İdari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı
1. (Değişik: 10/6/1994-4001/1 md.) İdari dava türleri şunlardır:
a) (İptal: Anayasa Mahkemesinin 21/9/1995 tarihli ve E:1995/27, K:1995/47 sayılı kararı ile; Yeniden Düzenleme: 8/6/2000-4577/5 md.) İdarî işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılan iptal davaları,
b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları,
c) (Değişik: 18/12/1999-4492/6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar.
2. İdari yargı yetkisi, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır. İdari mahkemeler; yerindelik denetimi yapamazlar, yürütme görevinin kanunlarda ve Cumhurbaşkanlığı Kararnamelerinde gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak, idari eylem ve işlem niteliğinde veya idarenin takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı veremezler.
3. (Mülga: 2/7/2018 - KHK-703/185 md.)
Madde gerekçesi
Kanunun kabulü (6/1/1982)
Tasarıdaki karşılığı: 26'ncı madde.
Tasarının 26 ncı maddesindeki “idari yargı yetkisinin sınırı” hükmüne idari dava türleri de ilave edilmek suretiyle metin yeniden düzenlenmiş ve 2 nci madde olarak kabul edilmiştir. Bu maddeye ayrıca, Devlet Başkanının, Bakanlarla veya Bakanlar Kurulu ile birlikte yaptığı tasarruflar dışında kalan doğrudan doğruya yaptığı tasarrufların idari yargı denetimine tabi bulunmadığına dair bir fıkra eklenmiştir. Üçüncü fıkranın değiştirilmesi için üçüncü oturumda verilen önerge görüşülmüş, fıkranın Komisyon metnindeki hâliyle kalmasına karar verilmiştir.
Adalet Komisyonunun tasarı metninde yaptığı değişiklikler:
Maddenin kapsamı
Tasarı“Yargı yetkisi, yürütme görevinin kanunlarda gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini sınırlayacak veya siyasal tercihleri denetleyecek tarzda kullanılamaz. İdari eylem ve işlem niteliğinde veya idarenin takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı verilemez.”
Komisyon“İdari dava türleri şunlardır: a) İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları, b) İdari eylem ve işlemlerinden dolayı hakları muhtel olanlar tarafından açılacak tam yargı davaları, c) Genel hizmetlerden birinin yürütülmesi için akdedilen idari mukavelelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar. İdari yargı yetkisi, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır. İdari mahkemeler; yerindelik denetimi yapamazlar, yürütme görevinin kanunlarda gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak tarzda kullanamazlar ve idari eylem ve işler niteliğinde veya idarenin takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı veremezler. Devlet Başkanının doğrudan doğruya yaptığı tasarruflar idari yargı denetimi dışındadır.”
“Bu Kanuna konulan yeni hükümlerle idari yargı denetiminin sınırları daha açık bir biçimde çizilmiş ve siyasal tercihler ile idarenin takdirinin yargı denetimine konu olamayacağı hükme bağlanmıştır.”
6 Ocak 1982 tarihli Millî Güvenlik Konseyi Genel Kurulu görüşmesinde maddeye ilişkin önemli kesitler şunlardır:
Orgeneral Kenan Evren (Başkan) — “Bu ikinci fıkradaki «yerindelik» ne demek? Yeni bir tabir galiba… «Yerindelik denetimi…» Bunun eski tabiri nedir?”
Prof. Dr. Şeref Gözübüyük (Devlet Başkanı Hukuk Danışmanı) — “İhtiyaca uygunluk denetimidir ve şimdi bu hukuk dilimize yerleşmiştir.”
Devlet Bakanı İlhan Öztrak — “Maslahata uygunluk da denebilir.”
Hâkim Tuğgeneral Muzaffer Başkaynak (Adalet Komisyonu Başkanı) — “Yani bu tür mahkemeler, bu türlü idarî işlem ve eylemleri veyahut da idarî istemleri, maslahata uygundur veya değildir tarzında bir işleme tabi tutamayacaklar.”
Adalet Bakanı Cevdet Menteş — “İdarî işlemler hakkında, yetki, şekil, sebep, konu, maksat yönlerinden denetim yapılacak. Buradaki maksat kamu yararıdır; idare, kamu yararını dikkate alarak takdir hakkını kullanacaktır; bu takdir hakkını kullanırken bir seçenek yapacaktır, “Kamu yararı hangisini gerektiriyor?” diye bir seçim yapacaktır. İşte, idarî yargı, bu seçeneklere müdahale edemeyecektir; “Bu seçeneklerden hangisi yerindedir, hangisi değildir?” şeklinde bir müdahalede bulunamayacaktır.”
Prof. Dr. Şeref Gözübüyük (Devlet Başkanı Hukuk Danışmanı) — “Sayın Başkanım, Devlet Başkanının yaptığı idarî işlemler dışında, yasama organı ile olan ilişkileri de vardır: Bazı kanunları veto etmesi yahut kanunların ciddî bir şekilde görüşülmesini sağlamak, hükümetle olan ilişkilerinde… Bunlar genellikle Batı ülkelerinde siyasî tasarruf olarak nitelendirilir, yargı denetiminin dışındadır; bizde de bu böyle kabul edilmiştir, doktrinde de böyledir.”
Hava Hâkim Albay Zeki Güngör (Adalet Komisyonu Sözcüsü) — “Biz “doğrudan doğruya” kelimesini kasten kullandık efendim; sebebi de şu: Yapılan işlemde yalnız Devlet Başkanının imzası var; altta, eğer Başbakanın, bakanın imzası varsa, onlar da yargı denetiminin içinde. Biz, “doğrudan doğruya” demek suretiyle, bu işlemde sırf Devlet Başkanının imzası varsa, yargı denetiminin dışında kalmasını düşündük.”
Prof. Dr. Şeref Gözübüyük (Devlet Başkanı Hukuk Danışmanı) — “Hukuk devletinde, siyasî tasarrufların dışında, idarenin tüm eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır. Eğer mahkemelere vatandaş başvurup, hakkını arayamıyorsa, bu, hukuk devleti ilkesine ters düşer… Diyelim ki, bir kanunda, atanacak kişilerin nitelikleri belirlenmiş. Bu niteliklere uymayan bir tasarrufla karşı karşıya kalır isek, bu işlem hukuka aykırı olur. Bunu kim yaparsa yapsın, iptal edilmesi gerekir; hukuk devletinin gereği budur.”
Hâkim Tuğgeneral Muzaffer Başkaynak (Adalet Komisyonu Başkanı) — “Ya tümünü açık bırakacağız ya tümünü kapatacağız; bir kısmını açık, bir kısmını kapalı tutmamız sakıncalı.”
Orgeneral Kenan Evren (Başkan) — “Eğer bunu yazarsak, bu hariç, Cumhurbaşkanının yaptığı diğer bütün işlemler yargı denetimi içindedir manasını taşır.”
Prof. Dr. Şeref Gözübüyük (Devlet Başkanı Hukuk Danışmanı) — “Devlet Başkanının orada tek başına yaptığı işlemler, hemen hemen, yok denecek kadar azdır; ya siyasî tasarruflardır, meclisi feshetmek gibi; hatta meclisi feshetmede dahi, Devlet Başkanını yalnız bırakmazlar, muhakkak yanında başbakanın imzası gerekir, bazı ülkelerde ise bakanlar kurulu kararını gerektirir.”
Millî Güvenlik Konseyi S. Sayısı 312 (1/254) · tarama · Millî Güvenlik Konseyi Tutanak Dergisi, 91 inci Birleşim, 6 Ocak 1982 · tarama
Tasarı ve Komisyon metinleri S. Sayısı 312'nin taranmış nüshasından aktarılmıştır; taramanın satır sonlarında düşürdüğü harfler tamamlanmış, dönemin yazımı korunmuştur.
4001 sayılı Kanunla yapılan değişiklik (10/6/1994)
Birinci fıkra, Hükümet tasarısında yer almayan; Çorum Milletvekili Cemal Şahin’in kanun teklifinden gelen ve Adalet Komisyonunda tasarıyla birleştirilerek kanunun 1 inci maddesi hâline getirilen hükümle değiştirilmiştir. Teklif, iptal davası açma yetkisini “kişisel menfaatleri doğrudan ihlal edilenler” ile sınırlandırmayı öngörmüş; tasarı Genel Kurul gündemindeyken İçtüzüğün 89 uncu maddesi uyarınca komisyona geri alınarak 24 Şubat 1994 tarihli ek raporla çevre, tarihî ve kültürel değerlerin korunması ile imar uygulamaları gibi kamu yararını yakından ilgilendiren hususlar sınırlamanın dışında bırakılmıştır. Hüküm, Anayasa Mahkemesinin 21/9/1995 tarihli ve E. 1995/27, K. 1995/47 sayılı kararıyla iptal edilmiştir.
Kanun teklifinin gerekçesi şöyledir:
Cemal Şahin (Çorum) — “6.1.1982 tarih ve 2577 sayılı İdarî Yargılama Usulü Yasasının 2 nci maddesi uygulamada genel hukuk sistemine aykırı biçimde gelişmiştir. İdarî davalarda taraf ehliyeti konusundaki usulsüzlük İdarî Mahkemelerde ve Danıştay’da iş hacmini gereksiz biçimde artırmıştır… Bu genel kaideye rağmen 6.1.1982 tarih ve 2577 sayılı “İdarî Yargılama Usulü Kanunu”nun başta 2 nci maddesi olmak üzere ilgili maddelerinde dava ve taraf ehliyeti yanlış değerlendirilmiş ve (menfaatleri ihlal edilenler) deyimi geniş yorumlanarak, esasta dava ehliyetine sahip olmayan kişilerin de, idarî yargıda iptal ve tam yargı davaları açma talepleri kabul edilmiş ve davalar buna göre görülerek, hükme bağlanmıştır.”
Tasarı Genel Kurul gündemindeyken komisyona geri alınmış; 24 Şubat 1994 tarihli ek raporda değişikliğin kapsamı şöyle belirtilmiştir:
Adalet Komisyonu Raporu — “Tasarı Genel Kurulun gündeminde iken Genel Kurulun 15.2.1994 tarihli 71 inci Birleşiminde İçtüzüğün 89 uncu maddesi uyarınca bir kez daha görüşülmek üzere Komisyonumuzca geri alınmıştır… Komisyonumuzun 24.2.1994 tarihli ve 16 sayılı Birleşiminde tasarının sadece 1 inci maddesi üzerinde görüşme açılmasına karar verilmiş ve tasarının çerçeve 1 inci maddesiyle değiştirilen İdarî Yargılama Usulü Kanununun 2 nci maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi yeniden düzenlenerek, çevre, tarihî ve kültürel değerlerin korunması, imar uygulamaları gibi kamu yararını yakından ilgilendiren hususlarla ilgili olarak açılan davalar madde kapsamından çıkarılmıştır.”
Madde, 10 Haziran 1994 tarihli Genel Kurul görüşmesinde üzerinde söz alınmaksızın oylanmış; Başkanlık Divanında bulunan Başkanvekili ile Komisyon Başkanı arasında şu tartışma geçmiştir:
Başkanvekili Kamer Genç — “Bu maddede, “İdarî işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için, çevre, tarihî ve kültürel değerlerin korunması, imar uygulamaları gibi kamu yararını yakından ilgilendiren hususlar hariç olmak üzere, kişisel hakları ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları” diye bir hüküm getirilmiş… Bu, dava açma hakkına çok ciddî sınırlama getiren bir hüküm. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının hak aramaları da en doğal hakları… Menfaatların ihlal edilmesini çok geniş mütalaa etmek lazım. Aksi halde, insanların dava açma haklarını kısıtlamak, idarî yargının da yargılama hakkını kısıtlamak anlamına gelir.”
Başkanvekili Kamer Genç — “Dava, hak arama özgürlüğü Anayasanın temel özgürlükleri arasındadır. Kişilerin hak arama özgürlüğüne kısıtlama getiren her türlü yasayı Meclis Başkanı olarak ben şurada sormak zorundayım.”
Adalet Komisyonu Başkanı Cemal Şahin (Çorum) — “Sayın Başkanın tutum ve davranışlarını ben Meclis İçtüzüğüne aykırı görüyorum. Eğer Sayın Başkan bu tasarının bu maddesiyle ilgili bir açıklama yapmak istiyorsa, önce o kürsüden inmesi gerekiyor. Ben Komisyon Başkanı olarak, Sayın Başkanın bu sorularına cevap vermiyorum.”
TBMM Tutanak Dergisi, Dönem 19, Cilt 62, 115 inci Birleşim, 10 Haziran 1994 (S. Sayısı 409 ve 409'a 1 inci Ek tutanağa eklidir) · tarama · Hükümet tasarısı 1/637, kanun teklifi 2/908; Adalet Komisyonu raporu 22/12/1993, ek raporu 24/2/1994. Kanun 10/6/1994 tarihinde kabul edilmiştir.
4492 sayılı Kanunla yapılan değişiklik (18/12/1999)
Birinci fıkranın (c) bendi, 1999 tarihli Anayasa değişikliğine (4446 sayılı Kanun) uyum sağlamak üzere, tahkim yolu öngörülen imtiyaz sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıkları dışarıda bırakacak biçimde yeniden yazılmıştır.
Kanunun 6 ncı maddesine ilişkin gerekçe şöyledir:
“Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idarî sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davaların idarî dava türlerinden birisi olduğu hususuna açıklık getirilmektedir.”
Tasarının genel gerekçesinde değişikliğin dayanağı şöyle açıklanmıştır:
“14.8.1999 tarih ve 23786 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan 13.8.1999 tarih ve 4446 sayılı Kanun ile, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 125 ve 155 inci maddelerinde yapılan değişikliklere uygulama kabiliyeti kazandırılabilmesi için, 2575 sayılı Danıştay Kanunu ile 2577 sayılı İdarî Yargılama Usulü Kanununun ilgili maddelerinde değişiklik yapılması gerekmektedir.”
TBMM S. Sayısı 292 (1/577) — Tutanak Dergisi, Dönem 21, Cilt 20, 36 ncı Birleşim, 17 Aralık 1999 tutanağına ekli · tarama · Tasarı 1/577, Bakanlar Kurulu 8/11/1999; Adalet Komisyonu raporu 10/12/1999. Kanun 18/12/1999 tarihinde kabul edilmiştir.
4577 sayılı Kanunla yapılan değişiklik (8/6/2000)
Anayasa Mahkemesinin 4001 sayılı Kanunla getirilen “kişisel hak ihlali” koşulunu iptal etmesi üzerine, birinci fıkranın (a) bendi iptal kararının gerekçesi gözetilerek yeniden düzenlenmiştir.
Kanunun 5 inci maddesine ilişkin gerekçe şöyledir:
“2577 sayılı İdarî Yargılama Usulü Kanununun idarî dava türlerini ve idarî yargı yetkisinin sınırını düzenleyen 2 nci maddesinin 10.6.1994 tarihli ve 4001 sayılı Kanunun 1 inci maddesiyle değişik (1) numaralı fıkrasının iptal davasının tanımını yapan (a) bendi, iptal davası açılabilmesi için “kişisel hak ihlâli” koşulunun aranması sebebiyle Anayasaya aykırı bulunarak, idarî işlemlere karşı dava açılabilmesi için kişisel hakkın ihlâl edilmesi koşulunun getirilmesiyle, soyut, genel ve gayrî şahsî olan düzenleyici tasarruflara karşı yargı yolunun daraltıldığı ve idarenin düzenleyici işlemlerine karşı uygulanmalarını beklemeden dava açılmasını güçleştirdiğinden, bu hükmün Anayasanın 125 inci maddesinin birinci fıkrasına aykırılık oluşturduğu gerekçesiyle Anayasa Mahkemesince 21.9.1995 tarihli ve E: 1995/27, K: 1995/47 sayılı kararı ile iptal edilmiştir. Bu karar 10.4.1996 tarihli ve 22607 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmış, yayımını izleyen üç ay sonra 10.7.1996 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu madde ile anılan bent, Anayasa Mahkemesinin iptal kararının gerekçesi gözönünde bulundurularak yeniden düzenlenmiş ve böylece iptal kararı ile ortaya çıkan boşluk doldurulmuştur.”
TBMM S. Sayısı 376 (1/536) — Tutanak Dergisi, Dönem 21, Cilt 35, 107 nci Birleşim, 8 Haziran 2000 tutanağına ekli · tarama · Tasarı 1/536, Bakanlar Kurulu 4/8/1999; Adalet Komisyonu raporu 28/2/2000. Kanun 8/6/2000 tarihinde kabul edilmiştir.
Madde şerhi
Bu madde için şerh henüz yazılmadı.
Kararlar
2/1-a İptal davası — hukuka aykırılık unsurları#
Hukuka aykırılık unsurlarından hiçbirini taşımayan idari işlem iptal edilemez
Arazi toplulaştırmasında davacıya ait parsellerin bir arada toplulaştırılmaması dava konusu edilmiş, bilirkişi raporunda birleştirmeye engel bulunmadığı belirtilmesi üzerine İdare Mahkemesince işlem iptal edilmiştir. Daire, iptal hükmünün hangi hâlde kurulabileceğini birinci fıkranın (a) bendi ile ikinci fıkrayı birlikte değerlendirerek belirlemiş ve "İdari yargı yetkisinin, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlı olduğu açık olup, İdare Mahkemelerince bakılan iptal davalarında, ancak kanunda belirtilen sebeplerle hukuka aykırılık bulunduğunun tespiti halinde iptal hükmü kurulabileceği; başka bir ifadeyle, yetki, şekil, sebep, konu ve amaç unsurlarından herhangi birinde hukuka aykırılık bulunmayan bir idari işlemin İdare Mahkemesince iptal edilmesine hukuki olanak bulunmadığı, aksi yönde yorumun yargı yetkisinin sınırının aşılması anlamına geleceği gibi yerindelik denetimi ile idari eylem ve işlem niteliğinde veya idarenin takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı verilmesi sonucunu da doğurabileceği, oysa kanun koyucunun bu konuda açıkça yasaklama getirdiği açıktır." gerekçesine yer vermiştir. Davacının arazi adasındaki tek malik olmadığı ve idarenin diğer maliklerin taleplerini de gözetmek zorunda bulunduğu saptanarak, planlamanın başka türlü yapılabilecek olması iptal sebebi sayılmamıştır.
Benzer yöndeki kararlar
Denetim beş unsur yönünden yapılır
Daire, 2. maddenin (1/a) bendinde “iptal davalarında hukuka uygunluk denetiminin, idari işlemlerin yetki, şekil, sebep, konu ve maksat unsurları yönünden yapılacağı” öngörüldüğünü belirterek denetimi bu beş unsur üzerinden yürütmüştür.
Sebep unsurunun denetiminde orantılılık gözetilir
Uzlaştırmacının sicilden çıkarılmasında, "dava konusu işlemin sebep unsuru olan "performans değerlendirmeleri sonucunda yeterli bulunmama" koşuluna istinaden uzlaştırmacı sicilinden çıkarma işleminin tesis edilebilmesi için, orantılılık ilkesi gereği, uzlaştırma prosedürünün başarısızlığa uğramasının uzlaştırmacının kusurundan kaynaklanması gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır."
Yetki unsuru kamu düzenindendir, yetkisiz makamın düzenlemesi iptal edilir
"İdari işlemin temel unsurlarından olan yetki, aynı zamanda kamu düzenine ilişkin olduğundan idari işlemlerin, Anayasa ve yasaların yetkili kıldığı idare, makam ve kamu görevlileri tarafından tesis edilmesi zorunlu olup, yetkili makam yerine bir başka makamın bireysel ya da düzenleyici işlem tesis etmesinin işlemi yetki yönünden hukuka aykırı hale getireceği açıktır."
Hizmet gereklerine ve kamu yararına uygunluk denetimi
Daire, denetim yetkisinin etkili kullanılması ve hizmetin düzenli işlemesi amacını gözeterek işlemi kamu yararı yönünden değerlendirmiştir.
Yargısal denetime elverişli biçimde belgelendirilmeyen sözlü sınav hukuka aykırıdır
Hâkim adayının sözlü sınavında, "sözlü sınavın yargısal denetiminin yapılmasını sağlayacak biçimde sınav komisyonunca sınavda sorulacak soruların önceden hazırlanarak tutanağa bağlanmadığı ve her adaya sorulan soruların kayda geçirilmediği" saptanarak işlem hukuka aykırı bulunmuş; kararın "davacının sözlü sınavda başarılı olduğu yolunda doğrudan bir sonuç doğurmayacağı" ayrıca belirtilmiştir.
2/1-a İptal davası — kesin ve yürütülebilir işlem#
İptal davasının konusu kesin ve yürütülmesi zorunlu işlemdir
“2577 sayılı Kanun'un 2. maddesinde tanımlanan iptal davalarına, idarenin tek yanlı irade beyanıyla, kişilerin hukuksal durumlarında değişiklik meydana getiren etkili ve yürütülmesi zorunlu idari işlemler konu edilir.”
İşlemin dava konusu edilebilirliği adına değil içeriğine bakılarak belirlenir
Kanun hükmünde kararnameyle kamu görevinden çıkarılan davacının, kamu dışındaki sektörlerde çalışmak istemiyle yaptığı başvurunun reddi üzerine açılan ve incelenmeksizin reddedilen davanın temyizinde Daire, idari işlemi “idarî makamların, kamu gücü kullanarak, idare işlevine ilişkin olarak tesis ettikleri, muhatapları yönünden çeşitli hak ve/veya yükümlülükler doğuran, muhataplarının hukukî durumlarında değişiklik yapan tek yanlı irade açıklamalarıdır” biçiminde tanımlamış; ölçütün biçimsel olmadığını “Bir işlemin iptal davasına konu edilebilir nitelikte kesin ve yürütülebilir bir işlem olup olmadığının, işlemin ismine veya idarenin isimlendirmesine bakılarak değil, işlemin içeriğine bakılarak belirlenmesi gerekmektedir” gerekçesiyle belirtmiştir. Başvurunun içeriği özel öğretim kurumlarında görevlendirilme talebi sayılmış, ret işleminin davacının hukuki durumu üzerinde doğrudan sonuç doğurduğu kabul edilmiştir.
Kamu gücü kullanılarak tesis edilen işlemin iptali istemi idari yargıda görülür
Arabuluculuk ücretinin Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenmesi istemiyle arabuluculuk bürosuna yapılan başvurunun zımnen reddi dava konusu edilmiş, İdare Mahkemesi ücretin yargılama gideri sayıldığından bahisle davayı görev yönünden reddetmiştir. Daire, kanun yararına temyiz üzerine, ödemenin reddi hâlinde "ödenmeyen arabuluculuk ücretinin yargılama giderine dönüşemeyeceği" ve ücretin yargılama gideri sayılmasının "dava açılmadan önce idari usûller uygulanarak idarece tesis edilen işlemin idari işlem olma niteliğini değiştirmeyecektir" tespitinden hareket etmiştir. Sonucu işlemi tesis eden iradenin niteliğine bağlayarak "arabuluculuk ücretinin ödenmesi istemiyle 2577 sayılı Kanun'un 10. maddesi uyarınca yapılan başvurunun reddine ilişkin olarak idarenin bir birimi olan arabuluculuk bürosunca kamu gücü kullanılmak suretiyle tesis edilen idari işlemin iptali istemiyle açılan davanın; 2577 sayılı Kanun'un 2. maddesi uyarınca idari yargı merciince karara bağlanması gerektiği".
Karar, hükmün hukuki sonuçlarına etkili olmamak üzere kanun yararına bozma niteliğindedir ve Resmî Gazete'de yayımlanmasına karar verilmiştir.
Benzer yöndeki kararlar
Yükümlülüğü hatırlatan bilgilendirme yazısı dava konusu edilemez
Orman Kanunu'na muhalefet hâlinde yaptırım uygulanabileceğini bildiren yazının, "davacıya bilgi veren, hukuk aleminde değişiklik meydana getirecek mahiyette olmayan, bir başka deyişle idari davaya konu edilebilecek kesin ve yürütülmesi gereken zorunlu bir işlem olmadığı sonucuna varılmıştır."
Soruşturma tespitlerini içeren teftiş raporu idari davaya konu olmaz
Yurt dışından alınan lise diplomalarına ilişkin teftiş raporunda yalnızca soruşturma tespitlerine yer verildiği görülerek, "işlemin idari davaya konu edilebilecek nitelikte bir işlem olmadığı anlaşıldığından, idari yargı yerince incelenmesine hukuki olanak bulunmadığı sonucuna ulaşılmaktadır."
2/1-a İptal davası — menfaat ihlali#
İptal davasında aranan menfaatin meşru, kişisel ve güncel olması gerekir
Rehberlik ve psikolojik danışmanlık mezunlarının "Psikolojik Danışman" unvanını kullanamayacaklarına ilişkin Yükseköğretim Kurulu kararına karşı sendika tarafından açılan dava, Dairece ehliyet yönünden reddedilmişti. Kurul, birinci fıkranın (a) bendindeki menfaat ihlali koşulunu belirleyerek "Davacının subjektif dava açma ehliyetinin bulunduğunun kabulü için idari işlemin davacının meşru, kişisel ve güncel bir menfaatini ihlal etmesi gerekmektedir." gerekçesine yer vermiş; koşulun işlevini de "İptal davalarında, dava konusu işlemin davacının menfaatini ihlal ettiğinin saptanması davacının bu davada ehliyetinin (subjektif ehliyetinin) bulunduğu, dolayısıyla davanın esasının incelenmesine geçilebileceği sonucunu yaratmaktadır." Üyeleri arasında bu programın mezunları bulunan sendikanın "üyelerinin ortak menfaatlerini korumak amacıyla dava açabileceği" kabul edilerek Daire kararı bozulmuştur.
Menfaat ilişkisinin sınırı her uyuşmazlıkta ayrı belirlenir
Daire, menfaat ihlalini “dava konusu işlemle davacı arasında kurulan kişisel, meşru, güncel bir menfaat ilişkisi” saymış; “Menfaat ilişkisinin varlığı ve sınırları, yargı yerince her olayda uyuşmazlığın niteliğine göre belirlenmektedir” diyerek dava ehliyetinin sonuna kadar sürmesi gerektiğini eklemiştir.
Menfaatin güncel, meşru ve kişisel olması ayrı ayrı aranır
Daire, iptal davası için objektif ehliyetin yanında “menfaat ihlali”nin de gerçekleşmesi gerektiğini belirtmiş; menfaati “dava konusu işlemle davacı arasında kurulan güncel, meşru ve kişisel bir menfaat ilişkisi” olarak tanımlamış ve ayrıca “ciddi ve makul bir ilginin varlığı da şarttır” demiştir.
Benzer yöndeki kararlar
Menfaat bağı için işlemle davacı arasında ciddi ve makul bir ilişki aranır
"İptal davasına konu olan işlemin davacının menfaatini ihlal ettiğinden söz edilebilmesi için, davacıyı etkilemesi, yani davacının kişisel menfaatini ihlal etmesi, işlem ile davacı arasında ciddi ve makul bir ilişkinin bulunması gerekmektedir." Oda seçimlerinde şirket adına oy kullanacak tek ortak ve müdürün de dava açma ehliyeti kabul edilmiştir.
Karar esasta ve gerekçede
Dayanak belgeler yenilenen dilekçeyle birlikte sunulmalı
Dilekçede dayanılan belgelerin, davanın yenilenmesi hâlinde dosyaya ibrazı gerektiği belirtilmiştir.
Vergi tutarını doğrudan etkileyen düzenlemeye karşı menfaat ihlali koşulu gerçekleşir
"idari yargıda iptal davası açılabilmesi için menfaatin kişisel, güncel ve meşru olması gerekmektedir." Özel tüketim vergisi tutarlarını yeniden belirleyen Cumhurbaşkanı Kararıyla "ödeyecekleri vergi miktarı direkt olarak etkileneceğinden, menfaat ihlali koşulunun gerçekleştiği" kabul edilmiştir.
İptal davasını menfaati ihlal edilenler açar
Daire, iptal davasının tanımını dava açma süresiyle birlikte ele alarak istemin türünü ve süresini birlikte incelemiştir.
2/1-b Tam yargı davası#
Tam yargı davası idarenin mali sorumluluğunun hükme bağlandığı davadır
Doğum sırasında hatalı ve eksik tedavi uygulandığı, bebeğin önce engelli doğduğu, ardından öldüğü ileri sürülerek tazminat istenmiştir. Kurul, birinci fıkranın (b) bendini Anayasa'nın 125. maddesiyle birlikte okuduktan sonra dava türünü tanımlayarak "Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla belirlenip hüküm altına alınmasını sağlamaktadır." gerekçesine yer vermiş; sorumluluğun ölçüsünü de aynı yerde "İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir." Bilirkişi raporlarında hizmet kusuru saptanmamış olmasına karşın, manevi tazminat isteminin tümden reddine ilişkin ısrar kararında hukuki isabet bulunmamıştır.
Her iptal kararı tazminat sorumluluğu doğurmaz
Lisans, başka bir idarenin ruhsat iptali üzerine bağlı yetkiyle iptal edilmiş, ruhsat iptali de sonradan mahkemece iptal edilmişti. Daire, "idari işlemler için verilen her iptal kararının tazminat sorumluluğuna yol açmayacağı" ölçüsünü koydu: aksi hâl "idarelerin hizmet kusuru kapsamında oluşan zararlardan kaynaklı sorumluluğunu ölçüsüz bir şekilde genişletilmesi ve kusursuz sorumluluk hallerini de aşar bir şekilde bir idarenin başka bir idarenin işleminden dolayı doğrudan sorumlu olması sonucunu doğuracağı" için.
Benzer yöndeki kararlar
İptal davası objektif, tam yargı davası sübjektif niteliktedir
"iptal davası açabilmek için dava konusu yapılmak istenen idari işlem ya da eylemin davacının mutlaka kişisel bir hakkını ihlal etmesi gerekmez iken tam yargı davası açabilmek için bir işlem ya da eylemin doğrudan bir kişisel hakkı ihlal etmesi zorunludur". Kurul bunu "Zira iptal davası objektif nitelikte bir dava iken tam yargı davası subjektif bir dava niteliğindedir." sözüyle bağlamış, düzenleyici işlemin iptal edilmiş olmasını tek başına tazminat sebebi saymamıştır.
Tam yargı davasında önce işlemin hukuka uygunluğu, sonra sorumluluk sebebi belirlenir
"Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetlenmesi esas alındığından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir."
2/1-c İdari sözleşmelerden doğan davalar#
İdari sözleşmenin belirlenmesinde önce kanuni nitelendirmeye, yoksa organik ve maddi ölçütlere bakılır
Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu kararları ile bu kararlara dayanılarak düzenlenen dağıtım sistem kullanım faturaları aynı dilekçeyle dava konusu edilmiştir. Faturaların dayandığı anlaşmanın niteliği ön mesele sayılmış, Daire ölçütü belirleyerek "Doktrinde ve yargı kararlarında, idari sözleşmeler, taraflarından en az birisi bir kamu tüzel kişisi olan ve bir kamu hizmetinin yürütülmesine ilişkin ve/veya özel hukuku aşan birtakım hükümler içeren sözleşmeler olarak tanımlanmaktadır." gerekçesine yer vermiştir. Nitelendirmede izlenecek sıralamayı ise "Bunlardan birincisi, ilgili sözleşmenin Kanun ile niteliğinin belirlenmesine; ikincisi ise, böyle bir belirlemenin bulunmaması halinde yargısal içtihatlar ile ortaya çıkan maddi ve organik şartların araştırılmasına ilişkindir." biçiminde ikili olarak kurmuştur. İkinci ölçütte "sözleşmenin tarafları, sözleşmenin konusu ve sözleşmenin özel hukuku aşan hükümler içerip içermediği" irdelenir. Her iki tarafı özel hukuk tüzel kişisi olan anlaşma idari sözleşme sayılmamış; birinci fıkranın (c) bendi kapsamına girmediğinden bu kısım yönünden dilekçe reddedilmiştir.
Benzer yöndeki kararlar
Karşılıklı edim yükleyen kira sözleşmesinden doğan uyuşmazlık adlî yargıda çözümlenir
Yat limanındaki hasılat paylarının ödenmesi isteminin, sözleşmelerin yorumlanmasına ilişkin olduğu saptanarak, "müdahil şirket ile imzalanan, her iki tarafa karşılıklı edimler yükleyen sözleşmelerden kaynaklanan davada, adli yargı mercilerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır."
2/2 Yargı yetkisinin sınırı — idari işlem niteliğinde karar verilemez#
İdari işlem niteliğinde karar verilmesi istemini taşıyan dilekçe reddedilir
Hukuk fakültelerine yerleştirmede aranan başarı sırasının yükseltilmesine karşı açılan davada, dilekçenin netice ve talep kısmında öğrencinin "bir önceki yılın yerleştirme sonuçlarına göre geçici kaydının yapılmasına karar verilmesine" dair istem yer almıştır. Daire, ikinci fıkradaki yasağı dilekçe incelemesinde de uygulayarak "2577 sayılı Kanun'un 2. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, idari yargı yetkisi, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlı olup, idare mahkemelerinin idari eylem ve işlem niteliğinde veya idarenin takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı vermesi hukuken mümkün bulunmamaktadır." gerekçesine yer vermiş; bu tespitin ardından "idari işlem niteliğinde yargı kararı verilmesine yönelik istemin yer aldığı dava dilekçesinin 2577 sayılı Kanunun 2. ve 3. maddelerine uygun olmadığı sonucuna varılmıştır." Yasak, yalnız hükmün içeriğini değil, istemin nasıl kurulacağını da belirlemektedir.
İdari işlem niteliğinde yargı kararı istenemez
Daire, istemin “idari işlem niteliğinde yargı kararı verilmesine yönelik olduğu ve 2577 sayılı Kanunun 2. maddesine aykırı olduğu gibi aynı maddede yer alan idari dava türlerinden hiçbirisine de girmediği” sonucuna varmıştır.
Benzer yöndeki kararlar
Düzenlemenin yeniden yazılması istenemez
Bir düzenlemenin “yeniden düzenlenerek muğlaklığın giderilmesi” biçimindeki talep, ne dava türlerine ne de yargı yetkisinin sınırına girer.
2/2 Yargı yetkisinin sınırı — yerindelik yasağı#
Andlaşmayı sona erdirme kararına karşı açılan davaların reddi kesinleşti
Onuncu Daire, İstanbul Sözleşmesi'nin feshine ilişkin Cumhurbaşkanı Kararının iptali istemini reddetmişti. Kurul, temyiz dilekçesindeki iddiaları “kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte” görmeyerek kararı onamış; yerindelik denetiminin sınırı tartışması karşı oylarda yürütülmüştür.
Takdir yetkisinin denetimi hukuka uygunlukla sınırlıdır
“İdari işlemler üzerindeki yargısal denetim, bu işlemlerin hukuka uygunluğunun saptanmasıyla sınırlıdır.” İdarenin takdir yetkisi bu sınırın içinde denetlenir, yerine geçilerek kullanılmaz.
Andlaşmayı sona erdirme kararının denetimi yerindeliğe geçemez
Daire, İstanbul Sözleşmesi'nin feshine ilişkin Cumhurbaşkanı Kararının iptali istemini reddetmiştir. Gerekçede, 9 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesiyle bu işlemlerin Cumhurbaşkanının takdirine bırakıldığı belirtilerek “Cumhurbaşkanına tanınan takdir yetkisini kaldıracak şekilde bir denetim yapılması”nın yerindelik denetimi anlamına geleceği söylenmiştir.
Açık değerlendirme hatası bulunmadıkça idarenin takdiri yargı yoluyla belli bir yöne çevrilemez
Belediyenin mülkiyetindeki otelin on yıl süreyle kiralanmasına ilişkin ihalede, şartnamenin ihale tarihini belirleyen hükmü de iptal edilmişti. Daire, yargısal denetimin sınırını belirleyerek "Aktarılan mevzuattan, idarenin yargısal denetiminin hukuka uygunluk denetimi ile sınırlı olduğu, yargı yetkisinin yerindelik denetimi şeklinde kullanılamayacağı anlaşılmaktadır." gerekçesine yer vermiş; takdir yetkisini "Takdir yetkisi özünde en az iki karar veya davranış arasında idarenin sahip olduğu seçim yapma imkânıdır." biçiminde tanımladıktan sonra denetimin ölçüsünü "idarenin ihale tarihini belirleme konusunda takdir yetkisine sahip olduğu ve açık değerlendirme hatası olmadıkça idarenin tercihini belli bir yönde kullanması konusunda yargı yoluyla zorlanmasına da hukuken imkân bulunmadığı; öte yandan, 2577 sayılı Kanun'un 2. maddesi uyarınca idari yargı yerlerince de, idarelerin bu yöndeki takdir yetkisinin kaldırılması sonucunu doğuracak şekilde karar verilemeyeceği". Şartnamenin ihaleye katılanları bağlayan diğer hükmü yönünden verilen iptal kararı ise onanmıştır.
Benzer yöndeki kararlar
Kanunla verilen yetki sınırları içinde kalan düzenlemede takdirin kamu yararına uygunluğu denetlenir
Ödemelerde kripto varlıkların kullanılmamasına dair Yönetmelik yönünden, "kripto varlıkların ödeme aracı olarak kullanılamayacağı ve buna yönelik hizmet verilemeyeceği yolundaki düzenlemenin mevzuata uygun olduğu gibi yukarıda aktarılan sakıncalar dikkate alındığında davalı idarece takdir yetkisinin de kamu yararına uygun kullanıldığı sonucuna varılmaktadır."
Aynı yönetmeliğin bir kısmı takdir sınırında kaldı, bir kısmı iptal edildi
Yükseköğrenim Özel Barınma Hizmetleri Yönetmeliği'nin personel şartlarına ilişkin fıkraları yönünden dava reddedilmiş; 6. maddesinin 4. fıkrasındaki “kar amaçlı olmayan” ibaresi ile 16. maddesinin 6. fıkrasındaki “mevzuat ile tanınan muafiyetler dikkate alınmaksızın” ibaresi iptal edilmiştir. Takdir ölçüsü bir düzenlemeyi bütünüyle ayakta tutmuyor.
Faaliyetteki kurumlara uyum süresi tanıyan geçici kural takdir sınırı içindedir
Geçici 1. maddenin 2. fıkrasıyla, faaliyetini sürdüren kurumlara iş sağlığı ve güvenliği eksikliklerini gidermeleri için süre tanınmış, süre içinde giderilmezse ruhsatın iptali öngörülmüştü. Daire kuralın “hukuka ve mevzuata uygun olduğu” sonucuna vararak davayı reddetmiştir.
Denetimde görev alacak personelin niteliğini belirlemek idarenin takdirinde
Yönetmeliğin inceleme ve denetim komisyonuna “teknik personel, şef veya memurdan” görevlendirme yapılmasını öngören ibarelerinin iptali istenmişti. Daire istemi reddederken, “görevlendireceği personel ve bu personelin niteliği ile personelin görev tanımının belirlenmesinde idarenin takdir yetkisi bulunmakta” olduğunu belirtmiştir.
İdari yargının görev alanı#
İkinci fıkra, Anayasa'nın yüz yirmi beşinci maddesinin tekrarıdır
Daire, “İdari yargı yetkisinin sınırını belirleyen 2577 sayılı Kanun'un 2. maddesinin 2. fıkrası, Anayasa'nın 125. maddesinin 4. fıkrasının tekrarından ibaret olup, maddede açıkça ifade edildiği gibi idari işlemler üzerindeki yargısal denetim bu işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır” demiştir.
Benzer yöndeki kararlar
Uyuşmazlık adli yargıya aitse görev yönünden ret gerekir
Daire, uyuşmazlığın görüm ve çözümünde adli yargının görevli olduğunu belirterek davanın görev yönünden reddi gerektiğini söylemiş, aksi yönde kurulan kararı bozmuştur.
Dava türleri ile yetkinin sınırı birlikte okunur
Daire, dava türlerini sayan birinci fıkra ile yargı yetkisinin sınırını çizen ikinci fıkrayı birlikte uygulayarak istemin kapsamda olup olmadığını incelemiştir.
Üç dava türünün dışında kalan istem incelenemez
İdari işlem tesisi niteliğinde karar verilmesi istemiyle açılan davada Daire, istemi maddede sayılan üç dava türüyle karşılaştırarak, “dava dilekçesindeki istemin; bir idari işlemin iptali, bir idari işlem veya eylemden kaynaklanan tam yargı davası veya bir idari sözleşmeden kaynaklanan uyuşmazlık niteliğinde olmadığı anlaşıldığından, davacının idari işlem tesisi niteliğindeki isteminin incelenmesine hukuki olanak bulunmamaktadır." gerekçesine yer vermiştir.
Yabancı devletin haksız fiilinden doğan tazminat adlî yargıda görülür
Daire, “İsrail Devletinin haksız fiiline dayalı tazminat talebinin İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinde belirtilen idarenin eylem ve işlemlerinden kaynaklanmaması nedeniyle, uyuşmazlığın çözümünün adli yargı yerlerine ait olduğu” sonucuna varmıştır.
Birbiriyle uyuşmayan kararlar yargıya güveni azaltır
İçtihadını değiştirdiği kararında Daire, dayanağını hukuk devleti ilkesinde arayarak, “birbiriyle uyuşmayan mahkeme kararlarının, yargı sistemine güveni azaltarak, yargısal bir belirsizliğe yol açabileceği açıktır” gerekçesine yer vermiş; hukuki güvenlik ilkesinin hukuki durumlarda istikrarı ve mahkemelere güveni gerektirdiğini kabul etmiştir.
Maddenin geneline ilişkin
Kamu görevlisinin ölümünde idare mahkemesi görevli
Kurul, davayı 2918 sayılı Kanun'daki sorumluluk davasından ayırmıştır. Uyuşmazlık “olay tarihinde davacılar yakınının kamu görevlisi olduğu ve olayın gerçekleşmesinde davalı idarelerin sorumluluğunun bulunduğu iddiası”ndan doğduğu için idare mahkemeleri görevli görülmüştür.
İlk inceleme konusu olan ehliyet, ısrar kararının temyizinde bile yeniden ele alınır
Kurul, esasa girmeden önce ehliyeti yeniden ele aldı: bu "hususunun 2577 sayılı Kanun'un 14. maddesinde ilk inceleme konuları arasında sayılması karşısında yargılamanın her aşamasında dikkate alınması gerektiğinden" dedi. Meslek odası bakımından da "iptali istenilen yapı ruhsatı ile davacı Oda arasında yukarıda tanımlandığı şekilde aktüel, kişisel ve meşru bir menfaat ilişkisinin olmadığı" sonucuna vardı.
Harç ve posta şartı mahkemeye erişim hakkını ölçüsüzce engelleyemez
Kurul, sonucu Anayasa'nın 36. maddesi ve Sözleşme'nin 6. maddesi bakımından değerlendirmiş; sınırlamanın “hakkın özünü ortadan kaldıracak ölçüde, kişinin mahkemeye erişimini engellememesi gerektiği” ölçüsünü benimsemiştir.
İhtirazi kayıtla verilen beyanname üzerine kesilen cezada tahsilat durmaz
Kurul, dördüncü fıkradaki istisnayı geniş okudu: maddede "vergiler" yerine "daha geniş kapsamlı olan "işlemler" ifadesine yer verilmiştir". Buna göre vergi ziyaı cezasına "karşı dava açılmış olması, işlemin icrailik niteliğinde değişiklik meydana getirmeyerek tahsil işlemlerine başlanılmasına engel teşkil etmediğinden, vadesinde ödenmemesi halinde bu cezanın tahsili amacıyla ödeme emri düzenlenmesi mümkündür".
İndirim yalnız işleyecek döneme uygulanır, işlemiş döneme değil
Daire raporu iki yönden kusurlu buldu: "davacı eşin evlenme ihtimalinin rapor tarihindeki yaşı dikkate alınarak tespit edilmesi gerekirken olay tarihindeki yaşının esas alındığı, evlenme ihtimali indiriminin yalnızca işleyecek dönem zararına uygulanması gerekmekte iken işlemiş dönem zararına da uygulandığı anlaşıldığından" rapor hükme esas alınamaz.
Yeniden evlenen eşin tazminatı evlilik tarihinde durur
Daire kuralı şöyle koydu: "Sağ kalan eşin yeniden evlenmesi durumunda ise, ölen eşin desteğine olan ihtiyacı yeni evlilik ile sona ereceğinden, sağ kalan eş yararına sadece yeniden evlenme tarihine kadar olan süre ile sınırlı olarak destekten yoksun kalma tazminatı hükmedilmesi gerekmektedir." Aktüerya raporu evlenme ihtimalini hiç değerlendirmeden bakiye ömrün tamamı için hesap yapmıştı.
Farklı yargı kollarına giren işlemler tek dilekçeye konulamaz
Genelge maddelerinin iptali Danıştayın görevinde olsa da, “iptal istemine konu uygulama işlemleri adli yargı yerlerinin görevinde olduğundan” istemler aynı dilekçede birleştirilemez.
Dernekler ancak menfaat bağı kurulan her il yönünden birlikte dava açabilir
Daire, “müşterek dilekçeyle açılan davanın 2577 sayılı Kanunun 5. maddesine aykırı olduğu” sonucuna varmış; derneklerin ortak amacı ve menfaat ilişkisi kurulabilen her il yönünden ayrı ayrı dava açması gerektiğini belirtmiştir.
Yüzde 42 ihtimalle hesaplanan tazminat, fiilî evlilik karşısında yeniden yapılır
Rapor, "davacının yeniden evlenme ihtimali %42 olarak kabul edilerek hesaplanan tazminatın %58'ini hak edeceği" sonucuna varmıştı. Daire, nüfus kaydından davacının 22 Aralık 2021'de yeniden evlendiğini görerek, "bu tarihten itibaren destek gereksiniminin ortadan kalktığı göz önünde bulundurularak" yeniden bilirkişi raporu alınması gerektiğine hükmetti.
İhtimali bulunmadığı kabul edilen eş, on buçuk yıl sonra evlendi
Bilirkişi, eşin rapor tarihindeki yaşı ve çocuk sayısı nedeniyle evlenme ihtimalinin bulunmadığını kabul edip 431.765,71 lira tazminat hesaplamıştı. Daire, davacının 2 Şubat 2017'de yeniden evlendiğini MERNİS kaydından tespit ederek, "sağ kalan eş yararına sadece yeniden evlenme tarihine kadar olan süre ile sınırlı olarak destekten yoksun kalma tazminatı hükmedilmesi gerekmektedir" dedi.
Dul aylığı tazminattan indirilmez
Daire, yeniden evlenen eşin tazminatını evlilik tarihiyle sınırladıktan sonra bir de şunu ekledi: "ölenin eşine 5434 sayılı Kanun'a göre dul aylığı bağlanması, ölenin prim ödemek suretiyle kapsamında bulunduğu sosyal güvenlik sisteminin verdiği bir hak olup, idarenin tazmin sorumluluğunu doğuran olay nedeniyle sağlanan yarar niteliğinde bulunmadığından" peşin sermaye değerleri tazminattan indirilemez.
Yirmi yedi yaşındaki eşin oranı, çocuğun doğumuyla yüzde 27'den 22'ye iner
Bilirkişi, olay tarihinde yirmi yedi yaşında olan eşin "evlenme şansının içinde bulunduğu şartlar değerlendirildiğinde doğum öncesi %27, doğum sonrasında ise %22 olacağı" sonucuna varmıştı — müşterek çocuk olay tarihinde henüz doğmamıştı. Daire hesabı kabul etmekle birlikte, "rapor tarihindeki yaşı esas alınarak evlenme ihtimali indirimi yapılması gerekmektedir" dedi.
Oran, olay tarihindeki yaşa göre değil rapor tarihindeki yaşa göre belirlenir
Bilirkişi otuz yaşındaki eş için olay tarihini esas alıp yüzde 22 kabul etmişti. Daire, "esasen evlenme şansı oranının bilirkişi raporunun düzenlendiği tarihteki yaşına göre tespiti, yukarıdaki ilkeye uygun düşecektir" dedi; ayrıca eşin 11 Mart 2021'de yeniden evlendiğini nüfus kaydından görerek tazminatın o tarihe kadar ve indirimsiz hesaplanması gerektiğini belirtti.
Düzenleyici işlemde hangi madde, cümle ya da ibarenin iptalinin istendiği gösterilmeli
Daire, iptali istenen düzenlemenin “hangileri olduğunun, hiç bir tereddüte yer vermeyecek şekilde menfaat bağı kurulmak suretiyle açıkça ortaya konularak” dava açılması gerektiğini belirtmiştir.
Rapor gününde evli olan için ihtimal hesabı yapılamaz
Bilirkişi, 24 Temmuz 2014'te yeniden evlenmiş olan eş için rapor tarihinde yüzde 43 evlenme ihtimali üzerinden hesap yapmıştı. Daire, "kişinin rapor tarihi itibariyle evli olmasının kesinliği karşısında böyle bir ihtimal hesaplamasının hatalı olduğu açık olup" diyerek tazminatın yeniden belirlenmesi gerektiğine hükmetti.
Miktarın gösterilmesi zorunluluğu zararın dava tarihinde belirlenebildiği hâllerde işler
İşyerinin kapatılmasına ilişkin işlemin iptali ile yoksun kalınan hakların ödenmesi istenmiş, tazminat miktarı dilekçede rakamla gösterilmemiştir. Daire, ikinci fıkranın (d) bendindeki zorunluluğu mutlak saymamış, onu yerine getirilebilirlik şartına bağlamıştır: bendde öngörülen zorunluluğun "zarar miktarının dava açıldığı tarihte tespit edilebilen haller bakımından uygulanması gerektiği, olayda dava açıldığı tarih itibarıyla -işlemin iptal edilmemiş olması ve işlemin uygulanma aşamasına geçmemesi nedeniyle- davacının zararının henüz kesinleşmemiş olması karşısında, söz konusu miktarın dava dilekçesinde belirtilmesinin fiilen mümkün olmadığı dikkate alındığında, belirlenebilir bir tutara dayanılarak açılan bu davanın esasının iptal istemine ilişkin kısmının incelenmesinde hukuka aykırılık görülmemiştir."
Gerçek mevcutken varsayıma gidilemez
Eşin 26 Kasım 2020'de yeniden evlendiği MERNİS kaydından görülmüştü. Daire, "gerçek mevcut iken varsayıma gidilemeyeceği" yolundaki tazminat hukuku ilkesini anarak, bu husus dikkate alınmadan hesaplanan destek zararına ilişkin istinaf isteminin reddinde hukuki isabet görmedi.
Hesabın iki ihtimali tek cümlede: evlenmemişse indirim, evlenmişse destekten çıkma
Daire ölçütü bütün hâlinde kurdu: eş "evlenmemiş olması halinde rapor tarihindeki yaşı dikkate alınarak AYİM Tablosunda tespit edilen orana göre ve yalnızca işleyecek dönem zararında indirim yapılacak şekilde; rapor tarihi itibarıyla evlenmiş olması halinde ise, evlendiği tarih itibarıyla destekten çıkacağının kabul edilmesi ve destek zararından herhangi bir indirim uygulanmaması suretiyle hesap yapılması gerekmektedir".
Oran AYİM tablosundan alınır; Moser tablosu da resmî istatistik de geçmez
Bilirkişi iki ayrı oran hesaplamıştı: Moser tablosuna göre yüzde 25, Devlet İstatistik Enstitüsü verilerine göre yüzde 48,14. Mahkeme ikincisini benimseyince Daire bozdu: "Dairemizin yerleşik içtihatlarıyla AYİM tablosunda yer alan evlenme şansı oranlarının uygulanması kabul edilmektedir." Yeniden hesap için "AYİM tablosu esas alınarak evlenme şansının ve buna göre maddi zararının tespitini teminen yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılması gerekmektedir".
AYİM'in kendi raporu da Daire içtihadına uymadığı için bozuldu
Askeri Yüksek İdare Mahkemesince yaptırılan ek bilirkişi raporu, muhtemel ömürlerin tespitinde PMF tablosunun esas alınması ve "destek paylarının ve evlenme şansı oranının Dairemiz içtihatlarına uygun olarak belirlenmemesi" nedenleriyle hükme esas alınamaz bulundu. Daire ayrıca eşin 24 yaşındaki oranının olay tarihine göre yüzde 30 kabul edilmesini de kusurlu gördü: oran rapor tarihindeki yaşa göre belirlenmeliydi.
Tablo yaşa göre oran verir, her küçük çocuk beş puan düşürür
Kırk iki yaşındaki eş için bilirkişi yüzde 2 indirim uygulamıştı. Daire, "ülkemiz verilerine göre hazırlanan Askeri Yüksek İdare Mahkemesi tablosunda bu yaştaki kişinin yeniden evlenme olasılığının %2 olduğu ve 18 yaşından küçük her çocuk için yüzdelerin 5'er puan indirileceği belirtildiğinden, sağ kalan eş için yeniden evlenme olasılığının kalmadığı, %2 oranında tazminattan indirim uygulanmasının hatalı olduğu görülmektedir" dedi — eşin on sekiz yaşından küçük iki çocuğu vardı.
AYİM tablosuna göre kırk iki yaşında oran yüzde 2, indirim net tazminattan
Rapor tarihinde kırk iki yaşında olan eş için "AYİM evlenme olasılığı tablosuna göre %2 oranında yeniden evlenme olasılığı indirimi (net tazminattan)" yapılmıştı. Daire ayrıca, "zarar hesabına konu dönemde davacının evlenmemiş olması halinde bu dönem için evlenme şansı indirimi yapılmaması gerekmektedir" dedi.
Davalı idare gösterilmeli; kanun hükmünün iptali istenemez
Dava konusunun tereddüde yer bırakmayacak şekilde ortaya konulmadığı ve davalı idarenin gösterilmediği saptanmış; yenilenecek dilekçede idari yargı yetkisi dışındaki kanun hükümlerinin iptalinin istenmemesi gerektiği belirtilmiştir.
İkinci evlilik boşanmayla bitse de destek geri gelmez
Davacı 1996'da yeniden evlenmiş, 2005'te boşanmıştı. Daire, "ikinci evliliğini sonlandırsa dahi olay nedeniyle destekten yoksun kalma tazminatı hesaplanmasının mümkün olmadığı, yeniden evlenme tarihinden itibaren ölen eşin desteğine olan ihtiyacının sona erdiği açıktır" dedi. Aynı kararda on yedi yaşında evlenen kız için de destek, evlenme tarihinde kesildi.
Benzer yöndeki kararlar
Evlenmemiş eşin oranı rapor tarihindeki yaşa göre belirlenir
Daire, bozma sonrası "yeniden yapılacak hesaplamada evlenmemiş olan eşin evlenme ihtimali düzenlenecek rapor tarihindeki yaşı dikkate alınarak belirlenmelidir" dedi.
Bilirkişinin uzmanlık alanı ve oranın rapor tarihine bağlanması
Daire, bilirkişinin görevlendirildiği konunun uzmanlık alanına girmesi gerektiğini belirttikten sonra hesap için ekledi: "Yapılacak hesaplamada, davacı eşin evlenme ihtimali düzenlenecek rapor tarihindeki yaşı dikkate alınarak yeniden belirlenmelidir."
Oran rapor tarihindeki yaşa göre yeniden belirlenir
Daire bozma sonrası yapılacak hesap için şu ölçüyü koydu: "Yapılacak hesaplamada, davacı eşin evlenme ihtimali düzenlenecek rapor tarihindeki yaşı dikkate alınarak yeniden belirlenmelidir."
Oran rapor tarihindeki yaşa göre yeniden belirlenir
Daire bozma sonrası yapılacak hesap için şu ölçüyü koydu: "Yapılacak hesaplamada, davacı eşin evlenme ihtimali düzenlenecek rapor tarihindeki yaşı dikkate alınarak yeniden belirlenmelidir."
Evlenme ihtimali hiç değerlendirilmemiş, eş ise evlenmişti
Bilirkişi raporunda "davacı eşin evlenme ihtimali hiç değerlendirilmeden muhtemel bakiye ömrünün tamamı için destekten yoksun kalma zararı hesaplandığı" görülüyordu; Daire, davacının 1 Şubat 2021'de yeniden evlendiğini tespit ederek bu davacı yönünden maddi tazminat hesabı yapılmaması gerektiğini belirtti.
Sonradan gerçekleşen evlilik, sıfır kabul edilen ihtimali de aşar
Daire, raporda "davacının evlenme ihtimali %0 kabul edilerek hesaplama yapıldığı görülmekte ise de" nüfus kaydından davacının 9 Haziran 2023'te evlendiğini tespit ederek, tazminatın "anılan tarihi aşacak şekilde hesaplama yapılmasında hukuki isabet bulunmamaktadır" dedi.
Evlenmemiş eşin oranı rapor tarihindeki yaşa göre belirlenir
Daire, bozma sonrası "yeniden yapılacak hesaplamada evlenmemiş olan eşin evlenme ihtimali düzenlenecek rapor tarihindeki yaşı dikkate alınarak belirlenmelidir" dedi.
İleri sürülen sıfat belgelendirilmeli
Tıpta uzmanlık öğrencisi olduğu belirtilerek açılan davada, davayı açmakta sahip olunan meşru, şahsi ve güncel menfaatin belgelendirilmesi gerekmiştir.
Kapsam hükmü, idari dava türleriyle birlikte okunur
Daire, kapsam hükmünü idari dava türlerini ve yargı yetkisinin sınırını düzenleyen hükümle birlikte ele alarak uyuşmazlığın çözüleceği usulü belirlemiştir.
Yüzde 12 ihtimal yerine fiilî evlilik tarihi esas alınır
Bilirkişi "davacı eşin %12 evlenme ihtimali olduğu kabul edilerek" bakiye ömrün tamamı için hesap yapmıştı. Daire, nüfus kaydından eşin 20 Nisan 2019'da yeniden evlendiğini görerek zararın o tarihe kadar hesaplanması gerektiğini belirtti; ayrıca çocuğun destek payının da eşin destekten çıktığı tarihe göre yeniden belirlenmesi gerektiğini ekledi.
Yüzde 25 ihtimalle hesap yapılmışken eş çoktan evlenmişti
Rapor eşin yüzde 25 evlenme ihtimali olduğunu kabul edip bakiye ömrün tamamı için hesap yapmıştı; Daire nüfus kaydından davacının 15 Mart 2015'te yeniden evlendiğini tespit ederek "evlenme tarihinden itibaren ölen eşin desteğine olan ihtiyacının sona erdiği açıktır" dedi.
Menfaat ve hukuki sebepler dilekçede açıkça ortaya konulmalı
Daire, davada “sahip olduğu menfaatin ve hukuki sebeplerin açıkça ortaya konulması gerekmektedir” diyerek dilekçeyi reddetmiştir.
Adli yargıdaki takip ile yönetmelik istemi birlikte dava edilemez
İcra takiplerinin iptali adli yargıda, Güvence Hesabı Yönetmeliğinin iptali Danıştayda görüleceğinden istemler ayrılmıştır.
Menfaat bağı kurulmadan açılan davada dilekçe yenilenir
Menfaat bağı ortaya konulmadan açılan davada dilekçenin yenilenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
İndirim davacının rapor tarihindeki yaşına göre yapılır
Daire tek cümleyle bağladı: "Davacı ...'nin rapor tarihindeki yaşı esas alınarak evlenme ihtimali indirimi yapılması gerektiği açıktır."
Özel hukuk tüzel kişisinin işleminde adlî yargı görevlidir
Özel çevre koruma bölgesindeki su sporları irtibat noktasının kiralanmasına ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davada Daire, "şirket statüsünde bir özel hukuk tüzel kişisi olan davalı tarafından tesis edilen işlemin, idari işlem niteliğinde olmadığı, anılan işleme karşı açılan davanın görüm ve çözümünde adlî yargının görevli olduğu" sonucuna varmıştır.
Kural önce konur, sonra fiilî evlilik tarihine uygulanır
Daire önce kuralı kurdu: "Sağ kalan eşin yeniden evlenmesi durumunda, ölen eşin desteğine olan ihtiyacı yeni evlilik ile sona ereceğinden" tazminat o tarihle sınırlıdır. Ardından, raporda "davacının %9 evlenme ihtimali olduğu kabul edilerek" bakiye ömrün tamamı için hesap yapıldığını, oysa davacının 13 Ekim 2019'da yeniden evlendiğini tespit etti.
Fiilî birliktelik de destek ihtiyacını sona erdirir
Davacı, dört çocuğu tanıma senediyle tanımıştı. Daire bunu destek ihtiyacının sona erdiğinin kabulü saydı: "davacının ... ile fiili birlikteliği olduğunun dolayısıyla destek alma ihtiyacının devam etmediğinin kabul edilerek destekten yoksun kaldığı sürenin" bilirkişi raporundaki ilk hesaplama dikkate alınarak belirlenmesi gerekir.
Rapordan önce gerçekleşen evlilik, ihtimal hesabını geçersiz kılar
Raporda "davacının evlenme ihtimalinin %17 kabul edilerek hesaplama yapıldığı görülmekte ise de", Daire nüfus kaydından davacının 6 Temmuz 2019'da — rapor tarihinden önce — evlendiğini tespit ederek tazminatın o tarihe kadar hesaplanması gerektiğine hükmetti.
Medeni durum araştırıldıktan sonra AYİM tablosuna bakılır
Daire, yeniden yapılacak hesapta davacı eşin medeni durumunda değişiklik olup olmadığı araştırıldıktan sonra "AYİM tarafından kullanılan eşin evlenme ihtimali tablosu gözetilerek evlenme şansı oranı ve destek süresinin yeniden belirleneceğinde duraksama bulunmamaktadır" dedi.
Oran, eşin medeni durumu araştırıldıktan sonra belirlenir
Daire, raporu hükme esas alınamaz bulduktan sonra bozma sonrası hesabın ölçüsünü verdi: "davacı eşin medeni durumunda herhangi bir değişiklik olup olmadığına göre evlenme şansı oranı ve destek süresi yeniden belirlenmelidir"
Üç dönemin toplamı üzerinden indirim yapılamaz
Bilirkişi işlemiş, işleyecek ve pasif dönem zararlarını toplayıp toplam üzerinden yüzde 2 indirim uygulamıştı. Daire, "evlenme ihtimalinin sadece işleyecek dönem zararına uygulanması gerekirken işlemiş dönem zararı için de uygulandığı" tespitiyle raporu hükme esas alınamaz buldu.
Oran, eşin medeni durumu araştırıldıktan sonra belirlenir
Daire, raporu hükme esas alınamaz bulduktan sonra bozma sonrası hesabın ölçüsünü verdi: "davacı eşin medeni durumunda herhangi bir değişiklik olup olmadığına göre evlenme şansı oranı ve destek süresi yeniden belirlenmelidir"
Destek süreleri, eş ve çocukların evlenip çalışmadığı araştırılarak belirlenir
Daire, itfaiye erinin asli görevi dışında şoför olarak görevlendirilmesi nedeniyle idarenin hizmet kusurunu saptadıktan sonra destek süreleri için ölçüyü verdi: "Ölenin desteğinden yararlanan eş ve çocukların evlenmesi veya işe girmesi halinde, ölenin desteğine olan ihtiyaçları ortadan kalkmaktadır."
Destek payları ile birlikte indirim de rapor tarihine bağlanır
Daire, müteveffanın kendisine 2, eşine 2, çocuklarına ve anne babasına 1'er pay ayıracağı esasını kurduktan sonra, "evlenme ihtimali indiriminde de rapor tarihindeki yaşı esas alınarak evlenme ihtimali indirimi yapılması gerekmektedir" dedi.
Yaş ve çocuk sayısına göre bulunan oran, fiilî evlilik karşısında geçersiz kalır
Bilirkişi, eşin "yaşı ile çocuk sayısına göre yeniden evlenme ihtimalinin %2 olduğu" değerlendirmesiyle hesap yapmıştı; Daire, UYAP kayıtlarından davacının 3 Kasım 2017'de evlendiğini tespit etti.
Yüzde on beş kabul edilen ihtimal, evlilik tarihiyle geçersiz kalır
Daire, raporda "davacı ...'in evlenme ihtimalinin %15 kabul edilerek hesaplama yapıldığı, ancak ...'in UYAP bilgi sisteminden ulaşılan nüfus kayıt örneğine göre 10/01/2016 tarihinde evlendiği" tespitini yaparak hesabın bu yönüyle düzeltilmesi gerektiğini belirtti.
Yüzde beş kabul edilen ihtimalin yerini fiilî evlilik alır
Daire, raporda "davacılardan müteveffanın eşi ...'in evlenme ihtimalinin %5 kabul edilerek hesaplama yapıldığı görülmekte ise de" nüfus kaydından adı geçenin 2 Ocak 2014'te evlendiğinin anlaşıldığını belirterek zararın yeniden hesaplanması gerektiğine hükmetti.
Oran, eşin medeni durumu araştırıldıktan sonra belirlenir
Daire, raporu hükme esas alınamaz bulduktan sonra bozma sonrası hesabın ölçüsünü verdi: "davacı eşin medeni durumunda herhangi bir değişiklik olup olmadığına göre evlenme şansı oranı ve destek süresi yeniden belirlenmelidir"
Oran, eşin medeni durumu araştırıldıktan sonra belirlenir
Daire, raporu hükme esas alınamaz bulduktan sonra bozma sonrası hesabın ölçüsünü verdi: "davacı eşin medeni durumunda herhangi bir değişiklik olup olmadığına göre evlenme şansı oranı ve destek süresi yeniden belirlenmelidir"
Oran, eşin medeni durumu araştırıldıktan sonra belirlenir
Daire, raporu hükme esas alınamaz bulduktan sonra bozma sonrası hesabın ölçüsünü verdi: "davacı eşin medeni durumunda herhangi bir değişiklik olup olmadığına göre evlenme şansı oranı ve destek süresi yeniden belirlenmelidir"
Oran, eşin medeni durumu araştırıldıktan sonra belirlenir
Daire, raporu hükme esas alınamaz bulduktan sonra bozma sonrası hesabın ölçüsünü verdi: "davacı eşin medeni durumunda herhangi bir değişiklik olup olmadığına göre evlenme şansı oranı ve destek süresi yeniden belirlenmelidir"
Zarar rapor tarihine göre saptanacağından oran da o tarihteki yaşa bağlanır
Daire gerekçeyi ilkeye bağladı: "maddi zararın bilirkişi raporunun düzenlendiği tarih itibarıyla gerçeğe en uygun şekilde tespiti gerektiğinden, medeni durumunda değişiklik olmayan davacı ...'ın evlenme şansının yeniden düzenlenecek rapor tarihindeki yaşı esas alınarak hesaplanması gerektiği de tabiidir."
Oran, eşin medeni durumu araştırıldıktan sonra belirlenir
Daire, raporu hükme esas alınamaz bulduktan sonra bozma sonrası hesabın ölçüsünü verdi: "davacı eşin medeni durumunda herhangi bir değişiklik olup olmadığına göre evlenme şansı oranı ve destek süresi yeniden belirlenmelidir"
Yirmi dört yaşında evlenen çocuk da o tarihte destekten çıkar
Bilirkişi müteveffanın kızı için yirmi beş yaşına kadar hesap yapmıştı. Daire, kızın 12 Nisan 2019'da yirmi dört yaşında evlendiğini UYAP kayıtlarından görerek, "evlilik tarihi itibariyle desten çıktığı gözetildiğinde" zararın o tarihe kadar hesaplanması gerektiğini belirtti.
Oran, eşin medeni durumu araştırıldıktan sonra belirlenir
Daire, raporu hükme esas alınamaz bulduktan sonra bozma sonrası hesabın ölçüsünü verdi: "davacı eşin medeni durumunda herhangi bir değişiklik olup olmadığına göre evlenme şansı oranı ve destek süresi yeniden belirlenmelidir"
Oran, eşin medeni durumu araştırıldıktan sonra belirlenir
Daire, raporu hükme esas alınamaz bulduktan sonra bozma sonrası hesabın ölçüsünü verdi: "davacı eşin medeni durumunda herhangi bir değişiklik olup olmadığına göre evlenme şansı oranı ve destek süresi yeniden belirlenmelidir"
Oran, eşin medeni durumu araştırıldıktan sonra belirlenir
Daire, raporu hükme esas alınamaz bulduktan sonra bozma sonrası hesabın ölçüsünü verdi: "davacı eşin medeni durumunda herhangi bir değişiklik olup olmadığına göre evlenme şansı oranı ve destek süresi yeniden belirlenmelidir"
Yüzde sıfır kabul edilen ihtimal, fiilî evlilikle geçersiz kalır
Daire, raporda "davacının evlenme ihtimalinin %0 kabul edilerek hesaplama yapıldığı görülmekte ise de" nüfus kaydından davacının 1 Eylül 2015'te evlendiğini tespit etti; tazminatın o tarihe kadar hesaplanması gerekirken aşılmasında hukuka uyarlık görülmedi.
Oran, eşin medeni durumu araştırıldıktan sonra belirlenir
Daire, raporu hükme esas alınamaz bulduktan sonra bozma sonrası hesabın ölçüsünü verdi: "davacı eşin medeni durumunda herhangi bir değişiklik olup olmadığına göre evlenme şansı oranı ve destek süresi de yeniden belirlenmelidir"
İndirim net zarardan yapılır, brüt zarardan değil
Daire, raporun dört kusurundan birini şöyle tespit etti: "davacı eşin evlenme olasılığının nihai olarak saptanan net zarar üzerinden hesaplanması gerekirken brüt zarar üzerinden hesaplandığı görülmüştür".
Yüzde 17 indirim, PMF tablosu ve nakdi tazminat mahsubuyla birlikte
Daire, PMF yaşam tablosu esas alınarak yapılan ve "eş yönünden %17 evlenme şansı indirimi uygulanmak suretiyle" davacıların zararını hesaplayan raporu inceledi.
Değişiklik geçmişi
| Tarih | Değişim | Yürürlük | Ne oldu |
|---|---|---|---|
| 6/1/1982 | 2577 sayılı Kanun | 20/1/1982 | Maddenin ilk hâli |
| 10/6/1994 | 4001 sayılı Kanun | 18/6/1994 | Değişik. Birinci fıkra, Hükümet tasarısında yer almayan; Çorum Milletvekili Cemal Şahin’in kanun teklifinden gelen ve Adalet Komisyonunda tasarıyla birleştirilerek kanunun 1 inci maddesi hâline getirilen hükümle değiştirilmiştir. Teklif, iptal davası açma yetkisini “kişisel menfaatleri doğrudan ihlal edilenler” ile sınırlandırmayı öngörmüş; tasarı Genel Kurul gündemindeyken İçtüzüğün 89 uncu maddesi uyarınca komisyona geri alınarak 24 Şubat 1994 tarihli ek raporla çevre, tarihî ve kültürel değerlerin korunması ile imar uygulamaları gibi kamu yararını yakından ilgilendiren hususlar sınırlamanın dışında bırakılmıştır. Hüküm, Anayasa Mahkemesinin 21/9/1995 tarihli ve E. 1995/27, K. 1995/47 sayılı kararıyla iptal edilmiştir. |
| 21/9/1995 | Anayasa Mahkemesi · E. 1995/27, K. 1995/47 | — | İptal. (İptal: Anayasa Mahkemesinin 21/9/1995 tarihli ve E:1995/27, K:1995/47 sayılı kararı ile; Yeniden Düzenleme: 8/6/2000-4577/5 md.) |
| 18/12/1999 | 4492 sayılı Kanun | 21/12/1999 | Değişik. Birinci fıkranın (c) bendi, 1999 tarihli Anayasa değişikliğine (4446 sayılı Kanun) uyum sağlamak üzere, tahkim yolu öngörülen imtiyaz sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıkları dışarıda bırakacak biçimde yeniden yazılmıştır. |
| 8/6/2000 | 4577 sayılı Kanun | 15/6/2000 | İptal. Anayasa Mahkemesinin 4001 sayılı Kanunla getirilen “kişisel hak ihlali” koşulunu iptal etmesi üzerine, birinci fıkranın (a) bendi iptal kararının gerekçesi gözetilerek yeniden düzenlenmiştir. |
| 2/7/2018 | 703 sayılı KHK | 9/7/2018 | 2/7/2018 tarihli ve 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 185 inci maddesiyle bu fıkrada yer alan “kanunlarda” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinde” ibaresi eklenmiştir. |
Tarih sütunu kanunlarda kabul, Anayasa Mahkemesi kararlarında karar tarihidir; yürürlük ise hükmün uygulanmaya başladığı tarihtir. Kanun metnindeki değişiklik şerhleri ile mevzuat.gov.tr metninin sayfa altı dipnotlarından ve yürürlük tarihleri tablosundan derlenmiştir.
- Kanun Numarası
- 2577
- Kabul Tarihi
- 6/1/1982
- Resmî Gazete
- 20/1/1982 · Sayı 17580
- Düstur
- Tertip 5 · Cilt 21 · Sayfa 147
İYUK.com.tr, "İdari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı — İYUK m. 2", erişim tarihi: 10.10.2026.