talebinin reddine dair işlem ile tarhiyata ilişkin hüküm fıkrasını onamış, vergi inceleme raporuna ilişkin hüküm fıkrasını bozmuştur.
49/4 Danıştay dairesinin ısrar yetkisinin bulunmaması#
Danıştay dairesi kendi kararında ısrar edemez
Meslekten çıkarma kararlarının iptali istemiyle ilk derecede görülen davada Dairenin kararı Kurulca bozulmuştu. Daire, "ilgili Danıştay Dairelerinin ısrar hakkı bulunmadığından, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun yukarıda belirtilen bozma kararına Dairemizce uyulması yasal zorunluluktur" gerekçesiyle bozma kararına uyulmasına ve davanın reddine karar vermiştir.
Bölge idare mahkemesine tanınan ısrar yetkisi Danıştay dairesine tanınmamıştır
Toplu sözleşme ikramiyesine ilişkin hükmün iptali istemiyle ilk derecede görülen davada Daire kararının bir kısmı Kurulca bozulmuştu. Daire, bozma kararına uyarak gerekçesinde şu hususa yer vermiştir: "Danıştay'da ilk derece mahkemesi olarak bakılan davalarda, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca verilen bozma kararlarına karşı, Danıştay dava dairelerine eski kararlarında ısrar edebilme yetkisinin tanınmaması ve söz konusu bozma kararlarına uyulmasının zorunlu olması".
Benzer yöndeki kararlar
Bozma kararına uyularak önceki iptal kararından dönülmüştür
Türkiye Radyo-Televizyon Kurumu personelinin giyim yardımına ilişkin usul ve esaslardaki asgari çalışma süresi koşulunun iptali istemiyle açılan davada Daire, Kurulun bozma kararına uyarak davanın reddine karar vermiştir.
Bozma kararına uyularak davanın reddi
Cumhurbaşkanlığına tahsisli lojmanda oturan davacıdan tahsil edilen işgaliye bedeline ilişkin davada Daire, Kurulun bozma kararına uyarak davanın reddine karar vermiştir.
Maddenin geneline ilişkin
Uyulan bozmadan sonraki temyiz incelemesi bozmaya uygunlukla sınırlıdır
Mahkeme Daire bozmasına uymuş, sonraki temyizde karar yeniden bozulmuştu. Kurul, incelemenin “bozma kararına uygunlukla sınırlı olarak yapılır” kuralının 6545 sayılı Kanun'la kanun hükmü hâline getirildiğini belirtmiş; kanunda geçmişe etkili değişiklik, içtihadı birleştirme kararı ya da iptal kararı gibi istisnalar bulunmadıkça incelemenin bu sınır içinde kalacağını ortaya koymuştur.
Eksiklik yeniden yargılama gerektirmiyorsa hüküm fıkrası düzeltilir
Daire, yargılamanın yenilenmesi istemini reddetmiş ancak savunma veren davalı idare lehine vekâlet ücretine hükmetmemişti. Kurul, bu "eksikliğin, yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediği anlaşıldığından", 2577 sayılı Kanun'un 49. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca kararın hüküm fıkrasına vekâlet ücretine ilişkin ibarenin eklenmesine karar vermiştir.
Hazineden karşılanan keşif ve bilirkişi gideri hazineye ödenir
Kurul, yargılama giderlerine ilişkin hüküm fıkrasını kırk dokuzuncu maddenin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca düzeltmiştir. Keşif harcı, keşif giderleri ve bilirkişi ücreti toplamının davalı idarelerden alınarak Hazine ve Maliye Bakanlığına verilmesi, kalan kısmın davacıya verilmesi biçiminde hükmü yeniden kurmuştur.
Bölge idare mahkemesi kaldırdığı kararın yerine kendisi karar verir
Kurul kuralı ve istisnasını birlikte kurdu: bölge idare mahkemesi "kural olarak, istinaf başvurusunu kabul ederek ilk derece mahkemesi kararını kaldırdıktan sonra ilk derece mahkemesi kararındaki maddi ve/veya hukuki eksiklikleri tamamlayarak işin esası hakkında yeniden karar verecek". Sayılı istisnalar dışında "dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi yargılama usulü kurallarına aykırılık teşkil edecektir".
Eksiklik hangi türden olursa olsun istinaf mercii tamamlar
Daire, Anayasa Mahkemesinin 26/10/2022 tarihli kararına dayandı: uyuşmazlığın bir kısmı hakkında inceleme yapılmaması, eksik hüküm kurulması, dosya tekemmül ettirilmeden karar verilmesi, davanın konusunun hatalı nitelendirilmesi, duruşma yapılmaması gibi hallerde de dosya geri gönderilemez; bölge idare mahkemesi "istinaf başvurusunun kabulü ile kararı kaldırarak işin esası hakkında yeniden bir karar verecek".
Bozmaya uyulduğu yazılsa da istenen araştırma yapılmamışsa karar bozulur
Bozma kararında belirli belgelerin istenmesi ve araştırma yapılması gerektiği belirtilmişti. Daire, temyize konu kararda “bozma kararına uyulduğu belirtilmesine karşın” istenen belgelerin istenmediğini ve araştırmanın yapılmadığını saptayarak, “bozma kararında belirtilen hususlar karşılanmaksızın eksik incelemeye dayalı olarak verilen kararda hukuki isabet bulunmamaktadır” sonucuna varmıştır.
Israr hariç 50. madde hükümleri Danıştay kararlarına kıyasen uygulanır
Daire, 50. maddenin beşinci fıkrasındaki ısrar ve kurul kararlarına uyma zorunluluğu kuralı ile 49. maddenin dördüncü fıkrasındaki “Danıştayın ilk derece mahkemesi olarak baktığı davaların temyizen incelenmesinde bu madde ile ısrar hariç 50 nci madde hükümleri kıyasen uygulanır” kuralını birlikte anarak, Danıştay dava dairelerinin ilk derece sıfatıyla verdiği kararlar bakımından ısrar yolunun bulunmadığını ortaya koymuştur.
Danıştay dairesine ilk derece kararında ısrar imkânı tanınmamıştır
Daire, ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği kararın Kurulca bozulması üzerine yeniden karar vermişti. Kararda, “Danıştay dava dairelerince ilk derece mahkemesi olarak verilen kararların Danıştay İdari ve Vergi Dava Daireleri Kurullarınca bozulması halinde Danıştay dava dairelerine ısrar imkanı tanınmadığından” bozma kararına uyulması gerektiği belirtilmiştir.
Mahkeme dilekçeyi reddetmek yerine esasa girerse karar bozulur
“İdare Mahkemesince söz konusu işlemler için ayrı ayrı dava açılmak üzere 2577 sayılı Kanun'un 15/1-(d) maddesi uyarınca dava dilekçesinin reddine karar verilmesi gerekirken, işin esasına girilerek karar verilmesinde hukuki isabet görülmemiştir.”
Dilekçe reddi gerekirken esasa girilmesi bozma sebebidir
Kimin için ne kadar manevi tazminat istendiği netleştirilmeden esasa girilmesi hukuka uygun bulunmamış, istinaf başvurusunun reddi kararı bozulmuştur.
Dilekçe reddi gerekirken esasa girilmesi bozma sebebidir
Daire, “uyuşmazlık konusu her iki işleme karşı tek dilekçe ile dava açılması hukuken mümkün olmadığından” dilekçenin reddi gerekirken işin esasına girilmesini bozma sebebi saymıştır.
İvedi usulde Danıştay esası kendisi karara bağlar
Yetkisiz mahkemece esası incelenerek verilen kararın temyizinde Daire, "ivedi yargılama usûlünde, verilen karar kesin olmak üzere, temyiz incelemesini yapan Danıştay'a inceleme ve tahkikat görevinin verildiği" saptamasını yapmıştır. Bu kuralın görevli ve yetkili mahkemece verilen kararlar için geçerli olduğunu, 49. maddedeki görev ve yetki dışında bir işe bakılması sebebinin ivedi usulden ayrı değerlendirilemeyeceğini belirtmiştir.
Benzer yöndeki kararlar
Aynı yönde: istem karşılanmadan verilen karar bozulur
Daire, "davacının duruşma isteminde bulunmasına karşın İdare Mahkemesince duruşma yapılmadan karar verilmesinde usul hükümlerine uyarlık görülmemiştir" diyerek kararı 2577 sayılı Kanun'un 49. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca bozmuştur.
Aynı yönde: hüküm fıkrasına ekleme yapılarak onanır
Daire, vekâlet ücretine hükmedilmemesine yönelik "eksikliğin, yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediği anlaşıldığından" mahkeme kararının hüküm fıkrasına Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen tutarın eklenmesi suretiyle kararı onamıştır.
Değişiklik geçmişi
| Tarih | Değişim | Yürürlük | Ne oldu |
|---|---|---|---|
| 6/1/1982 | 2577 sayılı Kanun | 20/1/1982 | Maddenin ilk hâli |
| 18/6/2014 | 6545 sayılı Kanun | 28/6/2014 | Değişik. Madde başlığıyla birlikte değiştirilerek temyiz incelemesi üzerine verilecek kararlar yeniden düzenlenmiştir. Bu madde başlığı “Kararın bozulması:” iken, 18/6/2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanunun 22 nci maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir. |
Tarih sütunu kanunlarda kabul, Anayasa Mahkemesi kararlarında karar tarihidir; yürürlük ise hükmün uygulanmaya başladığı tarihtir. Kanun metnindeki değişiklik şerhleri ile mevzuat.gov.tr metninin sayfa altı dipnotlarından ve yürürlük tarihleri tablosundan derlenmiştir.
Temyizen verilen karar üzerine yapılacak işlem
(Değişik: 18/6/2014-6545/23 md.)
1. Temyiz incelemesi sonucunda verilen karar, dosyayla birlikte kararı veren mercie gönderilir. (Ek cümle: 20/7/2017-7035/7 md.) Ancak Danıştay ilgili dairesinin onamaya ilişkin kararları, dosyayla birlikte kararı veren ilk derece mahkemesine, kararın bir örneği de bölge idare mahkemesine gönderilir. Bu kararlar, dosyanın geldiği tarihten itibaren yedi gün içinde taraflara tebliğe çıkarılır.
2. Temyiz incelemesi sonucunda verilen bozma kararı üzerine ilgili merci, dosyayı öncelikle inceler ve varsa gerekli tahkik işlemlerini tamamlayarak yeniden karar verir.
3. Bölge idare mahkemesi, Danıştayca verilen bozma kararına uyabileceği gibi kararında ısrar da edebilir.
4. Danıştayın bozma kararına uyulduğu takdirde, bu kararın temyiz incelemesi, bozma kararına uygunlukla sınırlı olarak yapılır.
5. Bölge idare mahkemesi, bozmaya uymayarak kararında ısrar ederse, ısrar kararının temyizi hâlinde, talep, konusuna göre Danıştay İdari veya Vergi Dava Daireleri Kurulunca incelenir ve karara bağlanır. Danıştay İdari ve Vergi Dava Daireleri Kurulları kararlarına uyulması zorunludur.
Madde gerekçesi
Kanunun kabulü (6/1/1982)
Tasarıdaki karşılığı: 50'nci madde.
Tasarının 50 nci maddesi Danıştayın vereceği bozma kararlarını kapsayacak şekilde yeniden düzenlenmiştir.
Millî Güvenlik Konseyi S. Sayısı 312 (1/254) · tarama
3622 sayılı Kanunla yapılan değişiklik (5/4/1990)
Danıştay kararlarına karşı temyiz yolunun açılmasına koşut değişiklik yapılmıştır.
Kanunun 19 uncu maddesine ilişkin gerekçe şöyledir:
“Danıştay dava daireleri ile İdare ve Vergi Dava Daireleri Genel Kurulu kararlarına karşı da temyiz yolu açılması sebebiyle Kanunun 50 nci maddesinde buna ilişkin değişiklik yapılmaktadır.”
TBMM S. Sayısı 120 (1/415) — Hükümet tasarısı ve Adalet Komisyonu raporu · tarama · TBMM Tutanak Dergisi, Dönem 18, Cilt 43, 99 uncu Birleşim, 5 Nisan 1990 · tarama · Tasarı 1/415, Bakanlar Kurulu 27/2/1988; Adalet Komisyonu raporu ve 120’ye 1 inci Ek. Kanun 5/4/1990 tarihinde kabul edilmiştir. Bu değişiklik yürürlükte değildir: hüküm daha sonra 18/6/2014 tarih ve 6545 sayılı Kanunla yeniden yazılmıştır. Bu sebeple kanun metnindeki dipnotlarda artık görünmez.
6545 sayılı Kanunla yapılan değişiklik (18/6/2014)
Bozma üzerine yapılacak işlemler yeniden düzenlenmiş; bölge idare mahkemesine ısrar hakkı tanınmıştır.
Tasarının 15 inci, kanunlaşan metnin 23 üncü maddesine ilişkin gerekçe şöyledir:
“Maddeyle, temyizen verilen karar üzerine ilk derece mahkemesi sıfatıyla karar veren Danıştay dairesi ve bölge idare mahkemesince yapılacak işlemler düzenlenmektedir. Buna göre bozulan dosya öncelikle incelenecek ve yeniden karara bağlanacaktır. Bölge idare mahkemesinin bozma kararına karşı ısrar etme hakkı olduğu düzenlenmektedir. Bozma kararına uyularak verilecek kararın temyizi halinde temyiz mercii bozma kararına uygunlukla sınırlı olarak temyiz incelemesi yapacaktır.”
TBMM S. Sayısı 592 (Dönem 24, Yasama Yılı 4) — Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu · tarama · Kanun 18/6/2014 tarihinde kabul edilmiştir. İstinafa ilişkin hükümler, bölge idare mahkemelerinin Resmî Gazetede ilan edilen göreve başlama tarihinden (20/7/2016) itibaren uygulanmaya başlamıştır.
Kararlar
50/2 Bozma üzerine yapılacak işlem#
Bozmaya uyulduğu yazılsa da istenen araştırma yapılmamışsa karar bozulur
Bozma kararında belirli belgelerin istenmesi ve araştırma yapılması gerektiği belirtilmişti. Daire, temyize konu kararda “bozma kararına uyulduğu belirtilmesine karşın” istenen belgelerin istenmediğini ve araştırmanın yapılmadığını saptayarak, “bozma kararında belirtilen hususlar karşılanmaksızın eksik incelemeye dayalı olarak verilen kararda hukuki isabet bulunmamaktadır” sonucuna varmıştır.
50/4 Bozmaya uygunlukla sınırlı inceleme#
Uyulan bozmadan sonraki temyiz incelemesi bozmaya uygunlukla sınırlıdır
Mahkeme Daire bozmasına uymuş, sonraki temyizde karar yeniden bozulmuştu. Kurul, incelemenin “bozma kararına uygunlukla sınırlı olarak yapılır” kuralının 6545 sayılı Kanun'la kanun hükmü hâline getirildiğini belirtmiş; kanunda geçmişe etkili değişiklik, içtihadı birleştirme kararı ya da iptal kararı gibi istisnalar bulunmadıkça incelemenin bu sınır içinde kalacağını ortaya koymuştur.
Benzer yöndeki kararlar
Kurul bozmasına uyulan kararda da aynı sınır işler
Kurul, kendi bozma kararına uyularak verilen kararlara ilişkin temyiz incelemesinin “bozma kararına uygunlukla sınırlı olarak yapılması gerekmektedir” diyerek, temyize konu kararı bozma esaslarına uygun bulmuştur.
İnceleme bozma nedenleriyle sınırlı tutulur
Daire, dosyadaki belgeler ile temyiz dilekçelerindeki iddiaların “50. maddesinin 4. fıkrası uyarınca bozma nedenlerine uygunlukla sınırlı olarak” incelendiğini belirterek karar vermiştir.
50/5 Israr ve kurul kararlarının bağlayıcılığı#
Israr hariç 50. madde hükümleri Danıştay kararlarına kıyasen uygulanır
Daire, 50. maddenin beşinci fıkrasındaki ısrar ve kurul kararlarına uyma zorunluluğu kuralı ile 49. maddenin dördüncü fıkrasındaki “Danıştayın ilk derece mahkemesi olarak baktığı davaların temyizen incelenmesinde bu madde ile ısrar hariç 50 nci madde hükümleri kıyasen uygulanır” kuralını birlikte anarak, Danıştay dava dairelerinin ilk derece sıfatıyla verdiği kararlar bakımından ısrar yolunun bulunmadığını ortaya koymuştur.
Danıştay dairesine ilk derece kararında ısrar imkânı tanınmamıştır
Daire, ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği kararın Kurulca bozulması üzerine yeniden karar vermişti. Kararda, “Danıştay dava dairelerince ilk derece mahkemesi olarak verilen kararların Danıştay İdari ve Vergi Dava Daireleri Kurullarınca bozulması halinde Danıştay dava dairelerine ısrar imkanı tanınmadığından” bozma kararına uyulması gerektiği belirtilmiştir.
Maddenin geneline ilişkin
Bölge idare mahkemesine tanınan ısrar yetkisi Danıştay dairesine tanınmamıştır
Toplu sözleşme ikramiyesine ilişkin hükmün iptali istemiyle ilk derecede görülen davada Daire kararının bir kısmı Kurulca bozulmuştu. Daire, bozma kararına uyarak gerekçesinde şu hususa yer vermiştir: "Danıştay'da ilk derece mahkemesi olarak bakılan davalarda, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca verilen bozma kararlarına karşı, Danıştay dava dairelerine eski kararlarında ısrar edebilme yetkisinin tanınmaması ve söz konusu bozma kararlarına uyulmasının zorunlu olması".
Danıştay dairesi kendi kararında ısrar edemez
Meslekten çıkarma kararlarının iptali istemiyle ilk derecede görülen davada Dairenin kararı Kurulca bozulmuştu. Daire, "ilgili Danıştay Dairelerinin ısrar hakkı bulunmadığından, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun yukarıda belirtilen bozma kararına Dairemizce uyulması yasal zorunluluktur" gerekçesiyle bozma kararına uyulmasına ve davanın reddine karar vermiştir.
Bozma üzerine istinaf incelemesini yine bölge idare mahkemesi yapar
Esas hakkındaki bölge idare mahkemesi kararının bozulmasından sonra dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesi üzerine Daire, istinaf başvurusunun kabulü hâlinde kural olarak işin esası hakkında yeniden karar verileceğini, dosyanın gönderilmesinin istisnaî hâllere bağlı olduğunu belirterek, "bozma kararına uyan Bölge İdare Mahkemesinin, bozma kararının gerekçeleri doğrultusunda istinaf incelemesi yaparak yeniden bir karar vermesi gerekmekte" olduğuna karar vermiştir.
Değişiklik geçmişi
| Tarih | Değişim | Yürürlük | Ne oldu |
|---|---|---|---|
| 6/1/1982 | 2577 sayılı Kanun | 20/1/1982 | Maddenin ilk hâli |
| 18/6/2014 | 6545 sayılı Kanun | 28/6/2014 | Değişik. Bozma üzerine yapılacak işlemler yeniden düzenlenmiş; bölge idare mahkemesine ısrar hakkı tanınmıştır. |
| 20/7/2017 | 7035 sayılı Kanun | 5/8/2017 | Ek. 20/7/2017 tarihli ve 7035 sayılı Kanunun 7 nci maddesiyle, bu maddenin birinci fıkrasında yer alan “karar” ibaresi “kararlar” şeklinde değiştirilmiştir. |
Tarih sütunu kanunlarda kabul, Anayasa Mahkemesi kararlarında karar tarihidir; yürürlük ise hükmün uygulanmaya başladığı tarihtir. Kanun metnindeki değişiklik şerhleri ile mevzuat.gov.tr metninin sayfa altı dipnotlarından ve yürürlük tarihleri tablosundan derlenmiştir.
Kanun yararına temyiz
1. (Değişik: 5/4/1990-3622/20 md.) İdare ve vergi mahkemeleri ile bölge idare mahkemelerinin kesin olarak verdiği kararlar ile istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşmiş bulunan kararlardan niteliği bakımından yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade edenler, ilgili bakanlıkların göstereceği lüzum üzerine veya kendiliğinden Başsavcı tarafından kanun yararına temyiz olunabilir.
2. (Değişik: 5/4/1990-3622/20 md.) Temyiz isteği yerinde görüldüğü takdirde karar, kanun yararına bozulur. Bu bozma kararı, daha önce kesinleşmiş olan merci kararının hukuki sonuçlarını kaldırmaz.
3. Bozma kararının bir örneği ilgili bakanlığa gönderilir ve Resmi Gazete'de yayımlanır.
Madde gerekçesi
Kanunun kabulü (6/1/1982)
Tasarıdaki karşılığı: 51'inci madde.
Kanun yararına bozma istemek yetkisi tasarının 51 inci maddesinde belli bakanlıklara verilmişken, Komisyonca bu yetki ilgili bakanlıklara tanınmıştır.
Adalet Komisyonunun tasarı metninde yaptığı değişiklikler:
Kanun yararına bozmayı isteyebilecek makamlar
Tasarı“… Adalet, İçişleri ve Maliye bakanlıklarının göstereceği lüzum üzerine veya kendiliğinden Başsavcı tarafından kanun yararına temyiz olunabilir.”
Komisyon“… ilgili bakanlıkların göstereceği lüzum üzerine veya kendiliğinden Başsavcı tarafından kanun yararına temyiz olunabilir.”
“Kanun yararına bozma müessesesi ilk olarak bu Kanunla idari yargılama usulümüze girmiştir. 521 sayılı Danıştay Kanununda alt derece idari yargı yetkisine sahip kurulların yargısal nitelikteki kararlarının tamamı Danıştayda temyiz edilebilmekte idi. Yeni yargılama usulü kanunu ile bir kısım idare ve vergi mahkemesi kararlarının Danıştaya gelmeden kesinleşmesi mümkün olduğundan sırf yürürlükteki hukuka aykırılığı kaldırma bakımından hukuk yargılama usulüne muvazi olarak kanun yararına bozma müessesesi kabul edilmiştir. Kanun yararına bozma isteme hakkı yalnızca Başsavcıya ait olup Adalet, İçişleri ve Maliye Bakanlığınca Başsavcıdan kanun yararına bozma yoluna gitmesinin istenebileceği öngörülmüştür.”
Millî Güvenlik Konseyi S. Sayısı 312 (1/254) · tarama
Tasarı ve Komisyon metinleri S. Sayısı 312'nin taranmış nüshasından aktarılmıştır; taramanın satır sonlarında düşürdüğü harfler tamamlanmış, dönemin yazımı korunmuştur.
3622 sayılı Kanunla yapılan değişiklik (5/4/1990)
Danıştayın ilk derece kararlarından temyiz incelemesinden geçmeyenlere karşı da kanun yararına bozma yolu açılmıştır.
Kanunun 20 nci maddesine ilişkin gerekçe şöyledir:
“Kanunun 51 inci maddesinde yapılan değişiklikle, Danıştayın ilk derece mahkemesi olarak baktığı davalarda verdiği kararlardan temyiz incelemesinden geçmeyenlere karşı da kanun yararına bozma yolu açılmakta, 2 nci fıkrada da 1 inci fıkraya paralel değişiklik yapılmaktadır.”
TBMM S. Sayısı 120 (1/415) — Hükümet tasarısı ve Adalet Komisyonu raporu · tarama · TBMM Tutanak Dergisi, Dönem 18, Cilt 43, 99 uncu Birleşim, 5 Nisan 1990 · tarama · Tasarı 1/415, Bakanlar Kurulu 27/2/1988; Adalet Komisyonu raporu ve 120’ye 1 inci Ek. Kanun 5/4/1990 tarihinde kabul edilmiştir.
Kararlar
51/1 İstemin koşulları ve bozmanın amacı#
Temyiz süresi geçmemiş karara karşı bu yola gidilemez
Hem idari para cezasının hem reklam durdurmanın iptaline ilişkin karar kanun yararına temyiz edilmişti; para cezasına ilişkin kısım kesin, öteki kısım ise temyize tabiydi ve süresi henüz geçmemişti. Daire, "temyiz süresi geçmemiş kararlara karşı kanun yararına bozma yoluna gidilemeyeceği" gerekçesiyle o kısmı incelenmeksizin reddetmiş, para cezasına ilişkin kısmı ise kanun yararına bozmuştur.
Maddi hata kanun yararına bozma sebebi değildir
Avukat aracılığıyla takip edilmeyen davada davalı idare aleyhine avukatlık ücretine hükmedilmesi kanun yararına temyiz edilmişti. Daire, istemin kabulü için kesin olarak verilmiş ya da kanun yolundan geçmeden kesinleşmiş bir kararın ve bu kararın yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade etmesinin arandığını belirtmiş; "Kanun yararına bozmanın amacı, yürürlükteki hukukun ülke genelinde birlik içinde uygulanmasını sağlamak olup, maddi hatalara ilişkin sebeplerin kanun yararına bozma nedenini oluşturmadığı anlaşılmaktadır" diyerek istemi reddetmiştir.
Benzer yöndeki kararlar
Başsavcılık istemini geri çekerse karar verilmesine yer kalmaz
Lüzum gösteren idarenin isteminden vazgeçmesi üzerine Danıştay Başsavcılığı kanun yararına temyiz talebini geri çekmişti. Daire, "anılan istem hakkında karar verilmesine yer bulunmamaktadır" sonucuna varmıştır.
51/1 Yürürlükteki hukuka aykırı sonuç#
Kanunun kapsamı dar yorumlanarak esasa girilmemesi aykırı sonuçtur
İdare Mahkemesi, 4077 sayılı Kanun'un ticari ilan ve reklamı yayınlayan yayın kuruluşlarını kapsamadığı gerekçesiyle işlemi iptal etmişti. Daire, yayın kuruluşlarının da cezai sorumluluk kapsamında bulunduğunu kabul ederek "davanın esasına girilerek bir karar verilmesi gerektiğinden, Kanun'un yayın kuruluşlarını kapsamadığı gerekçesiyle işlemin iptali yolunda verilen mahkeme kararının kanun yararına bozulması gerekmektedir" sonucuna varmıştır.
Görevsizlik kararında davacı aleyhine vekâlet ücretine hükmedilemez
Dava açıldığı tarihte görevli olan mahkeme sonradan görevsiz hâle gelmiş, İdare Mahkemesi davayı görev yönünden reddederken davacı aleyhine vekâlet ücretine de hükmetmişti. Daire, "görevsiz hale gelmesi üzerine verilecek görevsizlik kararında, davacı aleyhine vekalet ücreti yükletilmesine hukuken olanak bulunmadığından" kararın yalnız bu kısmının kanun yararına bozulması gerektiği sonucuna varmıştır.
Benzer yöndeki kararlar
Süre aşımından ret kararı da kanun yararına bozulabilir
Daire, davanın süre aşımı nedeniyle reddine ilişkin İdare Mahkemesi kararında 2577 sayılı Kanun'un 7., 11. ve 12. maddeleri bakımından hukuka uyarlık bulunmadığını saptayarak kararı "hükmün sonuçlarına etkili olmamak üzere kanun yararına bozulmasına" karar vermiştir.
Fazla ödemenin geri istenmesi işlemi idari davaya konu olur
İdarenin hatalı işlemine dayanarak fazladan ödediği meblağı geri isteme işlemi ile bu işlemin geri alınması başvurusunun reddi dava konusu edilmişti. Daire, bu işlemlerin "idari davaya konu olacak kesin ve yürütülmesi gereken işlemlerden olduğu" sonucuna vararak İdare Mahkemesinin işin esasına girmesi gerektiğini belirtmiştir.
51/2 ve 51/3 Bozmanın sonucu ve yayım#
Bozma hükmün sonuçlarına etkili olmaz, karar Resmî Gazete'de yayımlanır
Bölge İdare Mahkemesi, vergi mahkemesi kararını davanın ehliyetsiz kişi tarafından açıldığı sonucuna vararak bozmuş ve dilekçenin reddine karar vermişti. Daire bunda isabet görmemiş; kararın "kanun yararına ve hükmün hukuki sonuçlarına etkili olmamak koşulu ile bozulmasına, kararın bir örneğinin Maliye Bakanlığı ile Danıştay Başsavcılığına gönderilmesine ve Resmi Gazete'de yayımlanmasına" karar vermiştir.
Maddenin geneline ilişkin
Benzer yöndeki kararlar
Süresinde olmayan davanın esasına girilmesi kanun yararına bozulur
Daire, “süresinde açılmayan davanın süre aşımı nedeniyle reddi gerekirken, esasına girilerek dava konusu işlemin iptali yolunda verilen İdare Mahkemesi kararında usul hükümlerine uygunluk bulunmadığından” kararı kanun yararına bozmuştur.
Değişiklik geçmişi
| Tarih | Değişim | Yürürlük | Ne oldu |
|---|---|---|---|
| 6/1/1982 | 2577 sayılı Kanun | 20/1/1982 | Maddenin ilk hâli |
| 5/4/1990 | 3622 sayılı Kanun | 10/4/1990 | Değişik. Danıştayın ilk derece kararlarından temyiz incelemesinden geçmeyenlere karşı da kanun yararına bozma yolu açılmıştır. |
| 18/6/2014 | 6545 sayılı Kanun | 28/6/2014 | Değişik · Değişik ibare. Bu madde başlığı “Kanun yararına bozma:” iken, 18/6/2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanunun 24 üncü maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir. 18/6/2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanunun 24 üncü maddesiyle, bu maddenin birinci fıkrasında yer alan “Bölge idare mahkemesi kararları ile idare ve vergi mahkemelerince ve Danıştayca ilk derece mahkemesi olarak verilip” ibaresi “İdare ve vergi mahkemeleri ile bölge idare mahkemelerinin kesin olarak verdiği kararlar ile istinaf veya” şeklinde ve ikinci fıkrasında yer alan “mahkeme veya Danıştay” ibaresi “merci” şeklinde değiştirilmiştir. |
Tarih sütunu kanunlarda kabul, Anayasa Mahkemesi kararlarında karar tarihidir; yürürlük ise hükmün uygulanmaya başladığı tarihtir. Kanun metnindeki değişiklik şerhleri ile mevzuat.gov.tr metninin sayfa altı dipnotlarından ve yürürlük tarihleri tablosundan derlenmiştir.
Temyiz veya istinaf istemlerinde yürütmenin durdurulması
1. (Değişik: 5/4/1990-3622/21 md.) Temyiz veya istinaf yoluna başvurulmuş olması, hakim, mahkeme veya Danıştay kararlarının yürütülmesini durdurmaz. Ancak, bu kararların teminat karşılığında yürütülmesinin durdurulmasına temyiz istemini incelemeye yetkili Danıştay dava dairesi, kurulu veya istinaf başvurusunu incelemeye yetkili bölge idare mahkemesince karar verilebilir. (Ek Cümle: 10/6/1994-4001/22 md.) Davanın reddine ilişkin kararlara karşı temyiz ya da istinaf yoluna başvurulması halinde, dava konusu işlem hakkında yürütmenin durdurulması kararı verilebilmesi 27 nci maddede öngörülen koşulun varlığına bağlıdır.
2. İptal davalarında teminat istenmeyebilir.
3. İdareden ve adli yardımdan yararlananlardan teminat alınmaz.
4. (Ek: 20/7/2017-7035/8 md.) Temyiz ve istinaf incelemesi sırasında yürütmenin durdurulması istemleri hakkında verilen kararlar kesindir.
5. Kararın bozulması, kararın yürütülmesini kendiliğinden durdurur.
Madde gerekçesi
Kanunun kabulü (6/1/1982)
Tasarıdaki karşılığı: 52'nci madde.
Tasarının 52 nci maddesine teminat alınması ve mahkeme kararının Danıştayca bozulması halinde yürütmenin kendiliğinden duracağına dair yeni ilaveler yapılmıştır.
Adalet Komisyonunun tasarı metninde yaptığı değişiklikler:
Yürütmenin durdurulması ve teminat
Tasarı“Temyiz veya itiraz yoluna başvurulmuş olması mahkeme kararlarının yürütülmesini durdurmaz. Ancak, gerekli hallerde mahkeme kararının yürütülmesinin durdurulmasına karar verilebilir.”
Komisyon“Temyiz veya itiraz yoluna başvurulmuş olması mahkeme kararlarının yürütülmesini durdurmaz. Ancak, temyiz veya itirazı incelemeye yetkili yargı mercii, teminat karşılığında kararının yürütülmesinin durdurulmasına karar verilebilir. İdareden ve adli yardımdan yararlananlardan teminat alınmaz. Danıştay'ca kararın bozulması, kararın yürütülmesini kendiliğinden durdurur.”
Millî Güvenlik Konseyi S. Sayısı 312 (1/254) · tarama
Tasarı ve Komisyon metinleri S. Sayısı 312'nin taranmış nüshasından aktarılmıştır; taramanın satır sonlarında düşürdüğü harfler tamamlanmış, dönemin yazımı korunmuştur.
3622 sayılı Kanunla yapılan değişiklik (5/4/1990)
Danıştayın ilk derece mahkemesi olarak baktığı davalarda temyiz yolunun açılması nedeniyle birinci fıkraya açıklık getirilmiştir.
Kanunun 21 inci maddesine ilişkin gerekçe şöyledir:
“Danıştayın ilk derece mahkemesi olarak baktığı davalarda temyiz yolunun açılması sebebiyle 52 nci maddenin 1 inci fıkrasına bu bakımdan açıklık getirilmektedir.”
TBMM S. Sayısı 120 (1/415) — Hükümet tasarısı ve Adalet Komisyonu raporu · tarama · TBMM Tutanak Dergisi, Dönem 18, Cilt 43, 99 uncu Birleşim, 5 Nisan 1990 · tarama · Tasarı 1/415, Bakanlar Kurulu 27/2/1988; Adalet Komisyonu raporu ve 120’ye 1 inci Ek. Kanun 5/4/1990 tarihinde kabul edilmiştir.
4001 sayılı Kanunla yapılan değişiklik (10/6/1994)
Ret kararlarının temyizinde yürütmenin durdurulması, 27 nci maddedeki koşulun varlığına bağlanmıştır.
Tasarının 21 inci, kanunlaşan metnin 22 nci maddesine ilişkin gerekçe şöyledir:
“Fıkraya eklenen cümle ile de davanın reddine ilişkin kararların temyizi hâlinde, dava konusu işlem hakkında yürütmenin durdurulması kararı verilebilmesi, 27 nci maddede öngörülen koşulun varlığına bağlı kılınmaktadır. Bu suretle, temyiz aşamasında dava konusu işlem hakkında yürütmenin durdurulması kararı verilip verilemeyeceğine ilişkin hukukî tartışmalara da son verilmektedir.”
TBMM Tutanak Dergisi, Dönem 19, Cilt 62, 115 inci Birleşim, 10 Haziran 1994 (S. Sayısı 409 ve 409'a 1 inci Ek tutanağa eklidir) · tarama · Hükümet tasarısı 1/637, kanun teklifi 2/908; Adalet Komisyonu raporu 22/12/1993, ek raporu 24/2/1994. Kanun 10/6/1994 tarihinde kabul edilmiştir.
Kararlar
52 Yürütmenin durdurulmasının tahsile etkisi#
Temyizde verilen yürütmenin durdurulması kararı tahsili durdurur
Daire, temyiz istemi üzerine esas hakkında karar verilinceye kadar yürütmenin durdurulması yolunda verilen kararın kamu alacağının tahsilini durduracağını, esas hakkındaki kararla tahsil işleminin durduğu yerden devam edeceğini belirtmiştir.
Değişiklik geçmişi
| Tarih | Değişim | Yürürlük | Ne oldu |
|---|---|---|---|
| 6/1/1982 | 2577 sayılı Kanun | 20/1/1982 | Maddenin ilk hâli |
| 5/4/1990 | 3622 sayılı Kanun | 10/4/1990 | Değişik. Danıştayın ilk derece mahkemesi olarak baktığı davalarda temyiz yolunun açılması nedeniyle birinci fıkraya açıklık getirilmiştir. |
| 10/6/1994 | 4001 sayılı Kanun | 18/6/1994 | Ek. Ret kararlarının temyizinde yürütmenin durdurulması, 27 nci maddedeki koşulun varlığına bağlanmıştır. |
| 18/6/2014 | 6545 sayılı Kanun | 28/6/2014 | Değişik. 18/6/2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanunun 25 inci maddesiyle, bu maddenin başlığında yer alan “itiraz” ibaresi “istinaf” şeklinde; birinci fıkrasında yer alan “itiraz yoluna” ibaresi “istinaf yoluna” şeklinde; “itirazı” ibaresi “istinaf başvurusunu” şeklinde ve son cümlesinde yer alan “kararların temyizi” ibaresi “kararlara karşı temyiz ya da istinaf yoluna başvurulması” şeklinde değiştirilmiştir. |
| 20/7/2017 | 7035 sayılı Kanun | 5/8/2017 | Ek fıkra · Ek. 20/7/2017 tarihli ve 7035 sayılı Kanunun 8 inci maddesiyle, bu maddeye üçüncü fıkrasından sonra gelmek üzere dördüncü fıkra eklenmiş ve mevcut dördüncü fıkra beşinci fıkra olarak teselsül ettirilmiştir. |
Tarih sütunu kanunlarda kabul, Anayasa Mahkemesi kararlarında karar tarihidir; yürürlük ise hükmün uygulanmaya başladığı tarihtir. Kanun metnindeki değişiklik şerhleri ile mevzuat.gov.tr metninin sayfa altı dipnotlarından ve yürürlük tarihleri tablosundan derlenmiştir.
Yargılamanın yenilenmesi
1. (Değişik birinci cümle: 5/4/1990-3622/22 md.) Danıştay ile bölge idare, idare ve vergi mahkemelerinden verilen kararlar hakkında, aşağıda yazılı sebepler dolayısıyla yargılamanın yenilenmesi istenebilir.
a) Zorlayıcı sebepler dolayısıyla veya lehine karar verilen tarafın eyleminden doğan bir sebeple elde edilemeyen bir belgenin kararın verilmesinden sonra ele geçirilmiş olması,
b) Karara esas olarak alınan belgenin, sahteliğine hükmedilmiş veya sahte olduğu mahkeme veya resmi bir makam huzurunda ikrar olunmuş veya sahtelik hakkındaki hüküm karardan evvel verilmiş olup da, yargılamanın yenilenmesini isteyen kimsenin karar zamanında bundan haberi bulunmamış olması,
c) Karara esas olarak alınan bir ilam hükmünün, kesinleşen bir mahkeme kararıyla bozularak ortadan kalkması,
d) Bilirkişinin kasıtla gerçeğe aykırı beyanda bulunduğunun mahkeme kararıyla belirlenmesi,
e) Lehine karar verilen tarafın, karara etkisi olan bir hile kullanmış olması,
f) Vekil veya kanuni temsilci olmayan kimseler ile davanın görülüp karara bağlanmış bulunması,
g) Çekinmeye mecbur olan başkan, üye veya hakimin katılmasıyla karar verilmiş olması,
h) (Değişik: 10/6/1994-4001/23 md.) Tarafları, konusu ve sebebi aynı olan bir dava hakkında verilen karara aykırı yeni bir kararın verilmesine neden olabilecek kanuni bir dayanak yokken, aynı mahkeme yahut başka bir mahkeme tarafından önceki ilamın hükmüne aykırı bir karar verilmiş bulunması.
ı) (Ek: 15/7/2003-4928/6 md.) Hükmün, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlâli suretiyle verildiğinin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması (Ek ibare: 25/7/2018 – 7145/4 md.) veya hüküm aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvuru hakkında dostane çözüm ya da tek taraflı deklarasyon sonucunda düşme kararı verilmesi.
2. Yargılamanın yenilenmesi istekleri esas kararı vermiş olan mahkemece karara bağlanır.
3. (Değişik birinci cümle: 15/7/2003-4928/6 md.) Yargılamanın yenilenmesi süresi, (1) numaralı fıkranın (h) bendinde yazılı sebep için on yıl, (1) numaralı fıkranın (ı) bendinde yazılı sebep için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararının kesinleştiği tarihten itibaren bir yıl ve diğer sebepler için altmış gündür. Bu süreler, dayanılan sebebin istemde bulunan yönünden gerçekleştiği tarihi izleyen günden başlatılarak hesaplanır.
Madde gerekçesi
Kanunun kabulü (6/1/1982)
Tasarıdaki karşılığı: 53'üncü madde.
Tasarının ilgili maddesi aynen benimsenmiştir.
6 Ocak 1982 tarihli Millî Güvenlik Konseyi Genel Kurulu görüşmesinde maddeye ilişkin önemli kesitler şunlardır:
Hava Hâkim Albay Zeki Güngör (Adalet Komisyonu Sözcüsü) — “Hukuk Usulü Yargılama Kanununda süreler var; belgenin elde edildiği tarihten itibaren şu kadar süre içinde yargılamanın iadesi talebinde bulunabilir veya bilirkişiyle ilgili yukarıdaki sebeplerin ortaya çıkmasından itibaren muayyen süreler konmuş, o süre içinde talepte bulunmasına ait hükümler kıyas yoluyla uygulanacak.”
Hâkim Tuğgeneral Muzaffer Başkaynak (Adalet Komisyonu Başkanı) — “Bu, idarî yargılama usulünü düzenliyor, halbuki öbürü hukuk usulünü düzenliyor. Onları burada tekrarlamamak için konulmuştur.”
Millî Güvenlik Konseyi S. Sayısı 312 (1/254) · tarama · Millî Güvenlik Konseyi Tutanak Dergisi, 91 inci Birleşim, 6 Ocak 1982 · tarama
3622 sayılı Kanunla yapılan değişiklik (5/4/1990)
Bölge idare mahkemesi kararlarına karşı da yargılamanın yenilenmesi yolu açılmıştır.
Kanunun 22 nci maddesine ilişkin gerekçe şöyledir:
“Kanunun 53 üncü maddesine göre, bölge idare mahkemesi kararlarına karşı yargılamanın yenilenmesi istenememektedir. Yerine göre işin esası hakkında karar veren bölge idare mahkemesi kararlarına karşı da yargılamanın yenilenmesinin istenebilmesi uygun olacağından 53 üncü maddede bunu sağlayacak değişiklik yapılmaktadır.”
TBMM S. Sayısı 120 (1/415) — Hükümet tasarısı ve Adalet Komisyonu raporu · tarama · TBMM Tutanak Dergisi, Dönem 18, Cilt 43, 99 uncu Birleşim, 5 Nisan 1990 · tarama · Tasarı 1/415, Bakanlar Kurulu 27/2/1988; Adalet Komisyonu raporu ve 120’ye 1 inci Ek. Kanun 5/4/1990 tarihinde kabul edilmiştir.
4001 sayılı Kanunla yapılan değişiklik (10/6/1994)
(h) bendine “konusu” kelimesi eklenmiş; yargılamanın yenilenmesi süreleri, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa yollama yapmak yerine maddede açıkça gösterilmiştir.
Tasarının 22 nci, kanunlaşan metnin 23 üncü maddesine ilişkin gerekçe şöyledir:
“53 üncü maddenin 1 inci fıkrasının (h) bendine “konusu” kelimesi eklenmektedir. Zira ilâmların ayniyetinden söz edilebilmesi için tarafları, sebebi ve konusunun aynı olması gereklidir. 3 üncü fıkrada yapılan değişiklikle, yargılamanın yenilenmesindeki süreler için, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun hükümlerine yapılan yollamadan vazgeçilerek, yargılamanın yenilenmesi sebebine göre süreler açıkça gösterilmek suretiyle uygulamada kolaylık sağlanmakta ve sürenin hangi tarihten başlayacağı açıkça belirtilmektedir.”
TBMM Tutanak Dergisi, Dönem 19, Cilt 62, 115 inci Birleşim, 10 Haziran 1994 (S. Sayısı 409 ve 409'a 1 inci Ek tutanağa eklidir) · tarama · Hükümet tasarısı 1/637, kanun teklifi 2/908; Adalet Komisyonu raporu 22/12/1993, ek raporu 24/2/1994. Kanun 10/6/1994 tarihinde kabul edilmiştir.
4928 sayılı Kanunla yapılan değişiklik (15/7/2003)
Birinci fıkraya (ı) bendi eklenerek, hükmün İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlali suretiyle verildiğinin İnsan Hakları Avrupa Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması, yargılamanın yenilenmesi sebepleri arasına alınmış; bu sebep için bir yıllık süre öngörülmüştür.
Tasarının 7 nci, kanunlaşan metnin 6 ncı maddesine ilişkin gerekçe şöyledir:
“23.1.2003 tarihli ve 4793 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun ile Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununda ve Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda değişiklikler yapılmak suretiyle, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin ve eki protokollerin ihlâli, yargılamanın yenilenmesi nedeni olarak kabul edilmiştir. Maddeyle, 4793 sayılı Kanunla getirilen düzenlemelere paralel olarak, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin ve eki protokollerin ihlâli, idarî yargı alanında da bir yargılamanın yenilenmesi sebebi olarak kabul edilmiştir.”
TBMM S. Sayısı 180 (1/633) — Tutanak Dergisi, Dönem 22, Cilt 18, 96 ncı Birleşim, 19 Haziran 2003 tutanağına ekli · tarama · Kanun, 19/6/2003 tarihinde 4903 sayılı Kanun olarak kabul edilmiş, Cumhurbaşkanınca Anayasanın 89 uncu maddesi uyarınca bir daha görüşülmek üzere geri gönderilmiş ve 15/7/2003 tarihinde 4928 sayılı Kanun olarak kabul edilmiştir. Geri gönderme, İdarî Yargılama Usulü Kanununa ilişkin maddelerle değil, Terörle Mücadele Kanununun 8 inci maddesiyle ilgilidir.
Kararlar
53/1 İstemin nitelendirilmesi#
Benzer yöndeki kararlar
İstem dilekçenin başlığına göre değil içeriğine göre nitelendirilir
Dilekçenin başlığında "olağanüstü kanun yolu ile temyiz" yazıyor olsa da içeriğinden asıl istemin, aynı dava konusunda Danıştay dairesince ilk derece sıfatıyla verilen kararla çelişen hükmün yargılamanın yenilenmesi yoluyla kaldırılması olduğu anlaşılmıştı. Daire, "davacının iki farklı başvurusu olduğu kabul edilerek aynı kararda hem yargılamanın yenilenmesi istemi, hem de temyiz istemi reddedilerek iki farklı hüküm kurulmasında hukuki isabet görülmemiştir" sonucuna varmıştır.
53/1 Sebeplerin sınırlılığı#
Yargılamanın yenilenmesi tahdidî sebeplere dayanan olağanüstü kanun yoludur
Meslekten çıkarma işlemine ilişkin davada davacı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Dairesinin Yalçınkaya kararına dayanarak yargılamanın yenilenmesini istemişti. Kurul, yargılamanın yenilenmesini "esas hükmün kesinleşmesinden sonra ortaya çıkan bazı durumlarda, haksızlığı telafi etmek amacıyla kanunda tahdiden sayılmış nedenlere dayanılarak esas hükmün kaldırılması ve davanın yeniden incelenmesini sağlayan olağanüstü bir kanun yolu" olarak tanımlamış; istemin "dosya ile ilgili herhangi bir somutlaştırma yapılmaksızın" anılan karara dayandırıldığını saptayarak talebin 53. maddede sayılan nedenler kapsamında olmadığı sonucuna varmıştır.
Başka dosyada verilen ihlal kararı yenileme sebebi değildir
Danıştay Başsavcılığının yazılı düşüncesinin tebliğ edilmemesi nedeniyle başka bir başvuruda verilen ihlal kararına dayanılarak yargılamanın yenilenmesi istenmiş, Daire istemi kabul etmişti. Kurul, "53. maddesinin 1. fıkrasında, yargılamanın yenilenmesi sebepleri sayma yolu ile tek tek belirlenmiş olup, Daire kararında yer verilen sebep ve davacı tarafından ileri sürülen hususlar, 2577 sayılı Kanun'da sayılan yargılamanın yenilenmesi sebeplerinden hiçbirine uymamaktadır" gerekçesiyle Daire kararını bozmuştur.
Hangi bende dayanıldığı belirtilmeden istem kabul edilemez
Ödeme emirlerine karşı açılan davada bölge idare mahkemesi, yargılamanın yenilenmesi istemini kabul edip işin esasını incelemişti. Daire, istemin "açıkça sebeplerden hangisi kapsamında değerlendirildiği belirtilmeksizin maddede sayılan hallere girdiği gerekçesiyle" yerinde görülmesini ve davacının ileri sürdüğü hususların 53. maddede sayılan sebeplerden herhangi birine girmemesini birlikte değerlendirerek kararda hukuki isabet görmemiştir.
Benzer yöndeki kararlar
Koşulları taşımayan istem incelenmeksizin reddedilir
Temyiz isteminin süre aşımından reddine ilişkin Kurul kararının yargılamanın yenilenmesi yoluyla kaldırılması istenmişti. Kurul, istemin "2577 sayılı Kanun'un 53. maddesinde öngörülen koşulları taşımadığından" incelenmeksizin reddine karar vermiştir.
Tebligatın usulsüzlüğü iddiası sayılan sebepler arasında değildir
Temyiz isteminin süre aşımından reddine ilişkin karara karşı, bölge idare mahkemesi kararının usulüne uygun tebliğ edilmediği ileri sürülerek yargılamanın yenilenmesi istenmişti. Daire, "2577 sayılı Kanun'un 53. maddesinde tahdidî olarak sayılan yargılamanın yenilenmesi nedenlerinden hiçbiri bulunmadığından istemin reddi gerekmektedir" sonucuna varmıştır.
Hile iddiası da sayılan sebeplerden birine uymak zorundadır
Üniversite öğretim mesleğinden çıkarma cezasına ilişkin dava kesinleştikten yıllar sonra davacı, aleyhine tek delil olan el yazısı incelemesinin hileli yapıldığını bir ihbar mektubuyla öğrendiğini ileri sürerek yargılamanın yenilenmesini istemişti. Daire, sebeplerin sayma yoluyla tek tek belirlendiğini anarak "davacı tarafından ileri sürülen hususlar, 2577 sayılı Kanun'da sayılan yargılamanın yenilenmesi sebeplerinden hiçbirine uymamaktadır" sonucuna varmıştır.
53/1 Usule ilişkin kararlara karşı yenileme#
Usule ilişkin kararlar da yargılamanın yenilenmesine konu olabilir
Davanın süre aşımından reddine ilişkin karara karşı, şirket temsilcisi hakkındaki ceza yargılamasında verilen beraat kararına dayanılarak yargılamanın yenilenmesi istenmiş; mahkeme ve istinaf mercii bu yolun usule ilişkin kararlar bakımından işletilemeyeceğini kabul etmişti. Daire, Kanun'da "bu olağanüstü kanun yolunun, usule ilişkin kararlar bakımından işletilemeyeceğine ilişkin bir hüküm yer almadığından" aksi yöndeki yargıyı yerinde görmemiş; ancak beraat kararının süre aşımı yönünden verilen kararın yenilenmesini gerektirmediği sonucuna vararak kararı sonucu itibarıyla hukuka uygun bulmuştur.
53/1-a Sonradan ele geçirilen belge#
Belge kanun yolu sürerken ele geçmişse yenileme değil bozma sebebidir
Davacı, idare kayıtlarına girdiğini ispatlayan evrak kayıt belgesine dayanarak yargılamanın yenilenmesini istemiş, Vergi Mahkemesi istemi (a) bendi uyarınca yerinde görerek ısrar etmişti. Kurul, bentteki "kararın verilmesi" ibaresinin kararın kesinleşmesi olarak anlaşılması gerektiğini belirtmiş; "olağan kanun yolu incelemesi devam ederken, kanunda sayılan yargılamanın yenilenmesi sebeplerinden birinin gerçekleştiğinin iddia edilmesi halinde bu durumun, bozma sebebi olarak değerlendirilmek üzere kanun yolu incelemesi yapan mercie bildirilmesi gerekmektedir" demiş ve belge temyiz aşamasında zaten sunulduğundan yenileme sebebinin gerçekleşmediği sonucuna varmıştır.
53/1-c İlam hükmünün ortadan kalkması#
Dayanak ceza kararı beraatle ortadan kalkmışsa (c) bendi işler
Polis meslek eğitim merkezinden ilişiği kesilen davacının açtığı dava, hakkındaki asliye ceza mahkemesi kararı esas alınarak reddedilmiş; hükmün açıklanması üzerine yapılan istinaf başvurusunda bölge adliye mahkemesi beraat kararı vermiş ve bu karar kesinleşmişti. Daire, dayanak ceza kararının kesinleşen kararla ortadan kaldırıldığını saptayarak "davacının yeniden yargılama yapılması talebiyle açmış olduğu işbu davanın 2577 sayılı Kanunun 53. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği" sonucuna varmıştır.
53/1-f Vekil veya kanuni temsilci olmayan kimseler#
Benzer yöndeki kararlar
Yetkisiz vekille açılan dava açılmamış sayılır
Yargılamanın yenilenmesi istemi yetkisiz vekil tarafından yapılmıştı. Daire, davanın açılmamış sayılması gerektiğini belirterek, istemin reddi yolundaki İdare Mahkemesi kararında sonucu itibarıyla hukuki isabetsizlik bulunmadığı sonucuna varmıştır.
53/1-ı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararı#
Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı ne yeni delildir ne de (ı) bendi kapsamındadır
Vergi Mahkemesinin ısrar kararı temyiz edilmeksizin kesinleşmiş, dosya bireysel başvuruya da konu edilmemişti; davacı, aynı mahiyetteki başka dosyaları için verilen Anayasa Mahkemesi ihlal kararının bu dosya yönünden yeni delil sayılması gerektiğini ileri sürmüştü. Kurul, "Anayasa Mahkemesinin ihlâl kararının, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 53. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) işaretli bendi kapsamında yeni bir delil olarak kabul edilemeyeceği, ayrıca aynı fıkranın (ı) işaretli bendindeki yargılamanın yenilenmesi sebebinin de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları için geçerli olduğu" sonucuna varmıştır.
İhlal kararı üzerine yenilenen yargılamada uyuşmazlığın esası incelenir
Çevresel etki değerlendirmesi kararına karşı açılan dava süre aşımından reddedilmiş, bireysel başvuru da reddedilmişti; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Sözleşmenin 6. maddesinin ihlal edildiğine karar vermesi üzerine davacılar 53. maddenin birinci fıkrasının (ı) bendi uyarınca yargılamanın yenilenmesini istemiş, istem kabul edilerek yeniden yargılama yapılmıştır. Daire, yenilenen yargılamada keşif ve bilirkişi incelemesi sonucuna göre kurulan hükmü temyizen incelemiş ve kararı bozmuştur.
53/2 İstemin incelenme usulü#
Hüküm, kararın verildiği tarihte yürürlükteyse başvuruya uygulanır
Kaldırılan Askerî Yüksek İdare Mahkemesinin kararına karşı yargılamanın yenilenmesi istemi reddedilmişti. Daire, "kararının verildiği tarih itibarıyla yürürlükte olan 2577 sayılı Kanun'un Geçici 9. maddesinin davacının yargılamanın yenilenmesi başvurusu hakkında da uygulanması gerektiği" sonucuna varmış ve ret kararını bozmuştur
Benzer yöndeki kararlar
Aynı yönde: ret kararı bozulur
Daire, kararın verildiği tarih itibarıyla yürürlükte olan geçici 9. maddenin davacının yargılamanın yenilenmesi başvurusu hakkında da uygulanması gerektiği sonucuna varmış; yargılamanın yenilenmesi isteminin reddine ilişkin kararı bozmuştur.
Maddenin geneline ilişkin
İstem reddedilse de savunma veren taraf lehine vekâlet ücretine hükmedilir
Yargılamanın yenilenmesi istemi koşulları oluşmadığı gerekçesiyle reddedilmiş, davalı idare lehine vekâlet ücretine hükmedilmişti. Daire, istemin tebliği üzerine süresinde vekili aracılığıyla savunma veren tarafça yapılan hukuki yardımın karşılıksız bırakılamayacağını belirten İdari Dava Daireleri Kurulu kararına ve aynı yöndeki Yargıtay uygulamasına dayanarak, "davalı idare lehine vekâlet ücretine hükmedilmiş olması usûl hükümlerine uygundur" sonucuna varmıştır.
Benzer yöndeki kararlar
Yargılamanın yenilenmesi dilekçesinde de harç tamamlanmazsa istem yapılmamış sayılır
Harcı tamamlanmayan istem hakkında "2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 6. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca YARGILAMANIN YENİLENMESİ İSTEMİNDE BULUNULMAMIŞ SAYILMASINA" karar verildi.
Değişiklik geçmişi
| Tarih | Değişim | Yürürlük | Ne oldu |
|---|---|---|---|
| 6/1/1982 | 2577 sayılı Kanun | 20/1/1982 | Maddenin ilk hâli |
| 5/4/1990 | 3622 sayılı Kanun | 10/4/1990 | Değişik. Bölge idare mahkemesi kararlarına karşı da yargılamanın yenilenmesi yolu açılmıştır. |
| 10/6/1994 | 4001 sayılı Kanun | 18/6/1994 | Değişik. (h) bendine “konusu” kelimesi eklenmiş; yargılamanın yenilenmesi süreleri, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa yollama yapmak yerine maddede açıkça gösterilmiştir. 3 numaralı fıkra, 10/6/1994 tarihli ve 4001 sayılı Kanunun 23 üncü maddesi hükmüdür. |
| 15/7/2003 | 4928 sayılı Kanun | 19/7/2003 | Ek · Değişik. Birinci fıkraya (ı) bendi eklenerek, hükmün İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlali suretiyle verildiğinin İnsan Hakları Avrupa Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması, yargılamanın yenilenmesi sebepleri arasına alınmış; bu sebep için bir yıllık süre öngörülmüştür. |
| 25/7/2018 | 7145 sayılı Kanun | 31/7/2018 | Ek. (Ek ibare: 25/7/2018 – 7145/4 md.) |
Tarih sütunu kanunlarda kabul, Anayasa Mahkemesi kararlarında karar tarihidir; yürürlük ise hükmün uygulanmaya başladığı tarihtir. Kanun metnindeki değişiklik şerhleri ile mevzuat.gov.tr metninin sayfa altı dipnotlarından ve yürürlük tarihleri tablosundan derlenmiştir.
Kararın düzeltilmesi · mülga
(Mülga: 18/6/2014-6545/103 md.)
Madde gerekçesi
Kanunun kabulü (6/1/1982)
Tasarıdaki karşılığı: 54'üncü madde.
Tasarının 54 üncü maddesinin 3 üncü fıkrasında 14 üncü maddeye yapılan atıf 15 inci madde olarak düzeltilmiştir.
Millî Güvenlik Konseyi S. Sayısı 312 (1/254) · tarama
3622 sayılı Kanunla yapılan değişiklik (5/4/1990)
Bölge idare mahkemesi kararlarına karşı karar düzeltme yolu açılmış; hile ve sahtekârlığın yalnız temyiz incelemesi sırasında ortaya çıkması koşulu kaldırılmıştır.
Kanunun 23 üncü maddesine ilişkin gerekçe şöyledir:
“Kanunun 54 üncü maddesinin 1 inci fıkrasına göre bölge idare mahkemesi kararlarına karşı kararın düzeltilmesi yoluna gidilememektedir. Bu kararların kesin olmaları nedeniyle bunlara karşı kararın düzeltilmesi yolu açılmaktadır. Bu fıkranın (d) bendine göre ancak temyiz incelemesi sırasında hükmün esasını etkileyen belgelerde hile ve sahtekârlığın ortaya çıkmış olması kararın düzeltilmesi sebebi olmaktadır. Hükmün esasını etkileyen belgelerde hile ve sahtekârlığın çıkmasının temyiz incelemesi sırasına inhisar ettirilmesi, çok sınırlayıcı olmakta ve bu düzeltme sebebinin hemen hemen uygulanamaz hale gelmesi sonucunu doğurmaktadır. Bu sebeple bentteki «Temyiz incelemesi sırasında» ifadesi metinden çıkarılmıştır.”
TBMM S. Sayısı 120 (1/415) — Hükümet tasarısı ve Adalet Komisyonu raporu · tarama · TBMM Tutanak Dergisi, Dönem 18, Cilt 43, 99 uncu Birleşim, 5 Nisan 1990 · tarama · Tasarı 1/415, Bakanlar Kurulu 27/2/1988; Adalet Komisyonu raporu ve 120’ye 1 inci Ek. Kanun 5/4/1990 tarihinde kabul edilmiştir. Bu değişiklik yürürlükte değildir: hüküm daha sonra 18/6/2014 tarih ve 6545 sayılı Kanunla yürürlükten kaldırılmıştır. Bu sebeple kanun metnindeki dipnotlarda artık görünmez.
4001 sayılı Kanunla yapılan değişiklik (10/6/1994)
Fıkraya “bölge idare mahkemesi” ibaresi eklenmiştir.
Tasarının 23 üncü, kanunlaşan metnin 24 üncü maddesine ilişkin gerekçe şöyledir:
“Fıkraya açıklık getirmek amacıyla “bölge idare mahkemesi” de eklenmiştir.”
TBMM Tutanak Dergisi, Dönem 19, Cilt 62, 115 inci Birleşim, 10 Haziran 1994 (S. Sayısı 409 ve 409'a 1 inci Ek tutanağa eklidir) · tarama · Hükümet tasarısı 1/637, kanun teklifi 2/908; Adalet Komisyonu raporu 22/12/1993, ek raporu 24/2/1994. Kanun 10/6/1994 tarihinde kabul edilmiştir. Bu değişiklik yürürlükte değildir: hüküm daha sonra 18/6/2014 tarih ve 6545 sayılı Kanunla yürürlükten kaldırılmıştır. Bu sebeple kanun metnindeki dipnotlarda artık görünmez.
6545 sayılı Kanunla yapılan değişiklik (18/6/2014)
Kararın düzeltilmesi yolu kaldırılmıştır.
Kanunun 103 üncü maddesine ilişkin gerekçe şöyledir:
“İdari yargıda istinaf kanun yoluna ilişkin hükümlerin getirilmesiyle birlikte karar düzeltmeye ilişkin hükümler yürürlükten kaldırılmaktadır.”
TBMM S. Sayısı 592 (Dönem 24, Yasama Yılı 4) — Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu · tarama · Kanun 18/6/2014 tarihinde kabul edilmiştir. İstinafa ilişkin hükümler, bölge idare mahkemelerinin Resmî Gazetede ilan edilen göreve başlama tarihinden (20/7/2016) itibaren uygulanmaya başlamıştır.
Kararlar
54/1 Düzeltme sebeplerinin sınırlılığı#
Düzeltme ancak maddede yazılı sebeplerden biri varsa mümkündür
Daire, “Danıştay dava daireleri ve İdari veya Vergi Dava Daireleri Kurulları tarafından verilen kararların düzeltilebilmesi, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 54. maddesinde yazılı sebeplerden birinin bulunması halinde mümkün olup”, dilekçede ileri sürülen sebeplerin bunlardan hiçbirine uymadığını saptayarak istemi reddetmiştir.
Benzer yöndeki kararlar
Aynı yönde: sebepleri taşımayan istem reddedilir
Kurul, maddede yazılı sebeplerden biri bulunmadığından kararın düzeltilmesi isteminin reddine karar vermiştir.
54/1 İstemde bulunabilecek taraf#
Temyiz etmemiş taraf karar düzeltme isteyemez
Davacı temyiz yoluna başvurmamış, karar onun yönünden kesinleşmişti. Daire, “temyiz isteminde bulunmayan davacı yönünden İdare Mahkemesi kararının kesinleştiği açık olup, davacının kararın düzeltilmesi isteminin incelenmesine olanak bulunmamaktadır” diyerek istemi incelenmeksizin reddetmiştir.
54/1 İstemin kabulünü gerektiren hâller#
İçtihat değişikliği karar düzeltme sebebi olarak işletilir
Kurul, benzer bir uyuşmazlıkta verdiği kararla örtülü sermayede düzeltme koşullarını yeniden inceleyip “bu yönden içtihat değişikliğine karar vermiştir”. Bu değerlendirme ışığında, aynı hukuksal nedenlerle ısrar kararının bozulması gerektiğini belirterek davalının karar düzeltme istemini kabul etmiştir.
Düzeltme istemi sürerken feragat edilirse istem kabul edilir
Karar düzeltme istemi incelenirken davacı vekili davadan feragat etmişti. Daire, Hukuk Muhakemeleri Kanunu uyarınca feragatin hüküm kesinleşinceye kadar her zaman yapılabileceğini anarak, “davacının karar düzeltme isteminin bu nedenle kabulü ile” önceki kararının kaldırılmasına ve İdare Mahkemesi kararının davadan feragat nedeniyle bozulmasına karar vermiştir.
Benzer yöndeki kararlar
Sonradan öğrenilen ölüm üzerine düzeltme istemi kabul edilir
Davacının yargılama sırasında öldüğü anlaşılan vergi uyuşmazlığında Daire, karar düzeltme isteminin kabulüne ve vergi mahkemesi kararının bozulmasına karar vermiştir.
Maddenin geneline ilişkin
İstem incelenmeden önce karşı tarafın savunması alınır
Karar düzeltme dilekçesi, davacı mirasçılara tebliğ edilmeden Danıştaya gönderilmişti. Daire, "2577 sayılı Kanun'un 55. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, davalı idarenin karar düzeltme dilekçesinin, davacı mirasçılara tebliğ edilmek suretiyle dosyanın tekemmülü sağlandıktan sonra Danıştaya gönderilmesi gerekmektedir" diyerek dosyayı Mahkemesine geri göndermiştir.
O tarihten önce verilmiş kararda mülga elli dördüncü madde yine uygulanır
Daire kararının düzeltilmesi isteminde Daire, 6545 sayılı Kanun'la 54. maddenin yürürlükten kaldırıldığını belirtmiş; ancak Geçici 8. maddenin birinci fıkrasındaki "Bu tarihten önce verilmiş kararlar hakkında, kararın verildiği tarihte yürürlükte bulunan kanun yollarına ilişkin hükümler uygulanır" kuralı uyarınca istemi incelemiştir.
Değişiklik geçmişi
| Tarih | Değişim | Yürürlük | Ne oldu |
|---|---|---|---|
| 6/1/1982 | 2577 sayılı Kanun | 20/1/1982 | Maddenin ilk hâli |
| 18/6/2014 | 6545 sayılı Kanun | 28/6/2014 | Mülga. Kararın düzeltilmesi yolu kaldırılmıştır. |
Tarih sütunu kanunlarda kabul, Anayasa Mahkemesi kararlarında karar tarihidir; yürürlük ise hükmün uygulanmaya başladığı tarihtir. Kanun metnindeki değişiklik şerhleri ile mevzuat.gov.tr metninin sayfa altı dipnotlarından ve yürürlük tarihleri tablosundan derlenmiştir.
Yargılamanın yenilenmesi usulü
1. İsteğin ilişkin olduğu konu, diğer bir daire veya mahkemenin görevine girmiş ise karar bu daire veya mahkemece verilir.
2. Karşı tarafın savunması alındıktan sonra istekler incelenir ve kanunda yazılı sebepler varsa davaya yeniden bakılarak karar verilir.
3. (Değişik: 10/6/1994-4001/25 md.) Yargılamanın yenilenmesi (…) istemleri, kanunda yazılı sebeplere dayanmıyor ise, istemin reddine karar verilir.
4. Yargılamanın yenilenmesi (…) istemlerinde duruşma yapılması, görevli daire veya mahkemenin kararına bağlıdır.
5. Bu madde ile 53 üncü madde hükümleri saklı kalmak kaydıyla, yargılamanın yenilenmesinde (…) bu Kanunun diğer hükümleri uygulanır.
Madde gerekçesi
Kanunun kabulü (6/1/1982)
Tasarıdaki karşılığı: 55'inci madde.
Tasarının ilgili maddesi aynen benimsenmiştir.
Millî Güvenlik Konseyi S. Sayısı 312 (1/254) · tarama
4001 sayılı Kanunla yapılan değişiklik (10/6/1994)
Yargılamanın yenilenmesi ve karar düzeltme istemlerinin reddi hâlinde para cezasına hükmedilmesini öngören ibare yürürlükten kaldırılmıştır.
Tasarının 24 üncü, kanunlaşan metnin 25 inci maddesine ilişkin gerekçe şöyledir:
“Kanunun 55 inci maddesinin 3 üncü fıkrasında değişiklik yapılmak suretiyle fıkranın “ve Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun bu husustaki hükümlerine göre para cezası da hükmolunur.” ifadesi yürürlükten kaldırılmaktadır. Dava hakkı ve bunun bir uzantısı olan kanun yollarına başvurma hakkı, Anayasa ile tanınmış temel hak ve özgürlükler arasında yer alır. Diğer taraftan, hukuk devleti ilkesi, idarî eylem ve işlemlerin hiçbir kısıntıya tabi olmaksızın yargı denetimine tabi tutulmasını gerektirir. Bu itibarla, kişilerin yargılamanın yenilenmesi ve kararın düzeltilmesi istemlerinin reddi halinde onlardan para cezası alınmasını öngören hüküm yargı fonksiyonunun amacı ile bağdaşmadığından yürürlükten kaldırılmaktadır.”
TBMM Tutanak Dergisi, Dönem 19, Cilt 62, 115 inci Birleşim, 10 Haziran 1994 (S. Sayısı 409 ve 409'a 1 inci Ek tutanağa eklidir) · tarama · Hükümet tasarısı 1/637, kanun teklifi 2/908; Adalet Komisyonu raporu 22/12/1993, ek raporu 24/2/1994. Kanun 10/6/1994 tarihinde kabul edilmiştir.
6545 sayılı Kanunla yapılan değişiklik (18/6/2014)
Madde başlığı ve metni, karar düzeltme yolunun kaldırılmasına uyum sağlamak üzere değiştirilmiştir.
Tasarının 18 inci, kanunlaşan metnin 26 ncı maddesine ilişkin gerekçe şöyledir:
“Maddeyle, idari yargıda istinaf kanun yoluna ilişkin hükümlerin getirilmesi ile karar düzeltmeye ilişkin hükümlerin yürürlükten kaldırılmasının zorunlu sonucu olarak Kanunun 55 inci maddesinde gerekli uyum değişiklikleri yapılmaktadır.”
TBMM S. Sayısı 592 (Dönem 24, Yasama Yılı 4) — Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu · tarama · Kanun 18/6/2014 tarihinde kabul edilmiştir. İstinafa ilişkin hükümler, bölge idare mahkemelerinin Resmî Gazetede ilan edilen göreve başlama tarihinden (20/7/2016) itibaren uygulanmaya başlamıştır.
Kararlar
55/2 Karşı tarafın savunması ve dosyanın tekemmülü#
İstem incelenmeden önce karşı tarafın savunması alınır
Karar düzeltme dilekçesi, davacı mirasçılara tebliğ edilmeden Danıştaya gönderilmişti. Daire, "2577 sayılı Kanun'un 55. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, davalı idarenin karar düzeltme dilekçesinin, davacı mirasçılara tebliğ edilmek suretiyle dosyanın tekemmülü sağlandıktan sonra Danıştaya gönderilmesi gerekmektedir" diyerek dosyayı Mahkemesine geri göndermiştir.
55/2 Savunma veren taraf lehine vekâlet ücreti#
Eksiklik yeniden yargılama gerektirmiyorsa hüküm fıkrası düzeltilir
Daire, yargılamanın yenilenmesi istemini reddetmiş ancak savunma veren davalı idare lehine vekâlet ücretine hükmetmemişti. Kurul, bu "eksikliğin, yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediği anlaşıldığından", 2577 sayılı Kanun'un 49. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca kararın hüküm fıkrasına vekâlet ücretine ilişkin ibarenin eklenmesine karar vermiştir.
İstem reddedilse de savunma veren taraf lehine vekâlet ücretine hükmedilir
Yargılamanın yenilenmesi istemi koşulları oluşmadığı gerekçesiyle reddedilmiş, davalı idare lehine vekâlet ücretine hükmedilmişti. Daire, istemin tebliği üzerine süresinde vekili aracılığıyla savunma veren tarafça yapılan hukuki yardımın karşılıksız bırakılamayacağını belirten İdari Dava Daireleri Kurulu kararına ve aynı yöndeki Yargıtay uygulamasına dayanarak, "davalı idare lehine vekâlet ücretine hükmedilmiş olması usûl hükümlerine uygundur" sonucuna varmıştır.
Benzer yöndeki kararlar
Vekâlet ücretine hükmedilmemesi kısmi bozma sebebidir
Daire, "İdare Mahkemesi kararında, davalı idare lehine vekalet ücretine hükmedilmemesi yönünden hukuki isabet bulunmamaktadır" diyerek kararın yargılamanın yenilenmesi isteminin reddine ilişkin hüküm fıkrasını onamış, vekâlet ücreti yönünden ise bozmuştur.
Aynı yönde: hüküm fıkrasına ekleme yapılarak onanır
Daire, vekâlet ücretine hükmedilmemesine yönelik "eksikliğin, yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediği anlaşıldığından" mahkeme kararının hüküm fıkrasına Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen tutarın eklenmesi suretiyle kararı onamıştır.
Maddenin geneline ilişkin
İhlal kararı üzerine yenilenen yargılamada uyuşmazlığın esası incelenir
Çevresel etki değerlendirmesi kararına karşı açılan dava süre aşımından reddedilmiş, bireysel başvuru da reddedilmişti; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Sözleşmenin 6. maddesinin ihlal edildiğine karar vermesi üzerine davacılar 53. maddenin birinci fıkrasının (ı) bendi uyarınca yargılamanın yenilenmesini istemiş, istem kabul edilerek yeniden yargılama yapılmıştır. Daire, yenilenen yargılamada keşif ve bilirkişi incelemesi sonucuna göre kurulan hükmü temyizen incelemiş ve kararı bozmuştur.
Değişiklik geçmişi
| Tarih | Değişim | Yürürlük | Ne oldu |
|---|---|---|---|
| 6/1/1982 | 2577 sayılı Kanun | 20/1/1982 | Maddenin ilk hâli |
| 10/6/1994 | 4001 sayılı Kanun | 18/6/1994 | Değişik. Yargılamanın yenilenmesi ve karar düzeltme istemlerinin reddi hâlinde para cezasına hükmedilmesini öngören ibare yürürlükten kaldırılmıştır. |
| 18/6/2014 | 6545 sayılı Kanun | 28/6/2014 | Madde başlığı ve metni, karar düzeltme yolunun kaldırılmasına uyum sağlamak üzere değiştirilmiştir. Bu madde başlığı “Yargılamanın yenilenmesine ve kararın düzeltilmesine ilişkin özel hükümler:” iken, 18/6/2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanunun 26 ncı maddesiyle metne işlendiği şekilde, aynı maddenin beşinci fıkrasında yer alan “53, 54 ve bu” ibaresi “Bu madde ile 53 üncü” şeklinde değiştirilmiş; üçüncü ve dördüncü fıkralarında yer alan “ve kararın düzeltilmesi” ibareleri ile beşinci fıkrasında yer alan “ve kararın düzeltilmesinde” ibaresi madde metninden çıkarılmıştır. |
Tarih sütunu kanunlarda kabul, Anayasa Mahkemesi kararlarında karar tarihidir; yürürlük ise hükmün uygulanmaya başladığı tarihtir. Kanun metnindeki değişiklik şerhleri ile mevzuat.gov.tr metninin sayfa altı dipnotlarından ve yürürlük tarihleri tablosundan derlenmiştir.
Dördüncü Bölüm — Çeşitli Hükümler
Danıştayda çekinme ve ret
1. Davaya bakmakta olan dava dairesi başkan ve üyelerinin çekinme veya reddi halinde, bunlar hariç tutulmak suretiyle, o daire kurulu tamamlanarak, bu husus incelenir, çekinme veya ret istemi yerinde görülürse işin esası hakkında da bu kurulca karar verilir.
2. Çekinen veya reddedilenler ikiden fazla ise bu husustaki istem, idari dava dairesi başkan ve üyeleri için İdari Dava Daireleri Kurulunda, vergi dava dairesi başkan ve üyeleri için Vergi Dava Daireleri Kurulunda incelenir. Çekinen veya reddedilen başkan ve üyeler bu kurullara katılamazlar. Üye noksanı diğer dava dairelerinden tamamlanır. Bu kurullarca çekinme veya ret istemi kabul edildiği takdirde davanın esası hakkında da bu kurullarca karar verilir.
3. İdari Dava Daireleri Kurulu ile Vergi Dava Daireleri Kurulu başkan ve üyelerinden bir kısmının davaya bakmaktan çekinmesi veya reddi halinde noksan üyelikler diğer dava dairelerinden tamamlanır.
4. İdari ve Vergi Dava Daireleri Kurullarının toplanmasına engel olacak sayıda ret istemlerinde bulunulamaz ve çekinilemez.
5. Danıştay Tetkik hakimleri ve savcıları sebeplerini bildirerek çekinebilecekleri gibi taraflarca da reddedilebilirler. Bunlar hakkındaki çekinme veya ret istemleri davaya bakmakla görevli daire tarafından incelenerek karara bağlanır.
Madde gerekçesi
Tasarıdaki karşılığı: 56'ncı madde.
Tasarının 56 ncı maddesine “çekinme” de ilave edilmiştir.
Adalet Komisyonunun tasarı metninde yaptığı değişiklikler:
Çekinmenin maddeye eklenmesi
Tasarı“Davaya bakmakta olan Dava Dairesi Başkan ve Üyelerinin reddi halinde, bunlar hariç tutulmak suretiyle, o Daire Kurulu tamamlanarak, bu husus incelenir, ret istemi yerinde görülürse işin esası hakkında da bu kurulca karar verilir.”
Komisyon“Davaya bakmakta olan Dava Dairesi Başkan ve Üyelerinin çekinme veya reddi halinde, bunlar hariç tutulmak suretiyle, o Daire Kurulu tamamlanarak, bu husus incelenir, çekinme veya ret istemi yerinde görülürse işin esası hakkında da bu Kurulca karar verilir.”
Millî Güvenlik Konseyi S. Sayısı 312 (1/254) · tarama
Tasarı ve Komisyon metinleri S. Sayısı 312'nin taranmış nüshasından aktarılmıştır; taramanın satır sonlarında düşürdüğü harfler tamamlanmış, dönemin yazımı korunmuştur.
Kararlar
56 Çekinme ile ret arasındaki fark#
Çekinme hâlleri sayılıdır, ret sebepleri sayılı değildir
Daire, iki kurumu birbirinden ayırmıştır: “Hakimin davaya bakmaktan çekinmesi, hakimin tarafsız kalamayacağı varsayılan ve kanun tarafından sayma yoluyla gösterilen hallerdir. Buna karşılık, hakimin reddi halleri kanunda yer alan sebeplerle sınırlı değildir.”
56 Reddi hâkim isteminin öncelikle karara bağlanması#
Daire önce reddi hâkim istemini değerlendirmeden hüküm kuramaz
Dairece, davacının reddi hâkim istemi hakkında bir değerlendirme yapılmadan esas hakkında karar verilmişti. Kurul, “uyuşmazlıkta Dairece öncelikle, reddi hakim istemi yönünde bir değerlendirme yapılması gerekmekte iken, bu yönde bir değerlendirme yapılmaması ve hüküm kurulmamasında usul hükümlerine uyarlık bulunmadığından” kararın bozulması gerektiği sonucuna ulaşmıştır.
Maddenin geneline ilişkin
İstem ancak derdest davaya bakan hâkim için yapılabilir
Davacı, bölge idare mahkemesi dairesinin başkan ve üyelerinin reddini istemişti. Daire, reddi hâkim isteminde bulunabilmek için dava dosyasının derdest olması ve reddi istenen hâkimlerin o davaya bakmak durumunda bulunması gerektiğini belirtmiş; açılmış ve süregelen bir davaya bakmakla görevli ve yetkili hâkimler için, kanunda öngörülen sebeplerle ve kanunda yer alan usul ve sürede istemde bulunulabileceği sonucuna varmıştır.
Değişiklik geçmişi
Bu madde 6/1/1982'de kabul edildiği hâliyle yürürlüktedir; bugüne kadar değişikliğe uğramamıştır.
Tarih sütunu kanunlarda kabul, Anayasa Mahkemesi kararlarında karar tarihidir; yürürlük ise hükmün uygulanmaya başladığı tarihtir. Kanun metnindeki değişiklik şerhleri ile mevzuat.gov.tr metninin sayfa altı dipnotlarından ve yürürlük tarihleri tablosundan derlenmiştir.
Mahkemelerde çekinme ve ret
1. Tek hakimle görülen davalarda hakimin reddi istemi, reddedilen hakimin katılmadığı idare veya vergi mahkemesince incelenir.
2. İtiraz üzerine veya doğrudan davaya bakmakta olan bölge idare mahkemesi ile idare ve vergi mahkemesi başkan ve üyelerinin reddi istemi, reddedilen başkan ve üyenin katılmadığı bölge idare, idare ve vergi mahkemesince incelenir.
3. İdare ve vergi mahkemelerinde reddedilen başkan ve üye birden çok ise istem bölge idare mahkemesince incelenir. Bölge idare mahkemelerinde reddedilen başkan veya üye birden çok ise istem Danıştayca incelenir.
4. Danıştayca ve bu mahkemelerce ret istemleri yerinde görülürse işin esası hakkında da karar verilir.
5. Davaya bakmaktan çekinme halinde diğer bir hakimin görevlendirilmesi ile mahkemenin noksan üyesinin tamamlanması veya görevli mahkemenin belirlenmesinde yukarıdaki hükümler uygulanır.
Madde gerekçesi
Tasarıdaki karşılığı: 57'nci madde.
Tasarının 57 nci maddesinin 2 nci fıkrasında ifade bakımından düzeltme yapılmıştır.
6 Ocak 1982 tarihli Millî Güvenlik Konseyi Genel Kurulu görüşmesinde maddeye ilişkin önemli kesitler şunlardır:
Hâkim Tuğgeneral Muzaffer Başkaynak (Adalet Komisyonu Başkanı) — “İdare mahkemelerini görüşürken, “başkanın bulunmaması, mazereti hâlinde” ifadesini kullanarak “en kıdemli üye başkana vekâlet eder” deyimi kullanılmıştır. O katılmayacak, kıdemli, başkanlık yapacak, fiilî ret sebeplerini inceleyecektir.”
Hâkim Tuğgeneral Muzaffer Başkaynak (Adalet Komisyonu Başkanı) — “Yeniden mahkeme teşkili mümkün olmadığı takdirde Danıştaya gidecektir.”
Adalet Bakanı Cevdet Menteş — “Yalnız Sayın Başkanım, fiilî ve hukukî sebepler nedeniyle teşekkül etmemişse bu, bunlar da bunun içerisine giriyor, hukukî sebeplerle.”
Millî Güvenlik Konseyi S. Sayısı 312 (1/254) · tarama · Millî Güvenlik Konseyi Tutanak Dergisi, 91 inci Birleşim, 6 Ocak 1982 · tarama
Kararlar
57/1 Reddi hâkim isteminin koşulları#
İstem ancak derdest davaya bakan hâkim için yapılabilir
Davacı, bölge idare mahkemesi dairesinin başkan ve üyelerinin reddini istemişti. Daire, reddi hâkim isteminde bulunabilmek için dava dosyasının derdest olması ve reddi istenen hâkimlerin o davaya bakmak durumunda bulunması gerektiğini belirtmiş; açılmış ve süregelen bir davaya bakmakla görevli ve yetkili hâkimler için, kanunda öngörülen sebeplerle ve kanunda yer alan usul ve sürede istemde bulunulabileceği sonucuna varmıştır.
Benzer yöndeki kararlar
Hâkim hakkında şikâyette bulunulması tek başına ret sebebi değildir
Daire, ara kararına verilen cevaptan davacının şikâyetinin işleme konulmadığının anlaşıldığını belirterek, “reddi hakim talebinin kabul edilebilmesi için, 6100 sayılı Kanun'un 36. maddesinin 1. fıkrasında sayılan durumların mevcut olmadığı” gibi başkan ve üyelerin tarafsızlığını şüpheye düşürecek bir hâlin de bulunmadığı sonucuna varmıştır.
57/3 İstemi inceleyecek merci#
Danıştayca inceleme için reddedilen üye sayısı birden fazla olmalıdır
Vergi mahkemesi üyesine yönelik reddi hâkim talebine ilişkin bölge idare mahkemesi kararına Danıştay nezdinde itiraz edilmişti. Daire, 57. maddenin bir bütün olarak değerlendirilmesinden “istemin Danıştay tarafından incelenebilmesi için çekilen başkan yanında çekilen bölge idare mahkemesi üye sayısının birden fazla olması gerektiği” sonucuna varmış; olayda bölge idare mahkemesi başkan ve üyelerine yönelik bir çekinme veya ret talebi bulunmadığını saptamıştır.
Maddenin geneline ilişkin
Daire önce reddi hâkim istemini değerlendirmeden hüküm kuramaz
Dairece, davacının reddi hâkim istemi hakkında bir değerlendirme yapılmadan esas hakkında karar verilmişti. Kurul, “uyuşmazlıkta Dairece öncelikle, reddi hakim istemi yönünde bir değerlendirme yapılması gerekmekte iken, bu yönde bir değerlendirme yapılmaması ve hüküm kurulmamasında usul hükümlerine uyarlık bulunmadığından” kararın bozulması gerektiği sonucuna ulaşmıştır.
Aynı konuda daha önce karar vermiş olmak ret sebebi değildir
Aynı konudaki davalarda ret kararı vererek görüşlerini açıkladıkları, bu nedenle görünüşte tarafsız olma vasfını yitirdikleri ileri sürülerek hâkimlerin reddi istenmişti. Daire, bu iddianın reddi hâkim sebebi olarak değerlendirilemeyeceğini ve reddi istenen hâkimlerin tarafsızlıklarından şüpheyi gerektirecek somut bir durumun oluşmadığını saptayarak istemin reddine karar vermiştir.
Çekinme hâlleri sayılıdır, ret sebepleri sayılı değildir
Daire, iki kurumu birbirinden ayırmıştır: “Hakimin davaya bakmaktan çekinmesi, hakimin tarafsız kalamayacağı varsayılan ve kanun tarafından sayma yoluyla gösterilen hallerdir. Buna karşılık, hakimin reddi halleri kanunda yer alan sebeplerle sınırlı değildir.”
Benzer yöndeki kararlar
Şikâyet üzerine işlem yapılmamışsa çekinme istemi yerinde değildir
Bölge İdare Mahkemesi dairesinin başkan ve üyeleri, davacının şikâyeti nedeniyle çekinme isteminde bulunmuştu. Daire, şikâyet üzerine Hâkimler ve Savcılar Kurulu tarafından herhangi bir işlem yapılmadığını saptayarak çekinme isteminin yerinde olmadığı sonucuna ulaşmış ve istemi reddetmiştir.
Birden çok üye reddedilmişse istem üst mercide incelenir
Daire, elli yedinci maddenin üçüncü fıkrasına göre idare ve vergi mahkemelerinde reddedilen başkan ve üye birden çoksa istemin bölge idare mahkemesince, bölge idare mahkemelerinde birden çoksa Danıştayca inceleneceğini belirterek ret istemini karara bağlamıştır.
Değişiklik geçmişi
Bu madde 6/1/1982'de kabul edildiği hâliyle yürürlüktedir; bugüne kadar değişikliğe uğramamıştır.
Tarih sütunu kanunlarda kabul, Anayasa Mahkemesi kararlarında karar tarihidir; yürürlük ise hükmün uygulanmaya başladığı tarihtir. Kanun metnindeki değişiklik şerhleri ile mevzuat.gov.tr metninin sayfa altı dipnotlarından ve yürürlük tarihleri tablosundan derlenmiştir.
İdari davalarda delillerin tespiti
1. Taraflar, idari dava açtıktan sonra bu davalara ilişkin delillerin tespitini ancak davaya bakan Danıştay, idare ve vergi mahkemelerinden isteyebilirler.
2. Davaya bakan Danıştay, İdare ve Vergi Mahkemeleri istemi uygun gördüğü takdirde üyelerden birini bu işle görevlendirebileceği gibi, tespitin mahalli idari veya adli yargı mercilerince yaptırılmasına da karar verebilir.
3. Delillerin tespiti istemi, ivedilikle karara bağlanır.
Madde gerekçesi
Tasarıdaki karşılığı: 58'inci madde.
Tasarının 58 inci maddesi açıklık getirmek amacıyla yeniden yazılmıştır.
Adalet Komisyonunun tasarı metninde yaptığı değişiklikler:
Delillerin tespitini isteyebileceği merci
Tasarı“Taraflar, Danıştay'a idari dava açtıktan sonra bu davalara ilişkin delillerin tespitini ancak Danıştay'dan isteyebilirler.”
Komisyon“Taraflar, idari dava açtıktan sonra bu davalara ilişkin delillerin tespitini ancak davaya bakan Danıştay, İdare ve Vergi Mahkemelerinden isteyebilirler.”
Millî Güvenlik Konseyi S. Sayısı 312 (1/254) · tarama
Tasarı ve Komisyon metinleri S. Sayısı 312'nin taranmış nüshasından aktarılmıştır; taramanın satır sonlarında düşürdüğü harfler tamamlanmış, dönemin yazımı korunmuştur.
Değişiklik geçmişi
Bu madde 6/1/1982'de kabul edildiği hâliyle yürürlüktedir; bugüne kadar değişikliğe uğramamıştır.
Tarih sütunu kanunlarda kabul, Anayasa Mahkemesi kararlarında karar tarihidir; yürürlük ise hükmün uygulanmaya başladığı tarihtir. Kanun metnindeki değişiklik şerhleri ile mevzuat.gov.tr metninin sayfa altı dipnotlarından ve yürürlük tarihleri tablosundan derlenmiştir.
Yol giderleri, tazminat ve gündelikler
1. Danıştay meslek mensupları ile Danıştayda görevli idari yargı hakim ve savcılarından keşif, bilirkişi incelemesi veya delillerin tespiti için görevlendirilenlere gerçek yol giderleri ile görevde geçen günler için net aylık tutarlarının otuzda biri oranında gündelik verilir. Bu gündelikler, zorunlu giderleri karşılamazsa, aradaki fark belgelere dayalı olmak şartı ile ayrıca ödenir. Ancak, bu suretle yapılacak ödemeler, gündeliklerin yüzde ellisini geçemez.
2. (Değişik: 10/6/1994-4001/26 md.) Bölge idare, idare ve vergi mahkemeleri hakimleri ile diğer görevlilerin yol giderleri ve tazminatları hakkında 3717 sayılı Adli Personel ile Devlet Davalarını Takip edenlere Yol Giderleri ve Tazminat Verilmesi ile 492 Sayılı Harçlar Kanununun Bir Maddesinin Yürürlükten Kaldırılması Hakkında Kanun hükümleri uygulanır.
Madde gerekçesi
Kanunun kabulü (6/1/1982)
Tasarıdaki karşılığı: 59'uncu madde.
Tasarının ilgili maddesi aynen benimsenmiştir. Maddenin ikinci fıkrası Komisyonca eklenmiştir.
6 Ocak 1982 tarihli Millî Güvenlik Konseyi Genel Kurulu görüşmesinde maddeye ilişkin önemli kesitler şunlardır:
Hava Hâkim Albay Zeki Güngör (Adalet Komisyonu Sözcüsü) — “Maddenin 2 nci fıkrasını biz Komisyon olarak getirdik. Onun gerekçesi de şu: Hükümet metninde yoktu; öyle olunca, bölge idare mahkemelerindeki idare ve vergi mahkemeleri bu gibi delil tespitlerinde, kendi bölgesi içinde delil tespitine gittiği zaman, adliye hâkimi, Harçlar Kanununa göre düşük alacak; idare ve vergi mahkemeleri, bölge idare mahkemesi başkan ve üyeleri ise fazla bir harcırah alacak durumuna düşmesinler. Aynı bölge içinde olmaları nedeniyle, her ikisi de, Harçlar Kanununa göre harcırahlarını alsınlar diye 2 nci fıkrayı getirmiş bulunuyoruz.”
Hâkim Tuğgeneral Muzaffer Başkaynak (Adalet Komisyonu Başkanı) — “Danıştayın yetki sahası Türkiye’nin bütününde; halbuki idare mahkemelerinin yetki sahası zaten çok dar; bir kazanın, bir vilayetin çerçevesi içerisinde.”
Millî Güvenlik Konseyi S. Sayısı 312 (1/254) · tarama · Millî Güvenlik Konseyi Tutanak Dergisi, 91 inci Birleşim, 6 Ocak 1982 · tarama
4001 sayılı Kanunla yapılan değişiklik (10/6/1994)
İkinci fıkra, Harçlar Kanununun 34 üncü maddesinin yürürlükten kaldırılması nedeniyle 3717 sayılı Kanuna yollama yapacak biçimde değiştirilmiştir.
Tasarının 25 inci, kanunlaşan metnin 26 ncı maddesine ilişkin gerekçe şöyledir:
“Harçlar Kanununun 34 üncü maddesi, 3717 sayılı Adlî Personel ile Devlet Davalarını Takip Edenlere Yol Gideri ve Tazminat Verilmesi ile 492 sayılı Harçlar Kanununun Bir Maddesinin Yürürlükten Kaldırılması Hakkında Kanunla yürürlükten kaldırılıp, bölge idare, idare ve vergi mahkemelerinin hâkimleri ve diğer görevlilerinin yol giderleri ve tazminatları bu Kanunla düzenlenmiş bulunduğundan, bu zorunluluğun yerine getirilmesi amacıyla 2577 sayılı Kanunun 59 uncu maddesinin 2 nci fıkrasında değişiklik yapılmıştır.”
TBMM Tutanak Dergisi, Dönem 19, Cilt 62, 115 inci Birleşim, 10 Haziran 1994 (S. Sayısı 409 ve 409'a 1 inci Ek tutanağa eklidir) · tarama · Hükümet tasarısı 1/637, kanun teklifi 2/908; Adalet Komisyonu raporu 22/12/1993, ek raporu 24/2/1994. Kanun 10/6/1994 tarihinde kabul edilmiştir.
Değişiklik geçmişi
| Tarih | Değişim | Yürürlük | Ne oldu |
|---|---|---|---|
| 6/1/1982 | 2577 sayılı Kanun | 20/1/1982 | Maddenin ilk hâli |
| 10/6/1994 | 4001 sayılı Kanun | 18/6/1994 | Değişik. İkinci fıkra, Harçlar Kanununun 34 üncü maddesinin yürürlükten kaldırılması nedeniyle 3717 sayılı Kanuna yollama yapacak biçimde değiştirilmiştir. |
Tarih sütunu kanunlarda kabul, Anayasa Mahkemesi kararlarında karar tarihidir; yürürlük ise hükmün uygulanmaya başladığı tarihtir. Kanun metnindeki değişiklik şerhleri ile mevzuat.gov.tr metninin sayfa altı dipnotlarından ve yürürlük tarihleri tablosundan derlenmiştir.
Tebliğ işleri ve ücretler
(Değişik: 5/4/1990-3622/24 md.)
Danıştay ile bölge idare, idare ve vergi mahkemelerine ait her türlü tebliğ işleri, Tebligat Kanunu hükümlerine göre yapılır. Bu suretle yapılacak tebliğlere ait ücretler ilgililer tarafından peşin olarak ödenir.
Madde gerekçesi
Kanunun kabulü (6/1/1982)
Tasarıdaki karşılığı: 60'ıncı madde.
Tasarının ilgili maddesi aynen benimsenmiştir.
Millî Güvenlik Konseyi S. Sayısı 312 (1/254) · tarama
3622 sayılı Kanunla yapılan değişiklik (5/4/1990)
Tebliğ işlerinin yalnız PTT aracılığıyla yapılacağını belirten ibare metinden çıkarılmıştır.
Kanunun 24 üncü maddesine ilişkin gerekçe şöyledir:
“Kanunun 60 ncı maddesine göre, Danıştay, bölge idare, idare ve vergi mahkemelerine ait tebliğ işleri Tebligat Kanunu hükümlerine göre yapılacaktır. Tebligat Kanunu hükümlerinin tam olarak işleyebilmesini sağlamak amacıyla 60 ncı maddedeki «Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesi aracılığı ile» ifadesi metinden çıkarılmaktadır.”
TBMM S. Sayısı 120 (1/415) — Hükümet tasarısı ve Adalet Komisyonu raporu · tarama · TBMM Tutanak Dergisi, Dönem 18, Cilt 43, 99 uncu Birleşim, 5 Nisan 1990 · tarama · Tasarı 1/415, Bakanlar Kurulu 27/2/1988; Adalet Komisyonu raporu ve 120’ye 1 inci Ek. Kanun 5/4/1990 tarihinde kabul edilmiştir.
Kararlar
60 Tebligat Kanunu hükümlerinin uygulanma sınırı#
Tebligat Kanunu'nun 35. maddesi her tebligatta uygulanmaz
Vergi mahkemesi, Tebligat Kanunu'nun 35. maddesini uygulamaksızın dosyayı tekemmül ettirerek karar vermişti. Kurul, hükmün amacının “davacıların mülkiyet hakkının korunmasına yönelik kanuni güvencenin kötüye kullanılması engellenerek idari işlemin yürütülebilirliğinin korunması” olduğunu belirtmiş; olayda “Tebligat Kanunu'nun bahse konu hükmünün uygulanma olanağı bulunmadığından” mahkeme kararını yerinde görmüştür.
Benzer yöndeki kararlar
Aynı yönde: hükmün amacı dışında uygulanamayacağı
Kurul, aynı gerekçeyle, Tebligat Kanunu'nun anılan hükmünün olayda uygulanma olanağı bulunmadığı sonucuna varmıştır.
Maddenin geneline ilişkin
Tebligat yapılmadan açılmamış sayılma kararı verilemez
Eksikliğin tamamlanması istemli yazı tebliğ edilememiş, dosya bir yıl işlemden kaldırıldıktan sonra dava açılmamış sayılmıştır; oysa davacının bildirdiği adrese dava boyunca hiçbir tebligat yapılmamıştır.
Değişiklik geçmişi
| Tarih | Değişim | Yürürlük | Ne oldu |
|---|---|---|---|
| 6/1/1982 | 2577 sayılı Kanun | 20/1/1982 | Maddenin ilk hâli |
| 5/4/1990 | 3622 sayılı Kanun | 10/4/1990 | Değişik. Tebliğ işlerinin yalnız PTT aracılığıyla yapılacağını belirten ibare metinden çıkarılmıştır. |
Tarih sütunu kanunlarda kabul, Anayasa Mahkemesi kararlarında karar tarihidir; yürürlük ise hükmün uygulanmaya başladığı tarihtir. Kanun metnindeki değişiklik şerhleri ile mevzuat.gov.tr metninin sayfa altı dipnotlarından ve yürürlük tarihleri tablosundan derlenmiştir.
Çalışmaya ara verme
1. (Değişik: 5/4/1990-3622/25 md.) (Değişik birinci cümle: 8/8/2011- KHK-650/11 md.; İptal cümle: Anayasa Mahkemesinin 18/7/2012 tarihli ve E.: 2011/113 K.: 2012/108 sayılı Kararı ile.; Yeniden düzenleme birinci cümle: 27/6/2013-6494/18 md.) Bölge idare, idare ve vergi mahkemeleri her yıl bir eylülde başlamak üzere, yirmi temmuzdan otuz bir ağustosa kadar çalışmaya ara verirler. Ancak, yargı çevresine dahil olduğu bölge idare mahkemesinin bulunduğu il merkezi dışında kalan ve sadece bir idare veya bir vergi mahkemesi bulunan yerlerdeki idari yargı mercileri çalışmaya ara vermeden yararlanamazlar. Bu mahkemeler, 62 nci maddedeki sınırlamaya tabi olmaksızın görevlerine devam ederler.
2. (Değişik: 1/7/2016-6723/14 md.) Çalışmaya ara verme süresi içinde; bölge idare mahkemesi başkanının önerisi üzerine, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca, birden fazla idari yargı mercii olan yerlerde idare veya vergi mahkemeleri başkan ve üyeleri arasından görevlendirilecek yeteri kadar hâkimin katıldığı bir nöbetçi mahkeme kurulur. Bölge idare mahkemeleri için ise bölge idare mahkemesi başkanının önerisi üzerine, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca, tüm daire başkan ve üyeleri arasından görevlendirilecek yeterli sayıda nöbetçi daire kurulur.
3. (Değişik: 10/6/1994-4001/27 md.) Çalışmaya ara vermeden yararlanamayanlar ve nöbetçi kalanların yıllık izin hakları saklıdır.
Madde gerekçesi
Kanunun kabulü (6/1/1982)
Tasarıdaki karşılığı: 61'inci madde.
Tasarının ilgili maddesi aynen benimsenmiştir. Üçüncü oturumdaki tekriri müzakerede ikinci fıkraya, nöbetçi mahkemenin bölge idare mahkemesi başkanının önerisi üzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca kurulacağı hükmü eklenmiştir.
6 Ocak 1982 tarihli Millî Güvenlik Konseyi Genel Kurulu görüşmesinde maddeye ilişkin önemli kesitler şunlardır:
Adalet Bakanı Cevdet Menteş — “Bir açıklık vardı; kimin yapacağı belli değildi. Başkan yapsa, kimleri seçecek? Belki de seçeceği kimseler nezdinde itibarını kaybedecek… Genel mahkemelerde de böyledir; encümen başkanının teklifi üzerine, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu seçer. Bu boşluğu doldurmak için bendeniz arz ettim.”
Millî Güvenlik Konseyi S. Sayısı 312 (1/254) · tarama · Millî Güvenlik Konseyi Tutanak Dergisi, 91 inci Birleşim, 6 Ocak 1982 · tarama
3622 sayılı Kanunla yapılan değişiklik (5/4/1990)
Bölge idare mahkemesinin bulunduğu il merkezi dışındaki mahkemelerin çalışmaya ara vermeden yararlanamayacağı belirtilmiştir.
Kanunun 25 inci maddesine ilişkin gerekçe şöyledir:
“Kanunun 61 inci maddesinin 1 inci fıkrasında, bölge idare mahkemesinin bulunduğu il merkezi dışındaki idare ve vergi mahkemelerinin çalışmaya ara vermeden yararlanamayacaklarını belirtmek ve bu mahkemelerin 62 nci maddedeki sınırlamaya tabi olmaksızın esastan da karar verebilmelerini sağlamak, bu konuda uygulamada doğan tereddütleri gidermek amacıyla değişiklik yapılmıştır.”
TBMM S. Sayısı 120 (1/415) — Hükümet tasarısı ve Adalet Komisyonu raporu · tarama · TBMM Tutanak Dergisi, Dönem 18, Cilt 43, 99 uncu Birleşim, 5 Nisan 1990 · tarama · Tasarı 1/415, Bakanlar Kurulu 27/2/1988; Adalet Komisyonu raporu ve 120’ye 1 inci Ek. Kanun 5/4/1990 tarihinde kabul edilmiştir.
4001 sayılı Kanunla yapılan değişiklik (10/6/1994)
Çalışmaya ara verme süresi kısaltılmış, izin hakları saklı tutulanların kapsamı genişletilmiştir.
Tasarının 26 ncı, kanunlaşan metnin 27 nci maddesine ilişkin gerekçe şöyledir:
“Yargı hizmetinin kırkbeş gün gibi uzun bir süre acele belli işler dışında durdurulması hizmet ve çağın gerekleri bakımından zorunlu görülmediğinden yargıdaki tıkanıklığın giderilmesi amacıyla çalışmaya ara verme süresi kısaltılmakta ve maddenin 3 üncü fıkrasındaki izin hakları saklı tutulanlar arasına çalışmaya ara vermeden yararlanmayanlar da dahil edilmiştir.”
TBMM Tutanak Dergisi, Dönem 19, Cilt 62, 115 inci Birleşim, 10 Haziran 1994 (S. Sayısı 409 ve 409'a 1 inci Ek tutanağa eklidir) · tarama · Hükümet tasarısı 1/637, kanun teklifi 2/908; Adalet Komisyonu raporu 22/12/1993, ek raporu 24/2/1994. Kanun 10/6/1994 tarihinde kabul edilmiştir.
Kararlar
61/1 Ara vermenin sürelere etkisi#
Ara vermenin bittiği günü izleyen tarihten itibaren yedi gün geçerse süre dolar
Karar düzeltme istemi çalışmaya ara verme süresi içinde dolan sürenin ardından yapılmıştı. Daire, “2577 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca çalışmaya ara vermenin sona erdiği günü izleyen tarihten itibaren yedi gün geçirildikten sonra yapılan karar düzeltme isteminin süre aşımı nedeniyle incelenme olanağı bulunmamaktadır” sonucuna varmıştır.
Benzer yöndeki kararlar
Kurul da istemi süre aşımından inceleyemez
Kurul, çalışmaya ara vermeye bağlanan sürenin geçirilmesi nedeniyle istemin süre aşımı sebebiyle incelenmeksizin reddine karar vermiştir.
Aynı yönde: yedi günlük uzama süresi geçirilemez
Daire, aynı gerekçeyle, çalışmaya ara vermenin sona erdiği günü izleyen tarihten itibaren yedi gün geçirildikten sonra yapılan karar düzeltme isteminin süre aşımı nedeniyle reddine karar vermiştir.
Süresinde yapılmayan düzeltme istemi incelenmez
Daire, davalı idarenin temyiz isteminin incelenmeksizin reddine, davacının kararın düzeltilmesi isteminin ise süre aşımı nedeniyle reddine karar vermiştir.
Maddenin geneline ilişkin
Benzer yöndeki kararlar
Adli tatile denk gelen sürenin sonrasında açılan dava süreden reddedilir
Sürenin son gününün adli tatile denk geldiği uyuşmazlıkta Daire, davanın süresinde açılmadığını belirterek, "2577 sayılı Kanun'un 15. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi uyarınca süre aşımı yönünden reddi gerekirken uyuşmazlığın esasının incelenmesi suretiyle verilen karara yöneltilen istinaf başvurularının reddi yolundaki kararda hukuka uygunluk görülmemiştir" gerekçesiyle karar vermiştir.
Değişiklik geçmişi
| Tarih | Değişim | Yürürlük | Ne oldu |
|---|---|---|---|
| 6/1/1982 | 2577 sayılı Kanun | 20/1/1982 | Maddenin ilk hâli |
| 5/4/1990 | 3622 sayılı Kanun | 10/4/1990 | Değişik. Bölge idare mahkemesinin bulunduğu il merkezi dışındaki mahkemelerin çalışmaya ara vermeden yararlanamayacağı belirtilmiştir. |
| 10/6/1994 | 4001 sayılı Kanun | 18/6/1994 | Değişik. Çalışmaya ara verme süresi kısaltılmış, izin hakları saklı tutulanların kapsamı genişletilmiştir. |
| 27/6/2013 | 6494 sayılı Kanun | 7/7/2013 | Değişik. (Değişik birinci cümle: 8/8/2011- KHK-650/11 md.; İptal cümle: Anayasa Mahkemesinin 18/7/2012 tarihli ve E.: 2011/113 K.: 2012/108 sayılı Kararı ile.; Yeniden düzenleme birinci cümle: 27/6/2013-6494/18 md.) |
| 1/7/2016 | 6723 sayılı Kanun | 23/7/2016 | Değişik. 1/7/2016 tarihli ve 6723 sayılı Kanunun 14 üncü maddesiyle, bu fıkranın ikinci cümlesinde yer alan “idare ve vergi mahkemeleri” ibaresi “ve sadece bir idare veya bir vergi mahkemesi bulunan yerlerdeki idari yargı mercileri” şeklinde değiştirilmiştir. |
Tarih sütunu kanunlarda kabul, Anayasa Mahkemesi kararlarında karar tarihidir; yürürlük ise hükmün uygulanmaya başladığı tarihtir. Kanun metnindeki değişiklik şerhleri ile mevzuat.gov.tr metninin sayfa altı dipnotlarından ve yürürlük tarihleri tablosundan derlenmiştir.
Nöbetçi mahkemenin görevleri
Nöbetçi mahkeme çalışmaya ara verme süresi içinde aşağıda yazılı işleri görür:
a) Yürütmenin durdurulmasına ve delillerin tespitine ait işler,
b) Kanunen belli süre içinde karara bağlanması gereken işler.
Madde gerekçesi
Tasarıdaki karşılığı: 62'nci madde.
Tasarının 62 nci maddesinin (b) fıkrası daha açık biçimde yeniden yazılmıştır.
Adalet Komisyonunun tasarı metninde yaptığı değişiklikler:
Nöbetçi mahkemenin göreceği ikinci iş
Tasarı“b) Tutuklu memurlar hakkında memurların yargılanmasına dair işler.”
Komisyon“b) Kanunen belli süre içinde karara bağlanması gereken işler.”
Millî Güvenlik Konseyi S. Sayısı 312 (1/254) · tarama
Tasarı ve Komisyon metinleri S. Sayısı 312'nin taranmış nüshasından aktarılmıştır; taramanın satır sonlarında düşürdüğü harfler tamamlanmış, dönemin yazımı korunmuştur.
Değişiklik geçmişi
Bu madde 6/1/1982'de kabul edildiği hâliyle yürürlüktedir; bugüne kadar değişikliğe uğramamıştır.
Tarih sütunu kanunlarda kabul, Anayasa Mahkemesi kararlarında karar tarihidir; yürürlük ise hükmün uygulanmaya başladığı tarihtir. Kanun metnindeki değişiklik şerhleri ile mevzuat.gov.tr metninin sayfa altı dipnotlarından ve yürürlük tarihleri tablosundan derlenmiştir.
Kaldırılan hükümler
Vergi Usul Kanununun Vergi uyuşmazlıklarına ilişkin 379 ila 412 nci madde hükümleri, bu Kanunla kurulan vergi mahkemelerinin göreve başladıkları tarihte yürürlükten kalkar.
Madde gerekçesi
Bu madde tasarıda yoktur; Adalet Komisyonunca eklenmiştir.
Bu madde hükümet tasarısında yer almamış, Adalet Komisyonunca eklenmiştir.
Adalet Komisyonunun tasarı metninde yaptığı değişiklikler:
Komisyonca eklenen madde
Tasarı(Tasarıda karşılığı yoktur.)
Komisyon“Vergi Usul Kanununun vergi uyuşmazlıklarına ilişkin 378 ila 412 nci madde hükümleri, bu kanunla kurulan vergi mahkemelerinin göreve başladıkları tarihte yürürlükten kalkar.”
6 Ocak 1982 tarihli Millî Güvenlik Konseyi Genel Kurulu görüşmesinde maddeye ilişkin önemli kesitler şunlardır:
Hava Hâkim Albay Zeki Güngör (Adalet Komisyonu Sözcüsü) — “Sayın Başkanım, bu, daha ziyade bölge idare, idare ve vergi mahkemeleri kanununda yer almıştı. Tamamen usulî bir hüküm olması nedeniyle bunu oradan çıkarttık, buraya getirdik.”
Millî Güvenlik Konseyi S. Sayısı 312 (1/254) · tarama · Millî Güvenlik Konseyi Tutanak Dergisi, 91 inci Birleşim, 6 Ocak 1982 · tarama
Tasarı ve Komisyon metinleri S. Sayısı 312'nin taranmış nüshasından aktarılmıştır; taramanın satır sonlarında düşürdüğü harfler tamamlanmış, dönemin yazımı korunmuştur.
Değişiklik geçmişi
Bu madde 6/1/1982'de kabul edildiği hâliyle yürürlüktedir; bugüne kadar değişikliğe uğramamıştır.
Tarih sütunu kanunlarda kabul, Anayasa Mahkemesi kararlarında karar tarihidir; yürürlük ise hükmün uygulanmaya başladığı tarihtir. Kanun metnindeki değişiklik şerhleri ile mevzuat.gov.tr metninin sayfa altı dipnotlarından ve yürürlük tarihleri tablosundan derlenmiştir.
Ek Madde
Parasal sınırların artırılması
1. (Ek: 5/4/1990-3622/26 md.; Değişik : 8/6/2000-4577/9 md.) (Değişik:28/7/2024-7524/54 md.)
1. Bu Kanunda öngörülen parasal sınırlar; her yıl, bir önceki yıla ilişkin olarak 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 298 inci maddesi hükümleri uyarınca tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında, takvim yılı başından geçerli olmak üzere artırılmak suretiyle uygulanır. Bu şekilde belirlenen sınırların bin Türk lirasını aşmayan kısımları dikkate alınmaz.
2. (Değişik:4/6/2025-7550/7 md.) 17 nci madde uyarınca duruşma yapılmasının zorunlu olduğu davalar ile 45 inci ve 46 ncı maddeler uyarınca istinaf veya temyiz yoluna başvurulabilecek kararların belirlenmesinde davanın açıldığı tarihteki parasal sınır esas alınır.
Madde gerekçesi
3622 sayılı Kanunla yapılan değişiklik (5/4/1990)
Duruşmadaki parasal sınırın 1/1/1993 tarihinden itibaren on milyon liraya çıkarılması öngörülmüştür.
Kanunun 26 ncı maddesine ilişkin gerekçe şöyledir:
“Kanunun bu maddesi ile 2577 sayılı Kanuna eklenen Ek 1 inci madde ile Kanunun 17 nci maddesinin 1 inci fıkrasında idare ve vergi mahkemelerinde tarafların istemi üzerine yapılacak duruşmalardaki parasal sınırlar 1.1.1993 tarihinden itibaren onmilyon liraya çıkarılmaktadır.”
TBMM S. Sayısı 120 (1/415) — Hükümet tasarısı ve Adalet Komisyonu raporu · tarama · TBMM Tutanak Dergisi, Dönem 18, Cilt 43, 99 uncu Birleşim, 5 Nisan 1990 · tarama · Tasarı 1/415, Bakanlar Kurulu 27/2/1988; Adalet Komisyonu raporu ve 120’ye 1 inci Ek. Kanun 5/4/1990 tarihinde kabul edilmiştir.
4577 sayılı Kanunla yapılan değişiklik (8/6/2000)
Duruşmaya ilişkin parasal sınırların her takvim yılı başında yeniden değerleme oranında artırılması esası getirilmiştir.
Kanunun 9 uncu maddesine ilişkin gerekçe şöyledir:
“Maddeyle; 2577 sayılı Kanunun ek 1 inci maddesi değiştirilerek bu Kanunun duruşma yapılmasına ilişkin 17 nci maddesindeki parasal sınırların, paranın satın alma gücünde ve ekonomik koşullarda meydana gelen değişime uyum sağlaması için 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 298 inci maddesinde yer alan yeniden değerleme oranında her takvim yılı başından geçerli olmak üzere artırılması ve bu şekilde belirlenen sınırların onmilyon lirayı aşmayan kısımlarının dikkate alınmaması öngörülmektedir.”
TBMM S. Sayısı 376 (1/536) — Tutanak Dergisi, Dönem 21, Cilt 35, 107 nci Birleşim, 8 Haziran 2000 tutanağına ekli · tarama · Tasarı 1/536, Bakanlar Kurulu 4/8/1999; Adalet Komisyonu raporu 28/2/2000. Kanun 8/6/2000 tarihinde kabul edilmiştir.
Kararlar
Ek 1/2 Hangi tarihteki parasal sınır esas alınır#
Ölçü davanın açıldığı tarihteki temyiz sınırıdır
Arazi izin bedeline ilişkin uyuşmazlıkta Daire, talep edilen bedel miktarının davanın açıldığı tarihte geçerli olan temyiz parasal sınırının altında kaldığını saptamıştır. Temyize konu kararın 46. maddeye göre temyiz kanun yolu açık olmayan kararlardan olduğu sonucuna varmış ve temyiz isteminin incelenmeksizin reddine karar vermiştir.
Değişiklikten önce ölçü bölge idare mahkemesi kararının verildiği yıldı
Daire, "davanın konusunun temyize konu bölge idare mahkemesi kararının verildiği 2023 yılı için miktar itibarıyla öngörülen temyiz sınırı olan 581.000,00-TL'nin altında kaldığı anlaşıldığından" Bölge İdare Mahkemesi kararının kesin olduğu sonucuna varmıştır. Karar, ölçüyü karar tarihine bağlayan ikinci fıkranın 7550 sayılı Kanun'la değiştirilmesinden önce verilmiştir.
Benzer yöndeki kararlar
Aynı ölçü devlet hakkı bedelinin iadesinde de uygulanmıştır
İadesi talep edilen devlet hakkı bedeline ilişkin davada Daire, miktarın davanın açıldığı tarihte geçerli olan temyiz parasal sınırının altında kaldığını saptayarak temyiz isteminin incelenmeksizin reddine karar vermiştir.
Ek 1/2 Kaldırma ve bozma kararı üzerine yeniden bakılan davalar#
Bozmadan sonra tek hâkim sınırı uygulanmaz, karar heyetle verilir
Ateşli silahla yaralanma nedeniyle açılan tam yargı davasında heyet halinde verilen karar Danıştayca bozulduktan sonra İdare Mahkemesi davayı tek hâkimle reddetmişti. Daire, "Danıştayın bozma kararı üzerine yeniden bakılan davalarda tek hakim sınırının uygulanmayacağı dikkate alındığında, Mahkeme kararının heyet tarafından verilmesi üzerine, kararın bozulmasından sonra verilecek kararın da heyet halinde verilmesi gerektiği" gerekçesiyle istinaf başvurusunun reddine ilişkin kararı bozmuştur.
Parasal sınır ölçütünün işlemediği hâller#
Konusu para olmayan işlemde parasal sınır ölçütü işlemez
Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nun geçici 11. maddesi kapsamında araca ilişkin tesis edilen işleme karşı açılan davada Daire, "dava konusu işlemin konusunun para olmadığı dikkate alındığında" vergi mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusu üzerine verilen karara karşı yapılan temyiz başvurusunun incelenme olanağı bulunmadığı sonucuna varmıştır.
Benzer yöndeki kararlar
Kırk altıncı maddede sayılmayan dava için sınır aranmaz, karar kesindir
Vergi Dava Dairesi kararının temyizinde Daire, kararın "2577 sayılı Kanun'un 46. maddesinde tahdidi olarak sayılanlar arasında yer almadığı dolayısıyla" kesin olduğunu saptayarak temyiz isteminin incelenmeksizin reddine karar vermiştir.
Kesin karara karşı temyiz incelenmez
Daire, temyiz istemine esas teşkil eden kararın Bölge İdare Mahkemesinin 46. maddeye göre temyiz yolu açık olmayan kesin kararlarından olduğunu saptayarak temyiz isteminin incelenmeksizin reddine karar vermiştir.
Maddenin geneline ilişkin
Parasal sınırda davanın açıldığı tarihteki tutar esas alınır
İstinaf parasal sınırının hangi tarihe göre belirleneceğinin tartışıldığı uyuşmazlıkta Daire, “dava değerinin, davanın açıldığı 2024 yılı için 31.000,00 TL olarak belirlenen istinaf parasal sınırının altında kaldığı ve bu nedenle istinaf yoluna başvurulamayacağı görüldüğünden, temyize konu kararda sonucu itibarıyla hukuka aykırılık bulunmamaktadır” gerekçesine yer vermiştir. Aynı gerekçe otuz dokuz kararda tekrarlanmaktadır.
Ölçü artık davanın açıldığı tarihteki parasal sınırdır
Yirmi bir bin sekiz yüz yirmi iki liralık idari para cezasına karşı açılan davada Bölge İdare Mahkemesi, İdare Mahkemesi kararını kesin sayarak istinaf istemini incelenmeksizin reddetmişti. Daire, "Usul hukuku alanında geçerli olan temel ilke, yargılamaya ilişkin kanun hükümlerinin derhal yürürlüğe girmesidir" diyerek 7550 sayılı Kanun'la getirilen ölçüyü uygulamış; davanın açıldığı 2023 yılı sınırının yirmi bin lira olduğunu saptayarak istinaf incelemesinin esas yönünden yapılması gerektiği sonucuna varmış ve kararı bozmuştur.
Değişiklikten önce ölçü kararın verildiği tarihti
Maden Kanunu'na muhalefet nedeniyle verilen idari para cezasına karşı açılan davada Daire, ceza miktarının Bölge İdare Mahkemesince karar verildiği tarihte geçerli olan temyiz parasal sınırının altında kaldığını saptayarak temyiz isteminin incelenmeksizin reddine karar vermiştir. Karar, ölçüyü karar tarihine bağlayan Ek 1. maddenin ikinci fıkrasının 7550 sayılı Kanun'la değiştirilmesinden önce verilmiştir.
Süre aşımından önce kararın temyize tabi olup olmadığı incelenir
Bölge idare mahkemesi, otuz günlük sürenin çok sonra başvurulduğu gerekçesiyle temyiz isteminin reddine karar vermişti. Daire, "söz konusu uyuşmazlığın öncelikle olarak temyize tabilik bakımından değerlendirilmek suretiyle" incelenmesi gerektiğini belirtmiş; elli bir bin liralık tazminat isteminin temyiz parasal sınırının altında kaldığını ve 46. maddede sayılan davalar arasında yer almadığını saptayarak kararın kesin olduğu sonucuna varmıştır.
Vergi davasında da dava açılış tarihi esas alınır
Vergi Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusu incelenmeksizin reddedilmişti. Daire, "dava açılış tarihi olan 2024 yılı itibarıyla istinaf parasal sınırı olan 31.000-TL'nin üzerinde olan (39.122,30-TL) Vergi Mahkemesi kararına yönelik istinaf yolunun açık olduğu anlaşıldığından" kararın istinaf başvurusunun esası incelenmek üzere bozulması gerektiği sonucuna varmıştır.
Benzer yöndeki kararlar
Islahla artırılan tazminatta da dava tarihindeki sınır ölçüdür
Çocuğunun ölümü nedeniyle açılan ve miktar artırım dilekçesiyle iki yüz otuz altı bin liraya çıkan tam yargı davasında Daire, "davanın, açıldığı 2018 yılındaki temyiz parasal sınırının üzerindeki bir miktara ilişkin olduğu" saptamasıyla kararın temyize tabi olduğu sonucuna varmıştır.
Trafikten men ve para cezasında istinaf yolu açıktır
Aracın trafikten men edilmesi ile idari para cezasına karşı açılan davada Daire, istinaf istemlerinin incelenmeksizin reddine ilişkin Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmadığı sonucuna varmış ve kararı bozmuştur.
Aynı ölçü sigorta bildirge cezasında da uygulanmıştır
İş yeri bildirgesinin süresinde Kuruma verilmediğinden bahisle uygulanan idari para cezasına karşı açılan davada Daire, İdare Mahkemesi kararını kesin sayıp istinaf istemini incelenmeksizin reddeden Bölge İdare Mahkemesi kararını bozmuştur.
Değişiklik geçmişi
| Tarih | Değişim | Yürürlük | Ne oldu |
|---|---|---|---|
| 5/4/1990 | 3622 sayılı Kanun | 10/4/1990 | Ek. Duruşmadaki parasal sınırın 1/1/1993 tarihinden itibaren on milyon liraya çıkarılması öngörülmüştür. |
| 28/7/2024 | 7524 sayılı Kanun | 2/8/2024 | Değişik. 28/7/2024 tarihli ve 7524 sayılı Kanunun 54 üncü maddesi ile Kanuna bu madde başlığı eklenmiştir. |
| 4/6/2025 | 7550 sayılı Kanun | 4/6/2025 | Değişik. (Değişik:4/6/2025-7550/7 md.) |
Tarih sütunu kanunlarda kabul, Anayasa Mahkemesi kararlarında karar tarihidir; yürürlük ise hükmün uygulanmaya başladığı tarihtir. Kanun metnindeki değişiklik şerhleri ile mevzuat.gov.tr metninin sayfa altı dipnotlarından ve yürürlük tarihleri tablosundan derlenmiştir.
Ek Madde 2
(Ek: 5/4/1990-3622/26 md.)
Belediyeler ile il özel idarelerinin seçilmiş organlarının organlık sıfatlarını kaybetmelerine ilişkin olarak yetkili mercilerden Danıştaya gönderilen dosyalar; belediye başkanlarının düşmesi istemine dair ise belediye başkanlarının, belediye meclislerinin veya il genel meclislerinin feshi istemine ilişkin ise meclis başkanvekilinin savunması onbeş gün içinde alındıktan sonra veya bu süre içerisinde savunma verilmediği takdirde sürenin bittiği tarihte tekemmül etmiş sayılır ve kanunlarda gösterilen karar süreleri bu tarihten itibaren işlemeye başlar. Karar dosya üzerinden verilir.
Bu kararlara karşı tebliğini izleyen günden itibaren onbeş gün içerisinde İdari Dava Daireleri Kuruluna itiraz edilebilir. İtiraz bir ay içerisinde sonuçlandırılır. İtiraz üzerine verilen karar kesindir.
Madde gerekçesi
3622 sayılı Kanunla yapılan değişiklik (5/4/1990)
Mahallî idarelerin seçilmiş organlarının organlık sıfatını kaybetmesine ilişkin dosyaların incelenme usulü düzenlenmiştir.
Kanunun 26 ncı maddesine ilişkin gerekçe şöyledir:
“Kanuna eklenen Ek 2 nci madde, mahallî idarelerin seçimle gelen organlarının kanunlarda gösterilen sebeplerle organlık sıfatlarını kaybetmelerine ilişkin olarak yetkili mercilerden Danıştaya gönderilen dosyaların ne şekilde inceleneceğine dair bir usul hükmü bulunmaması sebebiyle uygulamada karşılaşılacak güçlükleri ortadan kaldırmak ve bu dosyaların incelenmesinde ve karara bağlanmasında uygulanacak özel usul hükümlerini belirtmektedir. Yetkili mercilerden bu dosyaların gönderilmesi bir dava açılması niteliğinde olmadığından, Danıştayın görevli dairesi tarafından verilecek karara karşı kanun yollarına başvurulmayacağını belirtmek amacıyla bu kararlara karşı Danıştay İdarî Dava Daireleri Genel Kuruluna itiraz edebileceği, itiraz üzerine verilen kararların kesin olduğu, başka bir mercie başvurulamayacağı açıklanmak istenmiştir.”
TBMM S. Sayısı 120 (1/415) — Hükümet tasarısı ve Adalet Komisyonu raporu · tarama · TBMM Tutanak Dergisi, Dönem 18, Cilt 43, 99 uncu Birleşim, 5 Nisan 1990 · tarama · Tasarı 1/415, Bakanlar Kurulu 27/2/1988; Adalet Komisyonu raporu ve 120’ye 1 inci Ek. Kanun 5/4/1990 tarihinde kabul edilmiştir.
Kararlar
Ek 2 Organlık sıfatının kaybı: usul#
Tercih hakkı tanınmadan meclis üyeliğinden düşürülemez
Belediye meclis üyesinin, adaylığa engel kamusal bir görevi de üstlendiğinden bahisle üyelikten düşürülmesi istenmişti. Kurul, "uhdesindeki görevlerden hangisini sürdürmek istediği sorularak, bu hususta bir tercih hakkı tanınmadan" verilen Daire kararında hukuki isabet bulunmadığı sonucuna varmıştır.
Seçilme yeterliğinin kaybı başkanlığın düşürülmesini gerektirir
Belediye başkanının, işlediği suçun niteliği gereği hakkında verilen ceza nedeniyle 2839 sayılı Kanun uyarınca seçilme yeterliğini kaybettiği saptanmıştı. Daire, 5393 sayılı Kanun'un 44. maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendi uyarınca belediye başkanlığının düşürülmesi isteminin kabulüne karar vermiş; bu karara karşı İdari Dava Daireleri Kuruluna itiraz edilmiştir.
Benzer yöndeki kararlar
Meclis üyesinin seçilme yeterliğini kaybetmesi de aynı usule tâbidir
Belediye meclis üyesinin seçilme yeterliliğini kaybettiğinden bahisle üyeliğinin düşürülmesi istemine ilişkin dosyada Kurul, ek 2. maddedeki usulü aktararak itirazı karara bağlamıştır.
Değişiklik geçmişi
| Tarih | Değişim | Yürürlük | Ne oldu |
|---|---|---|---|
| 5/4/1990 | 3622 sayılı Kanun | 10/4/1990 | Ek. Mahallî idarelerin seçilmiş organlarının organlık sıfatını kaybetmesine ilişkin dosyaların incelenme usulü düzenlenmiştir. |
Tarih sütunu kanunlarda kabul, Anayasa Mahkemesi kararlarında karar tarihidir; yürürlük ise hükmün uygulanmaya başladığı tarihtir. Kanun metnindeki değişiklik şerhleri ile mevzuat.gov.tr metninin sayfa altı dipnotlarından ve yürürlük tarihleri tablosundan derlenmiştir.
Ek Madde 3 · mülga
(Ek: 5/4/1990-3622/26 md.; İptal: Anayasa Mahkemesinin 1/10/1991 tarih ve E. 1990/40, K. 1991/33 sayılı kararıyla)
Madde gerekçesi
3622 sayılı Kanunla yapılan değişiklik (5/4/1990)
İdare ve vergi mahkemeleri nezdinde itiraz edilebilecek işlemlerde itiraz usulü gösterilmiştir.
Kanunun 26 ncı maddesine ilişkin gerekçe şöyledir:
“Kanuna eklenen Ek 3 üncü madde ile kanunlarda, idare ve vergi mahkemeleri nezdinde itiraz edilebileceği belirtilen işlemlere karşı itiraz usulü gösterilmekte ve itiraz üzerine verilen kararların kesin olduğu ve bu kararlara karşı herhangi bir kanun yoluna başvurulamayacağı öngörülmektedir.”
TBMM S. Sayısı 120 (1/415) — Hükümet tasarısı ve Adalet Komisyonu raporu · tarama · TBMM Tutanak Dergisi, Dönem 18, Cilt 43, 99 uncu Birleşim, 5 Nisan 1990 · tarama · Tasarı 1/415, Bakanlar Kurulu 27/2/1988; Adalet Komisyonu raporu ve 120’ye 1 inci Ek. Kanun 5/4/1990 tarihinde kabul edilmiştir.
Değişiklik geçmişi
| Tarih | Değişim | Yürürlük | Ne oldu |
|---|---|---|---|
| 5/4/1990 | 3622 sayılı Kanun | 10/4/1990 | Ek. İdare ve vergi mahkemeleri nezdinde itiraz edilebilecek işlemlerde itiraz usulü gösterilmiştir. |
Tarih sütunu kanunlarda kabul, Anayasa Mahkemesi kararlarında karar tarihidir; yürürlük ise hükmün uygulanmaya başladığı tarihtir. Kanun metnindeki değişiklik şerhleri ile mevzuat.gov.tr metninin sayfa altı dipnotlarından ve yürürlük tarihleri tablosundan derlenmiştir.
Geçici Madde
Geçici Madde 1
Bu Kanunun uygulanmasında, 27/10/1980 tarih ve 2324 sayılı Anayasa Düzeni Hakkında Kanun hükümleri saklıdır.
Madde gerekçesi
Tasarıda geçici madde olarak yer alıyordu.
Tasarının geçici maddesi daha anlaşılır şekilde kaleme alınmıştır.
Adalet Komisyonunun tasarı metninde yaptığı değişiklikler:
Anayasa Düzeni Hakkında Kanunla ilişki
Tasarı“Bu Kanunun 27.10.1980 tarihli ve 2324 sayılı Anayasa Düzeni Hakkında Kanuna aykırı olan hükümleri, Anayasa Düzeni Hakkında Kanunun yürürlükten kalktığı tarihi izleyen günden itibaren uygulanır.”
Komisyon“Bu Kanunun uygulanmasında, 27.10.1980 tarih ve 2324 sayılı Anayasa Düzeni Hakkında Kanun hükümleri saklıdır.”
Millî Güvenlik Konseyi S. Sayısı 312 (1/254) · tarama
Tasarı ve Komisyon metinleri S. Sayısı 312'nin taranmış nüshasından aktarılmıştır; taramanın satır sonlarında düşürdüğü harfler tamamlanmış, dönemin yazımı korunmuştur.
Değişiklik geçmişi
Bu madde 6/1/1982'de kabul edildiği hâliyle yürürlüktedir; bugüne kadar değişikliğe uğramamıştır.
Tarih sütunu kanunlarda kabul, Anayasa Mahkemesi kararlarında karar tarihidir; yürürlük ise hükmün uygulanmaya başladığı tarihtir. Kanun metnindeki değişiklik şerhleri ile mevzuat.gov.tr metninin sayfa altı dipnotlarından ve yürürlük tarihleri tablosundan derlenmiştir.
Geçici Madde 2
Yeni Anayasa yürürlüğe girinceye ve Sayıştayla ilgili yasal bir düzenleme yapılıncaya kadar, Sayıştayın yargı kararlarına karşı açılan davalar, idari yargı mercilerinin denetimi dışındadır.
Madde gerekçesi
Madde, Genel Kurulda Millî Güvenlik Konseyi Genel Sekreterinin önergesiyle eklenmiştir.
6 Ocak 1982 tarihli Millî Güvenlik Konseyi Genel Kurulu görüşmesinde maddeye ilişkin önemli kesitler şunlardır:
Prof. Dr. Şeref Gözübüyük (Devlet Başkanı Hukuk Danışmanı) — “1932 yılına kadar, Osmanlı İmparatorluğu dönemi dahil, Danıştayın yargı denetimine tabi olmuştur Sayıştay; fakat 1932’den sonra, 1961 Anayasası dönemine kadar, aslında Danıştayın hatalı bir kararı ile, devre dışında kalmış, ondan sonra tekrar başlamıştır.”
Hâkim Tuğgeneral Muzaffer Başkaynak (Adalet Komisyonu Başkanı) — “Sayıştay kendilerinin yaptıkları işlemin idarî işlem niteliğinde olmadığını, yargı işlemi niteliğinde bulunduğunu ve yüksek yargı organı olduklarını; dolayısıyla, Danıştaya gidilmemesi gerektiğini ileri sürmektedirler.”
Prof. Dr. Şeref Gözübüyük (Devlet Başkanı Hukuk Danışmanı) — “Yalnız, bunu çıkartıp, o haliyle bırakır isek, bu sefer Sayıştayın kararlarına karşı Danıştaya değil, ilk derece idare mahkemesine gidilir.”
Hâkim Tuğgeneral Muzaffer Başkaynak (Adalet Komisyonu Başkanı) — “Açıklık getirme konusunda bu, “idarî yargı mercilerinin denetimi dışındadır” deyiminin kapsamına, gerek idarî mahkemeler, gerek bölge mahkemeleri, gerekse Danıştay girmektedir. Onu arz ederim, tutanağa geçmesi açısından.”
Millî Güvenlik Konseyi S. Sayısı 312 (1/254) · tarama · Millî Güvenlik Konseyi Tutanak Dergisi, 91 inci Birleşim, 6 Ocak 1982 · tarama
Değişiklik geçmişi
Bu madde 6/1/1982'de kabul edildiği hâliyle yürürlüktedir; bugüne kadar değişikliğe uğramamıştır.
Tarih sütunu kanunlarda kabul, Anayasa Mahkemesi kararlarında karar tarihidir; yürürlük ise hükmün uygulanmaya başladığı tarihtir. Kanun metnindeki değişiklik şerhleri ile mevzuat.gov.tr metninin sayfa altı dipnotlarından ve yürürlük tarihleri tablosundan derlenmiştir.
Geçici Madde 3 · mülga
(Ek: 23/7/1995-4124/1 md.; Mülga: 14/7/2004-5219/11 md.)
Madde gerekçesi
4124 sayılı Kanunla eklenen madde (23/7/1995)
4001 sayılı Kanunla otuz iki güne indirilen çalışmaya ara verme süresi, adli yargıdaki süreye ilişkin değişiklik yürürlüğe girinceye kadar 20 temmuz – 5 eylül olarak uygulanmak üzere geçici maddeyle yeniden belirlenmiştir.
Tasarının genel gerekçesi şöyledir:
“Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu gündeminde bulunan Hukuk Yargılama ile Ceza Yargılama Usulü Kanun Tasarılarında, adlî ara verme süresi otuziki güne indirilmektedir. Ancak, İdarî Yargılama Usulü Kanunundaki değişiklik yürürlüğe girdiğinden bölge idare, idare ve vergi mahkemeleri otuziki gün çalışmaya ara vermekte, adlî yargıda ise adlî ara verme süresi halen kırkbeş gün olarak uygulanmaktadır. Bu durum, idarî ve adlî yargı mercileri arasında, huzursuzluğa neden olabildiği gibi eşitsizlik de yaratmaktadır. Tasarı, idarî ve adlî yargı mercileri arasında adlî ara verme süresi bakımından birlikteliğin sağlanması amacıyla hazırlanmıştır.”
Madde gerekçesi şöyledir:
“Bu madde ile, adlî ve idarî yargı mercileri arasında adlî ara verme süresi açısından doğan ikiliğe son verilmektedir.”
TBMM S. Sayısı 872 (1/888) — Tutanak Dergisi, Dönem 19, Cilt 93, 147 nci Birleşim, 23 Temmuz 1995 tutanağına ekli · tarama · Tasarı 1/888, Bakanlar Kurulu 26/6/1995. Kanun 23/7/1995 tarihinde kabul edilmiştir. Madde, 14/7/2004 tarihli ve 5219 sayılı Kanunla yürürlükten kaldırılmıştır.
Değişiklik geçmişi
| Tarih | Değişim | Yürürlük | Ne oldu |
|---|---|---|---|
| 23/7/1995 | 4124 sayılı Kanun | 26/7/1995 | Ek. 4001 sayılı Kanunla otuz iki güne indirilen çalışmaya ara verme süresi, adli yargıdaki süreye ilişkin değişiklik yürürlüğe girinceye kadar 20 temmuz – 5 eylül olarak uygulanmak üzere geçici maddeyle yeniden belirlenmiştir. |
Tarih sütunu kanunlarda kabul, Anayasa Mahkemesi kararlarında karar tarihidir; yürürlük ise hükmün uygulanmaya başladığı tarihtir. Kanun metnindeki değişiklik şerhleri ile mevzuat.gov.tr metninin sayfa altı dipnotlarından ve yürürlük tarihleri tablosundan derlenmiştir.
Geçici Madde 4
(Ek: 8/6/2000-4577/11 md.)
Bu Kanunun 45 inci maddesinin değişik (1) numaralı fıkrasında yazılı uyuşmazlıklarla ilgili olarak verilen nihaî kararlardan, değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce verilen kararlar ile Danıştayın bozma kararı üzerine kararı bozulan mahkemece verilen kararlar, Danıştayda temyiz edilebilir.
Madde gerekçesi
4577 sayılı Kanunla yapılan değişiklik (8/6/2000)
45 inci maddedeki değişikliğin yürürlüğünden önce verilen kararlar ile bozma üzerine verilen kararların temyize tabi kalması sağlanmıştır.
Kanunun 11 inci maddesine ilişkin gerekçe şöyledir:
“2577 sayılı Kanunun 45 inci maddesinde yapılan değişiklikle, tek hâkimle verilen kararlara ilaveten idare ve vergi mahkemelerince kurul halinde verilen bazı kararlar, ilişkin oldukları idarî uyuşmazlıkların nitelikleri dikkate alınarak, itiraz yoluyla bölge idare mahkemelerinin incelenmesine tâbi hale getirilmektedir. Kanunun yürürlüğe girmesiyle, anılan 45 inci maddenin (1) numaralı fıkrasının bentlerinde yazılı uyuşmazlıklarla ilgili olarak, kanun yolu bakımından bazı sorunlar ortaya çıkabileceğinden, 45 inci maddenin değiştirilen (1) numaralı fıkrasında yazılı uyuşmazlıklarla ilgili olarak verilen nihaî kararlardan, değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce verilenler ile Danıştayın bozma kararı üzerine kararı bozulan mahkemece verilenlerin, Danıştayda temyiz edilmesi öngörülmektedir.”
TBMM S. Sayısı 376 (1/536) — Tutanak Dergisi, Dönem 21, Cilt 35, 107 nci Birleşim, 8 Haziran 2000 tutanağına ekli · tarama · Tasarı 1/536, Bakanlar Kurulu 4/8/1999; Adalet Komisyonu raporu 28/2/2000. Kanun 8/6/2000 tarihinde kabul edilmiştir.
Değişiklik geçmişi
| Tarih | Değişim | Yürürlük | Ne oldu |
|---|---|---|---|
| 8/6/2000 | 4577 sayılı Kanun | 15/6/2000 | Ek. 45 inci maddedeki değişikliğin yürürlüğünden önce verilen kararlar ile bozma üzerine verilen kararların temyize tabi kalması sağlanmıştır. |
Tarih sütunu kanunlarda kabul, Anayasa Mahkemesi kararlarında karar tarihidir; yürürlük ise hükmün uygulanmaya başladığı tarihtir. Kanun metnindeki değişiklik şerhleri ile mevzuat.gov.tr metninin sayfa altı dipnotlarından ve yürürlük tarihleri tablosundan derlenmiştir.
Geçici Madde 5
(Ek: 15/7/2003-4928/7 md.)
(İptal birinci cümle: Anayasa Mahkemesinin 20/5/2010 tarihli ve E.: 2009/34, K.: 2010/72 sayılı Kararı ile.) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte kesinleşmiş olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına ilişkin yargılamanın yenilenmesi istemleri, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde yapılır.
Madde gerekçesi
4928 sayılı Kanunla yapılan değişiklik (15/7/2003)
53 üncü maddenin (ı) bendinin zaman bakımından uygulanması düzenlenmiştir.
Tasarının 8 inci, kanunlaşan metnin 7 nci maddesine ilişkin gerekçe şöyledir:
“Madde ile, 2577 sayılı Kanunun 53 üncü maddesinin (1) numaralı fıkrasının (ı) bendinin, Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince verilen kararlar hakkında uygulanacağı hükme bağlanmıştır. Ayrıca, Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte kesinleşmiş olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına ilişkin yargılamanın yenilenmesi istemlerinin, Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde yapılacağı hükme bağlanmıştır.”
TBMM S. Sayısı 180 (1/633) — Tutanak Dergisi, Dönem 22, Cilt 18, 96 ncı Birleşim, 19 Haziran 2003 tutanağına ekli · tarama · Kanun, 19/6/2003 tarihinde 4903 sayılı Kanun olarak kabul edilmiş, Cumhurbaşkanınca Anayasanın 89 uncu maddesi uyarınca bir daha görüşülmek üzere geri gönderilmiş ve 15/7/2003 tarihinde 4928 sayılı Kanun olarak kabul edilmiştir. Geri gönderme, İdarî Yargılama Usulü Kanununa ilişkin maddelerle değil, Terörle Mücadele Kanununun 8 inci maddesiyle ilgilidir.
Değişiklik geçmişi
| Tarih | Değişim | Yürürlük | Ne oldu |
|---|---|---|---|
| 15/7/2003 | 4928 sayılı Kanun | 19/7/2003 | Ek. 53 üncü maddenin (ı) bendinin zaman bakımından uygulanması düzenlenmiştir. |
| 20/5/2010 | Anayasa Mahkemesi · E. 2009/34, K. 2010/72 | — | İptal. (İptal birinci cümle: Anayasa Mahkemesinin 20/5/2010 tarihli ve E.: 2009/34, K.: 2010/72 sayılı Kararı ile.) |
Tarih sütunu kanunlarda kabul, Anayasa Mahkemesi kararlarında karar tarihidir; yürürlük ise hükmün uygulanmaya başladığı tarihtir. Kanun metnindeki değişiklik şerhleri ile mevzuat.gov.tr metninin sayfa altı dipnotlarından ve yürürlük tarihleri tablosundan derlenmiştir.
Geçici Madde 6
(Ek: 2/7/2012-6352/62 md.)
1. Bölge idare, idare ve vergi mahkemelerinde evrak büroları oluşturuluncaya kadar dilekçeler mahkeme başkanı veya hâkim tarafından havale edilmeye devam olunur.
2. Bu Kanunun 45 inci maddesinin (1) numaralı fıkrasında yazılı uyuşmazlıklarla ilgili olarak ilk derece mahkemelerince verilen nihaî kararlardan, bu maddeyi ihdas eden Kanunun yayımı tarihinden önce verilen kararlar ile Danıştayın bozma kararı üzerine kararı bozulan mahkemece verilen kararlar, Danıştayda temyiz edilebilir.
Değişiklik geçmişi
| Tarih | Değişim | Yürürlük | Ne oldu |
|---|---|---|---|
| 2/7/2012 | 6352 sayılı Kanun | 5/7/2012 | Ek. (Ek: 2/7/2012-6352/62 md.) |
Tarih sütunu kanunlarda kabul, Anayasa Mahkemesi kararlarında karar tarihidir; yürürlük ise hükmün uygulanmaya başladığı tarihtir. Kanun metnindeki değişiklik şerhleri ile mevzuat.gov.tr metninin sayfa altı dipnotlarından ve yürürlük tarihleri tablosundan derlenmiştir.
Geçici Madde 7
(Ek: 11/4/2013-6459/5 md.)
1. Bu maddeyi ihdas eden Kanunla, bu Kanunun 16 ncı maddesinin dördüncü fıkrasına eklenen hüküm, kanun yolu aşaması dâhil, yürürlük tarihinde derdest olan davalarda da uygulanır.
Kararlar
Geçici 7 Islah hükmünün derdest davalarda uygulanması#
Artırım hakkı tanınmadan karar verilmesi bozma sebebidir
Geçici görev yolluğunun ödenmesi istemiyle açılan tam yargı davasında İdare Mahkemesi, davacıya dava konusu miktarı artırma imkânı tanımadan karar vermişti. Daire, "davacıya 2577 sayılı Kanun'un 16. maddesinin dördüncü fıkrasında tanınan dava konusu miktarı artırım hakkını kullanmasına imkan verilmesi gerekirken, anılan hususa uyulmadan verilen kararda hukuki isabet görülmemiştir" gerekçesiyle kararı bozmuştur.
Benzer yöndeki kararlar
Hüküm, yürürlük tarihinde derdest olan davalara da uygulanır
Konuta verilen zararın tazmini istemiyle açılan davada Daire, tam yargı davalarında istemle bağlı olma kuralının yol açtığı hak kayıplarını gidermek amacıyla 16. maddenin dördüncü fıkrasına eklenen hükmü ve bu hükmün derdest davalarda da uygulanmasını öngören geçici 7. maddeyi aktararak kararı incelemiştir.
Kanun yolu aşamasındaki davalar da hükmün kapsamındadır
Daire, 6459 sayılı Kanun'la 16. maddenin dördüncü fıkrasına eklenen ıslah hükmünü ve bu hükmün kanun yolu aşaması dâhil derdest davalarda uygulanacağını öngören geçici 7. maddeyi birlikte aktararak uyuşmazlığı çözmüştür.
Maddenin geneline ilişkin
Benzer yöndeki kararlar
Yeniden karar verilirken artırım hakkı kullandırılmalıdır
Daire, bozma üzerine yeniden verilecek kararda "davacıya 2577 sayılı Kanun'un 16. maddesinin 4. fıkrasında tanınan dava konusu miktarı artırım hakkını kullanmasına imkan verilerek bunun sonucuna göre hüküm kurulması gerekmektedir" sonucuna varmıştır.
Değişiklik geçmişi
| Tarih | Değişim | Yürürlük | Ne oldu |
|---|---|---|---|
| 11/4/2013 | 6459 sayılı Kanun | 30/4/2013 | Ek. (Ek: 11/4/2013-6459/5 md.) |
Tarih sütunu kanunlarda kabul, Anayasa Mahkemesi kararlarında karar tarihidir; yürürlük ise hükmün uygulanmaya başladığı tarihtir. Kanun metnindeki değişiklik şerhleri ile mevzuat.gov.tr metninin sayfa altı dipnotlarından ve yürürlük tarihleri tablosundan derlenmiştir.
Geçici Madde 8
(Ek: 18/6/2014-6545/27 md.)
1. İvedi yargılama usulü hariç olmak üzere bu Kanunla idari yargıda kanun yollarına ilişkin getirilen hükümler, 2576 sayılı Kanunun, bu Kanunla değişik 3 üncü maddesine göre kurulan bölge idare mahkemelerinin tüm yurtta göreve başlayacakları tarihten sonra verilen kararlar hakkında uygulanır. Bu tarihten önce verilmiş kararlar hakkında, kararın verildiği tarihte yürürlükte bulunan kanun yollarına ilişkin hükümler uygulanır.
2. Bölge idare mahkemelerinin faaliyete geçme tarihine kadar idare ve vergi mahkemeleri tarafından verilen kararlara yapılan itirazlarda bu Kanunla düzenlenen istinaf kanun yolu için öngörülen harçlar alınır.
3. (Ek: 27/3/2015-6637/19 md.) İvedi yargılama usulüne ilişkin olmak üzere, 18/6/2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra on beş gün içinde temyiz kanun yoluna başvurulmadığı için temyiz talebi reddedilen kararlara karşı, bu fıkrayı ihdas eden Kanunun yayımı tarihinden itibaren on beş gün, bu fıkrayı ihdas eden Kanunun yayımı tarihinden önce aynı gerekçeyle temyiz talebi reddedilmekle birlikte bu fıkrayı ihdas eden Kanunun yayımı tarihinden sonra tebliğ edilen kararlara karşı da bu kararların tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde yeniden temyiz yoluna başvurulabilir.
Madde gerekçesi
6545 sayılı Kanunla yapılan değişiklik (18/6/2014)
İstinafa geçiş düzenlenmiş; uygulanacak kanun yolu, bölge idare mahkemelerinin Resmî Gazetede ilan edilen göreve başlama tarihine göre belirlenmiştir.
Tasarının 19 uncu, kanunlaşan metnin 27 nci maddesine ilişkin gerekçe şöyledir:
“Geçici maddeyle idare ve vergi mahkemelerinin verdikleri nihai kararlar hakkında uygulanacak kanun yolu hükümlerinin belirlenmesinde; 2576 sayılı Kanunun, bu Kanunla değişik 3 üncü maddesine göre yeni kurulan bölge idare mahkemelerinin Resmî Gazetede yayımlanacak göreve başlama tarihi esas alınmaktadır. Buna göre, idare ve vergi mahkemelerinin kararları Resmî Gazetede ilan tarihinden önce verilmiş ise bu Kanunun yürürlüğe girmesinden önce uygulanan kanun yollarına ilişkin hükümler uygulanacaktır. Şayet idare ve vergi mahkemelerinin kararları Resmî Gazetede ilan tarihinden sonra verilmiş ise bu Kanunla getirilen kanun yoluna ilişkin hükümler uygulanacaktır.”
TBMM S. Sayısı 592 (Dönem 24, Yasama Yılı 4) — Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu · tarama · Kanun 18/6/2014 tarihinde kabul edilmiştir. İstinafa ilişkin hükümler, bölge idare mahkemelerinin Resmî Gazetede ilan edilen göreve başlama tarihinden (20/7/2016) itibaren uygulanmaya başlamıştır.
Kararlar
Geçici 8/1 Ana kural: kararın verildiği tarih#
O tarihten önce verilmiş kararda mülga elli dördüncü madde yine uygulanır
Daire kararının düzeltilmesi isteminde Daire, 6545 sayılı Kanun'la 54. maddenin yürürlükten kaldırıldığını belirtmiş; ancak Geçici 8. maddenin birinci fıkrasındaki "Bu tarihten önce verilmiş kararlar hakkında, kararın verildiği tarihte yürürlükte bulunan kanun yollarına ilişkin hükümler uygulanır" kuralı uyarınca istemi incelemiştir.
20 Temmuz 2016'dan sonraki kararda karar düzeltme yolu kapalıdır
Temyiz incelemesi sonucunda kesin olarak verilen kararın düzeltilmesi istenmişti. Daire, "İdare Mahkemesi kararının, Bölge İdare Mahkemelerinin tüm yurtta göreve başladığı 20/07/2016 tarihinden sonraki tarihte verilmiş olması ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununa 6545 sayılı Kanunun 27. maddesi ile eklenen Geçici 8. maddesi kapsamında olmaması nedeniyle karar düzeltme yolu kapalı olduğundan" istemin incelenmesine olanak bulunmadığı sonucuna varmıştır.
Benzer yöndeki kararlar
Kesin olarak verilen temyiz ret kararı da düzeltilemez
Temyiz isteminin reddine ilişkin kesin kararın düzeltilmesi isteminde Daire, "20/07/2016 tarihinden sonra verilen kararlar bakımından kararın düzeltilmesi kanun yoluna başvurulamayacağı" dikkate alındığında kararın yeniden incelenerek düzeltilmesinin hukuken mümkün bulunmadığı sonucuna varmıştır.
Geçici 8/1 Kanun yolu birliği: aynı işlemden doğan davalar#
İptal ve tam yargı davası ayrı kanun yoluna tâbi olamaz
Görevden uzaklaştırma işleminin iptali istemiyle açılan davanın itiraz kanun yolu incelemesine tâbi olarak görüldüğü saptanmıştı. Daire, o işlem nedeniyle açılan tam yargı davasına ilişkin kararın da itiraz yoluyla incelenmesi gerektiği sonucuna varmış; "Aksi takdirde, aynı işlemden kaynaklanan iptal ve tam yargı davalarının farklı kanun yollarına tabi olması sonucu doğacaktır" gerekçesiyle istemin görev yönünden reddine karar vermiştir.
Geçici 8/1 Karar düzeltme yoluna başvurmanın sınırları#
Temyize başvurmayan taraf karar düzeltme isteyemez
Daire, karar düzeltmenin "ancak haklılık durumuna göre temyiz yoluna gidildikten sonra başvurulabilecek bir kanun yolu olduğundan, temyiz incelemesinin devamı" niteliğinde olduğunu belirtmiştir. Mahkeme kararının bir davacı yönünden temyiz edilmeyerek kesinleştiğini saptayarak, o davacının karar düzeltme isteminin esasının incelenmesine olanak bulunmadığı sonucuna varmıştır.
Kanun yolunun hükümde açık gösterilmesi o yolu açmaz
Karar düzeltme yolu kapalı olduğu hâlde Daire kararının hüküm fıkrasında bu yolun açık olduğu belirtilmişti. Daire, "kararın düzeltilmesine konu Dairemiz kararının hüküm fıkrasında, karar düzeltme yolunun açık olduğunun belirtilmesinin, kanunen karar düzeltme yolu öngörülmeyen davalarda ilgilisine kararın düzeltimesi hakkı vermeyeceği açıktır" gerekçesiyle istemin incelenmeksizin reddine karar vermiştir.
Maddenin geneline ilişkin
Düzeltme ancak maddede yazılı sebeplerden biri varsa mümkündür
Daire, “Danıştay dava daireleri ve İdari veya Vergi Dava Daireleri Kurulları tarafından verilen kararların düzeltilebilmesi, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 54. maddesinde yazılı sebeplerden birinin bulunması halinde mümkün olup”, dilekçede ileri sürülen sebeplerin bunlardan hiçbirine uymadığını saptayarak istemi reddetmiştir.
Değişiklik geçmişi
| Tarih | Değişim | Yürürlük | Ne oldu |
|---|---|---|---|
| 18/6/2014 | 6545 sayılı Kanun | 28/6/2014 | Ek. İstinafa geçiş düzenlenmiş; uygulanacak kanun yolu, bölge idare mahkemelerinin Resmî Gazetede ilan edilen göreve başlama tarihine göre belirlenmiştir. |
| 27/3/2015 | 6637 sayılı Kanun | 7/4/2015 | Değişik ibare · Ek. 6637 sayılı Kanunun 19 uncu maddesiyle bu fıkrada yer alan “Bu Kanunla idari yargıda” ibaresi “İvedi yargılama usulü hariç olmak üzere bu Kanunla idari yargıda” şeklinde değiştirilmiştir. |
Tarih sütunu kanunlarda kabul, Anayasa Mahkemesi kararlarında karar tarihidir; yürürlük ise hükmün uygulanmaya başladığı tarihtir. Kanun metnindeki değişiklik şerhleri ile mevzuat.gov.tr metninin sayfa altı dipnotlarından ve yürürlük tarihleri tablosundan derlenmiştir.
Geçici Madde 9
(Ek: 21/3/2018-7103/23 md.)
Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla, kaldırılan Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin tarafsız ve bağımsız olmadığı iddiasıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yaptığı başvuru derdest olanlar, bu tarihten itibaren üç ay içinde Ankara idare mahkemelerinden yargılamanın yenilenmesini isteyebilirler. Bu süre içinde istemde bulunmayanlar, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince münhasıran iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle verilen kabul edilemezlik kararının kendilerine tebliğinden itibaren üç ay içinde de istemde bulunabilirler. Süresinde istemde bulunulması halinde yargılama yeniden yapılarak karar verilir.
Kararlar
Geçici 9 Yargılamanın yenilenmesi istemi#
Yetkili mahkeme Ankara idare mahkemeleridir
Daire, "uyuşmazlığın çözümünde, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'na eklenen geçici 9 ncu madde uyarınca Ankara İdare Mahkemelerinin yetkili olduğu sonucuna varılmıştır" diyerek dosyanın Ankara idare mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.
Hüküm, kararın verildiği tarihte yürürlükteyse başvuruya uygulanır
Kaldırılan Askerî Yüksek İdare Mahkemesinin kararına karşı yargılamanın yenilenmesi istemi reddedilmişti. Daire, "kararının verildiği tarih itibarıyla yürürlükte olan 2577 sayılı Kanun'un Geçici 9. maddesinin davacının yargılamanın yenilenmesi başvurusu hakkında da uygulanması gerektiği" sonucuna varmış ve ret kararını bozmuştur
Benzer yöndeki kararlar
Aynı yönde: ret kararı bozulur
Daire, kararın verildiği tarih itibarıyla yürürlükte olan geçici 9. maddenin davacının yargılamanın yenilenmesi başvurusu hakkında da uygulanması gerektiği sonucuna varmış; yargılamanın yenilenmesi isteminin reddine ilişkin kararı bozmuştur.
Değişiklik geçmişi
| Tarih | Değişim | Yürürlük | Ne oldu |
|---|---|---|---|
| 21/3/2018 | 7103 sayılı Kanun | 27/3/2018 | Ek. (Ek: 21/3/2018-7103/23 md.) |
Tarih sütunu kanunlarda kabul, Anayasa Mahkemesi kararlarında karar tarihidir; yürürlük ise hükmün uygulanmaya başladığı tarihtir. Kanun metnindeki değişiklik şerhleri ile mevzuat.gov.tr metninin sayfa altı dipnotlarından ve yürürlük tarihleri tablosundan derlenmiştir.
Geçici Madde 10
(Ek:8/7/2021-7331/5 md.)
1. Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce 10 uncu, 11 inci ve 13 üncü maddeler uyarınca idareye yapılmış başvurular bakımından, belirtilen maddelerde bu Kanunla yapılan değişikliklerden önceki süreler uygulanır.
Madde gerekçesi
7331 sayılı Kanunla eklenen madde (8/7/2021)
Madde, teklifin beşinci maddesi olarak 23 Haziran 2021 tarihinde önerge verilmeksizin kabul edilmiştir. Görüşmede Danıştay temsilcisi karar yazım süresi için ayrı bir geçiş hükmü önermiş; Komisyon Başkanı, geçici maddenin 10, 11 ve 13 üncü maddeler uyarınca yapılmış başvurular bakımından eski süreleri koruduğunu belirtmiştir.
23 Haziran 2021 tarihli görüşmede geçiş hükmüne ilişkin şu değerlendirmeler yapılmıştır:
Sait Micanoğlu (Danıştay Genel Sekreter Yardımcısı) — “Şöyle bir şey yapılabilir: Bu karar yazım süresiyle ilgili düzenlemenin yürürlüğe giriş tarihi adli tatil sonuna 1 Eylül gibi bir yere eklenebilirse üzerinde fazla dosya olan hâkim o zamana kadar kendisini ayarlayabilir ya da geçici bir maddeyle yine mevcut karara bağlanmış ve henüz yazılmamış kararlar için yani otuz günü geçmiş kararlar için elinde 200'ü bulan yazılmamış kararı olan hâkimler var. Hak ihlaline sebebiyet vermemek adına kararı verilmiş olan ancak yazılmamış kararlar için yine otuz günlük bir süre öngörülebilir.”
Yılmaz Tunç (Bartın, Komisyon Başkanı) — “5'inci maddede, geçici madde 10'da bir düzenleme yapılıyor bu konuda, eski süreler uygulanır şeklinde.”
TBMM Adalet Komisyonu Tutanak Dergisi, 7 nci Toplantı, 22 Haziran 2021 · tarama · TBMM Adalet Komisyonu Tutanak Dergisi, 8 inci Toplantı, 23 Haziran 2021 · tarama · Teklif (2/3697) ile Adalet Komisyonu Raporu, S. Sayısı 274 olarak Genel Kurulda görüşülmüş ve 8/7/2021 tarihinde kabul edilmiştir.
Değişiklik geçmişi
| Tarih | Değişim | Yürürlük | Ne oldu |
|---|---|---|---|
| 8/7/2021 | 7331 sayılı Kanun | 14/7/2021 | Ek. Madde, teklifin beşinci maddesi olarak 23 Haziran 2021 tarihinde önerge verilmeksizin kabul edilmiştir. Görüşmede Danıştay temsilcisi karar yazım süresi için ayrı bir geçiş hükmü önermiş; Komisyon Başkanı, geçici maddenin 10, 11 ve 13 üncü maddeler uyarınca yapılmış başvurular bakımından eski süreleri koruduğunu belirtmiştir. |
Tarih sütunu kanunlarda kabul, Anayasa Mahkemesi kararlarında karar tarihidir; yürürlük ise hükmün uygulanmaya başladığı tarihtir. Kanun metnindeki değişiklik şerhleri ile mevzuat.gov.tr metninin sayfa altı dipnotlarından ve yürürlük tarihleri tablosundan derlenmiştir.
Geçici Madde 11
(Ek:7/11/2023-7471/2 md.)
1. 6/2/2023 tarihinde meydana gelen depremler nedeniyle genel hayata etkili afet bölgesi olarak kabul edilen yerlerde, bu depremlerin ve akabinde meydana gelen depremlerin etkisiyle oluşan hasarlarla bağlantılı olması kaydıyla, hak sahipliğine ilişkin işlemler hariç olmak üzere hasar tespit raporlarına dayalı olarak tesis edilen idari işlemlere karşı açılan iptal davalarında aşağıdaki hükümler uygulanır:
a) On gün içinde ilk inceleme yapılır ve dava dilekçesi ile ekleri tebliğe çıkarılır.
b) Savunma verme süresi dava dilekçesinin tebliğinden itibaren on beş gün olup, bu süre bir defaya mahsus olmak üzere en fazla on gün uzatılabilir. Savunmanın verilmesi veya savunma verme süresinin geçmesiyle dosya tekemmül etmiş sayılır. Savunma dilekçesinde bina askı koduna yer verilir.
c) Yürütmenin durdurulması talebine ilişkin olarak verilen kararlara itiraz edilemez.
ç) Keşif ve bilirkişi incelemesi yapılması gereken hâllerde, dosyanın tekemmülünden itibaren on beş gün içinde keşif yapılır. Tarafların hak ve menfaatlerinin korunması bakımından zorunluluk bulunan hâllerde keşif ve bilirkişi incelemesi, ilk incelemeyi müteakiben de yapılabilir. Bilirkişi raporları on beş gün içinde mahkemeye teslim edilir. Bilirkişilere ve bilirkişi raporlarına, raporun tebliğinden itibaren yedi gün içinde itiraz edilebilir.
d) Duruşma yapılması, tarafların istemine ve mahkemenin kararına bağlıdır. Duruşma davetiyeleri, duruşma gününden en az on beş gün önce taraflara gönderilir.
e) Bu davalar dosyanın tekemmülünden veya ara karar, keşif, bilirkişi incelemesi ya da duruşma yapılması gereken hâllerde bunların tamamlanmasından itibaren en geç on beş gün içinde karara bağlanır.
f) Elektronik tebligat adresi bulunmayan taraflara keşif ve duruşma günü, öncelikle 11/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanununun 7 nci maddesine göre yapılır.
g) Verilen nihai kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde istinaf yoluna başvurulabilir.
h) İstinaf dilekçeleri on gün içinde incelenir ve tebliğe çıkarılır.
ı) İstinaf dilekçelerine cevap verme süresi on beş gündür.
i) İstinaf istemi en geç iki ay içinde karara bağlanır. İstinaf incelemesi aşamasında, istinabe olunan mahkeme gerekli işlemleri on beş gün içinde yerine getirir.
j) Tam yargı davalarıyla bu madde kapsamındaki iptal davaları birlikte görülemez. Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce, birlikte açılmış olan iptal ve tam yargı davaları ayrılır ve bu davalar bulunduğu aşamadan itibaren görülmeye devam olunur.
k) Bu maddede süre öngörülmeyen hâllerde her türlü iş ve işlemler ivedilikle sonuçlandırılır.
2. Bu maddede düzenlenmeyen hususlarda bu Kanunun diğer hükümleri uygulanır.
3. Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış olan davalar hakkında da bu madde hükümleri bulunduğu aşamadan itibaren uygulanır. Ancak, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce işlemeye başlamış olan savunma, bilirkişi raporuna itiraz, istinaf kanun yoluna başvuru ve istinaf dilekçesine cevap verme süreleri bakımından genel hükümler uygulanır.
Değişiklik geçmişi
| Tarih | Değişim | Yürürlük | Ne oldu |
|---|---|---|---|
| 7/11/2023 | 7471 sayılı Kanun | 9/11/2023 | Ek. (Ek:7/11/2023-7471/2 md.) |
Tarih sütunu kanunlarda kabul, Anayasa Mahkemesi kararlarında karar tarihidir; yürürlük ise hükmün uygulanmaya başladığı tarihtir. Kanun metnindeki değişiklik şerhleri ile mevzuat.gov.tr metninin sayfa altı dipnotlarından ve yürürlük tarihleri tablosundan derlenmiştir.
Dördüncü Bölüm — Çeşitli Hükümler
Yürürlük
Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
Madde gerekçesi
Tasarıdaki karşılığı: 63'üncü madde.
Tasarının ilgili maddesi aynen benimsenmiştir.
Millî Güvenlik Konseyi S. Sayısı 312 (1/254) · tarama
Değişiklik geçmişi
Bu madde 6/1/1982'de kabul edildiği hâliyle yürürlüktedir; bugüne kadar değişikliğe uğramamıştır.
Tarih sütunu kanunlarda kabul, Anayasa Mahkemesi kararlarında karar tarihidir; yürürlük ise hükmün uygulanmaya başladığı tarihtir. Kanun metnindeki değişiklik şerhleri ile mevzuat.gov.tr metninin sayfa altı dipnotlarından ve yürürlük tarihleri tablosundan derlenmiştir.
Yürütme
Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
Madde gerekçesi
Tasarıdaki karşılığı: 64'üncü madde.
Tasarının ilgili maddesi aynen benimsenmiştir.
Millî Güvenlik Konseyi S. Sayısı 312 (1/254) · tarama
Değişiklik geçmişi
Bu madde 6/1/1982'de kabul edildiği hâliyle yürürlüktedir; bugüne kadar değişikliğe uğramamıştır.
Tarih sütunu kanunlarda kabul, Anayasa Mahkemesi kararlarında karar tarihidir; yürürlük ise hükmün uygulanmaya başladığı tarihtir. Kanun metnindeki değişiklik şerhleri ile mevzuat.gov.tr metninin sayfa altı dipnotlarından ve yürürlük tarihleri tablosundan derlenmiştir.